Yargıtay Kararı 9. Hukuk Dairesi 2016/25150 E. 2020/9813 K. 29.09.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 9. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/25150
KARAR NO : 2020/9813
KARAR TARİHİ : 29.09.2020

MAHKEMESİ :… Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : ALACAK

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, … Gıda San. ve Tic. A.Ş.’de kasiyer olarak 2004/Şubat ayında işe başladığını, sigorta girişinin 14.11.205 tarihinde yapıldığını, işyeri devri dolayısıyla … Peynircilik Gıda San. ve Tic. Ltd. Şti.’de devam ettiğini, 900,00 TL net ücret +200,00 TL prim ile yol ve yemek sosyal hakları olduğunu, asgariyi aşan kısmın elden ödendiğini, 07.30-21.00 saatleri arasında çalıştığını, 27 saat fazla mesai yaptığını, resmi bayramlarda çalıştığını, dini bayramların sadece ilk günü kapalı olduklarını, … akdini 05/12/2013 tarihinde ihtarname ile fazla mesai, … bayram ve genel tatil ücretlerinin ödenmemesi ve geçmişe dönük sigorta primlerinin yatırılmaması nedeniyle feshettiğini iddia ederek kıdem tazminatı, fazla çalışma ücreti, yıllık ücretli izin, … bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının tahsilini talep etmiştir.
Davalı Cevabının Özeti:
Davalı … Peynircilik Gıda San. ve Tic. Ltd. Şti. vekili, davacının eşinin işyerinden ayrılarak Anadolu 8. … Mahkemesinde dava açtığını, davacının da eşinin baskıyla işten ayrıldığını, taleplerin haksız olduğunu, herhangi bir alacağının bulunmadığını savunarak davanın reddini talep etmiştir.
Davalı … Gıda San. ve Tic. A.Ş. vekili, zamanaşımı itirazında bulunduklarını, davacının 14/11/2005-09/05/2007 tarihleri arasında çalıştığını, diğer davalı tarafından sunulan belgeler ışığında davacının işe devamsızlık yaptığı ve kıdem tazminatı hakkının doğmayacağını ve diğer alacakların zamanaşımına uğradığını, diğer davalı ile aralarında organik bağın bulunmadığını, işyeri devrinin söz konusu olmadığını, husumet itirazında bulunduklarını savunarak davanın reddini talep etmiştir.
Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkeme, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanarak davalı … Gıda San. ve Tic. A.Ş.’nin merkezinin … olduğu, … Peynircilik Gıda San. ve Tic. Ltd. Şti.’nin ise … olduğu, şirket ortakları ve yönetim kurulu üyelerinin de benzerlik göstermediği, … Gıda San. ve Tic. A.Ş.’nin … şube adresi davacının çalıştığı işyeri …’de olduğu, bu adresin … Peynircilik Gıda San. ve Tic. Ltd. Şti.’nin Sosyal Güvenlik Kurumu’na bildirdiği işyeri adresi olduğu, adres bilgilerinden davacının çalıştığı işyerinde önce … Gıda San. ve Tic. A.Ş.’nin … yaptığı, bilahare aynı işyerinde … Peynircilik Gıda San. ve Tic. Ltd. Şti.’nin işi ve işçileri devraladığının anlaşıldığı, davacının Sosyal Güvenlik Kurumu kaydının … Gıda San. ve Tic. A.Ş.’nde sona erip ertesi gün … Peynircilik Gıda San. ve Tic. Ltd. Şti.’nde işe başlamasının işyeri devrine işaret ettiği, belirtilen nedenlerle … Gıda San. ve Tic. A.Ş.’nin devralan şirketle birlikte sorumluluk süre sınırı dolmuş olduğundan tüm hizmet süresinin … Peynircilik Gıda San. ve Tic. Ltd. Şti.’nin sorumlu olduğu, bu nedenle davalılardan … Gıda San. ve Tic. A.