Yargıtay Kararı 9. Hukuk Dairesi 2017/16678 E. 2020/10402 K. 05.10.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 9. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2017/16678
KARAR NO : 2020/10402
KARAR TARİHİ : 05.10.2020

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (İş) Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : ALACAK

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, davacının iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından haksız ve gerekçesiz olarak feshedildiğini beyanla kıdem ve ihbar tazminatı ile bir kısım işçilik alacaklarının hüküm altına alınmasını talep etmiştir.
Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili, davacının iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından haklı nedenle feshedildiğini beyanla davanın reddini talep etmiştir.
Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece, yazılı gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Temyiz :
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Gerekçe:
1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Hukuk yargılamasında ispat araçlarından olan “Yemin” 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 225 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir.
Yasanın 225’nci maddesine göre, yeminin konusunu, davanın çözümü bakımından önem taşıyan, çekişmeli olan ve kişinin kendisinden kaynaklanan vakıalar teşkil eder. Bir kimsenin bir hususu bilmesi onun kendisinden kaynaklanan vakıa sayılır.
Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği vakıalar, bir işlemin geçerliliği için, kanunen iki tarafın irade açıklamalarının yeterli görülmediği hâller ve yemin edecek kimsenin namus ve onurunu etkileyecek veya onu ceza soruşturması ya da kovuşturması ile karşı karşıya bırakacak konular yemin konusu olamaz (6100 sayılı Yasa Md. 226).
Uyuşmazlık konusu vakıanın ispatı için yeminden başka delili olduğunu beyan etmiş olan taraf da yemin teklif edebilir. Yemin teklif olunan kimse, yemini edaya hazır olduğunu bildirdikten sonra, diğer taraf teklifinden vazgeçerek başka bir delile dayanamaz ve yeni bir delil de gösteremez. Yemin teklif edilen kimse, duruşmada bizzat hazır bulunmadığı takdirde, kendisine yemin için bir davetiye çıkarılır. Yemin davetiyesine, yemine konu hususlar hakkında sorulacak sorular ile geçerli bir özrü olmaksızın yemin için tayin olunan gün ve saatte mahkemeye bizzat gelmediği veya gelip de yemini iade etmediği yahut yemini eda etmekten kaçındığı takdirde, yemin konusu vakıaları ikrar etmiş sayılacağı yazılır (6100 sayılı Yasa Md. 227-228).
Yemin için davet edilen kimse, tayin edilen gün ve saatte mahkemede geçerli bir özrü olmaksızın bizzat hazır bulunmaz yahut hazır bulunup da yemini iade etmez ya da yemini eda etmekten kaçınırsa yemin konusu vakıaları ikrar etmiş sayılır. Kendisine yemin iade olunan kimse, yemin etmekten kaçınırsa yemin konusu vakıa ispat edilememiş sayılır.
Yeminin konusunu oluşturan vakıa, her iki tarafın değil, yalnızca kendisine yemin teklif edilen tarafın şahsından kaynaklanıyorsa yemin iade edilemez.
Yemin edecek taraf gerçek kişi olup, yeminden evvel ölür veya fiil ehliyetini kaybederse yemin teklif edilmemiş sayılır. Yemin, bizzat tarafa teklif olunur ve tarafça eda yahut iade olunur. Taraflardan biri tüzel kişi yahut ergin olmayan veya kısıtlı bir kimse ise onlar adına yapılmış bir işleme ilişkin vakıanın ispatı için yemin, tüzel kişiyi temsile yetkili kişi veya organ yahut kanuni mümessil tarafından eda ya da iade olunabilir (6100 sayılı Yasa Md. 229 ilâ 232).
Yasanın 233’üncü maddesi uyarınca, yemin mahkeme huzurunda eda olunur. Hâkim, yeminin icrasından önce yemin edecek kimseye, hangi konuda yemin edeceğini açıklar, yeminin anlam ve önemini anlatır ve yalan yere yemin etmesi hâlinde cezalandırılacağı hususunda dikkatini çeker. Yemin edecek kimse, yemin konusunun yeterli açıklıkta olmadığını ileri sürerse; hâkim, karşı tarafın görüşünü aldıktan sonra derhâl bu konuda kararını verir. Değinilen madde gereğince yemin, “Size sorulan sorular hakkında, gerçeğe uygun cevap vereceğinize ve hiçbir şey saklamayacağınıza namusunuz, şerefiniz ve kutsal saydığınız bütün inanç ve değerler üzerine yemin eder misiniz?” şeklinde yöneltilir ve yemin teklif edilen kimse tarafından “Bana sorulan sorular hakkında gerçeğe uygun cevap vereceğime ve hiçbir şey saklamayacağıma namusum, şerefim ve kutsal saydığım bütün inanç ve değerlerim üzerine yemin ediyorum.” denilmek suretiyle eda edilmiş sayılır.
