YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/4921
KARAR NO : 2021/10434
KARAR TARİHİ : 18.10.2021
MAHKEMESİ : Mersin Kadastro Mahkemesi
Taraflar arasında Mersin Kadastro Mahkemesinde görülen dava sonucunda verilen hükme karşı davacı Hazine vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, davacı Hazine vekilince Bölge Adliye Mahkemesi kararının temyiz edilmesi üzerine Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesinin ek kararı ile, davacı Hazine vekilinin temyiz dilekçesinin reddine karar verilmiş olup, bu kez davacı Hazine vekili Antalya Bölge Adliye Mahkemesinin ek kararını temyiz etmiş olmakla; dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı Hazine vekili, kadastro çalışmaları sırasında … İli … İlçesi … Mahallesi çalışma alanında bulunan 105 ada 190 parsel sayılı taşınmazın davalı adına tespit edildiğini, ancak bu yerin taşlık ve çalılık niteliğinde olduğunu ileri sürerek, kadastro tespitinin iptali ve taşınmazın Hazine adına tescili istemiyle dava açmıştır.
Mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kabulüne, … İli … İlçesi … Mahallesi 105 ada 190 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespitinin fen bilirkişinin raporu doğrultusunda iptali ile tarla vasfı ile Hazine adına tespit ve tesciline, taşınmaz üzerindeki seranın davalıya ait olduğunun beyanlar hanesine şerh düşülmesine karar verilmiş, hükmün, davacı Hazine vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı Hazine vekilinin istinaf başvurusunu esastan reddine karar verilmiş, karar davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle, Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesinin ek kararı ile, davacı Hazine vekilinin temyiz dilekçesinin HMK’nin 362/1-a maddesi uyarınca kararın kesin olması nedeniyle reddine karar verilmiş ve iş bu ek karar, davacı Hazine vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, kadastro tespitine itiraza ilişkindir.
1. Anayasa’nın 36. maddesinin 1. fıkrası uyarınca herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Mahkemeye erişim hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde de herkesin kişisel hak ve yükümlülükleriyle ilgili her türlü iddiasını mahkeme önüne getirme hakkı güvence altına alınmıştır. Buna göre, mahkeme kararlarına karşı kanun yolu başvurusunda bulunma hakkı, adil yargılanma hakkı kapsamındadır.
28.07.2020 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 22.07.2020 tarihli ve 7251 sayılı Kanun’un 53.maddesi ile 3402 sayılı Kanun’a eklenen Ek 6. maddesi ile “Kadastro Mahkemesinin veya otuz günlük askı ilan süresinden sonra, kadastro öncesi nedene dayalı olarak açılan davalarda genel mahkemelerin verdiği kararlar ile orman kadastrosuna ilişkin davalarda bu mahkemelerce verilen kararlara karşı, miktar ve değere bakılmaksızın 12.1.2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerine göre istinaf veya temyiz kanun yoluna başvurulabilir.” hükmü getirilmiştir. Hükmün gerekçesinde belirtildiği üzere, bu madde ile söz konusu davaların miktar veya değerine göre istinaf veya temyiz yoluna tabi olup olmadığıyla ilgili uygulamada oluşan tereddütlerin giderilmesi amaçlanmıştır.
Yukarıda açıklandığı üzere Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkeme kararlarına karşı kanun yolu başvurusunda bulunma hakkı, hukuk güvenliği ile hukuki belirlilik ilkesi, 28.07.2020 tarihli ve Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 22.07.2020 tarih 7251 sayılı Kanun’un 53.maddesi ile 3402 sayılı Kanun’a eklenen Ek 6. maddesi karşısında, tereddüte yol açan usul kurallarının hakkaniyete halel getirecek kadar aşırı şekilci olarak uygulanmaması ve adalet duygusunun rencide edilmemesi gerektiği de gözetildiğinde, 8/6/2017 tarihli Bölge Adliye Mahkemesi kararına karşı temyiz yoluna başvurulabileceği kabul edilmelidir.
Her ne kadar davacı Hazine vekilinin temyiz başvurusu Bölge Adliye Mahkemesi ek karar ile reddedilmiş ise de, açıklanan nedenlerle karar kesin nitelikte olmadığından ve temyiz incelemesine tabi olduğundan Bölge Adliye Mahkemesinin ek kararının kaldırılmasına karar verilerek esas yönünden temyiz incelemesi yapılmıştır.
2. Bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur (4721 s.lı TMK 684/1 m). Arazi üzerindeki mülkiyet, kullanılmasında yarar olduğu ölçüde, üstündeki hava ve altındaki arz katmanlarını kapsar. Bu mülkiyet kapsamına, yasal sınırlamalar saklı kalmak üzere yapılar, bitkiler ve kaynaklar da girer (TMK 718 m). 22.12.1995 tarih ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulandığı gibi Eşya Hukukunda, muhdesattan, bir arazi üzerinde yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklinde dikilen ağaçları anlamak gerekir. Muhdesat, sahibine arazi mülkiyetinden ayrı, bağımsız bir mülkiyet veya sınırlı bir ayni hak sağlamaz. Muhdesat sahibinin hakkı, sadece şahsi bir haktır (TMK 722, 724, 729 m.ler). Taşınmaz üzerindeki bina, ağaç gibi bütünleyici parça niteliğindeki muhdesatların taşınmazın arzından ayrı bir mülkiyetinin varlığından söz edilemez. Açıklanan ilke ve esaslara göre, kural olarak muhdesatın arz malikinden başkasına aidiyetinin tespiti istenemez.
