YARGITAY KARARI
DAİRE : 9. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2016/35777
KARAR NO : 2020/18939
KARAR TARİHİ : 17.12.2020
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : ALACAK
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, davacının davalı Bakanlığa bağlı Hastanelerde ihale yolu ile hizmet satın alınan alt işveren firmalar nezdinde 03/03/2004-01/07/2014 tarihleri arasında bilgi işlem sorumlusu olarak görev yaptığını, son alt işveren firmanın sözleşme süresinin bitiminde yeni ihaleyi kazanamaması üzerine 01/07/2014 tarihi itibariyle davacının işine son verildiğini ileri sürerek, kıdem ve ihbar tazminatı ile yıllık izin, fazla mesai, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarına hükmedilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili, husumet itirazında bulunmuş, davacının iş sözleşmelerinin belirli süreli olduğunu ileri sürerek alacak istemlerinin reddine verilmesini istemiştir.
Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, toplanan delillere ve bilirkişi raporuna göre, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Temyiz:
Karar süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Gerekçe:
1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Davalı tarafından ıslaha karşı ileri sürülen zamanaşımı definin dikkate alınıp alınamayacağı taraflar arasında uyuşmazlık konusudur.
Zamanaşımı, alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden dava edilebilme niteliğinden yoksun kalmasını ifade eder. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere zamanaşımı, alacak hakkını sona erdirmeyip sadece onu “eksik bir borç” haline dönüştürür ve alacağın dava edilebilme özelliğini ortadan kaldırır.
Bu itibarla zamanaşımı savunması ileri sürüldüğünde, eğer savunma gerçekleşirse hakkın dava edilebilme niteliği ortadan kalkacağından, artık mahkemenin işin esasına girip onu incelemesi mümkün değildir.
Zamanaşımı, bir maddi hukuk kurumu değildir. Diğer bir anlatımla zamanaşımı, bir borcu doğuran, değiştiren ortadan kaldıran bir olgu olmayıp, salt doğmuş ve var olan bir hakkın istenmesini ortadan kaldıran bir savunma aracıdır. Bu bakımdan zamanaşımı alacağın varlığını değil, istenebilirliğini ortadan kaldırır. Bunun sonucu olarak da, yargılamayı yapan yargıç tarafından yürüttüğü görevinin bir gereği olarak kendiliğinden göz önünde tutulamaz. Borçlunun böyle bir olgunun var olduğunu, kanunda öngörülen süre ve usul içinde ileri sürmesi zorunludur. Demek oluyor ki zamanaşımı, borcun doğumu ile ilgili olmayıp, istenmesini önleyen bir savunma olgusudur. Şu durumda zamanaşımı, savunması ileri sürülmedikçe, istemin konusu olan hakkın var olduğu ve kabulüne karar verilmesinde hukuksal ve kanuni bir engel bulunmamaktadır.
5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 7. maddesinde, iş mahkemelerinde sözlü yargılama usulü uygulanır. Ancak 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 447. maddesi ile sözlü yargılama usulü kaldırılmış, aynı Kanun’un 316 ve devamı maddeleri gereğince iş davaları için basit yargılama usulü benimsenmiştir.
Sözlü yargılama usulünün uygulandığı dönemde zamanaşımı def’i ilk oturuma kadar ve en geç ilk oturumda yapılabilir. Ancak 6100 sayılı Kanun’un yürürlükte olduğu dönemde 319. madde hükmü uyarınca savunmanın değiştirilmesi yasağı cevap dilekçesinin verilmesiyle başlayacağından, zamanaşımı defi cevap dilekçesi ile ileri sürülmelidir. 01.10.2011 tarihinden sonraki dönemde ilk oturuma kadar zamanaşımı definin iler sürülmesi ve hatta ilk oturumda sözlü olarak bildirilmesi mümkün değildir.
Dava konusunun ıslah yoluyla arttırılması durumunda, 1086 sayılı Kanun hükümlerinin uygulandığı dönemde, ıslah dilekçesinin tebliğini izleyen ilk oturuma kadar ya da ilk oturumda yapılan zamanaşımı defi de ıslaha konu alacaklar yönünden hüküm ifade eder. Ancak 6100 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamada, 317/2 ve 319. maddeler uyarınca ıslah dilekçesinin davalı tarafa tebliği üzerine iki haftalık süre içinde ıslaha konu kısımlar için zamanaşımı definde bulunulabileceği kabul edilmelidir.
