YARGITAY KARARI
DAİRE : 9. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/20365
KARAR NO : 2017/13254
KARAR TARİHİ : 13.09.2017
MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ
DAVA : Davacı, feshin geçersizliğine, işe iadesine ve yasal sonuçlarına hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir.Yerel mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir. Hüküm süresi içinde davalılar avukatları tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, davacının, 17/05/2003 tarihinden itibaren davalı kurumda araştırma memuru olarak çalıştığını, iş akdinin, B. Ö. isimli kadın ile gayri resmi ilişkisi olduğu, kurum bilgisayarından şahsın facebook adresine girip döküman topladığı ve İstanbul … … Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde valinin adını gerçek dışı kullandığı gerekçeleriyle …’nın 30/12/2015 tarih ve 20 nolu kararı ile feshedildiğini, B. Ö isimli şahsın, davacıyla ilişkisinin olmadığına dair valilik makamına dilekçe verdiğini, davacının, B. Ö. nin facebook hesabından rızası dahilinde, kendisine atılan suçlamaları bertaraf edebilmek için önemli gördüğü bilgileri indirdiğini, psikolojik rahatsızlığı nedeniyle … Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ne yatırılan B. Ö nin ailesine yardımcı olmak için hastaneyi arayarak Sosyal Yardımlaşma Vakfı’nda çalıştığını belirterek, ailenin hastaneden kızları hakkında bilgi almasına yardımcı olduğunu, valinin adını kullanmadığını iddia ederek davacının iş aktinin feshinin geçersizliğinin tespiti ile İş Kanunu’nun 21.maddesine göre davalının davacıyı işe başlatmaması halinde davalıdan davacının 8 aylık ücreti tutarında tazminat ödenmesine ve boşta geçen süre için davacıya 4 aylık ücreti ile diğer haklarının ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
B) Davalı Cevabının Özeti:
Davalı T.C. İçişleri Bakanlığı vekili; davacı ile Sosyal Yardımlaşma Vakfı arasında işçi-işveren ilişkisi bulunduğunu, davanın doğrudan vakıf tüzel kişiliğine yöneltilmesi gerektiğini, davalı T.C. İçişleri Bakanlığı’nın taraf sıfatının olmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı … ili Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı vekili ; davacının, iş akdinin 4857 Sayılı Yasa’nın 25. maddesi gereğince feshedildiğini, davacının, ihtiyaç sahipleri ile ilgili inceleme yapıp, durumlarıyla ilgili raporlar hazırladığını, bu bağlamda vatandaşlarla muhatap olan davacının ihtiyaç sahiplerine karşı ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırı davranışlarda bulunmaması, duygusal bağ kurmaması gerektiğini, kamu yararına çalışan vakıf adına daha hassas davranmasının gerektiğini, şikayetçi B. Ö. nin 28/08/2015, annesi H. Ö. nün 30/09/2015 tarihinde kuruma şikayet dilekçeleri vermeleri üzerine soruşturma başlatıldığını, yapılan soruşturma sonucunda davacının, şikayetçiyle duygusal ilişkide bulunduğunun, aralarında alacak verecek meselesi olduğunun, davacının, kurum bilgisayarını amacı dışında kullandığının, valilik makamının nüfusunu kullanarak görevini kötüye kullandığının tespit edildiğini, vatandaşların güven kapısı olarak gördükleri davalı vakıfta, herhangi bir bireyin özel hayatının istismar edilemeyeceğini, bu durumun vicdanen rahatsız edici olduğunu, yapılan feshin haklı olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, feshe esas alınan bir kısım olayların, 2009 yılında gerçekleşmesi, özel hayata ilişkin olması, davacının şikayetçi B. Ö. nün rahatsızlığı sırasında tedavisi için Valilik Makamı’nın ismini kullanarak yardımcı olunmasını istemesi, vakıf tarafından kendisine verilen bilgisayar ve yazıcıdan özel evraklarını çıkartması disiplin soruşturmasına esas alınacak eylemler olup, bundan dolayı iş akdinin feshedilmesi fesihte ölçülülük ve feshin son çare olma ilkesine aykırı olup, yapılan feshin geçerli de olmadığı gerekçesiyle feshin geçersizliğine, davacının işe iadesine, işe başlatmama tazminatının davacının 5 aylık ücreti tutarında belirlenmesine karar verilmiştir.
D) Temyiz:
Karar davalılar vekilleri tarafından ayrı ayrı temyiz edilmiştir.
E) Gerekçe:
Taraflar arasında fesih tarihi itibariyle işverence otuz veya daha fazla işçi çalıştırılıp çalıştırılmadığı ve dolayısıyla davacının işgüvencesi kapsamında kalıp kalmadığı uyuşmazlık konusu olup, normatif dayanak 4857 sayılı İş Kanunu’nun 18.maddesidir.
4857 sayılı İş Kanunu’nun 18.maddesinin birinci fıkrasına göre iş güvencesi hükümlerinden yararlanmak için otuz veya daha fazla işçi çalıştıran işyerinde çalışmak gerekir. İşçi sayısına ilişkin bu hüküm nispi emredici olduğundan, daha az işçi sayısını öngören sözleşme hükümleri geçerli kabul edilmektedir.
4857 sayılı İş Kanunu’nun 2/2 maddesine göre, İşverenin işyerinde ürettiği mal veya hizmet ile nitelik yönünden bağlılığı bulunan ve aynı yönetim altında örgütlenen yerler (işyerine bağlı yerler) ile dinlenme, çocuk emzirme, yemek, uyku, yıkanma, muayene ve bakım, beden ve mesleki eğitim ve avlu gibi diğer eklentiler ve araçlar da işyerinden sayılır. İşyeri, işyerine bağlı yerler, eklentiler ve araçlar ile oluşturulan iş organizasyonu kapsamında bir bütündür. 4857 sayılı İş Kanunu’nun dördüncü fıkrasına göre ise işverenin aynı işkolunda birden fazla işyerinin bulunması halinde, işyerinde çalışan sayısı bu işyerlerinde çalışan toplam işçi sayısına göre belirlenir.