Ş.’ye yönelik açılan davanın reddine karar vermek gerektiği, diğer taraftan davacının davalı işverenliklerde 14/11/2005 – 05/12/2013 tarihleri arasında 8 yıl 23 gün çalıştığı, son ücretinin net 900,00 TL, brüt 1.156,58 TL olduğu, taraflar arasında … akdinin haklı ve geçerli bir nedene dayalı olarak feshedilip edilmediği yönünde anlaşmazlık olduğu, … akdinin kıdem ve ihbar tazminatı ödenmesi gerektirmeyecek şekilde son bulduğunun ispat külfetinin işverene ait olduğu, her ne kadar davalı … Peynircilik Gıda San. ve Tic. Ltd. Şti. tarafından işe devamsızlık yönünde bir takım tutanaklar dosyaya sunulmuş ise de davacı tarafından 05.12.2013 tarihinde haklı nedenle feshedildiği iddiasının bulunduğu, davacının iddia ettiği gibi hizmetin eksik gösterilmesi, fazla mesai ve … bayram genel tatil çalışmalarının ödenmesi halleri … akdinin feshinde haklı neden teşkil ettiği, … akdini haklı suretle fesheden davacının 05.12.2013 tarihinden sonra işe devamsızlık yapmasının makul olduğu, … akdini fesheden tarafından işe devam etmesinin beklenmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu, davacının işçilik alacaklarının bulunduğu ve böylece … akdinin davacı tarafından haklı nedenle sonlandırıldığının anlaşıldığı gerekçesiyle davalı … Gıda San. ve Tic. A.Ş.,’ye yönelik açılan davanın reddine, davalı … Peynircilik Gıda San. ve Tic. Ltd. Şti.’ye yönelik açılan davanın ise kısmen kabulüne karar vermiştir.
Temyiz:
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
Gerekçe:
01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Kanunu’nun 107. maddesiyle, mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda yer almayan yeni bir dava türü olarak belirsiz alacak ve tespit davası kabul edilmiştir.
6100 sayılı Kanunun 107. maddesinin 1. fıkrasına göre, “Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir”.
6100 sayılı Kanunun 107. maddenin 2. fıkrasında, karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacının, iddianın genişletilmesi yasağına tâbi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabileceği hüküm altına alınmış, madde gerekçesinde de “karşı tarafın verdiği bilgiler ve sunduğu delillerle ya da delillerin incelenmesi ve tahkikat işlemleri sonucu (örneğin bilirkişi ya da keşif incelemesi sonucu)” belirlenebilme hali açıklanmıştır.
Davanın belirsiz alacak davası şeklinde açılabilmesi için, davanın açıldığı tarih itibariyle uyuşmazlığa konu alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak davacı tarafça belirlenememesi gereklidir. Belirleyememe hali, davacının gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen miktar veya değerin belirlenmesinin kendisinden gerçekten beklenilmemesi durumuna ya da objektif olarak imkânsızlığa dayanmalıdır. Davacının alacağının miktar veya değerini belirleyebilmesi için elinde bulunması gerekli bilgi ve belgelere sahip olmaması ve bu belgelere dava açma hazırlığı döneminde ulaşmasının da (gerçekten) mümkün olmaması ve dolayısıyla alacağın miktarının belirlenmesinin karşı tarafın elinde bulunan bilgi ve belgelerin sunulmasıyla mümkün hale geleceği durumlarda alacak belirsiz kabul edilmelidir. Alacağın miktarının belirlenebilmesinin hâkimin takdirine bağlı olduğu durumlarda hukuki imkânsızlık söz konusu olur. Bu durumda davacı alacaklı, hâkimin takdir yetkisini nasıl kullanacağını bilemeyeceği için davanın açıldığı tarihte alacağının miktarını belirleyebilecek durumda değildir.
Sırf taraflar arasında alacak miktarı bakımından uyuşmazlık bulunması, talep sonucunun belirlenmesinin davacıdan beklenemeyecek olması anlamına gelmez. Önemli olan objektif olarak talep sonucunun belirlenmesinin davacıdan beklenemeyecek olmasıdır.
