Yargıtay Kararı 9. Hukuk Dairesi 2018/8124 E. 2019/8069 K. 08.04.2019 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 9. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2018/8124
KARAR NO : 2019/8069
KARAR TARİHİ : 08.04.2019

MAHKEMESİ : … BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 26. HUKUK DAİRESİ
MAHKEMESİ : … 6. İŞ MAHKEMESİ

DAVA : Davacı, feshin geçersizliğine, işe iadesine ve yasal sonuçlarına hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin kabul kararına karşı davalı avukatı istinaf başvurusunda bulunmuştur.
… Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesi davalı avukatının istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir.
… Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesi’nin kararı süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

YARGITAY KARARI

A)Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, davacının 24.7.2014-16.01.2017 tarihleri arasında davalı işyerinde çalıştığını, iş akdinin hiçbir gerekçe gösterilmeden insan kaynaklarına çağrılarak sözlü olarak feshedildiğini ve feshin haksız olduğunu belirterek, feshin geçersizliğinin tespitini, davacının işe iadesine, işe başlatmama tazminatının 8 aylık ücreti tutarında belirlenmesine, boşta geçen süreye ilişkin 4 aylık ücret alacağının ve diğer haklarının ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
B)Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili cevap dilekçesinde; daha önce de sağlık ve kişisel problemlerini ileri sürerek işyerinden ayrılmak istediğini ilettiğini , ancak müvekkil şirketteki iş yoğunluğu ve davacının hizmetine ihtiyaç olması sebebiyle davacının çalışmasının istendiğini , bunun üzerine davacının işyerinde çalışmaya devam ettiğini, ancak davacı bu tarihten sonra gönülsüz ve isteksiz çalışmaya başladığını, birtakım sağlık problemlerini ileri sürerek rapor ve izin almadan işe gelmemeye başladığını bu nedenlerle çalışanla yüz yüze görüşüldüğünü, ilk etapta davacının bu tutumunun yaşadığı ailevi problemler nedeniyle olduğu düşünülerek mazur görüldüğünü, müvekkil şirketin tüm iyiniyetine rağmen davacının olumsuz davranışlarının devam ettiğini, davacının ailevi sorunlarını iş yerine taşıyıp iş arkadaşlarıyla da geçimsizlik sergilemeye başlayınca tekrardan müvekkil şirkete istifa etme arzusunu dile getirdiğini, davacının16.01.2017 tarihinde şirketten ayrılma niyetini yazıya dökerek ” 24 Temmuz 2014 tarihinde başlamış olduğu görevinden kişisel sebeplerle istifa ettiğini bildirdiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
C)İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti:
İlk derece mahkemesince, fesih işleminde, feshin son çare olma ilkesine uyulmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
D)İstinaf başvurusu :
İlk derece mahkemesinin kararına karşı, davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
E)İstinaf Sebepleri:
Davalı vekili istinaf başvurusunda; iş akdinin davacının kendi el yazısı ile yazıp imzaladığı istifa dilekçesiyle sona ermiş olduğunu, istifa ettiği halde işe iade davası açılmış olmasının kötüniyetli olduğunu, istifa eden çalışanın işe iade davası açmasının mümkün olmadığı gibi mahkemece fesih işleminde son çare olma ilkesine uyulmadığı sonuç ve kanaatine ulaşılmış olmasınında hatalı değerlendirme mahsulü olduğunu, İş Kanunun 20. maddesi uyarınca ancak işveren feshi durumunda ispat külfetinin işverenlikte olacağını, ancak taraflar arasındaki iş sözleşmesi davacının istifasıyla sona ermiş olmakla artık müvekkili işverenliğe feshin geçerli sebeplerle yapıldığının ispatı külfetinin yüklenemeyeceğini, davacının iddialarının asılsız ve mahkeme kararınında dayanaksız olduğunu, tüm bunlara göre davanın reddi gerekirken kabulü yönünde karar verilmesinin hatalı olduğunu belirterek, yerel mahkeme kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep ettiklerini bildirmiştir.
