Yargıtay Kararı 9. Hukuk Dairesi 2020/2748 E. 2020/10148 K. 01.10.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 9. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/2748
KARAR NO : 2020/10148
KARAR TARİHİ : 01.10.2020

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı işyerinde 15/02/1999/01/12/1999 ile 02/08/2000-12/03/2012 tarihleri arasında çalıştığını, iş akdini 12/03/2012 tarihinde işveren tarafından kıdem, ihbar ve yıllık izin ücreti alacaklarının bir kısmının ödenerek haksız olarak feshedilmesi üzerine müvekkili tarafından işe iade davası açıldığını, açılan bu davanın Denizli 4. İş mahkemesinde kabul edildiğini, kararın Yargıtayca onanarak kesinleştiğini, karar sonrası 1 aylık süre içerisinde davalı işverene Denizli 7. Noterliğinden ihtarname gönderdiklerini, işe iade talep edildiğini, davalının Beyoğlu 4. Noterliğinden gönderdiği ihtarname ile cevap vererek ihtarnamenin tebliğinden sonra 3. gün olan 16/05/2012 tarihinde iş başı yapmasının istendiğini, işe davetin ciddi ve samimi olmadığını, iş ilişkisinin hiç bir şarta bağlı olmadan eski şartlarla devam etmesinin gerektiğini, davacıdan ikametgah belgesi, kümülatif vergi matrahı gibi temini güç evrakların istendiğini, işyerine gittiğinde işten ayrıldığı şartların sağlanmamış olduğunu gördüğünü, bunun üzerine davalıya yeniden noter ihtarnamesi gönderildiğini, hakların istendiğini, durumun anlatıldığını, davalının cevabi ihtarname ile taleplerini kabul etmediğini, işe iade ihtarnamesinin kendilerine 13/05/2014 tarihinde tebliğ edildiğini, kıdem tazminatının bu tarihteki tavan ücretten hesaplanmasının gerektiğini, boşta geçen 4 aylık sürenin kıdem süresine eklenmesinin zorunlu olduğunu, davacının sözleşmesi feshedilirken ödenen tazminatların eksik kaldığını, davacının servis ücretinin hesaba dahil edilmediğini, kıdem hesabının yanlış olduğunu iddia ederek; boşta geçen süre ücretinin, iş güvencesi tazminatının, fark kıdem tazminatının, ihbar tazminatının ve yıllık izin ücreti alacağının 13/05/2014 tarihinden itibaren işleyecek faizleri ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir
Davalı Cevabının Özeti:
Davalı vekili, davanın açıldığı tarih itibariyle alacak miktarını bilecek durumda olması nedeniyle belirsiz alacak davası açılamayacağını, bu nedenle hukuki yarar bulunmadığını, davacının iş sözleşmesinin tazminatları ödenerek geçerli nedenle feshedildiğini, işe iade davasının kabul edildiğini, kararın onararak kesinleştiğini, davacının işe başlamak için başvurmasından sonra müvekkilinin davacıyı işe davet ettiğini, davete uymayan davacının işe iade davasının sonuçlarından yararlanamayacağını, çalıştığı son görevinde ve işyerinde 16/05/2014 tarihinde iş başı yapması gereğinin bildirilip bu karara uygun olarak SGK girişinin yapıldığını, davacının işe başlaması ihtar edilen gün işyerine saat 11,40 da gelerek sorumlu …’ e masasının hazır olup olmadığını sorduğunu, masa ve bilgisayarın hazır olduğunu kendisine söylediğini, davacının daha sonra işyerinden ayrıldığını, yeterli şartlar oluşmadığı için işe gelmeyeceğini bildirdiğini, samimi olmadığını, iddialarının dayanaksız olduğunu, istenilen evrakların matbu olup işe başlayan her personel için uygulamanın geçerli olduğunu, bu evrakları 16/05/2014 e kadar tamamlaması yolunda bir baskı yapılmadığını, davacının son aldığı brüt ücret ile işe başlayacağının açıkça belirtildiğini, aynı konumda olan yöneticilerin maaşlarının artmadığını savunarak davanın reddini talep etmiştir.
Bozma İlamı ve Yerel Mahkeme Kararının Özeti:
Yerel mahkemenin davanın kabulüne ilişkin kararı davalı tarafından temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesinin 04.07.2019 tarih ve 2016/13264 E., 2019/15110 K. sayılı ilamı ile; “Taraflar arasında davalının savunma hakkının kısıtlanıp kısıtlanmadığı uyuşmazlık konusudur.
