YARGITAY KARARI
DAİRE : 9. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2019/3434
KARAR NO : 2019/21097
KARAR TARİHİ : 27.11.2019
MAHKEMESİ : İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 30. HUKUK DAİRESİ
MAHKEMESİ : İSTANBUL 18. İŞ MAHKEMESİ
DAVA : Davacı, feshin geçersizliğine, işe iadesine ve yasal sonuçlarına hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir.
Yerel mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
İlk Derece Mahkemesinin kabul kararına karşı davalı avukatı istinaf başvurusunda bulunmuştur.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 30. Hukuk Dairesi davalı avukatının istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 30. Hukuk Dairesi’nin kararı süresi içinde davalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:
YARGITAY KARARI
A) Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;müvekkilinin 03 Haziran 2013 tarihinde yapılan iş sözleşmesi ile Genel Müdür Yardımcısı olarak davalı şirkette görevine başlamış olup müvekkilin iş sözleşmesinin hiçbir haklı sebep olmaksızın 28.11.2016 tarihinde davalı işveren tarafından feshedildiğini, iş bu feshe gerekçe olarak müvekkiline tebliğ edilen aynı tarihli fesih beyanında müvekkilinin işverene gönderdiği ihtarnamenin sebep gösterildiğini, iş bu ihtarname nedeniyle müvekkilinin iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından haklı sebep olarak nitelendirildiğini, fesih bildirimi ve fesih işleminin hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu, 4857 Sayılı İş Kanunu ve devamı maddelerinde fesih usulünün detaylı açıklandığını, iş sözleşmesi fesihlerinde personel kaynaklı yetersizlik veya davranış ya da bunların dışında işyeri ve işletme gereklerinden kaynaklanan bir sebebin bulunması ve savunması alındıktan sonra fesih sebebinin yazılı şekilde ve gerekçeleri ile birlikte açık şekilde personele bildirilmesi gerektiğini, iş akdinin feshinin yönetim kurulu karan ile gerçekleştirildiğini, feshe hiçbir gerekçe gösterilmediğini, fesih kararının mesnetsiz ve keyfi olduğunu iddia ederek, feshin geçersizliğine, müvekkilinin işe iadesine, işe iadenin feri niteliğindeki alacakların tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
B) Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının aynı zamanda İstanbul 30. İş Mahkemesi’nin 2016/791 Esas sayılı dosyası ile işçilik alacakları davası ikame ettiğini, davacının müvekkil şirkette Genel Müdür Yardımcısı pozisyonunda ve pozisyonuna uygun olarak oldukça yüksek bir maaşla çalıştığını, davacı genel müdür yardımcısı olarak görev yaptığından davacının fesih kararının Yönetim Kurulu kararı ile alındığını, Yönetim Kurulu Kararında fesih sebebine yönelik gerekçe gösterilmesi yönünde kanuni bir yükümlülük bulunmadığını, işverenin yükümlülüğünün sadece iş güvencesi kapsamındaki işçiye karşı olduğunu ve davacıya yapılan fesih bildiriminde sebep gösterilerek bu yükümlülüğün yerine getirildiğini, davacının kullanımında olan müvekkil şirket tarafından tahsis edilen aracın kiralama süresinin dolması sebebiyle geri alındığını, davacının tüm soyut iddialarında haklı nedenle fesih sebebine dayandığı halde bu hakkını hiçbir şekilde kullanmadığını, son çare olarak uzlaşma amacından uzak, daha çok ipleri koparan bir ihtarname göndererek müvekkil şirketi feshe zorladığını, davacının ispattan yoksun ve ciddi ithamlar içeren ihtarnamesi karşısında müvekkil şirketin davacıya güvenebilmesine ve iş sözleşmesini devam ettirmesine imkan kalmadığını savunarak işe iade istemi ile açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
C) İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti:
İlk Derece Mahkemesi’nce yapılan yargılama neticesinde; ‘’Dosya içeriğine göre, davacının davalı işyerine gönderdiği ihtarname nedeniyle güven ilişkisinin zedelendiğinden bahisle iş akdinin feshedildiği belirtilmiş olup, bahse konu ihtarın davacının çalışma şartlarının tesisine yönelik olduğu, güven ilişkisinin sarsılmasına neden olacak nitelikte bulunmadığı, kaldı ki, davacının fesih öncesinde yazılı veya sözlü olarak uyarıldığına ilişkin dosyaya bilgi, tutanak, ihtar sunulmadığı, feshin “son çare” olması ilkesine riayet edilmediği, fesih yaptırımının orantısız olduğu, ispat yükü kendisinde olan davalı işverenin davacı işçinin iş sözleşmesini geçerli veya haklı nedenle feshettiğini kanıtlayamadığı anlaşılmakla davanın kabulüne, feshin geçersizliğine, davacının işe iadesine, işe başlatmama tazminatı ve boşta geçen süre ücretinden işverenin sorumlu olduğunun tespitine karar vermek gerekmiş davacı işçinin kıdemi de dikkate alınarak işe başlatmama tazminatı takdiren 4 aylık brüt ücreti tutarında belirlenmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. ” gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
D) İstinaf:
İlk Derece Mahkemesinin kararına karşı davalı vekili istinaf yoluna başvurmuştur.
