Yargıtay Kararı 9. Hukuk Dairesi 2020/3166 E. 2020/10213 K. 01.10.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 9. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/3166
KARAR NO : 2020/10213
KARAR TARİHİ : 01.10.2020

MAHKEMESİ :İş Mahkemesi

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi taraf vekillerince istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi … tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı isteminin özeti:
Davacı, kıdem ve ihbar tazminatı ile bir kısım işçilik alacağının tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı cevabının özeti:
Davalı, davanın reddini talep etmiştir.
Mahkeme kararının özeti:
Mahkemece, yapılan yargılama sonucunda yazılı gerekçeyle davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiştir.
Temyiz:
Karar, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
Gerekçe:
1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, tarafların aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.
2-Taraflar arasındaki uyuşmazlık davacının hesaplamaya esas alınan hizmet süresi konusundadır.
Somut olayda, davacı taraf dava dilekçesinde 18.07.2000 tarihinde davalı işyerinde işe başladığını beyan etmekle birlikte dosyaya daha sonra sunduğu dilekçelerde işe başlangıcının 01.06.1992 olduğunu belirtmiştir. Mahkemece, davacı işçinin davalı işverendeki hizmet süresine esas olarak 18.07.2000-28.05.2011 tarihleri arası kabul edilmiştir. Dosya içeriğinden, davacıya ilişkin olarak 29.06.1992 tarihli işe giriş bildirgesinde davalıda işe başlamasının 01.06.1992 tarihi olduğu, hizmet döküm cetvelinde de davacı işçinin davalı işverendeki çalışmasının başlangıcının 1992/3 dönemi olduğu görülmektedir. Dairemizce dosyadaki eksikliklere ilişkin olarak Mahkemeye yazılan yazıdan sonra SGK tarafından dosyaya gönderilen 10.02.2020 tarihli yazıda, davacının davalı işyerinde 16.10.1992-28.05.2011 tarih aralığında çalıştığının tespit edildiği belirtilmiştir.
Dosya kapsamına göre, davacı işçinin davalı işyerinde işe başlangıcının 18.07.2000 tarihinin değil 01.06.1992 tarihinin olduğu kanıtlanmakla birlikte hizmet döküm cetvelinde 1992/03 döneminden itibaren davalı işyerinde çalışmasının görülmesi ile SGK yazısında 16.10.1992 tarihinin belirtilmesi ve daha sonraki dönemlerde de hizmet süresi içerisinde bir kısım çalışılmayan dönemlerin olması karşısında davacı işçinin hizmet süresinin hizmet döküm cetvelinde geçen sürelerle sınırlı olarak belirlenmesi gerekmektedir.
Eksik inceleme ile yazılı şekilde verilen karar hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
3-Taraflar arasında işçiye ödenen aylık ücretin miktarı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
Somut olayda; davacı işyerindeki son ücretinin net 1.350,00 TL maaş olduğunu iddia etmiş, davalı işveren ise asgari ücretle çalıştığını savunmuştur. Mahkemece, bilirkişi tarafından tanık beyanları dikkate alınarak davacının ücretinin brüt 1.350,00 TL olduğu kabul edilerek yapılan hesaplamalara itibar edildiği görülmektedir. Yargılama esnasında dinlenilen davacı tanığı … davacının 1.350,00 TL ücret aldığını beyan ederken davalı tanığı … ise 1.300,00 TL ücret aldığını beyan etmiştir. Taraf iddia ve savunmaları, tanıkların beyanları ile tüm dosya içeriğine göre, davacının son aldığı ücret 1.350,00 TL brüt değil 1.350,00 TL net olarak kabul edilmeli, davacı tarafça talep edilen alacaklar bu ücrete göre belirlenmelidir.
4-Davacının yıllık izin ücreti alacağı olup olmadığı da taraflar arasında bir diğer uyuşmazlık konusudur.
4857 sayılı İş Kanunu’nun 59. maddesinde, iş sözleşmesinin, herhangi bir nedenle sona ermesi halinde, işçiye kullandırılmayan yıllık izin sürelerine ait ücretlerin son ücret üzerinden ödeneceği hükme bağlanmıştır. Yıllık izin hakkının ücrete dönüşmesi için iş sözleşmesinin feshi şarttır. Bu noktada ilişkinin sona erme şeklinin ve haklı olup olmadığının önemi bulunmamaktadır.
Yıllık izinlerin kullandırıldığı noktasında ispat yükü işverene aittir. İşveren yıllık izinlerin kullandırıldığını imzalı izin defteri veya eşdeğer bir belge ile kanıtlamalıdır. Bu konuda ispat yükü üzerinde olan işveren, işçiye yemin teklif edebilir.
Sözleşmenin feshi halinde kullanılmayan yıllık izin sürelerine ait ücret işçinin kendisine veya hak sahiplerine ödenir. Böylece, iş sözleşmesinin feshinde kullanılmayan yıllık ücretli izin hakkı izin alacağına dönüşür. Bu nedenle zamanaşımı da, iş sözleşmesinin feshinden itibaren işlemeye başlar.