Otuz işçi sayısının belirlenmesinde fesih bildiriminin işçiye ulaştığı tarih itibariyle belirli-belirsiz süreli, tam-kısmi süreli, daimi-mevsimlik sözleşmelerle çalışan tüm işçiler dikkate alınır.
Davalı işyerinde fesih tarihinde çalışan işçi sayısının belirlenmesinde, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün tüm çalışanlarının hesaba katılıp katılamayacağına yönelik 2016/3 esas sayılı içtihatların birleştirilmesi talebi üzerine İçtihatları Birleştirme Hukuk Genel Kurulunca 09.06.2017 tarihinde yapılan toplantıda ” Sosyal Yardımlaşma Ve Dayanışma Vakıfları’nın her birinin ayrı işyeri oldukları, her vakıf için işyeri düzeyinde toplu iş sözleşmesi yetkisi verileceği ve iş güvencesi bakımından otuz işçi sayısının her vakıf işyeri için aranması gerektiği ” yönünde karar verilmiştir.
Yargıtay Kanunu’ nun 45/5. maddesi “İçtihadı birleştirme kararlarının benzer hukuki konularda Yargıtay Genel Kurullarını, Dairelerini ve Adliye Mahkemelerini bağlayacağı” hükmünü içermektedir.
Yargıtay Kanunu’ nun 45/5. maddesi de dikkate alınarak, Yargıtay İçtihatları Birleştirme Genel Kurulu’nun “Sosyal Yardımlaşma Ve Dayanışma Vakıfları’nın her birinin ayrı işyeri oldukları ve iş güvencesi bakımından otuz işçi sayısının her bir vakıf işyeri için ayrı ayrı aranması gerektiği” şeklindeki kararı Dairemizi de bağladığından dava şartlarının bu karara uygun şekilde değerlendirilmesi gerekmiştir.
Sosyal Güvenlik Kurumu’ndan gelen yazı cevaplarına göre davacının Sakarya Sosyal Dayanışma Vakfı’ nın işçisi olup, davalı Vakıf iş yerinde fesih tarihinde davacı ile birlikte altı işçi çalıştığı, vakıf olarak çalışan davalı işyerindeki işçi sayısının belirlenmesinde Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün tüm çalışanlarının hesaba katılamayacağı, dolayısıyla 4857 sayılı İş Kanunu’nun 18.maddesinin birinci fıkrasına göre iş güvencesi hükümlerinden yararlanmak için ”otuz veya daha fazla işçi çalıştıran işyeri” koşulunun somut olayda bulunmadığı ve davacının işe iade davası açamayacağı anlaşılmaktadır.
Davalılar T.C. … ve T.C. İçişleri Bakanlığı’ nın hukuki durumlarına gelince;
Davacının davalı Bakanlık ve Valilikten ayrı bir tüzel kişiliği olan Sakarya Sosyal Dayanışma Vakfı’ nın işçisi olup, davalı Vakıf ile davalılar T.C. … ve T.C. İçişleri Bakanlığı arasında sorumluluklarına yol açacak bir hukuki ilişki bulunmadığından davalılar T.C. … ve T.C. İçişleri Bakanlığı aleyhine açılan davanın husumet yokluğu nedeni ile reddine karar verilmesi gerekirken, karar gerekçesinde bu davalıların husumet itirazının tartışılmaması hatalı olup, 4857 sayılı Kanun’un 20. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, hükmün bozulmak suretiyle ortadan kaldırılması ve aşağıdaki gibi karar verilmesi gerekmiştir.
Kabule göre de, davada birden fazla davalı olduğu halde davacının hangi davalı nezdinde işe iade edildiğinin ve mali haklardan hangi davalının sorumlu olduğu açıklanmadan “…davalıdan..” denilerek hüküm kurulmasının infazda tereddüde yol açacağının düşünülmemesi de hatalıdır.
HÜKÜM: Yukarıda açıklanan gerekçe ile;
1-Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA,
2- Davalılar T.C. … ve T.C. İçişleri Bakanlığı aleyhine açılan davanın husumet yokluğu nedeni ile REDDİNE,
Davalılar T.C. … ve T.C. İçişleri Bakanlığı vekil ile temsil edildiğinden karar tarihindeki AAÜT. si uyarınca belirlenen 1.980,00 TL. maktu vekalet ücretinin davacıdan tahsili ile davalılar T.C. … ve T.C. İçişleri Bakanlığı’ na verilmesine,
3- Davacının davalı … Sosyal Dayanışma Vakfı aleyhine açtığı davanın 30 işçi şartı gerçekleşmediğinden REDDİNE,
4-Karar tarihi itibariyle alınması gerekli olan 31,40 TL. karar ve ilam harcından, peşin alınan 29,20 TL. harcın mahsubu ile bakiye 2,20 TL. karar ve ilam harcının davacıdan tahsili ile Hazineye irad kaydına,
5-Davacının yaptığı yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, davalı Vakfın yaptığı 200,00 TL. yargılama giderinin davacıdan tahsili ile davalı Vakfa ödenmesine,
6-Davalı Vakıf vekil ile temsil edildiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT. sine göre belirlenen 1.980,00 TL. ücreti vekâletin davacıdan alınarak davalı Vakfa verilmesine,
7-Yatırılan gider avanslarından varsa kullanılmayan bakiyelerinin ilgili tarafa iadesine, kesin olarak 13.09.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.