Yargıtay Kararı 9. Hukuk Dairesi 2016/3421 E. 2017/18170 K. 14.11.2017 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 9. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/3421
KARAR NO : 2017/18170
KARAR TARİHİ : 14.11.2017

MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ

DAVA :Taraflar arasındaki, kıdem tazminatı ve işlemiş faiz alacağının ödetilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle gerçekleşen miktarın faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine ilişkin hüküm süresi içinde duruşmalı olarak temyizen incelenmesi davalı avukatınca istenilmesi üzerine dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 14/11/2017 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü davalı adına Avukat … geldi. Karşı taraf adına kimse gelmedi. Duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatın sözlü açıklaması dinlendikten sonra duruşmaya son verilerek Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor sunuldu, dosya incelendi. gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı Banka’da 21.02.2005-12.08.2014 tarihleri arasında karma bankacılık şube müdürü unvanı ile çalıştığını ve son brüt ücretinin 10.500-TL. olduğunu, 1475 sayılı yasanın 14. maddesinin birinci fıkrasının 5 numaralı bendi uyarınca 15 yıl sigortalılık ve 3600 gün prim ödeme şartlarını sağladığı için 12.08.2014 tarihli dilekçe ile işten ayrıldığını ancak davalı banka tarafından kıdem tazminatının ödenmediğini, bu nedenle davalı Banka aleyhine…. İcra Müdürlüğü’nün 2014/21592 E. sayılı dosyası ile 30.435,62-TL. kıdem tazminatının tahsili için icra takibi başlatıldığını ve davalının icra takibine kötü niyetli olarak itiraz ettiğini, itiraz dilekçesinin taraflarınca 02.12.2014 tarihinde tebellüğ alındığını, yasal mevzuat ve güncel Yargıtay kararları dikkate alındığında müvekkilinin kıdem tazminatına hak kazandığının açık olması karşısında borçlu olduğunu bildiği halde davalının haksız ve kötü niyetli şekilde takibe itiraz ettiğini, alacak miktarının likit olduğunu iddia ederek, davalı aleyhine ….12. İcra Müdürlüğü’nün 2014/21592 E sayılı dosyası ile başlatılan icra takibine vaki itirazın iptaline, takibin devamına ve davalı borçlunun %20’den az olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
B) Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili, davacının … A.Ş.’deki yeni işine başlamak için, müvekkili bankadaki görevinden kendi isteği ile ayrıldığını, gerçekte istifa olan iradesini gizleyerek hakkın kötüye kullanılması kapsamında bir fesih sebebi yarattığını, bu nedenle kıdem tazminatı talebinde bulunmasının hukuken mümkün olmadığını, bu bağlamda … A.Ş.’ne müzekkere yazılarak davacının iş başvuru tarihinin, iş görüşmeleri, mülakat tarihleri ile hangi tarihte işe alındığının sorulması ve iş başvuru formunun celbi gerektiğini, ayrıca SGK kayıtlarında da, davacının müvekkili Bankadaki görevinden ayrıldıktan kısa bir süre sonra yeni işyerinde çalışmaya başladığının yer aldığını, davacının işyerinden ayrılırken bizzat imzalamış olduğu “işten ayrılış anket formunda” aldığı ücretin beklentisini karşılamadığını bildirdiğini ve asıl işten ayrılış sebebinin emeklilik değil ücret tatminsizliği olduğunu ikrar ettiğini, davacının kıdem tazminatı hakkının tartışmalı olması nedeni ile icra inkar tazminatı talebinde bulunamayacağını, davacının kıdem tazminatı talebinin haksız ve hukuka aykırı olduğunu, kıdem tazminatı talebini konu alan icra takibinin kötü niyete dayandığını bu nedenle %20’den az olmama üzere tazminata mahkum edilmesi gerektiğini savunarak davanın reddini talep etmiştir.
