YARGITAY KARARI
DAİRE : 9. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2017/16282
KARAR NO : 2020/10599
KARAR TARİHİ : 06.10.2020
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : ALACAK
Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı İsteminin Özeti:
Asıl ve birleşen davada davacı, müvekkilinin davalı … Müdürlüğünde 15.10.2001 tarihinde çalışmaya başladığını, 02.02.2009 tarihinde davalı Kurumda yetkili olan Hizmet-İş Sendikası’na üye olduğunu, davalı işyerinde yürürlükte bulunan 2007-2009, 2009-2011 tarihli toplu iş sözleşmelerinin 3. maddesinin 3. bendinde bir kısım işçilerin sözleşme kapsamı dışında tutulduğunu, sözleşmenin bu hükmü uyarınca müvekkilinin toplu iş sözleşmesindeki düzenlenen haklardan mahrum bırakılarak hakettiği ücret ve hakların ödenmediğini, ancak Toplu İş Sözleşmesi’nin anılan bir kısım işçilerin kapsamdışı bırakılmasına yönelik bu hükmün genel olarak uygulanmadığını, davalı işverenin davacı gibi kapsamdışı olması gereken birçok işçiyi Toplu İş Sözleşmesi’ndeki haklardan yararlandırırken bu düzenlemeyi gerekçe göstererek davacıyı bu haklardan mahrum bıraktığını, işyerinde işçiler arasında ayrımcılık yaparak keyfi uygulamalara zemin oluşturduğunu, davalı işverenin bu uygulamasıyla 4857 Sayılı İş Kanunu’nun emredici hükmü olan 5. maddesine aykırı davrandığını, müvekkilinin 2011 yılı Mart ayına kadar Toplu İş Sözleşmesi hükümlerinden yararlandırılmadığından 2011 yılı Mart ayından sonraki döneme ait taban ücret ve ücret zammı alacağı ile ücret zammı alacağına bağlı olarak hesaplanan sorumluluk, ilave tediye ve ikramiye gibi alacaklarının eksik ödendiğini, davalı işverenin eşit davranma borcuna aykırı davrandığının kesinleşmiş yargı kararları ile ortaya çıktığını iddia ederek Toplu İş Sözleşmesi kapsamındaki bir kısım alacaklarının tahsilini talep etmiştir.
Davalı Cevabının Özeti:
Asıl ve birleşen davada davalı, zamanaşımı itirazında bulunduklarını, davacının günlük ücretinin emsal işçiden yüksek olduğu için fark ücret alacağının olmadığını, davacının sendikaya üye olduğu tarih ile sözleşmenin tüm haklarından yararlanmaya başladığı tarih arasında eksik aldığı sosyal haklarını alabileceğini, büro işçilerinin ücret haklarının emsal memura eşitlendiğini, eşit davranma yükümlülüğüne aykırılık halinin davacı tarafça ispatının gerektiğini savunarak davanın reddini talep etmiştir.
Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkeme, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanarak İş Yasasının 5. maddesindeki düzenleme kamu düzenine ilişkin emredici olup, ihlali halinde müeyyidelerininde 5. maddenin 6. fıkrasında belirtildiği, somut olayda davalı taraf, davacı gibi diğer büro personelini Toplu İş Sözleşmesi hükümlerinden dışarıda çalışan işçiler gibi yararlandırılan işçilerin, görev yerlerinin değiştirilmesinin sonuca etkili olmadığı gibi bu çabanın eşit davranmama ilkesine aykırılığı bertaraf etmeye matuf olduğunun düşünüldüğü, tüm bu nedenlerle davacının TİS’in dışarıda çalışan işçiler ile ilgili sağladığı haklardan yararlandırılması kanaatine varıldığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar vermiştir.
Temyiz:
Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.
Gerekçe:
1-01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Kanunu’nun 107. maddesiyle, mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda yer almayan yeni bir dava türü olarak belirsiz alacak ve tespit davası kabul edilmiştir.
6100 sayılı Kanunun 107. maddesinin 1. fıkrasına göre, “Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir”.
6100 sayılı Kanunun 107. maddenin 2. fıkrasında, karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacının, iddianın genişletilmesi yasağına tâbi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabileceği hüküm altına alınmış, madde gerekçesinde de “karşı tarafın verdiği bilgiler ve sunduğu delillerle ya da delillerin incelenmesi ve tahkikat işlemleri sonucu (örneğin bilirkişi ya da keşif incelemesi sonucu)” belirlenebilme hali açıklanmıştır.
