YARGITAY KARARI
DAİRE : 9. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2015/17508
KARAR NO : 2017/21049
KARAR TARİHİ : 12.12.2017
MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ
DAVA : Davacı, kıdem tazminatı ile fazla mesai ücreti alacağının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hüküm süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, müvekkilinin 25.07.2006-10.09.2012 tarihleri arası davalı işyerinde atölye bölümünde bant şefi olarak çalıştığını, Şubat, Mart, Nisan, Mayıs aylarında; Pazartesi, Salı, Perşembe günleri saat 08.30’dan 22.00’ye kadar; Çarşamba, Cuma günleri saat 08.30’dan 19.00’a kadar, ayda 3 hafta Cumartesi günleri saat 08.30’dan 17.00’ye kadar; ayda 2 hafta Pazar günleri saat 08.30’dan 17.00’ye kadar kalan aylarda ; Pazartesi-Cuma günleri saat 08.30’dan 19.00’a kadar çalıştığını, uzun yıllardır ağır şartlar altında çalışmasına rağmen Yargıtay Kararları ve İş Kanunu’nda ‘eşit işlem ilkesine’ aykırı olarak iş performansının dikkate alınmadığını, hak etmiş olduğu zammın yapılmadığını, ücret bordrolarında ücretinin düşük gösterildiğini, sigorta primlerinin eksik yatırıldığını, fazla mesai ücretlerinin ödenmediğini, net maaşının 1.400,00 TL olduğunu, yemek ve servis yardımı bulunduğunu, 25.07.2006 tarihinde işe başladığı halde sigorta başlangıcının 2 ay sonra yapıldığını, bu nedenlerle ve ayrıca gerek ödenmeyen fazla mesai alacakları gerekse sigorta primlerinin düşük ücretten yatırılması nedeniyle, iş akdini 10.09.2012 tarihinde haklı olarak feshettiğini iddia ederek kıdem tazminatı ve fazla çalışma ücreti alacaklarının tahsilini talep etmiştir.
B) Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili, davacının 25.07.2006 tarihinden itibaren çalışmadığını, 06.01.2007-16.02.2007 tarihleri arası ve 02.03.2007 tarihinden itibaren müvekkili Şirkette çalıştığını, 10.09.2012 tarihinde iş akdinin davacı tarafından feshedildiğini, 06.01.2007-16.02.2007 tarihleri arasındaki çalışmasının kendi isteği ile sona erdiğini ve bu döneme ilişkin alacağının bulunmadığını, üretim kısmında çalışan bir eleman olduğunu, iddia edildiği gibi şef yada başka bir unvanla çalışmadığını, müvekkili işyerinde hafta içi 08.30-17.00 saatleri arasında çalışıldığını, bir saat öğlen dinlemesi ile günde 2 kez 15 dakika çay/sigara molası verildiğini, çalışma günlerinin hafta içi olduğunu, fazla mesai olmadığını, ancak yılın bir yada iki ayında fazla mesaisi olduğunu, yapılan fazla mesai çalışmaların karşılığın da çalışılan saate göre ödendiğini, yerleşik Yargıtay Kararlarına göre imzalı ücret bordrosunda fazla çalışma sütunu açılmış ve yapılan ödeme gösterilmiş ise, fazla çalışma yapıldığının eşdeğer bir belge ile ispat edilmesi gerektiğini, işçi tarafından ihtirazı kayıt konulmaksızın imzalanan bordroda belirtilen miktarın üzerinde fazla çalışma yapıldığının tanıkla ispatının mümkün olmadığını, bordroları ihtirazi kayıt koymaksızın imzaladığı, kesin delil niteliğini taşıyan ücret bordrosunda belirtilen miktarın üzerinde fazla çalışma yaptığını yazılı delille ispatlayamadığını, davacının Beyoğlu 31.Noterliği 10.09.2012 tarih, 31631 yevmiye numaralı ihtarnamesi iş akdini feshettiğini, fesihten sonra işyerine gelen davacının tekstil konusunda kendi iş yerini açacağını belirtmesi nedeni ile işi bıraktığını bildirdiğini, ihbar öneli vermeksizin iş akdini feshetmek isteyen davacının haksız olarak kıdem tazminatı talebinde bulunduğunu, davacının fazla mesai ücretlerini almadığı, maaş artışının yapılmadığı hususlarının gerçek olmadığını savunarak davanın reddini talep etmiştir.
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkeme, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanarak davanın kabulüne karar vermiştir.
D) Temyiz:
Kararı davalı temyiz etmiştir.
E) Gerekçe:
Anayasa’nın 138 ve 141. maddeleri uyarınca Hakimler, Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler ve bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır. Bu gerekçede hukuki esaslara ve kurallara dayanmalı, nedenleri açıklanmalıdır.
Diğer taraftan 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 Sayılı HMK.’un 27. maddesinde hukuki dinlenilme hakkı kurala bağlanmıştır. Hukukî dinlenilme hakkı, Anayasanın 36 ncı maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6 ncı maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsurudur. Hukuki Dinlenilme Hakkı” gereğince davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hakkın yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içermektedir. Mahkemeler, kararlarını somut ve açık bir şekilde gerekçelendirmek zorundadırlar. Eksik, şeklî ve görünüşte gerekçe yazılması adil yargılanma hakkının (hukukî dinlenilme hakkının), ihlâlidir.
HMK.’un 297. maddesinde de, verilecek hükümde tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin yer alması gerektiği açıkça vurgulanmıştır. Kararın gerekçesinde maddi olay saptanmalı, hukuki niteliği ve uygulanacak hukuki kurallar belirlenmeli, bu konuda gerekli inceleme ve delillerden söz edilmeli, hukuk kuralları somut olaya uygulanmalı ve sonunda hüküm kurulmalıdır. Maddi olgularla hüküm fıkrası arasındaki hukuki bağlantı da ancak bu şekilde kurulabilecek, ayrıca yasal unsurları taşıyan bu gerekçe sayesinde, kararların doğruluğunun denetlenebilmesi mümkün olacaktır.
Somut uyuşmazlıkta; davacı iş sözleşmesini fazla çalışma karşılığının ödenmemesi ve sigorta primlerinin gerçek ücret üzerinden yatırılmaması sebebiyle haklı olarak feshettiğini iddia etmiş, davalı işveren ise davacının kendi işyerini açacağı için iş akdini feshettiğini savunmuştur.
Mahkeme gerekçesinde ise, davacının hizmet süresi, ücreti ve fazla çalışma alacağına ilişkin bilirkişi raporundaki tespitlere yer verilmiş, kıdem tazminatının kabulüne ilişkin bir değerlendirilme yapılmamıştır. Bu yönüyle kararın denetimi mümkün değildir.
Sonuç olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’ nın 141 ve HMK. nun 297. maddesinin amaçladığı anlamda gerekçe taşımayan kararın bozulması gerekmiştir.
Ayrıca, davacı kısmi alacak davası açmış olup, daha sonra ıslah ile bu miktarları artırmıştır. Islah dilekçesi 10.09.2014 tarihinde davalıya elden tebliğ edilmesini müteakiben davalı 23.09.2014 tarihli bilirkişi raporuna itiraz dilekçesiyle ıslaha karşı zamanaşımı defini de ileri sürmüştür. Mahkemece ıslaha karşı zamanaşımı defi hakkında olumlu yada olumsuz bir değerlendirme yapılmaması da isabetsizdir.
F) Sonuç:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, bozma sebebine göre sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 12.12.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.