Alacağın hangi hallerde belirsiz, hangi hallerde belirli veya belirlenebilir olduğu hususunda kesin bir sınıflandırma yapılması mümkün olmayıp, her bir davaya konu alacak bakımından somut olayın özelliklerinin nazara alınarak sonuca gidilmesi gereklidir. … yargılamasında sıklıkla davaların yığılması söz konusu olmakla alacağın belirsiz olma kriterleri her bir talep için ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Diğer yandan, aynı dava dilekçesinde talep yığılması şeklinde bazı alacaklar için belirsiz alacak davası bazıları için kısmi dava açılmasına yasal bir engel bulunmamaktadır.
Kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık izin ücreti ve ücret alacakları işçi tarafından bilinmekle kural olarak belirsiz alacak davasına konu edilmez. Ancak hesabın unsurları olan sosyal hakların (ayni olarak sağlanan yemek yardımı gibi) miktarının belirlenmesi işveren tarafından sunulacak belgelere göre belirlenecek ise, kıdem ve ihbar tazminatı belirsiz alacak davasına konu edilebilir.
Madde gerekçesinde “Alacaklının bu tür bir dava açması için, dava açacağı miktar ya da değeri tam ve kesin olarak gerçekten belirlemesi mümkün olmamalı ya da bu objektif olarak imkânsız olmalıdır. Açılacak davanın miktarı biliniyor yahut tespit edilebiliyorsa, böyle bir dava açılamaz. Çünkü, her davada arandığı gibi, burada da hukukî yarar aranacaktır, böyle bir durumda hukukî yararın bulunduğundan söz edilemez. Özellikle, kısmî davaya ilişkin yeni hükümler de dikkate alınıp birlikte değerlendirildiğinde, baştan tespiti mümkün olan hâllerde bu yola başvurulması kabul edilemez.” şeklindeki açıklamayla, alacağın belirli veya belirlenebilir nitelikte olması durumunda, belirsiz alacak davası açılarak bu davanın sağladığı imkânlardan yararlanmanın mümkün olmadığına işaret edilmiştir. Şu halde davanın açıldığı tarihte alacağın miktarı yahut değeri belirlenebilir durumda ise, dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmelidir. Burada hukuki yarar eksikliğinin tamamlanabilir dava şartı olmadığı sonucuna varılmıştır. 7251 sayılı Kanun ile 107. maddede yapılan değişiklikler şartları olmadığı halde açılan belirsiz alacak davasında davacıya süre verilerek hukuki yarar eksikliğini tamamlama imkânı tanımamaktadır. Dairemizce sözü edilen düzenleme, şartları mevcut olan belirsiz alacak davasında yapılan yargılama ile alacağın belirli hale gelmesi durumunda hâkimin geçici talep sonucunu kesin talep sonucuna dönüştürmesi için alacaklıya süre vermesi gerektiği yönünde değerlendirilmiştir.
Hukuk devletinin asli unsurları arasında yer alan hukuki belirlilik veya güvenlik ilkesi, hukuki durumlarda belirli bir istikrarı temin etmekte ve kamunun mahkemelere güvenine katkıda bulunmaktadır. Birbiriyle uyuşmayan mahkeme kararlarının sürüp gitmesi, yargı sistemine güveni azaltarak, yargısal bir belirsizliğe yol açabilir (AİHM, Nejdet Şahin ve … Şahin/…, B. No: 13279/05, 20.10.2011, § 57).
Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde Devlete … duyabilmesini, Devletin de yasal düzenlemelerinde bu … duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Belirlilik ilkesi ise, yalnızca yasal belirliliği değil, daha geniş anlamda hukuki belirliliği ifade etmektedir. Yasal düzenlemeye dayanarak erişilebilir, bilinebilir ve öngörülebilir gibi niteliksel gereklilikleri karşılaması koşuluyla, mahkeme içtihatları ve yürütmenin düzenleyici işlemleri ile de hukuki belirlilik sağlanabilir. Hukuki belirlilik ilkesinde asıl olan, bir hukuk normunun uygulanmasıyla ortaya çıkacak sonuçların o hukuk düzeninde öngörülebilir olmasıdır (AYM, 23.12.2015, 15-118).