Davanın belirsiz alacak davası şeklinde açılabilmesi için, davanın açıldığı tarih itibariyle uyuşmazlığa konu alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak davacı tarafça belirlenememesi gereklidir. Belirleyememe hali, davacının gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen miktar veya değerin belirlenmesinin kendisinden gerçekten beklenilmemesi durumuna ya da objektif olarak imkânsızlığa dayanmalıdır. Davacının alacağının miktar veya değerini belirleyebilmesi için elinde bulunması gerekli bilgi ve belgelere sahip olmaması ve bu belgelere dava açma hazırlığı döneminde ulaşmasının da (gerçekten) mümkün olmaması ve dolayısıyla alacağın miktarının belirlenmesinin karşı tarafın elinde bulunan bilgi ve belgelerin sunulmasıyla mümkün hale geleceği durumlarda alacak belirsiz kabul edilmelidir. Alacağın miktarının belirlenebilmesinin hâkimin takdirine bağlı olduğu durumlarda hukuki imkânsızlık söz konusu olur. Bu durumda davacı alacaklı, hâkimin takdir yetkisini nasıl kullanacağını bilemeyeceği için davanın açıldığı tarihte alacağının miktarını belirleyebilecek durumda değildir.
Sırf taraflar arasında alacak miktarı bakımından uyuşmazlık bulunması, talep sonucunun belirlenmesinin davacıdan beklenemeyecek olması anlamına gelmez. Önemli olan objektif olarak talep sonucunun belirlenmesinin davacıdan beklenemeyecek olmasıdır.
Alacağın hangi hallerde belirsiz, hangi hallerde belirli veya belirlenebilir olduğu hususunda kesin bir sınıflandırma yapılması mümkün olmayıp, her bir davaya konu alacak bakımından somut olayın özelliklerinin nazara alınarak sonuca gidilmesi gereklidir. İş yargılamasında sıklıkla davaların yığılması söz konusu olmakla alacağın belirsiz olma kriterleri her bir talep için ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Diğer yandan, aynı dava dilekçesinde talep yığılması şeklinde bazı alacaklar için belirsiz alacak davası bazıları için kısmi dava açılmasına yasal bir engel bulunmamaktadır.
Kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık izin ücreti ve ücret alacakları işçi tarafından bilinmekle kural olarak belirsiz alacak davasına konu edilmez. Ancak hesabın unsurları olan sosyal hakların (ayni olarak sağlanan yemek yardımı gibi) miktarının belirlenmesi işveren tarafından sunulacak belgelere göre belirlenecek ise, kıdem ve ihbar tazminatı belirsiz alacak davasına konu edilebilir.
Madde gerekçesinde “Alacaklının bu tür bir dava açması için, dava açacağı miktar ya da değeri tam ve kesin olarak gerçekten belirlemesi mümkün olmamalı ya da bu objektif olarak imkânsız olmalıdır. Açılacak davanın miktarı biliniyor yahut tespit edilebiliyorsa, böyle bir dava açılamaz. Çünkü, her davada arandığı gibi, burada da hukukî yarar aranacaktır, böyle bir durumda hukukî yararın bulunduğundan söz edilemez. Özellikle, kısmî davaya ilişkin yeni hükümler de dikkate alınıp birlikte değerlendirildiğinde, baştan tespiti mümkün olan hâllerde bu yola başvurulması kabul edilemez.” şeklindeki açıklamayla, alacağın belirli veya belirlenebilir nitelikte olması durumunda, belirsiz alacak davası açılarak bu davanın sağladığı imkânlardan yararlanmanın mümkün olmadığına işaret edilmiştir. Şu halde davanın açıldığı tarihte alacağın miktarı yahut değeri belirlenebilir durumda ise, dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmelidir. Burada hukuki yarar eksikliğinin tamamlanabilir dava şartı olmadığı sonucuna varılmıştır. 7251 sayılı Kanun ile 107. maddede yapılan değişiklikler şartları olmadığı halde açılan belirsiz alacak davasında davacıya süre verilerek hukuki yarar eksikliğini tamamlama imkânı tanımamaktadır. Dairemizce sözü edilen düzenleme, şartları mevcut olan belirsiz alacak davasında yapılan yargılama ile alacağın belirli hale gelmesi durumunda hâkimin geçici talep sonucunu kesin talep sonucuna dönüştürmesi için alacaklıya süre vermesi gerektiği yönünde değerlendirilmiştir.
Hukuk devletinin asli unsurları arasında yer alan hukuki belirlilik veya güvenlik ilkesi, hukuki durumlarda belirli bir istikrarı temin etmekte ve kamunun mahkemelere güvenine katkıda bulunmaktadır. Birbiriyle uyuşmayan mahkeme kararlarının sürüp gitmesi, yargı sistemine güveni azaltarak, yargısal bir belirsizliğe yol açabilir (AİHM, Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, B. No: 13279/05, 20.10.2011, § 57).
Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde Devlete güven duyabilmesini, Devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Belirlilik ilkesi ise, yalnızca yasal belirliliği değil, daha geniş anlamda hukuki belirliliği ifade etmektedir. Yasal düzenlemeye dayanarak erişilebilir, bilinebilir ve öngörülebilir gibi niteliksel gereklilikleri karşılaması koşuluyla, mahkeme içtihatları ve yürütmenin düzenleyici işlemleri ile de hukuki belirlilik sağlanabilir. Hukuki belirlilik ilkesinde asıl olan, bir hukuk normunun uygulanmasıyla ortaya çıkacak sonuçların o hukuk düzeninde öngörülebilir olmasıdır (AYM, 23.12.2015, 15-118).
Farklı kararların aynı mahkemeden çıkmış olması tek başına, adil yargılanma hakkının ihlali anlamına gelmez Değişik yönlerde kararlar verilmesi ihtimali, Yargıtay ve Danıştay gibi çeşitli yüksek mahkemelerden oluşan yargı sistemimizin kaçınılmaz bir özelliği olarak kabul edilmelidir. Diğer yandan, bireylerin makul güvenlerinin korunması ve hukuki güvenlik ilkesi, içtihadın değişmezliği şeklinde bir hak bahşetmez. Mahkeme içtihatlarındaki değişme yargı organlarının takdir yetkisi kapsamında kalmakta olup, böyle bir değişiklik özü itibarıyla, önceki çözümün tatminkâr bulunmaması anlamına gelir. Ancak, aynı hususta daha önce çıkan kararlardan farklı bir hüküm kurulması halinde, mahkemelerce, bu farklılaşmaya ilişkin makul bir açıklama getirilmesi gerekmektedir. Yüksek mahkemelerin oynaması gereken rol tam da yargı kararlarında doğabilecek içtihat farklılıklarına bir çözüm getirmektir. Bununla birlikte, yeni kabul edilmiş bir yasanın yorumlanmasında olduğu gibi, bazı hallerde içtihadın müstakar hale gelmesinin belirli bir zamana ihtiyaç duyacağı açıktır (AYM, 06.01.2015, B.No: 2013/6932).
İçtihat değişikliğinin sürpriz karar yasağı çerçevesinde de değerlendirilmesi gerekir. Sürpriz karar, ilgilinin yargılamanın o ana kadarki seyrine göre, haklı olarak beklemediği, umulmadık bir kararla karşılaşmasıdır. Sürpriz karar yasağı ise, yargılamanın adil ve hakkaniyete uygun şekilde yürütülmesi durumunda tarafların öngöremedikleri bir kararla karşılaşmamalarını ifade eder. Sürpriz karar yasağı, hukukun gelişimine ve yeni şartlara uyarlanmasına engel olacak mutlak bir yasak olarak anlaşılmamalıdır. Şüphesiz mahkemeler yeni içtihatlar geliştirebilirler, önceki içtihatlardan farklı bir karar verilebilir, hatta yeni ve özelikle somut olayda ortaya çıkan hukuki durum bunu gerekli kılabilir. Ayrıca belirtmek gerekir ki, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 33. maddesi gereğince hâkimin hukuku kendiliğinden uygulaması söz konusu olduğunda sürpriz karar yasağının ihlalinden söz edilemez. Bununla birlikte mevcut içtihatlar dışında yeni bir görüş benimsenecekse, öncelikle tarafların bu konuda bilgilendirmesi gerekir (ÖZEKES, Muhammet, Medeni Usul Hukukunda Hukuki Dinlenilme Hakkı, Ankara 2003, s. 185 vd.).
Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu’nun 07.07.2020 tarih ve 173 sayılı kararı ile aynı uyuşmazlıkların temyiz incelemesini yapmakla görevli 22.Hukuk Dairesinin kapatılması ve tüm işlerinin dairemize devredilmesi üzerine, belirsiz alacak davası ile ilgili yeniden yapılan değerlendirmeler sonucunda yukarıda belirtilen ilkeler kabul edilmiştir. Dairemizin daha önce belirsiz alacak davasına ilişkin uygulaması benimsenen yeni ilkelerden farklılık arz etmekteydi. Örneğin, hukuki yararın tamamlanabilir dava şartı olduğu; hukuki yarara ilişkin dava şartının eksik olması halinde davanın hemen reddedilmemesi; davacıya süre verilerek dava şartının tamamlattırılması gerektiği yönünde uygulama yapılmaktaydı. Dairemizin belirsiz alacak davası ile ilgili yukarıda belirtilen yeni ilkelerinin hemen uygulamaya konulması, dairenin önceki görüşüne güvenerek dava açanlar yönünden hukuki güvenlik, hukuki belirlilik, hukuki öngörülebilirlik ve sürpriz karar yasağı ilkelerinin ihlaline yol açacaktır. Bu sebeple, benimsenen yeni görüşün Yargıtay Kararları Dergisi ya da başkaca yollarla duyurulmasından itibaren makul bir süre sonra uygulamaya konulması, dairenin görüşüne güvenilerek açılan davalarda ise, önceki uygulamaya devam edilmesi uygun görülmüştür.
