Yargıtay Kararı 9. Hukuk Dairesi 2017/5433 E. 2017/11099 K. 22.06.2017 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 9. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2017/5433
KARAR NO : 2017/11099
KARAR TARİHİ : 22.06.2017

MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ

DAVA : Davacı, ücret farkı alacağının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, davacının davalı işyerinde görev yapmakta iken, sendikaya üye olduktan sonra ücretinin, tek taraflı olarak günlük bazda, daha önceki ücretinden daha aşağı düşürüldüğünü, daha sonra TİS’ de öngörülen ücret artışlarının müvekkilinin ücretlerine eklendiğini, ancak başlangıçta yapılan indirim nedeniyle ücretinin sürekli eksik hesaplandığını, 4857 Sayılı Yasanın 62. maddesindeki düzenlemeye göre işçi ücretlerinden her ne şekilde olursa olsun eksiltme yapılamayacağını, bu itibarla eksik ödenen ücret alacaklarının, iş sözleşmesinin davalı şirket tarafından feshedildiği tarihten geriye dönük 5 yıllık süre başlangıcından itibaren hesaplanarak ödenmesi gerektiğini belirterek, fark ücret alacağının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
B) Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili, …. nin 14/04/2006 tarihinde kurulduğunu, 24/07/2006 tarihinde … ile imzalanan işletme devir hakkı sözleşmesi gereği …, …, … bölgelerinin işletme hakkını devraldığını, şirketin daha kurulmadığı döneme ilişkin olarak açılan davayla sorumlu tutulmaya çalışıldığını, bu nedenle husumet nedeni ile de davanın reddini, davanın 2005 yılından beri süregelen bir uygulamaya ilişkin olarak açıldığını, davacının 2005 yılından beri ücretini bu şekilde aldığını ve bu duruma ilişkin herhangi bir itirazda bulunmadığını, dolayısı ile talep konusu alacakların zamanaşımına uğradığını, … Elektrik A.Ş. nin 28/05/2013 tarihi itibariyle özelleştirme sonucunda Kamu niteliğini kaybettiğini, özel şirket vasfını kazandığını, davacının taleplerinin daha önceki kamu dönemine ilişkin olması nedeniyle özelleştirilen şirketlerin kamuda iken yaptıkları işlemlere ilişkin davaların idari yargıda görülmesi gerektiğini, 2005 yılından beri uygulanan kadro değişikliğine ilişkin olarak uzunca bir süre itiraz etmeden çalışan davacının açtığı davanın iyi niyet ve dürüstlük kuralı ile bağdaşmadığını, uygulamanın işverenden değil TİS den kaynaklandığını, şirketin uygulamasının TİS hükümlerine uygun olduğunu, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Mahkemece yapılan yargılama sonunda, davacının davalı …. de 24/12/2004 tarihinde elektrik teknisyeni olarak işe başladığı, iş sözleşmesinin davalı şirket tarafından 27/07/2013 tarihinde feshedildiği, davalı işyerinde 29,20 TL. günlük brüt ücretle çalışmakta iken TİS tarafı TES İş Sendikasına üye olduğu ve TİS hükümleri gereğince ücretinin 25,42 TL. ye düşürüldüğü kabul edilmekle birlikte, davacının sendika üyeliğinden sonra TİS hükümlerinden yararlanmak suretiyle çalışmasına devam ederken, TİS hükümleri kapsamında çıplak ücretine ek olarak, iş güçlüğü, bakım tazminatı, sosyal yardım, gıda yardımı, ikramiye, elektrik yardımı, giyim yardımı gibi ek haklardan yararlanmaya başlamış olup TİS den kaynaklanan bu yardımların temel ücretine eklenmesi durumunda, önceki ücretinin üzerinde hak ediş elde ettiği, davacının sendikaya üye olarak bu sendikaya kendi adına işlem yapma yetkisi tanıdığı ve buna dayalı