Yasanın 234 ve devamı maddeleri gereğince, okuma ve yazma bilen sağır veya dilsizler, yemin hakkındaki beyanlarını yazıp imzalayarak yemin ederler. Okuma ve yazma bilmeyen sağır veya dilsizler, işaretlerinden anlayan bir bilirkişi aracılığıyla yemin ederler.
Yemin edecek kimse, mahkemeye gelemeyecek kadar hasta veya özürlü ise hâkim, bulunduğu yerde o kimseye yemin ettirir. Bu sırada isterlerse taraf vekilleri ve karşı taraf da hazır bulunabilir. Mahkemenin yargı çevresi dışında oturan kimse, yemin için davaya bakan mahkemeye gelmek zorundadır. Ancak, yemin edecek kişi, mahkemenin bulunduğu il dışında oturuyor ve bulunduğu yerde aynı anda ses ve görüntü nakledilmesi yolu ile yemin icrası mümkün değil ise istinabe yolu ile yemin ettirilir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 237 ve müteakip maddeleri uyarınca, hâkim, eksik olan noktaları tamamlamak veya açık olmayan hususları aydınlatmak için yeminin konusu ile bağlantılı gördüğü soruları yemin eden kimseye sorabilir. Hâkim, yemin eden kimsenin beyanını dinleyip tutanağa geçirir ve yazılanları yüksek sesle huzurunda okur; beyanında ısrar edip etmediğini sorar ve verilen cevabı tutanağa kaydeder. Yemin eda edildikten sonra, yalan yere yemin nedeniyle açılan ceza davası, esas dava bakımından bekletici sorun yapılamaz.
Somut olayda; davalı vekili 23.10.2015 tarihli 9. celsede davacı tarafa yemin teklifinde bulunacaklarını,yemin metnini hazırlayıp sunmak üzere taraflarına süre verilmesini talep etmiş, aynı celse verilen 1 numaralı ara karar ile davalı vekiline yemin metnini hazırlayıp sunması için gelecek celseye kadar süre verilmiştir. Davalı vekilince 17.12.2015 havale tarihli yemin metni dosyaya sunulmuştur. Takip eden 18.12.2015 tarihli 10.celsede davacı vekili müvekkilinin yemin için hazır olduğunu beyan etmiş, Mahkemece aynı celse verilen 1 numaralı ara karar ile Hakim değişikliği nedeniyle dosyanın incelemeye alınmasına ve 2 numaralı ara karar ile yemin hususunun bir sonraki celse değerlendirilmesine karar verilmiştir.15.01.2016 tarihli 11. celsede davacı vekili müvekkilinin yemin için hazır olduğunu beyan etmiş, Mahkemece aynı celse verilen 1 numaralı ara karar ile yemin hususunun müstemir yetkili Hakim tarafından değerlendirilmesine karar verilmiştir. Takip eden 05.02.2016 tarihli 12. celsede davacı vekili müvekkilinin yemin için hazır olduğunu beyan etmiş, Mahkemece “davacı asilden soruldu” denilerek davacı asilin beyanı ve imzası alınmıştır. Ne var ki, Mahkemece yapılan işlem davacı asilin beyanının alınmasından ibaret olmakla usulüne uygun olarak yemin eda edilmemiştir. Yukarıda açıklanan ilkeler uyarınca öncelikle davalı tarafından sunulan yemin metninin davacı asil adına tebliğe çıkartılması gerekmektedir. Yine yukarıda açıklandığı üzere 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 233. maddesi uyarınca yemin eda edecek davacı asile “Size sorulan sorular hakkında, gerçeğe uygun cevap vereceğinize ve hiçbir şey saklamayacağınıza namusunuz, şerefiniz ve kutsal saydığınız bütün inanç ve değerler üzerine yemin eder misiniz?” diye sorulması üzerine O kimse de “Bana sorulan sorular hakkında gerçeğe uygun cevap vereceğime ve hiçbir şey saklamayacağıma namusum, şerefim ve kutsal saydığım bütün inanç ve değerlerim üzerine yemin ediyorum” demekle yemin eda edilmiş sayılır. Hal böyle olmakla, Mahkemece davalıdan alınan yemin sorusu üzerine yeminle ilgili usuli işlemler tamamlanarak davacı duruşmaya davet edilmek suretiyle yemin teklifinde bulunulması, davalı tarafın yemin teklifi davacı asile usulüne uygun şekilde bildirilip yemininde sebat edip etmediği belirlenerek sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken eksik inceleme ile karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
3-Taraflar arasında; davacının ulusal bayram ve genel tatillerde çalışıp çalışmadığı hususları uyuşmazlık konusudur.