Somut uyuşmazlıkta, davacı tarafça birleşen dava belirsiz alacak davası açılmıştır. Ancak yukarıda açıklandığı üzere Dairemiz tarafından daha önce verilen kararlarda hukuki yarar yokluğu sebebiyle dava şartı yokluğuna bağlı davanın reddi kararları verilmediğinden dairenin önceki görüşüne güvenilerek belirsiz alacak davası şeklinde açılan bu davada belirtilen husus bozma nedeni yapılmamıştır.
2-Davacı 19.02.2014 tarihinde “kısmi dava” olarak açtığı asıl davada, 01.03.2007-14.03.2009 ve 15.03.2009-14.03.2011 tarihleri arasında bağıtlanan toplu iş sözleşmeleri kapsamında 8.000,00 TL. ücret zammı ve fark alacağı, 300,00 TL. birleştirmiş sosyal yardım alacağı, 7.000,00 TL. sorumluluk zammı ile sorumluluk zammı fark alacakları, 5.000,00 TL. ikramiye ile ikramiye fark alacakları, 7.000,00 TL. akdi tatil ve hafta tatili ile fark alacakları, 1.000,00 TL. ilave tediye fark alacağı, 3.000,00 TL. yemek yardımı alacağı, 1.500,00 TL. giyim yardımı alacağı, 500,00 TL. çocuk yardımı alacağı ile 200,00 TL. doğum yardımı alacağının tahsilini talep etmiş, daha sonra 21.03.2014 tarihinde “belirsiz alacak davası” olarak açtığı ve eldeki dava ile birleşen davada ise 10.000,00 TL. ücret alacağı, 40,00 TL. birleşmiş sosyal yardım alacağı, 7.000,00 TL. sorumluluk zammı alacağı, 1.550,00 TL. ilave tediye farkı alacağı, 6.000,00 TL. ikramiye alacağı, 2.000,00 TL. yemek yardımı alacağı, 160,00 TL. tatil ücreti (bayram-genel tatil ve hafta tatili) ve 1.500,00 TL. giyim yardımı alacağının tahsilini talep etmiştir.
Birleşen dava ek dava niteliğini haiz değildir. Davalı yargılama safhasında birleşen dava yönünden müteaddit defalar derdestlik itirazında bulunmuş olup, 5 nolu celsede de davacı vekilinin, “Mahkemeniz dosyası ile birleştirilen dosya aynı konuda bizim bilgimiz dışında, bizim davamızdan sonra açılmış bir davadır.” yönünde beyanının olduğu görülmüştür.
Asıl ve birleşen davanın tarafları, sebepleri ile bir kısım alacak kalemleri aynı olmakla birlikte farklı alacak kalemlerinin bulunduğu ve bu davaların niteliğinin de (kısmi dava ve belirsiz alacak davası) aynı olmadığı anlaşılmıştır.
Bu durumda, dosya içeriğine ve bilhassa davacı vekilinin 5 nolu celsedeki beyanına göre “hakimin davayı aydınlatma ödevi” kapsamında davacı asil dinlenerek asıl ve birleşen dava yönünden talep sonucunun açıklığa kavuşturulması gereklidir.
Kaldı ki davaların birleştirilmesinden sonra asıl ve birleşen davanın yargılama ve tahkikatı birlikte yürütülür. Ancak bu davaların bağımsızlıkları tamamıyla ortadan kalkmamaktadır. Davalar şeklen tek olsa da madden ayrı kabul edilmeli, her davadaki talep de birbirinden ayrı ve müstakil olduğundan ayrı ayrı değerlendirilip karar verilmelidir. Yargılama sonunda tek bir karar verilse de hüküm fıkralarında her bir dava için ayrı ayrı hüküm fıkrası tesis edilmelidir. Birleşen davanın diğer dava içinde eridiği kabul edilmemelidir.
Hal böyle iken Mahkemenin hüküm fıkrasında, “Mahkememiz dosyası ile birleşen Bursa 5.İş Mahkemesi’nin 2014/193 esas numaralı dosyası birlikte değerlendirilerek” yönündeki açıklamayla asıl ve birleşen davadaki talepler ayrıştırılmaksızın alacakların tamamının aynı hüküm altında tespiti yerinde olmamıştır.
Netice itibariyle, Mahkemece davalının desdestlik itirazı değerlendirilmeden, asıl ve birleşen dava yönünden ayrı ayrı hüküm kurulmadan ve yine “hakimin davayı aydınlatma ödevi” gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, bozma sebebine göre sair temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına ve peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 06.10.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.