YARGITAY KARARI
DAİRE : 9. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/15883
KARAR NO : 2016/17663
KARAR TARİHİ : 11.10.2016
MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ
DAVA : Davacı, davalı şirketler adına takip edilen dava ve icra dosyalarındaki karşı yan vekalet ücretlerinin tahsiline karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkemece, görevsizlik kararı verilmiştir.
Hüküm süresi içinde taraflar avukatlarınca temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili; davacının 12/07/2010 tarihinden iş akdinin feshedildiği 31/08/2015 tarihine kadar …Şirketi yanında belirsiz süreli hizmet akdine dayanarak aylık ücretli avukat olarak çalıştığını, görev tanımı gereği grup bünyesindeki tüm davalı şirketlere hukuki hizmet vermekle yükümlü tutulan davacı her ne kadar ….Şirketi bordrosunda gösterilmekte ve maaşı da bu şirket üzerinden ödenmekte ise de grup firmaları adına takip ettiği her türlü dava ve icra dosyasından karşı yan vekalet ücretlerinin tamamının müvekkile ait olduğunun kararlaştırıldığını ancak alacaklarının ödenmediğini ileri sürerek, davalı şirketler adına takip edilen dava ve icra dosyalarındaki karşı yan vekalet ücretlerinin tahsilini talep etmiştir.
B) Davalıların Cevabının Özeti:
Davalılar vekili; davanın iş akdinden ya da iş kanunundan kaynaklanan bir alacak ya da hakka ilişkin olmayıp, görevli mahkemenin iş mahkemeleri değil; genel mahkeme olan asliye hukuk mahkemesi olduğunu, davacının kendisinin haksız olarak azledildiği iddiası ile iş bu davayı ikame ettiğini, davacının müvekkil şirketlerdeki hukuk müşavirliğini iş sözleşmesi kapsamında ifa etse de, iş bu dava konusunun iş ilişkisinden kaynaklanan hak yahut alacaklarla hiçbir ilgisi bulunmadığını, davacının müvekkilleri ile arasındaki vekaletnameye bağlı olarak hak talep ettiğini, davacının iş akdi ile çalışan bir avukat olduğunu, dolayısı ile vekalet ücretine hak kazanmasının ancak bir anlaşmanın varlığı halinde mümkün olduğunu, belirli bir ücret karşılığında çalışan avukatın dosyalardaki vekalet ücretlerine doğrudan hak kazanmasının mümkün olmadığını, kazanılmış dava veya tahsil edilmiş icra takiplerinde karşı yan icra ve dava vekalet ücretlerinin tamamının davacıya ait olduğuna ilişkin taraflar arasında hiçbir anlaşma olmayıp davacının dosyaya buna ilişkin bir delil de sunmadığını, ayrı ayrı her dosyaya ilişkin onay aldığına dair belgeleri ibraz etmediği sürece davacı iddialarının soyut ve mesnetsiz iddialar olmaktan öteye gitmeyeceğini savunarak, görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olması nedeniyle mahkemenin görevsizliğine ve usul ve esas bakımından davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece davacının talep ettiği karşı yan vekalet ücretlerinin (şifahi) iş akdindeki ücrete dahil olduğuna dair bir delil sunulmadığı ve talep konusu uyuşmazlığın vekil – müvekkil ilişkisinden kaynaklanan genel bir uyuşmazlık olup iş hukukundan veya iş akdinden kaynaklanan bir uyuşmazlık söz konusu olmadığı gerekçesiyle mahkemenin görevsizliğine hükmedilmiştir.
D) Temyiz:
Kararı taraflar vekilleri temyiz etmiştir.
E) Gerekçe:
Uyuşmazlık taraflar arasındaki ilişkinin 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği ve bu bağlamda iş mahkemesinin görevi noktasında toplanmaktadır.
4857 sayılı İş Kanununun 8 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca “İş sözleşmesi, bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi, diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşmedir. Ücret, iş görme (emek) ve bağımlılık iş sözleşmesinin belirleyici unsurlarıdır.
İş sözleşmesini eser ve vekâlet sözleşmelerinden ayırt eden en önemli kıstas bağımlılık unsurudur. Her üç sözleşmede iş görme edimini yerine getirenin iş görülen kişiye (işveren-eser sahibi veya temsil edilen) karşı ekonomik bağlılığı vardır. Ancak, iş sözleşmesinde işçi, belirli veya belirsiz süreli olarak işveren için çalışır. Vekâlette ise vekilin belli bir zamana bağlı olarak çalışması söz konusu değildir. Vekil kural olarak uzmanlığı bakımından iş sahibinin talimatları ile bağlı değildir. İş sözleşmesinin varlığı, ücretin ödenmesini gerektirir. Oysa vekâlet için ücret zorunlu bir unsur değildir. Vekâlet sözleşmesine ilişkin hükümlerde, iş sözleşmesinin aksine sosyal nitelikte edimlere ve koruma yükümlülüklerine rastlanmaz. Bağımsız olarak iş gören, bu nedenle faaliyetini sürdüreceği zamanı belirlemede kısmen de olsa serbestliğe sahip olan, bütün zamanını tek bir müvekkile hasretmek zorunda olmayan vekil, farklı kişilerle ayrı vekâlet sözleşmeleri yapabilmekte ve bu şekilde ekonomik olarak tek bir işverene bağlı olmaktan kurtulmaktadır.
