YARGITAY KARARI
DAİRE : 9. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/32998
KARAR NO : 2020/16354
KARAR TARİHİ : 23.11.2020
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : ALACAK
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili; müvekkilinin davalı işverende 10/11/2000-13/10/2014 tarihleri arasında deri makine dikiş ustası olarak çalıştığını, davacının işine sebepsiz olarak son verildiğini belirterek kıdem ve ihbar tazminatı ile fazla mesai, hafta tatili, ulusal bayram genel tatili, yıllık izin, ücret ve asgari geçim indirimi alacağının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, tüm dosya kapsamı ve bilirkişi raporu doğrultusunda hafta tatili, ücret, yıllık izin ve asgari geçim indirimi alacaklarının reddi ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Temyiz:
Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.
Gerekçe:
1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bendin dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.
2- Davacının ücret seviyesi taraflar arasında uyuşmazlık konusudur.
4857 sayılı İş Kanununda 32. maddenin ilk fıkrasında, genel anlamda ücret, bir kimseye bir iş karşılığında işveren veya üçüncü kişiler tarafından sağlanan ve para ile ödenen tutar olarak tanımlanmıştır.
Ücret kural olarak dönemsel (periyodik) bir ödemedir. Kanunun kabul ettiği sınırlar içinde tarafların sözleşme ile tespit ettiği belirli ve sabit aralıklı zaman dilimlerine; dönemlere uyularak ödenmelidir. 4857 sayılı İş Kanunu’nun 32. maddesinde bu süre en çok bir ay olarak belirtilmiştir.
İş sözleşmesinin tarafları, asgari ücretin altında kalmamak kaydıyla sözleşme özgürlüğü çerçevesinde ücretin miktarını serbestçe kararlaştırabilirler. İş sözleşmesinde ücretin miktarının açıkça belirtilmemiş olması taraflar arasında iş sözleşmesinin bulunmadığı anlamına gelmez. Böyle bir durumda dahi ücret, Borçlar Kanunun 323. maddesinin 2. fıkrasına göre tespit olunmalıdır. İş sözleşmesinde ücretin kararlaştırılmadığı hallerde ücretin miktarı, işçinin kişisel özellikleri, işyerindeki ya da meslekteki kıdemi, meslek unvanı, yapılan işin niteliği, iş sözleşmesinin türü, işyerinin özellikleri, emsal işçiler o işyerinde ya da başka işyerlerinde ödenen ücretler, örf ve adetler göz önünde tutularak belirlenir.
4857 sayılı İş Kanunu’nun 8. maddesinde, işçi ile işveren arasında yazılı iş sözleşmesi yapılmayan hallerde en geç iki ay içinde işçiye çalışma koşullarını temel ücret ve varsa eklerini, ücret ödeme zamanını belirten bir belgenin verilmesi zorunlu tutulmuştur. Aynı yasanın 37. maddesinde, işçi ücretlerinin işyerinde ödenmesi ya da banka hesabına yatırılması hallerinde ücret hesap pusulası türünde bir belgenin işçiye verilmesinin zorunlu olduğu hükme bağlanmıştır. Usulünce düzenlenmiş olan bu tür belgeler, işçinin ücreti noktasında işverenden sadır olan yazılı delil niteliğindedir. Kişi kendi muvazaasına dayanamayacağından, belgenin muvazaalı biçimde işçinin isteği üzerine verildiği iddiası işverence ileri sürülemez. Ancak böyle bir husus ileri sürülsün ya da sürülmesin, muvazaa olgusunun mahkemece resen araştırılması gerekmekle, mahkemenin belgeye değer vermeden önce muvazaa şüphesini ortadan kaldırması ve kendiliğinden gerekli araştırmaya gitmesi gerekir.
Çalışma belgesinde yer alan bilgilerin gerçek dışı olmasının da yaptırıma bağlanmış olması, belgenin ispat gücünü arttıran bir durumdur.
Asıl sorun, yasal yükümlülüğe ve cezai yaptırıma rağmen 8. ve 37. madde hükümlerine aykırı şekilde belgelerin hiç verilmemesi noktasında ortaya çıkar. Kural olarak ücretin miktarı ve ekleri gibi konularda ispat yükü işçidedir. Ancak bu noktada, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 8. ve 37. maddelerinin işverene bu konuda bazı yükümlülükler de göz ardı edilmemelidir. Bahsi geçen kurallar, İş sözleşmesinin taraflarının ispat yükümüne yardımcı nitelikte olduğu gibi, çalışma yaşamındaki kayıt dışılığı önlenmesi amacına da hizmet etmektedir. Bu yönde belgenin verilmiş olması ispat açısından işveren lehine olmakla birlikte, belgenin düzenlenerek işçiye verilmemiş oluşu, işçinin ücret, sigorta pirimi, çalışma koşulları ve benzeri konularda yasal güvencelerini zedeleyebilecek durumdadır. Çalışma belgesi ile ücret hesap pusulasının düzenlenerek işçiye verilmiş olması, iş yargısını ağırlıklı olarak meşgul eden, işe giriş tarihi, ücret, ücretin ekleri ve çalışma koşullarının belirlenmesi bakımından da önemli kolaylıklar sağlayacaktır. Bu bakımdan ücretin ispatı noktasında taraflar delillerinin değerlendirilmesi sırasında, işverence düzenlenmesi gereken bu tür belgelerin düzenlenmiş olup olmamasının da gözetilmesi gerekir.