Savunma hakkı Anayasamızın hak arama hürriyeti başlıklı 36. maddesinde “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” düzenlemesi ile açıkça hüküm altına alınmıştır.
İddia ve savunma hakkı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun hukuki dinlenilme haklı başlıklı 27. maddesi ile usul hukukumuza yansıtılmıştır. Anılan maddenin birinci fıkrasında davanın taraflarının kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip oldukları belirtildikten sonra maddenin ikinci fıkrasında bu hakkın “açıklama ve ispat hakkı”nı da içerdiği vurgulanmıştır.
Davanın taraflarının usul hukuku hükümlerine aykırı olarak açıklama ve ispat hakkını kullanmalarının kısıtlanması, iddia ve savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğurur.
Somut olayda, davalı işverenin davacıyı işe davetinin ciddi ve samimi olup olmadığı uyuşmazlık konusu olup, davalı vekilinin tanıklar dinlenerek davalının davacının işe başlaması konusunda samimi olmadığını ispat edeceğini belirtmesine rağmen; mahkemece tanık dinletme talebinin kesinleşmiş işe iade davası kararı dolayısıyla reddine karar verilmesi savunma hakkının kısıtlanması mahiyetindedir. Bu itibarla, davalı vekilinin bildirdiği tanıklar dinlenerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, davalı tarafın savunma hakkı kısıtlanarak yargılama yapılıp karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.” gerekçesi ile bozulmuş olup, mahkemece bozmaya uyulmasına karar verilerek yapılan yargılama neticesinde, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Temyiz:
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
Gerekçe:
1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davalının aşağıdaki bendlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Bilindiği üzere; 6100 sayılı HMK’da (keza mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda) “usuli kazanılmış hak” kavramına ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktadır. Bu kurum, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Anlam itibariyle, bir davada, mahkemenin ya da tarafların yaptığı bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.
Mahkemenin, Yargıtay’ın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usuli kazanılmış hak gerçekleşebilir. (Yargıtay İBK 9.5.1960 tarih 21/9, RG. 28.6.1960-10537) Hükmün bir kısmının bozma kapsamı dışında bırakılmasının amacı bu kısımların doğru olduğunu belirlemek, bozmanın sınırlarını çizmek ve bu şekilde usuli kazanılmış hakları oluşturup, korumaktır. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Kesinleşmiş bu kısımlar, lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturur (04.02.1959 gün ve 13/5 sayılı YİBK).
Kazanılmış haklar Hukuk Devleti kavramının temelini oluşturan en önemli unsurlardandır. Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan yorumlar Anayasanın 2. maddesinde açıklanan “Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir” hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi toplumsal kararlılığı, hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve kabul edilemez.
Usuli kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için; bir davada, ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir (Yargıtay HGK. nun 12.07.2006 gün ve 2006/4-519-527 sayılı, 31.05.2006 gün ve 2006/10-307-337 sayılı ve 10.05.2006 gün ve 2006/4-230-288 sayılı ilamı).
Buna göre; Mahkemece daha önce verilen karara karşı davalı vekili tarafından temyiz talebinde bulunulmuş ve İlk Derece Mahkeme kararı davalı tanıklarının dinlenmeyerek savunma hakkının kısıtlanması nedeniyle bozulmuş, bozma dışı kalan hususlar yönünden ilgili taraf lehine usuli kazanılmış hak oluşmuştur. Bozma öncesi verilen kararda kıdem tazminatı dışında kalan alacaklara dava dilekçesi ile istenen kısımlarına dava tarihinden itibaren faiz işletilmesine, ıslah dilekçesi ile istenen kısımlarına ise faiz işletilmeksizin karar verilmiştir. Bozma sonrası kararda ise dava ile istenen kısımlara dava, ıslah ile istenen kısımlara ise ıslah tarihinden itibaren faiz işletilmesine karar verilmiş olup, bozma dışında kalan bu husus açısından davalı lehine usuli kazanılmış hak oluştuğu halde, usuli müktesep hak kuralına aykırı şekilde ıslah dilekçesi ile istenen alacakların faizi ile birlikte karara bağlanması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç:
Temyiz olunan kararın yukarda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 01/10/2020 tarihinde oybirliği ile karar verildi.