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkeme, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanarak davacı 1475 sayılı Kanun’un 14. maddesinin birinci fıkrası, 5 numaralı bendi uyarınca yaş hariç emeklilik koşulları olan onbeş yıl sigortalılık ve 3600 gün prim günü şartlarını sağladığını belirterek kıdem tazminatının ödenmesini 28.05.2014 tarihli talep yazısı ile işverenden istediği, sonra başka bir işverene ait işyerinde çalışmak üzere işe başlamış ise de işyerinden ayrıldıktan sonra başka bir firmada çalışması hakkın kötüniyetli kullanılması olarak değerlendirilemeyeceği, davacının kanunun kendisine verdiği hakkı kullandığı, kanunda tanınan bu hakkın amacının, işyerinde çalışarak yıpranan ve bu arada sigortalılık yılı ile prim ödeme süresine ait yükümlülükleri tamamlayan işçinin, emeklilik için bir yaşı beklemesine gerek olmadan iş sözleşmesini aktif sonlandırabilmesine imkan tanımak olduğu, Yargıtay 22 Hukuk Dairesi’nin 2013/31371 esas 2014/14805 karar 27/05/2014 tarihli kararında da aynı konuya ilişkin olarak aynı şekilde ”işçinin emeklilik sebebi ile iş sözleşmesini fesih etmeden kısa bir süre sonra yeniden çalışmasını gerektirecek durumların ortaya çıkabileceği gibi işçinin bu hakkını kendisi için daha olumlu sonuçlar doğrulabileceğini düşündüğü bir başka işyerinde çalışma amacıyla da kullanılmasının mümkün olduğunu açıklayarak 15 yıl 3600 prim gününü doldurmanın kanuni bir hak olduğu ve işçinin bir gün sonra dahi yeni bir işyerinde çalışmasının kıdem tazminatına hak kazanmasına engel teşkil etmediği ” kabul eettiği, aynı konuya ilişkin olarak Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 2011/52673 esas, 2014/1774 karar sayılı ilamı da aynı hususlara işaret edildiği, bu nedenlerle davacının anılan şekilde iş akdinin feshi sonucu kıdem tazminatına hak kazandığının değerlendirildiği, bu doğrultuda dosya üzerinde bilirkişi incelemesinin yaptırıldığı, ibraz edilen bilirkişi raporunda davacının çalışma süresi ile dosyadaki beyan ve belgeleri değerlendirerek davacının hak kazandığı kıdem tazminatını hesaplandığı, her ne kadar bilirkişi 29.502,41 TL kıdem tazminatı hesaplamış ise de takip talebindeki kıdem tazminatı talebinin yerinde olduğu anlaşılmakla bu rakam üzerinden değerlendirme yapıldığı gerekçesiyle davanın kabulüne,cra Dairesi’nin 2014/21592 esas numaralı icra dosyasında borca yapılan itirazın iptaline, itiraz üzerine duran takibin kaldığı yerden devamı ile davacının icra inkar tazminatı talebinin alacak yargılamayı gerektirip likit olmadığından reddine karar verilmiştir.
D) Temyiz:
Kararı davalı temyiz etmiştir.
E) Gerekçe:
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Anayasa’nın 138 ve 141. maddeleri uyarınca Hakimler, Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler ve bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır. Bu gerekçede hukuki esaslara ve kurallara dayanmalı, nedenleri açıklanmalıdır.
Diğer taraftan 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 Sayılı HMK.’un 27. maddesinde hukuki dinlenilme hakkı kurala bağlanmıştır. Hukukî dinlenilme hakkı, Anayasanın 36 ncı maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6 ncı maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsurudur. Hukuki dinlenilme hakkı gereğince davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hakkın yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içermektedir. Mahkemeler, kararlarını somut ve açık bir şekilde gerekçelendirmek zorundadırlar. Eksik, şeklî ve görünüşte gerekçe yazılması adil yargılanma hakkının (hukukî dinlenilme hakkının), ihlâlidir.