Farklı kararların aynı mahkemeden çıkmış olması … başına, adil yargılanma hakkının ihlali anlamına gelmez Değişik yönlerde kararlar verilmesi ihtimali, Yargıtay ve Danıştay gibi çeşitli yüksek mahkemelerden oluşan yargı sistemimizin kaçınılmaz bir özelliği olarak kabul edilmelidir. Diğer yandan, bireylerin makul güvenlerinin korunması ve hukuki güvenlik ilkesi, içtihadın değişmezliği şeklinde bir hak bahşetmez. Mahkeme içtihatlarındaki değişme yargı organlarının takdir yetkisi kapsamında kalmakta olup, böyle bir değişiklik özü itibarıyla, önceki çözümün tatminkâr bulunmaması anlamına gelir. Ancak, aynı hususta daha önce çıkan kararlardan farklı bir hüküm kurulması halinde, mahkemelerce, bu farklılaşmaya ilişkin makul bir açıklama getirilmesi gerekmektedir. Yüksek mahkemelerin oynaması gereken rol tam da yargı kararlarında doğabilecek içtihat farklılıklarına bir … getirmektir. Bununla birlikte, yeni kabul edilmiş bir yasanın yorumlanmasında olduğu gibi, bazı hallerde içtihadın müstakar hale gelmesinin belirli bir zamana ihtiyaç duyacağı açıktır (AYM, ….01.2015, B.No: 2013/6932).
İçtihat değişikliğinin sürpriz karar yasağı çerçevesinde de değerlendirilmesi gerekir. Sürpriz karar, ilgilinin yargılamanın o ana kadarki seyrine göre, haklı olarak beklemediği, umulmadık bir kararla karşılaşmasıdır. Sürpriz karar yasağı ise, yargılamanın adil ve hakkaniyete uygun şekilde yürütülmesi durumunda tarafların öngöremedikleri bir kararla karşılaşmamalarını ifade eder. Sürpriz karar yasağı, hukukun gelişimine ve yeni şartlara uyarlanmasına engel olacak mutlak bir yasak olarak anlaşılmamalıdır. Şüphesiz mahkemeler yeni içtihatlar geliştirebilirler, önceki içtihatlardan farklı bir karar verilebilir, hatta yeni ve özelikle somut olayda ortaya çıkan hukuki durum bunu gerekli kılabilir. Ayrıca belirtmek gerekir ki, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 33. maddesi gereğince hâkimin hukuku kendiliğinden uygulaması söz konusu olduğunda sürpriz karar yasağının ihlalinden söz edilemez. Bununla birlikte mevcut içtihatlar dışında yeni bir görüş benimsenecekse, öncelikle tarafların bu konuda bilgilendirmesi gerekir (ÖZEKES, Muhammet, Medeni Usul Hukukunda Hukuki Dinlenilme Hakkı, … 2003, s. 185 vd.).
Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu’nun 07.07.2020 tarih ve 173 sayılı kararı ile aynı uyuşmazlıkların temyiz incelemesini yapmakla görevli 22.Hukuk Dairesinin kapatılması ve tüm işlerinin dairemize devredilmesi üzerine, belirsiz alacak davası ile ilgili yeniden yapılan değerlendirmeler sonucunda yukarıda belirtilen ilkeler kabul edilmiştir. Dairemizin daha önce belirsiz alacak davasına ilişkin uygulaması benimsenen yeni ilkelerden farklılık arz etmekteydi. Örneğin, hukuki yararın tamamlanabilir dava şartı olduğu; hukuki yarara ilişkin dava şartının eksik olması halinde davanın hemen reddedilmemesi; davacıya süre verilerek dava şartının tamamlattırılması gerektiği yönünde uygulama yapılmaktaydı. Dairemizin belirsiz alacak davası ile ilgili yukarıda belirtilen yeni ilkelerinin hemen uygulamaya konulması, dairenin önceki görüşüne güvenerek dava açanlar yönünden hukuki güvenlik, hukuki belirlilik, hukuki öngörülebilirlik ve sürpriz karar yasağı ilkelerinin ihlaline yol açacaktır. Bu sebeple, benimsenen yeni görüşün Yargıtay Kararları Dergisi ya da başkaca yollarla duyurulmasından itibaren makul bir süre sonra uygulamaya konulması, dairenin görüşüne güvenilerek açılan davalarda ise, önceki uygulamaya devam edilmesi uygun görülmüştür.