olarak davacının üye olduğu sendikanın davalı ile TİS yaparak 4857 Sayılı Yasanın 62 ve 22. maddesine uygun olarak da işçinin ayrıca yazılı onayının alınmasının gerekmediği, her ne kadar davacının sendika üyeliği öncesinde almakta olduğu temel ücrette düşüş gerçekleşmiş ise de; TİS kapsamında çalışmaya bağlı olarak aldığı haklarla birlikte yapılan değerlendirmede davacının günlük ücretinde olumsuz bir değişim oluşmadığı ve bu dönemde adına eksik tahakkuk gerçekleşmediğinin bilirkişi incelemesi sonucu yapılan hesaplama ile ortaya konulmuş olması; üyelik öncesindeki ücrete TİS hükümlerinin uygulanmasını istemenin TİS hükümleriyle çatışacağı gibi, daha önce üye olan sendikalı işçilerle eşitsizliğe yol açacağı; 4857 sayılı Yasanın 62. maddesinin, işçi ücretinde eksiltmeyi yasakladığı ve hesap unsurlarında değişiklik olmakla birlikte davacının eylemli olarak aldığı ücrette herhangi bir eksilme olmayıp, artış gerçekleştiği gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
D) Temyiz:
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
E) Gerekçe:
Mahkemenin de tespit ettiği gibi dava, davacı işçinin sendikaya üye olup TİS imzalandıktan sonra rızası dışında düşürülen çıplak ücreti nedeniyle ile eksik ödenen fark ücreti ile TİS’de öngörülen ücret artışlarının düşürülen ücret üzerinden hesaplanması nedeniyle kademeli olarak eksik hesaplanan ücret alacaklarının tamamının davalı işverenden tahsili istemine ilişkindir. Burada uyuşmazlık yetkili sendikalar tarafından düzenlenen ve davacı işçiye uygulanan İşletme Toplu İş Sözleşmesi’nin ücrete ilişkin hükümlerinin ve Protokolün yasaya aykırı olup olmadığı ve buna bağlı olarak davacının ödenmemiş fark işçilik alacaklarının bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
Toplu iş sözleşmesi, işçi sendikası ile işveren sendikası veya sendika üyesi olmayan işveren arasında, iş sözleşmesinin (hizmet akdinin) yapılması, muhtevası ve sona ermesi ile ilgili hükümleri düzenlemek için yapılan, tarafların karşılıklı hak ve borçlarını, toplu iş sözleşmesinin uygulanması ve denetimi ile uyuşmazlıkların çözüm yollarına ilişkin hükümleri de içerebilen yazılı bir sözleşmedir (Ç. Nuri, İş Hukuku Dersleri, Eylül 2009, Yenilenmiş 22. Bası, s. 504).
Davacının işe girdiği ve sözleşme imzalandığı tarihte yürürlükte bulunan mülga 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu’nun 6. maddesinde, “Toplu iş sözleşmesinde aksi belirtilmedikçe hizmet akitleri toplu iş sözleşmesine aykırı olamaz. Hizmet akitlerinin toplu iş sözleşmesine aykırı hükümlerinin yerini toplu iş sözleşmesindeki hükümler alır. Hizmet akdinde düzenlenmeyen hususlarda toplu iş sözleşmesindeki hükümler uygulanır.
Toplu iş sözleşmesinde hizmet akitlerine aykırı hükümlerin bulunması halinde hizmet akdinin işçi lehindeki hükümleri geçerlidir.” hükmü öngörülmüştür.
07.11.2012 tarih ve 28460 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 18.10.2012 tarih ve 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun 36. maddesine göre de, toplu iş sözleşmesinde aksi belirtilmedikçe iş sözleşmeleri toplu iş sözleşmesine aykırı olamaz. İş sözleşmelerinin toplu iş sözleşmesine aykırı hükümlerinin yerini toplu iş sözleşmesindeki hükümler alır. Toplu iş sözleşmesinde iş sözleşmelerine aykırı hükümlerin bulunması hâlinde ise iş sözleşmesinin işçi yararına olan hükümleri geçerlidir.