Ulusal bayram genel tatili ve hafta tatilinde çalışma yaptığını iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür. Ücret bordrolarına ilişkin kurallar burada da geçerlidir. İşçinin imzasını taşıyan bordro sahteliği ispat edilinceye kadar kesin delil niteliğindedir. Bir başka anlatımla bordronun sahteliği ileri sürülüp kanıtlanmadıkça, imzalı bordroda görünen fazla çalışma alacağının ödendiği varsayılır.
Çalışma düzenin ispatı konusunda işyeri kayıtları, özellikle işyerine giriş çıkışı gösteren belgeler, işyeri iç yazışmaları delil niteliğindedir. Ancak, yazılı belgelerle kanıtlanamaması durumunda, tanık beyanları ile sonuca gidilmesi gerekir. Bunun dışında herkesçe bilinen genel bazı vakıalar da bu noktada göz önüne alınabilir. İşçinin fiilen yaptığı işin niteliği ve yoğunluğuna göre de ulusal bayram genel tatillerde çalışma yapılıp yapılmadığı araştırılmalıdır.
İmzalı ücret bordrolarında ulusal bayram genel tatili ücretlerinin ödendiği anlaşılıyorsa, işçi tarafından gerçekte daha çalışma yaptığının ileri sürülmesi mümkün değildir. Ancak, işçinin f ulusal bayram ve genel tatil alacağının daha fazla olduğu yönündeki ihtirazi kaydının bulunması halinde, bordroda görünenden daha fazla çalışmanın ispatı her türlü delille söz konusu olabilir. Buna karşın, bordroların imzalı ve ihtirazi kayıtsız olması durumunda dahi, işçinin geçerli bir yazılı belge ile bordroda yazılı olandan daha fazla çalışmayı yazılı delille ispatlaması gerekir. Bordrolarda tahakkuk bulunmasına rağmen bordroların imzasız olması halinde ise, varsa ilgili dönem banka ve tüm ödeme kayıtları celp edilmeli ve ödendiği tespit edilen miktarlar yapılan hesaplamadan mahsup edilmelidir.
Ulusal bayram ve genel tatil çalışma alacaklarının yazılı delil ya da tanıkla ispatı imkan dahilindedir. İşyerinde çalışma düzenini bilmeyen ve bilmesi mümkün olmayan tanıkların anlatımlarına değer verilemez.
Somut olayda; dava dilekçesinde davacının vardiyasına denk geldiği zamanlarda resmi tatil ve dini bayramlarda çalışma yaptığı beyan edilmiştir. Dosya kapsamından davalı işyerinde vardiyalı çalışma yapılmadığı anlaşılmaktadır. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda davacının dini bayramlarda çalışma yapmadığı, resmi tatillerde çalışma yaptığı tespiti ile hesaplama yapılmıştır.
Ne var ki, hesaplamaya esas alınan tespit ile dava dilekçesinde ileri sürülen husus örtüşmemektedir. Mahkemece, davacının yaptığı işin davalı işyerinde kaç kişi ile yapıldığı , davacının aynı işi yapan çalışanlar bulunması halinde resmi tatillerde dönüşümlü çalışıp çalışmadığının araştırılarak ve davacı asilden vardiyasına denk geldiği günlerde çalışma yaptığına ilişkin beyanı açıklattırılarak tüm dosya kapsamı ile birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile karar verilmesi hatalıdır.
4-Taraflar arasında davacının fazla çalışma yapıp yapmadığı ve bu talep yönünden talebinin aşılıp aşılmadığı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
Yukarıda (3) numaralı bentte ulusal bayram ve genel tatil çalışmasına ilişkin açıklanan ilkeler fazla çalışma yönünden de geçerlidir.
Somut olayda; dava dilekçesinde davacının haftanın 6 günü 08:00-18:00 arası çalıştığı beyan edilmiştir. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda tanık beyanlarına göre davacının kış aylarında 08:00-16:00 arası 1 saat ara dinlenme ve 20’şer dakikalık 3 defa mola kullandığı böylelikle davacının kış döneminde haftada 36 saat çalıştığı; yaz aylarında (Haziran-Temmuz-Ağustos) 08:00-19:00 arası 1 saat ara dinlenme ve 20’şer dakikalık 3 defa mola kullandığı böylelikle davacının kış döneminde günde 9 saat haftada 54 saat çalıştığı bu halde haftada 9 saat fazla çalışma yaptığı tespit edilmiştir. Mahkemece; davacının , dava dilekçesi içeriği ile bağlı olduğu gözetilmeksizin yukarıda açıklandığı üzere bilirkişi tarafından yapılan hesaplamanın hükme esas alınması hatalı olup talep aşımı mahiyetinde olmakla hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı nedenlerden BOZULMASINA, bozma nedenine göre esasa dair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 05.10.2020 gününde oybirliği ile karar verildi.