Somut uyuşmazlıkta, davacı tarafça belirsiz alacak davası açılmıştır. Ancak yukarıda açıklandığı üzere Dairemiz tarafından daha önce verilen kararlarda hukuki yarar yokluğu sebebiyle dava şartı yokluğuna bağlı davanın reddi kararları verilmediğinden dairenin önceki görüşüne güvenilerek belirsiz alacak davası şeklinde açılan bu davada belirtilen husus bozma nedeni yapılmamıştır.
2-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
3-İşyeri devrinin … ilişkisine etkileri ile işçilik alacaklarından sorumluluk bakımından taraflar arasında uyuşmazlık söz konusudur.
İşyeri devrinin esasları ve sonuçları 4857 sayılı … Kanununun 6 ncı maddesinde düzenlenmiştir. Sözü edilen hükümde, işyerinin veya bir bölümünün devrinde devir tarihinde mevcut olan … sözleşmelerinin bütün hak ve borçlarıyla devralan işverene geçeceği öngörülmüştür. Devir tarihinden önce doğmuş ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlar açısından, devreden işverenle devralan işverenin birlikte sorumlu oldukları aynı yasanın üçüncü fıkrasında belirtilmiş, devreden işverenin sorumluluğunun devir tarihinden itibaren iki yıl süreyle sınırlı olduğu hükme bağlanmıştır.
Değinilen Yasanın 120 nci maddesi hükmüne göre, 1475 sayılı Yasanın 14 üncü maddesi halen yürürlükte olduğundan, işyeri devirlerinde kıdem tazminatına hak kazanma ve hesap yöntemi bakımından belirtilen madde hükmü uygulanmalıdır. Anılan maddeye göre, işyerlerinin devir veya intikali yahut herhangi bir suretle bir işverenden başka bir işverene geçmesi veya başka bir yere nakli halinde, işçinin kıdemi işyeri veya işyerlerindeki hizmet akitleri sürelerinin toplamı üzerinden hesaplanmalıdır. Bununla birlikte, işyerini devreden işverenlerin bu sorumlulukları süre sınırlamasına tabi olmaksızın, işçiyi çalıştırdıkları sürelerle ve devir esnasındaki işçinin aldığı ücret seviyesiyle sınırlıdır.
Somut uyuşmazlıkta, davacı davalılar arasında işyeri devri olduğunu iddia ederek kıdem tazminatının yanında fazla çalışma ücreti, yıllık ücretli izin, … bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının tahsilini de talep etmiş, Mahkemece de davalılar arasında işyeri devri olduğu kabul edilmesine karşın davalılardan … Gıda San. ve Tic. A.Ş.’nin devralan Şirketle birlikte sorumluluk süre sınırı dolduğu gerekçesiyle bu Şirket hakkında açılan davanın reddine karar verilmiştir.
Yukarıda zikredilen hükümlere göre; Mahkemenin devreden işveren olarak kabul ettiği … Gıda San. ve Tic. A.Ş.’nin kıdem tazminatı yönünden sorumluluğunu, süre sınırlamasına tabi tutmaksızın davacıyı çalıştırdığı sürelerle ve devir esnasındaki ücretine göre belirlemesi gerekirken yazılı şekilde hakkındaki davanın reddine karar vermesi hatalıdır.
Yanılgılı değerlendirmeyle yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 29.09.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.