Diğer yandan, 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’nun “Beyanlar” başlıklı 1012/2, 3. maddesine göre, taşınmaz mülkiyetine ilişkin kamu hukuku kısıtlamalarının beyanlar sütununa yazılması ve bu sütuna yazılabilecek diğer hususlar tüzükle belirlenir. Özel kanun hükümleri saklıdır. Tapu Sicili Tüzüğü’nün 60. maddesine göre de, kütüğün beyanlar sütununa, mevzuatın yazılmasını öngördüğü hususlar tarih ve yevmiye numarası belirtilerek yazılır. Söz konusu yasal düzenlemelere göre, her beyanın tapu kütüğünün beyanlar sütununda gösterebilmesi mümkün değildir. Bunun için, Türk Medeni Kanunu’nda ya da özel kanunlarda bu konuda bir hükme yer verilmiş olması veya Tapu Sicil Tüzüğü’nde bir düzenleme yapılmış olması gerekir. Mevzuatın yazılmasına izin vermediği bir belirtme kütüğün beyanlar sütununda gösterilemez.
Türk Medeni Kanunu’nda düzenlenen, taşınmazın heyelan bölgesinde kalması (710 m), geçit hakkı (748 m), toprağın iyileştirilmesi (755 m), eklentiler (1012/1 m) ile özel yasalar arasındaki 634 Sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 41.maddesi, 2863 Sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun değişik 7. maddesi, 3194 Sayılı İmar Kanunu’nun 11. maddesi, 3621 Sayılı Kıyı Kanunu’nun 12. maddesi, 6361 sayılı Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu’nun 22. maddesi, 2981 Sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına aykırı yapılara uygulanacak bazı işlemleri düzenleyen yasa uyarınca hak sahibine tahsis beyanları, 1163 Sayılı Kooperatifler Kanunu’nun 15. maddesi, 2924 Sayılı Orman Köylüsünün Desteklenmesine Dair Kanunu’nun 7. maddesi ve 3402 Sayılı Kadastro Kanunu’nun 19/II. maddesi tapunun beyanlar sütununa şerh verilmesine imkan veren yasal düzenlemelerden bir kısmıdır.
Duraksamadan belirtmek gerekir ki; mevcut bir muhdesata sonradan yapılan imalatlar yeni bir muhdesat meydana getirme sayılamayacağı gibi, bu amaçla yapılan giderler de mevcut muhdesata değer kazandıran faydalı ve zorunlu giderlerdendir. Aynı şekilde bütünleyici parça niteliğinde olmayıp her zaman için ana taşınmazdan sökülüp götürülebilen ve taşınmazdan ayrılması mümkün olan eşyalar da teferruat niteliğindedir.
Somut olaya gelince; mahallinde yapılan keşif sonucunda, dosyaya ibraz edilen bilirkişi raporlarına göre, seranın, sökülebilir nitelikte yapı olması nedeniyle muhdesat niteliği yoktur. Bu durumda Mahkemece yanılgıya düşülerek, taşınmazın beyanlar hanesine seranın davalı …’e ait olduğuna dair şerh düşülmesi doğru değildir. Ne var ki, bu hususun düzeltilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden Bölge Adliye Mahkemesinin kararının kaldırılmasına ve HUMK’un 438/7. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir.
SONUÇ: Davacı Hazine vekilinin temyiz talebinin yukarıda 1. bentte açıklanan sebeple yerinde görüldüğünden kabulü ile, Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi ek kararının 6100 sayılı HMK’nin 373/1. maddeleri uyarınca kaldırılmasına, yukarıda 2. bentte açıklanan sebeple, Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi kararının 6100 sayılı HMK’nin 373/1. maddeleri uyarınca kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi hüküm fıkrasının (3) nolu bendi, ”Dava konusu … ili … ilçesi … mahallesi 105 ada 190 parsel sayılı taşınmazın kütüğünün beyanlar hanesine “fen bilirkişi … ’ın 25.10.2016 havale tarihli raporunun ekinde sunulmuş olduğu krokide pembe kalemle çizgili bir adet seranın davalı … TC kimlik numaralı …’e’ aittir şeklinde şerh düşülmesine” ibarelerinin hüküm fıkrasından çıkarılmasına, hükmün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollaması ile 1086 sayılı HUMK’un 438/7. fıkrası gereğince düzeltilmiş bu şekli ile ONANMASINA, dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine 18.10.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.