E) Bölge Adliye Mahkemesi Kararının Özeti:
Bölge Adliye Mahkemesi tarafından,”..Fesih bildiriminde belirtilen, davacı tarafından işverene gönderilen Beyoğlu 20. Noterliği’nin 02/11/2016 tarih ve 15898 yevmiye numaralı ihtarnamesinde, hizmet sözleşmesinde belirtilen sosyal hakların kullandırılmaması, yaptığı işin yetki ve sorumluluklarına uygun şekilde çalıştırılmaması iddiası ile , bildirilen hususların ikmalinin talep edildiği, dinlenen davacı tanığının, davacının toplantılara çağrılmamaya başlandığı, davacıya bağlı olmasına rağmen patronun davacıyı atlayarak doğrudan kendilerine işi verdiği, sözleşme bitince davacıya araç verilmediği şeklinde beyanda bulunduğu, tanık beyanının davacı ihtarnamesinde belirtilen hususları teyit eder nitelikte olduğu, davalı tarafından tanık dinletme talebinden vazgeçildiği, haklı fesih hususunun ispat edilemediği, davacının diğer tanığının dinlenmesi hususunun, davanın sonuca etkisinin bulunmadığı zira ispat yükünün davalı işverende olduğu, davacının kıdemi itibariyle takdir edilen tazminat miktarının yerinde olduğu anlaşılmakla’’ gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.
F) Temyiz:
Bölge Adliye Mahkemesi kararını davalı vekili temyiz etmiştir.
G) Gerekçe:
4857 sayılı İş Kanunu’nun 18. maddesi uyarınca işçinin iş güvencesi hükümlerinden yararlanabilmesi işçinin işletmenin bütününü sevk ve idare eden işveren vekili ve yardımcıları veya işyerinin bütününü sevk ve idare eden ve işçiyi işe alma ve işten çıkarma yetkisi bulunan işveren vekili konumunda bulunmaması gerekir.
İş güvencesinden yararlanamayacak işveren vekilleri herşeyden önce, işletmenin bütününü sevk ve idare eden işveren vekilleri ile yardımcıları olduğuna göre, işletmenin tümünü yöneten genel müdürler ile yardımcıları iş güvencesi hükümlerinden yararlanamayacaktır.
İş güvencesinden yararlanamayacak işveren vekillerinin ikinci grubunu, işletmenin değil de işyerinin bütününü yöneten ve işçiyi işe alma ve işten çıkarma yetkisi bulunan işveren vekilleridir. Buna göre, işletmenin bütününü sevk ve idare edenler, başka bir şart aranmaksızın işveren vekili sayılırken; işletmenin değil de işyerinin bütününü sevk ve idare edenlerin 18’nci madde anlamında işveren vekili sayılabilmesi için ilave olarak, işçiyi işe alma ve işten çıkarma yetkisini haiz olması şartı aranır. İşyerinin tümünü sevk ve idare ile işçiyi işe alma ve işten çıkarma yetkisi katlanmış olarak, birlikte aranır. Bu işyeri işletmeye bağlı bir işyeri de olabilir. Dolayısıyla bir banka şubesi müdürü ile fabrika müdürü, işyerini sevk ve idare etmekle beraber, özgür iradesi ile işçi alma ve işten çıkarma yetkisi yoksa İş Kanunu’nun 18’nci maddesi anlamında işveren vekili sayılmaz. İş güvencesinden yararlanır. Aynı şekilde, işe alma ve işten çıkarma yetkisi bulunan insan kaynakları müdürü ile personel müdürü, işyerinin tümünü yönetmediğinden iş güvencesi hükümlerinden yararlanabilecektir. Ancak işletmeye bağlı bir işyerinde, bu işyerinin tümünü sevk ve idare eden, ayrıca işe alma ve işten çıkarma yetkisi olan işçi, iş güvencesi hükümlerinden yararlanamaz. Dairemizin uygulaması da bu yöndedir. (26.05.2008 gün ve 2007/35929 Esas, 2008/12484 Karar sayılı ilamımız).
Somut uyuşmazlıkta; işletmenin bütününü sevk ve idare eden işveren vekilinin yardımcısı durumunda “genel müdür yardımcısı ” olan davacının 4857 sayılı İş Kanunu’nun 18. maddesi uyarınca iş güvencesi hükümlerinden yararlanamayacağı açıktır.
4857 sayılı İş Yasasının 20/3 maddesi uyarınca, Dairemizce davanın reddine karar verilmesi gerekmiştir.
Hüküm: Yukarıda açıklanan gerekçe ile;
1.Bölge Adliye Mahkemesi ile İlk Derece Mahkemesi’nin kararlarının BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA,
2-Davacı işveren vekili yardımcısı olup iş güvencesi hükümlerinden yararlanamayacağından, DAVANIN REDDİNE,
3-)Alınması gereken 44,40 TL karar-ilam harcından davacının yatırdığı 29,20 TL peşin mahsubu ile bakiye 15,20 TL karar-ilam harcının davacıdan tahsili ile hazineye irat kaydına,
4-)Davacının yaptığı yargılama giderinin üzerinde bırakılmasına, davalının yaptığı 161.88 TL yargılama giderinin davacıdan tahsili ile davalıya ödenmesine,
5-)Karar tarihinde yürürlükte bulunan tarifeye göre belirlenen 2.725,00 TL ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,
6-)Peşin alınan temyiz harcının isteği halinde davalıya iadesine, dava dosyasının İlk Derece Mahkemesi’ne, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderilmesine, kesin olarak 27.11.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.