F)Bölge Adliye Mahkemesi Kararının Özeti :
Bölge Adliye Mahkemesince, bir sureti Dairemizce dosya arasına alınan bir başka daire kararına konu … 4. İş Mahkemesinin aynı davalıyla ilgili başka bir işçinin açtığı 2016/1045 esas sayılı işe iade davası dosya içeriğinden anlaşıldığı üzere davalı işverenlikçe bir kısım çalışanlardan “kendi özel nedenlerimden dolayı ayrılmak istiyorum” şeklinde dilekçeler alındığının anlaşıldığı, asgari ücretle dahi iş bulmanın zor olduğu Türkiye şartlarında iyi bir ücretle(3000 TL nin üzerinde) davalı işyerinde çalışan davacının alın teri birikimleri olan tazminatlarını bile bertaraf edecek şekilde işten istifa etmesinin hayatın olağan akışına uygun davranış biçimi olmadığı gibi yukarda ifadelerine yer verilen davacı tanığının davacının istifa etmesi gibi bir durumun söz konusu olmadığını ifa etmiş olması ve yine davalı tanıklarından …’ün davacının iş akdinin performans düşüklüğünden feshedildiğini beyan etmiş olması ile anılan diğer dosya içeriğine yansıyan davalı işverenlikçe çalışanlardan kendi ayrılmak istediğine dair dilekçeler alındığı yönündeki tespitler ve yine davacının dilekçesi tarihi itibariyle SGK ya hemen aynı gün çıkışının bildirilmiş olması yanında dosyada mevcut diğer işyeri çalışanlarına dair işten ayrılış bildirgelerinden aynı tarihler itibariyle 15 işçinin iş akdinin sonlanmış olması bunların bir kısmında ayrılış kodunun 03 istifa ve de davacıda olduğu gibi 24 olarak gösterilmiş olması, aynı günler itibariyle kendi kişisel nedenleriyle çok sayıda işçinin istifasının da normal yaşayım deneyimlerine uygun düşmemesi hususları hep birlikte değerlendirildiğinde dosyada mevcut 16/01/2017 tarihli istifa dilekçesinin davacının gerçek iradesinin mahsulü olmadığının anlaşıldığı, dolayısıyla işbu istifa dilekçesine itibar edilmesinin mümkün olmadığı, dosya kapsamıyla davalı işverenliğin tek taraflı haksız ve geçersiz eylemli feshinin söz konusu olduğu, İş Kanunun 20. maddesi anlamında ise davalı işverenlikçe feshin haklı veya geçerli sebeplerle gerçekleştirildiğinin de ispat edilememiş gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
G)Temyiz başvurusu :
Bölge Adliye Mahkemesi’nin kararına karşı davalı vekili tarafından süresinde temyiz başvurusunda bulunulmuştur.
H)Gerekçe:
Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesi uyarınca, “Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.” Hakkın kötüye kullanılması, kişinin hakkını objektif iyiniyet kurallarına aykırı biçimde kullanması olarak tanımlanmaktadır. Objektif iyiniyet olarak da tanımlanan ve dürüstlük kuralını düzenleyen madde, bütün hakların kullanılmasında dürüstlük kuralı çerçevesinde hareket edileceğini ve bir kimsenin başkasını zararlandırmak ya da güç duruma sokmak amacıyla haklarını kötüye kullanılmasını yasanın korumayacağını belirtmiştir.
Genel olarak iş sözleşmesini fesih hakkı, karşı tarafa yöneltilmesi gereken tek taraflı bir irade beyanı ile iş sözleşmesini derhal veya belirli bir sürenin geçmesiyle ortadan kaldırabilme yetkisi veren, bozucu yenilik doğuran bir haktır. İşçinin haklı nedenle iş sözleşmesini derhal feshi 4857 sayılı İş Kanunu’nun 24. maddesinde düzenlenmiştir. İşçinin önelli fesih bildiriminin normatif düzenlemesi ise aynı yasanın 17. maddesinde ele alınmıştır. Bunun dışında işçinin askerlik, emeklilik nedeni ile iş sözleşmesini kıdem tazminatına hak kazanacak şekilde sona erdirmesi yürürlükte olan 1475 sayılı İş Kanunu’nun 14. maddesinde düzenlenmiştir.
İşçinin haklı bir nedene dayanmadan ve bildirim öneli tanımaksızın iş sözleşmesini feshi, istifa olarak değerlendirilmelidir. Uygulamada en çok karşılaşılan şekli olan, işçinin ihbar ve kıdem tazminatı haklarının ödenmesi şartıyla ayrılma talebi istifa olarak değil, olsa olsa ikale (bozma sözleşmesi) yapma yönünde icap biçiminde değerlendirilmelidir. İşverenin sosyal ve ekonomik üstünlüğünü kullanarak, tazminatları ödeme koşulu, benzeri baskılarla işçiden yazılı istifa dilekçesi vermesini talep etmesi ve işçinin buna uyması halinde, gerçek bir istifa iradesinden söz edilemez. Bu halde feshin işverence gerçekleştirildiği kabul edilmelidir. İşverenin haklı fesih nedenlerine dayanarak işçiye istifa dilekçesi vermesi halinde baskı uygulaması sonucu düzenlenen istifa dilekçesine de gerçek anlamda istifa olarak değer vermek mümkün olmaz.
