Yargıtay Kararı 9. Hukuk Dairesi 2016/30403 E. 2020/14278 K. 02.11.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 9. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/30403
KARAR NO : 2020/14278
KARAR TARİHİ : 02.11.2020

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : ALACAK

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili; Davacının, 15/10/1998 tarihinde akdedilen iş sözleşmesi ile davalı apartman yönetiminde kapıcı olarak, iş sözleşmesinin feshedildiği 15/01/2014 tarihine kadar kesintisiz olarak çalıştığını, sabah saat 05:00 akşam 11:00 saatleri arası hafta tatillerinde, resmi ve dini bayramlarda çalıştığını, yıllık izinlerini dahi kullanmadığını iddia etmiştir. Davacının, davalı işyerinde geçen sigortasız çalışmalarına ait hizmet tespiti davası sonucu mahkemenin 2013/4 esas sayılı dosyası ile davanın kısmen kabul – kısmen reddine karar verildiğini, davacının fazla çalışma yaptığını, hafta tatili, genel tatillerde de çalışmış olmasına rağmen karşılığının ödenmediğini, kıdem ve ihbar tazminatı, fazla çalışma, hafta tatili, genel tatil, yıllık izin ücreti alacakları olduğunu ileri sürerek; davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Vekilinin Cevabının Özeti:
Davalı vekili; Davacının, davalı site yönetimindeki çalışma sürelerine ilişkin 2013/4 esas 2014/203 karar sayılı hizmet tespiti davası bulunduğunu, davanın henüz kesinleşmediğini, davanın bekletici mesele yapılmasını, davacının, davalı apartmandaki kat malikleri kurulunun 18/10/2014 tarihli 4 nolu kararıyla karşılıklı güven ortamının bulunmaması nedeniyle haklı sebeple 12/11/2012 tarihli noter ihtarnamesi ile feshedildiğini, davacıya iş arayabilmesi için 8 haftalık ihbar süresi tanındığını,davacının kıdem tazminatının haksız ve hukuka aykırı olduğunu, ihbar tazminat isteminin yersiz olduğunu, davacının tüm yıllık izinlerini kullandığını, bir haftalık süre içinde 45 saati aşan bir çalışmasının olmadığını, genel tatillerde çalışmadığını, davacının alacağı olmadığını, savunarak; davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, kısmen kabul-kısmen red kararı ile kıdem ve ihbar tazminatı,fazla mesai, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücreti, yıllık izin ücreti alacaklarına karar verilmiştir.