Çalışma yaşamında daha az vergi ya da sigorta primi ödenmesi amacıyla zaman zaman, iş sözleşmesi veya ücret bordrolarında gösterilen ücretlerin gerçeği yansıtmadığı görülmektedir. Bu durumda gerçek ücretin tespiti önem kazanır. İşçinin kıdemi, meslek unvanı, fiilen yaptığı iş, işyerinin özellikleri ve emsal işçilere ödenen ücretler gibi hususlar dikkate alındığında imzalı bordrolarda yer alan ücretin gerçeği yansıtmadığı şüphesi ortaya çıktığında, bu konuda tanık beyanları gözetilmeli ve işçinin meslekte geçirdiği süre, işyerinde çalıştığı tarihler, meslek unvanı ve fiilen yaptığı iş bildirilerek sendikalarla, ilgili işçi ve işveren kuruluşlarından emsal ücretin ne olabileceği araştırılmalı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir sonuca gidilmelidir.
Somut olayda, davacı davalı iş yerinde 10/11/2000-13/10/2014 tarihleri arasında deri makinesi dikiş ustası olarak çalıştığını ve haftada net 875,00 TL aylık net 3.790,00 TL ücret aldığını ancak bu ücretin asgari ücret kısmının bankadan kalanın elden ödendiğini iddia etmiş, davalı taraf davacının asgari ücret ile çalıştığını savunmuştur. Davacı tanıklarından … “Ben davalı şirket bünyesinde 2000 yılı Şubat ayı ile 2012 Eylül ayı arasında makineci ustası olarak çalıştım. Ben en son olarak haftalık olmak üzere haftada 875,00 TL civarında ücret alırdım. Davacı ile ücretimiz aynıydı Bana sorduğunuz konuda iş az olsa da çok olsa da haftalık ücretimiz söylediğim gibi son ücret olarak 875,00 TL civarında idi.” şeklinde, … “Ben davalı şirket bünyesinde 1996 ile 2007 yılları arası makineci olarak çalıştım. Davacı da aynı benim gibi makine-ayakçı ustası olarak çalıştı. Ben en son olarak haftalık olmak fazla mesaim dahil olarak 800,00-900,00 civarında ücret alırdım. Asgari ücret miktarı maaşlar bankaya yatar, kalan kısımlar elden alınırdı. Ancak asgari ücret miktarı bankaya yatırıldıktan sonra , bize bankadan geri çektiriliyor ve bu para geri alınıyor ve bu paranın üzerini tamamlayarak haftalık olarak her hafta haftalık ücretler ödeniyordu. Davacı ile ücretimiz aynıydı.” şeklinde, davalı tanıklarından … “Davacı haftalık 300,00 TL ye çalışırdı, aylık asgari ücrete tekabül ederdi, iş ayrıca parça başına da alınırdı, asgari ücretin dışında genelde normalde parça başına iş yapardı, yani iş yeri aylık asgari ücreti taahhüt ederdi, ancak parça başına da çalışılır, parça başı asgari ücreti geçtiği zaman farkını verirdi, takriben 1.500,00 TL yi bulurdu, aşan kısım elden verilirdi,” … “Bizim işimizde davacı parça başına çalışırdı, asgari ücret gibi bugün ki para ile 1.200,00 TL civarında bir taahhüt olurdu ancak; çalışılan parça bu miktarı aştığında üstü takdim edilirdi, tazminatını şirket olarak hesapladık,” şeklinde beyanda bulunmuştur.
Mahkemece emsal ücret araştırması yapılmamış olup hükme esas alınan bilirkişi raporunda asgari ücrete ve davacı iddiası ve davacı tanık beyanlarına göre ikili hesaplama yapılmış ve mahkemece davacı iddiası doğrultusunda net 3.790,00 TL ücret seviyesinden yapılan hesaplamaya itibarla hüküm kurulmuş ise de yargılama esnasında dinlenen davacı tanıklarının fesih tarihi itibari ile davalı iş yerinde çalışmadığı görüldüğünden beyanlarının tek başına davacının ücret seviyesini ispata yeterli olmadığı anlaşılmaktadır. Ancak dosya içerisinde yer alan davacıya ait vekaletnamede yer alan isim olan … isimli işçinin davacıyla aynı dönemler içerisinde aynı iş yerinde çalıştığı, aynı işi yaptığı ve aynı taleplerle açmış olduğu davasının Dairemizin 15/09/2020 tarih ve 2016 /24130 esas sayılı ilamı ile onanmak suretiyle kesinleştiği görülmüş ve adı geçen dosyada mahkemece davacı işçinin ücretinin davacı tanık beyanlarında ifade edilen aylık 3.750,00 TL ile davalı tanık beyanlarında ifade edilen 1.200,00 TL ücretin ortalaması alınarak davacı işçinin ücretinin net 2.475,00 TL olduğu kabul edilmiştir. Bu itibarla davacının da bahsi geçen işçi ile aynı iş yerinde aynı dönemlerde aynı işi yaptığı anlaşıldığından emsal dosyada tespit edildiği üzere davacının da aylık net 2.475,00 TL ücretle çalıştığının kabulünün dosya kapsamına uygun düşeceği anlaşıldığından mahkemece anılan yön gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 23.11.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.