Yıllık izin hakkı anayasal temeli olan bir dinlenme hakkı olup, işçinin iş sözleşmesinin devamı sırasında ücrete dönüşmez ve bu haktan vazgeçilemez. İşçinin iş sözleşmesinin devamı süresinde kullanmadığı yıllık izinlere ait ücreti istemesi mümkün değildir. Bu nedenle, işçinin iş sözleşmesinin devamı sırasında izin hakkının bulunduğunun tespitini istemesinde hukuki menfaati vardır.
Somut uyuşmazlıkta, hükme esas alınan bilirkişi raporunda davalı işyerinde 10 yılı aşkın çalışması olduğu tespit edilen davacının tüm çalışma süresi boyunca hak ettiği yıllık ücretli izin süresinin 170 gün olduğu belirlenmiş, dosyada mevcut Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Ankara Bölge Müdürlüğünün 06.07.2011 tarihli yazısında kullanıldığı belirtilen (davacı tarafça da kullanıldığı beyan edilen) 17 günlük izin dikkate alınarak 153 gün yıllık izin ücretine hak kazanabileceği kabul edilerek yapılan hesaplamaya göre karar verilmiştir. Davacının uzun yıllar (10 yıl boyunca) sadece 17 gün yıllık ücretli izin kullanarak çalışması hayatın olağan akışına aykırı olduğundan, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 31. maddesi uyarınca hakimin davayı aydınlatma ödevi çerçevesinde; mahkemece, davacı asil çağrılarak yıllık izinlerle ilgili beyanının alınmasından sonra sonucuna ve tüm dosya kapsamına göre değerlendirme yapılarak bir karar verilmelidir.
5-Taraflar arasında ıslaha karşı zamanaşımı def’i konusunda da uyuşmazlık bulunmaktadır.
Zamanaşımı, alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden dava edilebilme niteliğinden yoksun kalmasını ifade eder. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere zamanaşımı, alacak hakkını sona erdirmeyip sadece onu “eksik bir borç” haline dönüştürür ve “alacağın dava edilebilme özelliğini ortadan kaldırır.
Bu itibarla zamanaşımı savunması ileri sürüldüğünde, eğer savunma gerçekleşirse hakkın dava edilebilme niteliği ortadan kalkacağından, artık mahkemenin işin esasına girip onu incelemesi mümkün değildir.
4857 sayılı Kanundan daha önce yürürlükte bulunan 1475 sayılı Yasada ücret alacaklarıyla ilgili olarak özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediği halde, 4857 sayılı İş Kanunun 32/8 maddesinde, işçi ücretinin beş yıllık özel bir zamanaşımı süresine tabi olduğu açıkça belirtilmiştir. Ancak bu Kanundan önce tazminat niteliğinde olmayan, ücret niteliği ağır basan işçilik alacakları, Borçlar Kanununun 126/1 maddesi (6098 sayılı TBK 147) uyarınca beş yıllık zamanaşımına tabidir.
5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanununun 7 nci maddesinde, iş mahkemelerinde sözlü yargılama usulü uygulanır. Ancak 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 447 inci maddesi ile sözlü yargılama usulü kaldırılmış, aynı yasanın 316 ve devamı maddeleri gereğince iş davaları için basit yargılama usulü benimsenmiştir.
Sözlü yargılama usulünün uygulandığı dönemde zamanaşımı def’i ilk oturuma kadar ve en geç ilk oturumda yapılabilir. Ancak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlükte olduğu dönemde 319 uncu madde hükmü uyarınca savunmanın değiştirilmesi yasağı cevap dilekçesinin verilmesiyle başlayacağından, zamanaşımı def’i cevap dilekçesi ile ileri sürülmelidir. 01.10.2011 tarihinden sonraki dönemde ilk oturuma kadar zamanaşımı definin ileri sürülmesi ve hatta ilk oturumda sözlü olarak bildirilmesi mümkün değildir.
Dava konusunun ıslah yoluyla arttırılması durumunda, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümlerinin uygulandığı dönemde, ıslah dilekçesinin tebliğini izleyen ilk oturuma kadar ya da ilk oturumda yapılan zamanaşımı defi de ıslaha konu alacaklar yönünden hüküm ifade eder. Ancak Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun yürürlüğe girdiği 01.10.2011 tarihinden sonraki uygulamada, 317/2 ve 319. maddeler uyarınca ıslah dilekçesinin davalı tarafa tebliği üzerine iki haftalık süre içinde ıslaha konu kısımlar için zamanaşımı def’inde bulunulabileceği kabul edilmelidir.
Somut olayda dosya içeriğine göre; 25.02.2016 tarihli celsede davalı vekiline ıslah dilekçesinin tebliğ edildiği belirtilmiş ve ıslaha beyanda bulunmak üzere davalı vekiline süre verilmiştir. Bunun üzerine, davalı vekili tarafından 03.03.2016 havale tarihli dilekçe ile süresinde zamanaşımı def’inde bulunulduğu görülmektedir. Ancak buna rağmen, mahkemece fazla çalışma ücreti alacağı yönünden davalı vekilinin ıslaha karşı zamanaşımı def’i dikkate alınmadan hüküm verilmiş olması hatalı olup bir diğer bozma nedenidir.
SONUÇ:
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebeplerle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgililere iadesine, 01.10.2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.