2822 sayılı Kanun’un 6/II. maddesinde (6356 sayılı Kanun’un 36/I. maddesinde) yer alan ve iş hukukunun işçiyi sosyal bakımdan koruma düşüncesinden doğan yararlılık ilkesi (işçi lehine şart ilkesi) emredici bir hukuk kuralı olarak düzenlenmiş olduğundan, sosyal tarafların yararlılık ilkesini bertaraf etmeleri mümkün değildir (M. Ekonomi, Toplu İş Sözleşmesinin Niteliği, Hükümleri, Uygulanma Alanı ve Sona Ermesi Konusunda Yargıtay Kararlarının Değerlendirilmesi, Toplu İş İlişkilerini Düzenleyen Yeni Yasalar Karşısında Önceki Yargıtay Kararlarının Değerlendirilmesi, Ankara 1984, s. 65-66; P. Soyer, Toplu Sözleşme Hukukunda Yararlılık İlkesi, Ankara 1991, s. 18-20). Dolayısıyla, toplu iş sözleşmesinin taraflarının işçi yararına çalışma koşullarını içeren anlaşmaları yasaklayıcı kayıtları da, hiçbir hüküm doğurmayacak ve işçiye yararlı iş sözleşmeleri toplu iş sözleşmesi karşısında geçerli kalacaktır (K. Tunçomağ, Toplu İş Sözleşmesinin Düzenleyici Kısmı ve İşçiye Yararlılık Esası, İstanbul Üniversitesi Mukayeseli Hukuk Araştırmaları Dergisi, 1971, S. 8, s. 18 vd.). Buna göre, toplu iş sözleşmesinin taraflarının “mutlak emredici” nitelikte düzenleme yapamayacakları sonucu çıkmaktadır. Dolayısıyla, toplu iş sözleşmesinin normatif hükümleri ya nispi emredicidir ya da yedek hukuk kuralı niteliğindedir. Teorik açıdan nispi emredicilik niteliği taşıyan toplu iş sözleşmesi hükümlerinin tümü açısından yararlılık ilkesi uygulanma olanağına sahiptir. Ancak, pratikte bazı normatif hükümler bakımından yararlılık ilkesinin uygulanması söz konusu olmayabilir. Bunun tipik örneği iş sözleşmesinin yapılmasına ilişkin hükümlerdir (Soyer, s. 45).
İş sözleşmesinde olan ve toplu iş sözleşmesine aykırı hüküm şayet işçi yararına ise “işçiye yararlılık ilkesi” gereği söz konusu hükmün geçerliliği yasa hükmüdür.
İş sözleşmesinin hükümlerinin, toplu iş sözleşmesine kıyasla, işçinin daha yararına olup olmadığının belirlenmesinde bir kaç ölçüte başvurulmaktadır.
Bunlardan birinci ölçüt, toplu iş sözleşmesinin hükmü ile iş sözleşmesi hükmü arasında bir karşılaştırma yapılmasıdır. Bu durumda, iş sözleşmesinde yer alan bir düzenlemenin, örneğin, ücretin toplu iş sözleşmesindeki ücretten daha yukarıda olup olmadığı araştırılmalıdır (Tunçomağ, s. 26; E. İnce, Toplu Pazarlık Hukuku, İşletmelerde İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku, İnsangücü Yönetimi, C. III, Kitap 2, İstanbul 1985, s. 21; T. Esener, İş Hukuku, Ankara 1978, s. 407).
İkinci ölçüt, işçiye yararlılığın, tek bir işçinin çıkarlarına göre takdir edilmesidir. Bunun sonucunda, iş sözleşmesindeki bir hükümle, toplu iş sözleşmesindeki hüküm karşılaştırılacak ve tek bir işçi açısından yararlı olup olmadığı araştırılacaktır. Bu ölçütte, bütün işçilerin yararına olup olmadığı araştırılmayacaktır (Tunçomağ, s. 26-27; İnce, s. 21).