Temyiz:
Karar süresinde davalı tarafından temyiz edilmiştir.
Gerekçe:
1- Dosyadaki yazılara, delillerin taktirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2- Taraflar arasında, işçilik alacaklarının zamanaşımına uğrayıp uğramadığı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
Zamanaşımı, alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden dava edilebilme niteliğinden yoksun kalmasını ifade eder. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere zamanaşımı, alacak hakkını sona erdirmeyip sadece onu “eksik bir borç” haline dönüştürür ve “alacağın dava edilebilme özelliği”ni ortadan kaldırır.
Bu itibarla zamanaşımı savunması ileri sürüldüğünde, eğer savunma gerçekleşirse hakkın dava edilebilme niteliği ortadan kalkacağından, artık mahkemenin işin esasına girip onu incelemesi mümkün değildir.
Zamanaşımı, bir borcu doğuran, değiştiren ortadan kaldıran bir olgu olmayıp, salt doğmuş ve var olan bir hakkın istenmesini ortadan kaldıran bir savunma aracıdır. Bu bakımdan zamanaşımı alacağın varlığını değil, istenebilirliğini ortadan kaldırır. Bunun sonucu olarak da, yargılamayı yapan yargıç tarafından yürüttüğü görevinin bir gereği olarak kendiliğinden göz önünde tutulamaz. Borçlunun böyle bir olgunun var olduğunu, yasada öngörülen süre ve usul içinde ileri sürmesi zorunludur. Demek oluyor ki zamanaşımı, borcun doğumu ile ilgili olmayıp, istenmesini önleyen bir savunma olgusudur. Şu durumda zamanaşımı, savunması ileri sürülmedikçe, istemin konusu olan hakkın var olduğu ve kabulüne karar verilmesinde hukuksal ve yasal bir engel bulunmamaktadır.
Türk Borçlar Kanunu’nun 160. maddesinde (818 Sayılı BK 139), zamanaşımından feragat düzenlenmiştir. Anılan maddeye göre, borçlunun zamanaşımı defini ileri sürme hakkından önceden feragati geçersizdir. Önceden feragatten amaç, sözleşme yapılmadan önce veya yapılırken vaki feragattir. Oysa daha sonra vazgeçmenin geçersiz sayılacağına ilişkin yasada herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. O nedenle borç zamanaşımına uğradıktan sonra borçlu zamanaşımı defini ileri sürmekten feragat edebilir. Zira, burada doğmuş bir defi hakkından feragat söz konusudur ve hukuken geçerlidir. Bu feragat; borçlunun, ileride dava açılması halinde zamanaşımı definde bulunmayacağını karşılıklı olarak yapılan feragat anlaşmasıyla veya tek yanlı iradesini açıkça bildirmesiyle veyahut bu anlama gelecek iradeye delalet edecek bir işlem yapmasıyla mümkün olabileceği gibi, açılmış bir davada zamanaşımı definde bulunmamasıyla veya defi geri almasıyla da mümkündür.
5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 7’nci maddesinde, iş mahkemelerinde sözlü yargılama usulü uygulanır. Ancak 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 447’inci maddesi ile sözlü yargılama usulü kaldırılmış, aynı Yasanın 316 ve devamı maddeleri gereğince iş davaları için basit yargılama usulü benimsenmiştir.
Sözlü yargılama usulünün uygulandığı dönemde zamanaşımı def’i ilk oturuma kadar ve en geç ilk oturumda yapılabilir. Ancak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlükte olduğu dönemde 319 uncu madde hükmü uyarınca savunmanın değiştirilmesi yasağı cevap dilekçesinin verilmesiyle başlayacağından, zamanaşımı defi cevap dilekçesi ile ileri sürülmelidir. 01.10.2011 tarihinden sonraki dönemde ilk oturuma kadar zamanaşımı definin iler sürülmesi ve hatta ilk oturumda sözlü olarak bildirilmesi mümkün değildir.
Dava konusunun ıslah yoluyla arttırılması durumunda, 1086 sayılı HUMK hükümlerinin uygulandığı dönemde, ıslah dilekçesinin tebliğini izleyen ilk oturuma kadar ya da ilk oturumda yapılan zamanaşımı defi de ıslaha konu alacaklar yönünden hüküm ifade eder. Ancak Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamada, 317/2 ve 319. maddeler uyarınca ıslah dilekçesinin davalı tarafa tebliği üzerine iki haftalık süre içinde ıslaha konu kısımlar için zamanaşımı definde bulunulabileceği kabul edilmelidir.
Cevap dilekçesinde zamanaşımı defi ileri sürülmemiş ya da süresi içince cevap dilekçesi verilmemişse ilerleyen aşamalarda 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 141/2 maddesi uyarınca zamanaşımı defi davacının açık muvafakati ile yapılabilir.
1086 sayılı HUMK yürürlükte iken süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı define davacı taraf süre yönünden hemen ve açıkça karşı çıkmamışsa (suskun kalınmışsa) zamanaşımı defi geçerli sayılmakta iken, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun uygulandığı dönemde süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı definin geçerli sayılabilmesi için davacının açıkça muvafakat etmesi gerekir. Başka bir anlatımla 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamalar bakımından süre geçtikten sonra ileri sürülen zamanaşımı define davacı taraf muvafakat etmez ise zamanaşımı defi dikkate alınmaz.
Zamanaşımı definin cevap dilekçesinin ıslahı yoluyla ileri sürülmesi de mümkündür (Yargıtay HGK. 04.06.2011 gün 2010/ 9-629 E. 2011/ 70. K.).
Somut uyuşmazlıkta; kısmi olarak açılan davada, davacının 11.04.2016 tarihli ıslah dilekçesinin davalı vekiline 13.04.2016 tarihli duruşmada tebliğ edilmiş, davalı vekili duruşma esnasında ıslaha karşı zamanaşımı def’inde bulunmuştur. Mahkemenin aynı celsede davalının, cevap dilekçesi ile zamanaşımı def’inde bulunmamış olması ve artık davacının açık rızası ile bulunabileceği gerekçesi ile davalının zamanaşımı def’inin reddine karar verdiği anlaşılmaktadır.
Davalı vekili 19.04.2016 tarihli ıslahı ile cevap dilekçesini ıslah etmiş ve zamanaşımı def’inde bulunmuşsada mahkemece dikkate alınmadığı dosya kapsamından anlaşılmaktadır.
Yukarıda yapılan açıklamalar uyarınca davalının ıslah yolu ile zamanaşımı def’inde bulunduğu ve yine süresi içinde davacının ıslahına karşıda zamanaşımı def’inin ileri sürüldüğü dikkate alınmaksızın karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ:
Temyiz olunan kararın açıklanan sebeplerle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 02.11.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.