İş sözleşmesini belirleyen başka bir kriter hukukî-kişisel bağımlılıktır. Gerçek anlamda hukukî bağımlılık, işçinin işin yürütümüne ve işyerindeki davranışlarına ilişkin talimatlara uyma yükümlülüğünü üstlenmesi ile doğar. İşçi, edimini işverenin karar ve talimatları çerçevesinde yerine getirmek durumundadır. İşçinin bu anlamda işverene karşı kişisel bağımlılığı da bulunmaktadır.
İş sözleşmesinde bağımlılık unsurunun içeriğini; işverenin talimatlarına göre hareket etmek ve iş sürecinin ve sonuçlarının işveren tarafından denetlenmesi oluşturmaktadır. İşin işverene ait işyerinde görülmesi, malzemenin işveren tarafından sağlanması, iş görenin işin görülme tarzı bakımından iş sahibinden talimat alması, işin iş sahibi veya bir yardımcısı tarafından kontrol edilmesi, bir sermaye koymadan ve kendine ait bir organizasyonu olmadan faaliyet göstermesi, ücretin ödenme şekli kişisel bağımlılığın tespitinde dikkate alınacak yardımcı olgulardır. Sayılan bu belirtilerin hiçbiri tek başına kesin bir ölçü teşkil etmez. İşçinin, işverenin belirlediği koşullarda çalışırken, kendi yaratıcı gücünü kullanması, işverenin isteği doğrultusunda işin yapılması için serbest hareket etmesi, bu bağımlılık ilişkisini ortadan kaldırmaz. Çalışanın işyerinde kullanılan üretim araçlarına sahip olup olmaması, kâr ve zarara katılıp katılmaması, karar verme özgürlüğüne sahip olup olmaması bağımlılık unsuru açısından önemlidir.
Yukarda sayılan ölçütler dışında, bağımsız çalışan kişiyle işçiyi birbirinden ayıran önemli diğer bir kriter, işin yönetim ve denetiminin kime ait olduğudur. İşçi, işverenin yönetim ve denetim sorumluluğu altında bulunan bir organizasyon içinde yer alır. Çalışma saatleri ve işin yapılacağı yer işverence belirlenir. İş araçları ve dokümantasyonu genelde işverence sağlanır. Bu konudaki alt bir kriter ise çalışanın kendisi, başkası ya da bir hizmet organizasyonu kapsamında iş yapması olgusudur. İşçinin işveren tarafından önceden belirlenen amaca uyma yükümlülüğü var iken, bağımsız çalışan açısından böyle bir zorunluluk bulunmamaktadır. İşçinin önceden iş koşullarını ve işin yapılması sırasında kullanılacak araçları seçme yetkisi ya da işin yapılacağı yer ve zamanı belirleme serbestisi yoktur. Çalışan kişi işin yürütümünü kendi organize etse dahi, üzerinde iş sahibinin belirli ölçüde kontrol ve denetimi söz konusuysa, iş sahibine bilgi ve hesap verme yükümlülüğü varsa, doğrudan iş sahibinin otoritesi altında olmasa da bağımlı çalışan olduğu kabul edilebilir. Çalışanın işini kaybetme riski olmaksızın verilen görevi reddetme hakkına sahip olması (ki bu iş görme borcunun bir ifadesidir) durumunda, çalışan kişinin “bağımsız çalışan” olduğu kabul edilmelidir. Vekilin dilediği zaman sözleşmeyi sona erdirme hakkı, işverene karşı mutlak olmamakla birlikte bir ölçüde bağımsızlığını ortaya koymaktadır. Oysa işçi, işin gerçekleştirilmesi yönünden amaca uygun olmadığını düşündüğü bir talimatı, işverenin ısrarı karşısında yerine getirmek zorundadır.
Çalışanın münhasıran aynı iş sahibi için çalışması da, tek başına yeterli olmasa da aralarında bağımlılık ilişkisi bulunduğuna kanıt oluşturabilir.
Kural olarak işçi sayılan kişinin kendi işçileri ve müşterileri bulunmaz. Bu kapsamda dikkate alınabilecek bir ölçüt de, münhasıran bir iş sahibi için çalışan kişinin, ücreti kendisi tarafından ödenen yardımcı eleman çalıştırıp çalıştırmadığı, işin görülmesinde ondan yararlanıp yararlanmadığıdır. Bu durumun varlığı çalışma ilişkisinin bağımsız olduğunu gösterir.
Avukat ile yapılan sözleşmede takip edilen dava ve icra dosyaları sebebiyle aylık sabit ücret ödeneceğinin öngörülmesi, taraflar arasındaki ilişkiye iş ilişkisi niteliğini tek başına kazandırmaz (Yargıtay 9.HD. 13.7.2009 gün, 2008/ 876E, 2009/20602 K.).
5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 1 inci maddesinde iş mahkemelerinin görevi, “İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle işveren veya işveren vekilleri arasında iş akdinden veya iş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesi” olarak belirlenmiş olmakla, işçi sıfatını taşımayan kişinin talepleriyle ilgili davanın, iş mahkemesi yerine genel görevli mahkemelerde görülmesi gerekir.
Somut uyuşmazlıkta, davacı iddiası, davalıların savunması ve dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, taraflar arasında, iş akdinin unsurları olan iş görme, ücret ve bağımlılık unsurlarının bulunduğu ve taraflar arasındaki ilişkinin iş ilişkisi olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle mahkemece işin esasına girilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken görevsizlik kararı verilmesi hatalıdır.
F) Sonuç:
Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebepten BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgilisine iadesine, 11/10/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.