Somut uyuşmazlıkta, dosyaya sunulan davacı tarafa ait 16/01/2017 tarihli el yazılı ve imzalı istifa dilekçesinin ” 27/07/2014 tarihinde başlamış olduğum görevimden kişisel sebeplerimden dolayı ayrılmak istiyorum gereğini arz ederim.” şeklinde olduğu görülmektedir.
Davacı vekilinin dava dilekçesinde istifa dilekçesinden bahsetmediği, davalı tarafından sunulan cevap dilekçesinde ise davacının iş akdini işyerinde iş arkadaşlarıyla anlaşamaması ve ailevi sorunları bulunduğundan kendisinin el yazılı istifa dilekçesiyle feshettiğinin savunulduğu, davacı vekilince davalı vekilinin cevap dilekçesine karşı sunulan beyan dilekçesinde ise söz konusu istifa dilekçesinin müvekkiline işveren baskısı altında yazdırılmış ve imzalatılmış olduğu, müvekkilinin söz konusu istifa dilekçesini tazminatlarını alamayacağı korkusuyla yazmak zorunda kaldığı beyan edilmiştir.
Yargılama aşamasında dinlenilen davacı tanığı … davacının yaptığı işin ağır olduğunu, sağlık sorunları devam ettiği halde işyeri yetkililerinin onu daha rahat çalışabileceği bir işe yönlendirmediklerini, sağlık sorunları olanlar çok rapor aldıklarından bunun davalının işine gelmediğini, sağlığı elverişli olmadığından davacı fazla mesaiye kalmak istememesine rağmen işverenlikçe bunun kabul edilmediğini, davacının istifa etmesi gibi bir durumun söz konusu olmadığını, o dönem büyük bir kıyım olduğunu, bildiği kadarıyla 11 kişinin işten çıkartıldığını ve bunların çoğunun sağlık sorunu olan kişiler olduğunu beyan etmiş olup davalı tanıklarından … davacı istifası ile ilgili bir bilgisinin olmadığı anlaşılmış, diğer davalı tanığı … ise davacının sağlık sorunları olduğunu devamlı bel rahatsızlığından dolayı yakındığını ve bu rahatsızlığından dolayı raporlar aldığını, davacıya daha rahat çalışabileceği bir bölüme alınma hususunda destek olduğunu, işine sarılması çalışması konusunda devamlı nasihatlerde bulunduğunu, son olarak davacının rapor aldığını, rapor dönüşünde birkaç gün çalıştığını, davacının iş akdinin performans düşüklüğünden feshedildiğini yine davacının istifa dilekçesi yazdığını duyduğunu ifade ettiği görülmüştür.
Somut olayda dinlenen tanıkların istifa dilekçesi yazılırken davacının yanında bulunmadıkları, görgüye dayalı bilgilerinin olmadığı ve tüm delillerle birlikte değerlendirildiğinde davacının irade fesadı iddiasını ispatlayamadığı , davacının kendi isteği ile işten ayrılma iradesiyle hareket ettiğinin anlaşıldığı ve iş sözleşmesini fesheden davacının feshin geçersizliği ve işe iade isteminde bulunamayacağından, davanın reddine karar verilmesi gerekmiş, Dairemizce 4857 sayılı İş Kanunu’nun 20/3. maddesi uyarınca aşağıdaki gibi karar verilmiştir.
HÜKÜM : Yukarda açıklanan gerekçe ile;
1.Bölge Adliye Mahkemesi ile İlk Derece Mahkemesi’nin kararlarının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA,
2.Davanın REDDİNE,
3.Alınması gereken 44.40 TL karar-ilam harcından davacının yatırdığı 31,40 TL peşin harcın mahsubu ile bakiye 13,00 TL karar-ilam harcının davacıdan tahsili ile Hazine’ye irat kaydına,
4.Davacının yaptığı yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına,
5.Karar tarihinde yürürlükte bulunan tarifeye göre belirlenen 2.725,00 TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6.Yatırdığı temyiz harcının isteği halinde davalıya iadesine,
7.Dava dosyasının İlk Derece Mahkemesi’ne, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine,
Kesin olarak 08.04.2019 gününde oybirliği ile karar verildi.