Üçüncü ölçüt ise, işçiye yararlılığın objektif olarak değerlendirilmesidir (Tunçomağ, s. 26-27; İnce, s. 21). Objektif değerlendirme, iş hukukunda yürüyen esaslara uygun bir değerlendirme yapmak, demektir. Örneğin, toplu iş sözleşmesindeki çalışma süresinin uzatılması karşılığında oldukça yüksek bir ücret öngörülmüş olsa dahi, genellikle işçi yararına değildir. Zira, işçiler uzun yıllardan beri, iş süresinin kısaltılmasının mücadelesini yapmışlardır. Bu nedenle, toplu iş sözleşmesindeki çalışma süresini uzatan anlaşma, işçi yararına değildir (Tunçomağ, s. 27-28; Esener, s. 410).
Son olarak da, bir iş sözleşmesi hükmünün işçi yararına olup olmadığı yönü şüpheli ise, toplu iş sözleşmesinin uygulanması tercih edilmelidir. Bu sonuca, toplu iş sözleşmesinin normatif hükümlerinin işçiyi koruyucu amacından ulaşılmaktadır (Tunçomağ, s. 30).
Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı üzere, toptan bir yararlılıktan çok, 2822 sayılı Kanun’un 6/II. maddesinin (6356 sayılı Kanun’un 36/I. maddesinin) metninden anlaşılacağı üzere tek lehe hüküm olması yeterlidir. Toplu iş sözleşmesi ile verilen tüm haklar dikkate alındığında, işçi iş sözleşmesine göre daha avantajlı olabilir ise de, bu tek başına yeterli değildir. Özellikle kök ücret konusunda, iş sözleşmesi lehe ise kök ücretin yüksekliği, Toplu İş Sözleşmesindeki ücretle birlikte diğer sosyal hakları da etkileyeceğinden kök ücretin toptan bir etkisinin de olacağı açıktır.
Ayrıca belirtmek gerekir ki yararlılık (işçi yararına şart) ilkesi, mutlak emredici niteliği ile Toplu İş Sözleşmesinde geçerli olan düzen ilkesi ile Anayasa’nın 10, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 5. Maddesindeki eşitlik ilkesinden önce uygulanır.
Nitekim bu ilkeler Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 02.12.2015 gün ve 2015/9-990 Esas, 2015/2743 Karar sayılı kararında da benimsenmiştir.
Somut uyuşmazlıkta, taraflar arasında düzenlenen 24.12.2004 sona erme tarihli belirli süreli iş sözleşmesinde, aylık maktu brüt ücretin kararlaştırıldığı, çıplak ücret dışında herhangi bir ücret eki ödemesinin öngörülmediği görülmektedir. Davalı işverenlikte Tes-İş Sendikasının örgütlü olduğu ve bu işçi sendikası ile Tedaş ve davalı Bedaş’ın dahil olduğu bağlı elektrik dağıtım şirketlerini temsilen Kamu İş İşveren Sendikası arasındaki 01.03.2003-28.02.2005, 01.03.2005-28.02.2007, 01.03.2007-28.08.2009, 01.03.2009- 28.02.2011 ve 01.03.2011-28.02.2013 yürürlük süreli İşletme Toplu İş Sözleşmelerinin imzalandığı ve davacının Tes-İş Sendikası 28.02.2005 tarihinde üye olduğu anlaşılmaktadır. 21.10.2003 tarihinde imzalanan 01.03.2003-28.02.2005 yürürlük süreli İşletme Toplu İş Sözleşmesinin 72. maddesinde, “bu Sözleşme anlamındaki asgari ücret; işçilerin işgal ettikleri görev (pozisyon) unvanlarına göre, Sözleşmenin ekindeki tespit edilmiş dereceler için öngörülmüş yevmiyelerin yazıldığı cetvellerde belirlenen taban ücretleridir.” hükmü yer almaktadır.