HMK.’un 297. maddesinde de, verilecek hükümde tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin yer alması gerektiği açıkça vurgulanmıştır. Kararın gerekçesinde maddi olay saptanmalı, hukuki niteliği ve uygulanacak hukuki kurallar belirlenmeli, bu konuda gerekli inceleme ve delillerden söz edilmeli, hukuk kuralları somut olaya uygulanmalı ve sonunda hüküm kurulmalıdır. Maddi olgularla hüküm fıkrası arasındaki hukuki bağlantı da ancak bu şekilde kurulabilecek, ayrıca yasal unsurları taşıyan bu gerekçe sayesinde, kararların doğruluğunun denetlenebilmesi mümkün olacaktır.
Somut uyuşmazlıkta; dosya içeriğine göre takibe konu kıdem tazminatı tutarının isabetli olup olmadığının açıklığa kavuşturulması gereklidir.
Davacı takip talebinde kıdem tazminatı olarak brüt veya net olduğu belirtilmeksizin 29.717,51 TL. istenmiştir. Yargılama safhasında alınan bilirkişi raporunda bu miktar net olarak 29.502,41 TL. olarak belirlenmiş, Mahkeme ise “her ne kadar bilirkişi 29.502,41 TL kıdem tazminatı hesaplamış ise de takip talebindeki kıdem tazminatı talebinin yerinde olduğu anlaşılmakla bu rakam üzerinden değerlendirme yapıldığı” gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Takip talebinde kıdem tazminatı miktarının brüt mü yoksa net mi olduğunun gösterilmemesi, yargılama safhasında alınan bilirkişi raporunda uygulanan damga vergisi oranı açıkça gösterilmemekle birlikte tespit edilen tutarın takipteki miktardan farklı olması ve Mahkemece de hesap raporundaki miktara göre değil de takip talebindeki miktara göre karar verilmesi karşısında, varılan bu sonucun dayanaklarının kararda gösterilmesi, başka bir ifade ile gerekçelendirilmesi gereklidir.
Mahkemenin kararındaki “her ne kadar bilirkişi 29.502,41 TL kıdem tazminatı hesaplamış ise de takip talebindeki kıdem tazminatı talebinin yerinde olduğu anlaşılmakla bu rakam üzerinden değerlendirme yapıldığı” şeklindeki açıklaması dayanaksız ve soyut olup, açık olmadığından gerekçeden yoksundur.
Mahkemece yapılacak iş, davalının usulü kazanılmış hakkı da gözetilerek esas aldığı kıdem tazminat tutarının dayanaklarını gerekçesinde açıkça göstermektir.
Sonuç olarak; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’ nın 141. ve HMK. nun 297. maddesinin amaçladığı anlamda gerekçe taşımayan kararın bozulması gerekmiştir.
F) Sonuç:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepten dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine 14.11.2017 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY

Davacı işçinin davalı işyerinde çalışırken 23/07/2014 tarihinde başka bir bankaya iş başvurusunda bulunduğu, 01/08/2014 tarihinde başvuru yaptığı bankada mülakata girdiği 08/08/2014 tarihinde iş teklifi aldığı, 12/08/2014 tarihinde de 1475 Sayılı Yasanın 14/5. maddesine istinaden işyerinden ayrıldığı ve 01/09/2014 tarihinde de davalı işyerinde çalışken iş başvurusu yapıp görüştüğü bankada işe başladığı dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır.
Yukarıya alınan olayların tarihsel sıralaması gözetildiğinde davacının işten ayrılma sebebinin işyeri değişikliği olduğu da açıktır.
1475 Sayılı Yasanın 14/5. maddesi iş yeri değişikliği için görünürde gerekçe yapılmıştır.
Somut olay bakımından 1475 Sayılı Yasanın 14/5. maddesinin uygulanma şartlarının bulunmadığını düşündüğümden aksi yöndeki sayın çoğunluk görüşüne katılamıyorum.14/11/2017