Yargıtay Kararı 8. Hukuk Dairesi 2021/9939 E. 2021/10952 K. 04.11.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 8. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/9939
KARAR NO : 2021/10952
KARAR TARİHİ : 04.11.2021

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu İptali Ve Tescil

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonunda Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş olup, hükmün davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; dosya incelendi, gereği düşünüldü:

K A R A R

Kadastro sonucunda, Tunceli/Merkez … Mahallesi çalışma alanında bulunan … ada … parsel sayılı … m2 yüzölçümündeki taşınmaz, tapu kaydına ve harici taksime dayalı olarak, davacıların murisi … adına 1985 yılında tespit ve tescil edildikten onra, 1993 yılında 2981 sayılı Kanun’un 10/b maddesine dayalı olarak yapılan kadastro sonucunda aynı taşınmaz … ada … parsel numarasıyla ve … m2 yüzölçümlü olarak yine … adına tespit ve tescil edilmiştir.
Davacı … ve arkadaşları, 02.09.2001 tarihli dilekçe ile, murisleri adına tesis kadastrosu ile 688,00 m2 yüzölçümlü olarak tescil edilen taşınmazın 1993 yılında ikinci kez yapılan kadastro sırasında … m2’ye düşürüldüğünü, eksikliğin davalı … ve diğerleri adına ayrı ayrı tapuda kayıtlı bulunan … ada … ve … parsel sayılı taşınmazlar içinde bırakıldığını öne sürerek, bu kısımlara ait tapuların iptali ile adlarına tescili istemiyle açtıkları dava sonucunda; davanın kabulüne, … ada … parsel numarası altında yapılan ikinci kadastronun iptaline karar verilmiş, hükmün, bir kısım davalılar tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 11.05.2011 tarihli ve 2011/4319 Esas, 2011/5652 Karar sayılı ilamıyla; “1985 tarihinde 766 Sayılı Yasa hükümleri gereğince yapılan kadastro tespiti sırasında 34 nolu taşınmazın 688 m² olarak davacıların miras bırakanı adına tespit edilerek çap kaydının kesinleştiği, 1992 tarihinde 2981/3290 Sayılı Yasa’nın 10/b maddesi hükmü uyarınca yapılan uygulama ile yeni geometrik durum ve yeni mülkiyet durumu oluştuğu, 766 Sayılı Tapulama Yasası’nın 46 ve daha sonra yürürlüğe giren 3402 Sayılı Kadastro Yasası’nın 22.maddelerinde, evvelce kadastrosu yapılan yerlerin ikinci kez kadastrosunun yapılamayacağının, yapılmış ise ikinci kadastronun bütün sonuçları ile hükümsüz sayılacağının öngörüldüğü, 3402 Sayılı Yasa’nın 22. maddesini değiştiren 5304 Sayılı Yasa’nın 6. maddesi ile aynı hükümler yenilenmiş olup, bu konuda bir değişikliğe yer verilmediği, ancak, 09.10.1987 tarihinde yürürlüğe giren 3402 Sayılı Yasa’nın yine 22. maddesi hükmü uyarınca, 2981 Sayılı Kanun’un 10/b maddesi ile yapılan uygulamanın ikinci kadastro sayılamayacağının da öngörüldüğü, bu durumda, somut olayda ikinci kadastrodan söz edilemeyeceği açıklanarak, işin esasına girilerek toplanan ve toplanacak taraf delilleri dikkate alınmak suretiyle hasıl olacak sonuca göre hüküm kurulması” gereğine değinilerek bozulmasına karar verilmiştir.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Mahkemece, davacıların Haziran 1969 tarihli tapu kaydına dayandıkları, bunun da 1992 tarihli kadastrodan önceki hukuki neden oluşturması bakımından hak düşürücü sürenin geçtiği belirtilerek, davanın reddine karar verilmiş ise de varılan sonuç dosya kapsamına uygun bulunmamaktadır. Öncelikle belirtmek gerekir ki; davacıların dayandığı murisleri … adına olan Ocak 1972 tarihli ve 6 nolu tapu kaydı, 900/12445 paylı olarak 1985 yılında yapılan tesis kadastrosu sırasında tespite esas alınmış ve 688,00 m2 yüzölçümüyle … ada … parsele revizyon görmüştür. Davacılar, tesis kadastrosu ile yapılan tespitin doğru olduğunu, 1992 yılında … sayılı Kanun’un 10/b maddesi uyarınca yapılan kadastro sonucunda 303,00 m2 olarak tespit edildiğini, geri kalan … m2 eksikliğin komşu parsellerde bırakıldığını öne sürerek eldeki davayı açmışlardır. Diğer bir anlatımla davacıların 1985 tarihli tesis kadastrosuna itirazları bulunmayıp aksine 1992 yılında yapılan kadastro tespitine karşı tapu iptali ve tescili istemiyle dava açtıkları anlaşılmaktadır.
Diğer yandan; 2981 sayılı Kanun’un 10/b maddesi uyarınca yapılan kadastronun askı ilanı sonucunda 01.04.1993 tarihinde kesinleştiği, eldeki davanın da on yıllık hak düşürücü süre içinde 02.09.2001 tarihinde açıldığı anlaşılmaktadır.
Hal böyle olunca; Mahkemece, hükmüne uyulan Yargıtay 1.Hukuk Dairesinin bozma ilamı gereğince, işin esasına girilerek, toplanmış ve bundan sonra toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek hasıl olacak sonuca göre işin bir hüküm kurulması gerekirken, davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine dair hüküm kurulması doğru bulunmamıştır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacılar vekilinin temyiz itirazları yerinde olduğundan kabulü ile Yerel Mahkeme hükmünün 6100 sayılı HMK’nin Geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK’un 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, taraflarca HUMK’un 440/I maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 15 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 04.11.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.