Davalı ile Tes-İş Sendikası arasındaki 31.05.2004 tarihli Protokolde, Tedaş ve bağlı ortaklıklarda Aralık 2003 ayı içerisinde kayıp-kaçak kontrolünde belirli süreli sözleşmesi ile çalıştırılmak üzere 4857 sayılı İş Kanunu’na göre işe alınan işçilerin 30.04.2004 ve 14.05.2004 tarihlerinde Tes-İş Sendikasına üye olmaları üzerine, Tes-İş Sendikasının 21.05.2004 tarih ve 5598/4-A sayılı yazısı ile İşletme Toplu İş Sözleşmesi’nden yararlandırılmaları hususunun değerlendirilmesi amacıyla, tarafların 31.05.2004 tarihinde bir araya geldikleri ve mühendisleri, büroda çalışan teknikleri ve memurları kapsam dışı olarak Toplu İş Sözleşmesi’nden yararlandırmama ve “kayıp kaçak kontrol işlerinde çalıştırılmak üzere işe alınan teknisyenlere İşletme Toplu İş Sözleşmesi’nin Ek 2 cetvelinde yer alan 4. derecenin karşılığı olan unvan ile, İşletme Toplu İş Sözleşmesi’nin uygulama esasları başlıklı 6. maddesinin c fıkrası uyarınca sendikaya üyeliklerinin işverene bildirildiği tarihten itibaren Ek 2 cetveldeki 4. derece karşılığında yer alan yevmiyenin verilmesine, yine iş bu bildirim tarihinden itibaren sözleşmenin tüm hükümlerinden yararlandırılmalarına” karar verildiği, Protokolün yürürlük tarihinin 15.06.2004 olarak belirlendiği anlaşılmaktadır.
Davacının iş sözleşmesi ile kararlaştırılan temel (kök) ücretinin Toplu İş Sözleşmesi ile düşürüldüğü açıktır. Temel ücret, davacının diğer sosyal hakları ile ücret baz alınarak hesaplanan fazla çalışma, hafta ve genel tatil ücreti gibi alacaklarını da etkilemektedir. İşveren tarafından toplu iş sözleşmelerinin uygulanması neticesinde, iş sözleşmesinde kararlaştırılan ücretin davacının sendikaya üyeliği ve toplu iş sözleşmesinden yararlanmaya başlanması üzerine düşürülmesi, 2822 sayılı Kanun’un 6/II. maddesi (6356 sayılı Kanun’un 36/I. maddesi) uyarınca işçiye yararlılık ilkesinin ihlali niteliğinde olup, yasaya aykırıdır. Davacı, daha önce toplu iş sözleşmesi kapsamında çalışmadığı için düzen ilkesinden de sözedilemez. Çünkü, düzen ilkesinin uygulanabilmesi için öncesinde de bir Toplu İş Sözleşmesinin bulunması gerekir. Düzen ilkesi, her toplu iş sözleşmesinin kendi yürürlük süresi içinde hükümlerini doğurduğu, bağıtlanan yeni bir toplu iş sözleşmesinin (eskisine nazaran işçinin daha aleyhine hükümler ihtiva etse de) eskisinin yerini alacağı esasına dayanır. Kısacası, sonraki düzenin eskisinin yerini alacağını ifade eder (A.C. Tuncay, B.S. Kutsal, Toplu İş Hukuku, 4. Bası, İstanbul 2015, s. 246).
Diğer taraftan sendika ile yapılan ve 24.06.2004 tarihinde yapılan protokol Aralık 2003 ayı içerisinde kayıp-kaçak kontrolünde belirli süreli sözleşme ile çalıştırılmak üzere 4857 sayılı İş Kanunu’na göre işe alınan işçilerin 30.04.2004 ve 14.05.2004 tarihlerinde Tes-İş Sendikasına üye olanları kapsamaktadır. Davacı ise 24.12.2004 tarihinde işe girmiş ve sendikaya 28.02.2005 tarihinde üye olmuştur. Protokol kapsamında olmadığı da anlaşılmaktadır.
Mahkemece, davalının zamanaşımı savunması nazara alınarak hesap dönemine ilişkin tüm ücret bordrolarının dosyaya getirtilmek suretiyle davacının ücret farkından kaynaklı taleplerine ilişkin hesaplamanın yerinde olup olmadığı denetlenerek, varsa eksik ödemenin davalıdan tahsiline karar verilmesi gerekirken, yukarıda açıklanan yasal esaslara aykırı olarak davanın reddine karar verilmesi isabetsizdir.
F) SONUÇ:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı nedenlerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 22.06.2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.