Cevap dilekçesinde zamanaşımı defi ileri sürülmemiş ya da süresi içince cevap dilekçesi verilmemişse ilerleyen aşamalarda 6100 sayılı Kanun’un 141/2 maddesi uyarınca zamanaşımı defi davacının açık muvafakati ile yapılabilir.
1086 sayılı Kanun yürürlükte iken süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı define davacı taraf süre yönünden hemen ve açıkça karşı çıkmamışsa (suskun kalınmışsa) zamanaşımı defi geçerli sayılmakta iken, 6100 sayılı Kanun’un uygulandığı dönemde süre geçtikten sonra yapılan zamanaşımı definin geçerli sayılabilmesi için davacının açıkça muvafakat etmesi gerekir. Başka bir anlatımla 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamalar bakımından süre geçtikten sonra ileri sürülen zamanaşımı define davacı taraf muvafakat etmez ise zamanaşımı defi dikkate alınmaz.
Dosya içeriğine göre davanın 1086 sayılı Kanun zamanında açıldığı, ıslahın ise 6100 sayılı Kanun zamanında yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla yukarıdaki açıklamalara göre ıslaha karşı zamanaşımı defi süresinde yapılmış ise mahkemece dikkate alınması, süresinde yapılmamış ise davacının açıkça muvafakati olmadığından dikkate alınmaması gereklidir.
Somut olayda; davacı vekili tarafından 24.02.2015 tarihinde dava ıslah edilmiş olup, davalı vekilince yasal süresi içinde ıslaha karşı zamanaşımı def’inde bulunulmuştur. Mahkemece ıslaha karşı zamanaşımı def’i hususunda bilirkişiden ek rapor alınabilmesi için davalı vekiline bilirkişi ücretinin yatırılması konusunda kesin süre verilmiş, ancak kesin süre içerisinde bilirkişi ücreti yatırılmamış ve dosyadan ek rapor alınmaksızın karar verilmiştir.
Ne var ki, ilk dava dilekçesi ile istenen tutarlar dışında ıslah tarihine göre 24.02.2010 öncesi döneme ilişkin fazla mesai ücreti, hafta tatili ücreti, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının zamanaşımına uğradığının mahkemece re’sen gözetilmemesi hatalıdır. Mahkemece ıslaha karşı zamanaşımı def’i dikkate alınmaksızın sonuca gidilmesi isabetsiz olup bozmayı gerektirmiştir.
3-Hak kazanılan yıllık izin süresi ile ilgili uyuşmazlık bulunmaktadır.
6100 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 26. maddesinin 1. fıkrası uyarınca “Hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez. Duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebilir.”
Somut olayda, davacının 03.03.2004-01.07.2014 tarihleri arasında 10 yıl 3 ay 28 gün çalıştığı, 10 tam yıl çalışmasına karşılık 170 gün izne hak kazandığı, bu izinlerden 38 günlük kısmını kullandığı kabul edilerek kullanılmayan 132 gün karşılığı izin ücreti hüküm altına alınmıştır.
Ne var ki, davacı dava dilekçesinde; izin dönemine rastlayan hafta tatili günlerinin izin süresinden sayılması nedeniyle yıllık izinlerinin eksik kullandırıldığını beyan etmiştir. Davacının beyanına göre esasen yıllık izinlerini kullanmış olduğu, ancak 4857 sayılı İş Kanunu 56/5. maddesi gereği hafta tatili günlerinin izin süresinden sayılmayacağı düzenlemesine aykırı uygulamaya gidilmesi nedeniyle eksik kalan günlere ilişkin yıllık izin alacağı talebinde bulunduğu anlaşılmakta olup, davacının talebinin kapsamı gözetilmeksizin hiç izin kullanmadığı iddiasındaymış gibi değerlendirme yapılması hatalıdır.
Bununla birlikte dosyaya ihbar olunan Prestij Bilgi Sistemleri Ltd. Şti vekilince 02.11.2015 havale tarihli olarak yıllık izin kullandırma belgeleri sunulu olup, mahkemece davacı talebi ve söz konusu izin belgeleri de dikkate alınarak dosya kapsamına göre davacının yıllık izin alacağı bulunup bulunmadığı hususunun denetime elverişli şekilde usulünce tespit edilerek yeniden karar verilmesi için mevcut karar bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ:
Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebeplerden BOZULMASINA, 17.12.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.