Yargıtay Kararı 9. Hukuk Dairesi 2020/6733 E. 2020/15964 K. 12.11.2020 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 9. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/6733
KARAR NO : 2020/15964
KARAR TARİHİ : 12.11.2020

BÖLGE ADLİYE
MAHKEMESİ : Ankara 9. Hukuk Dairesi
İLK DERECE
MAHKEMESİ : Ankara 32. İş Mahkemesi

Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı İsteminin Özeti:
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin …’a bağlı … Termik Santrali İşletme Müdürlüğü bünyesinde muvazaalı taşeronluk ilişkisiyle 15/02/2014 – 30/06/2015 tarihleri arasında bant yolları temizlik işçisi olarak çalıştığını, müvekkilinin her ne kadar taşeron firmalar üzerinden istihdam edilmiş olsa da alt işverenlik ilişkisinin muvazaalı olduğunu, … Asliye Hukuk Mahkemesinin 2016/1549 E. sayılı dosyasında taşeronluk ilişkisinin muvazaalı olduğu ve davacının toplu iş sözleşmesinden yararlanması gerektiğinin hüküm altına alındığını, müvekkilinin iş akdi devam ederken 28/02/2014 tarihinde sendikaya üye olduğunu, … Sendikası üyeliğine kabul edildiğini, müvekkilinin sendika üyeliğinin dava dışı …’a bildirilmesi gerekirken bildirilmediğini ve müvekkilinin sırf bu sebeple davalı sendika ile … arasında imzalanan toplu iş sözleşmesinde ödenmesi kararlaştırılan haklardan yararlanamadığını, haklarını alabilmek amacıyla dava dışı işveren …’a karşı açtığı davada toplu iş sözleşmesinden doğan ücret farkı, ikramiye, iş güçlüğü tazminatı, sosyal yardım alacağı ve vardiya tazminatı alacaklarının müvekkilinin sendika üyeliğinin işverene bildirilmemiş olması dolayısıyla hesaplanmadığını ve bu taleplerinin reddedildiğini, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve yıllık izin ücretinin ise sendika üyeliği işverene bildirilmediğinden daha düşük ücret üzerinden ödendiğini ileri sürerek eksik ödenen işçilik alacaklarının sendikadan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabının Özeti:
Dava dilekçesi davalıya tebliğ edilmiş ise de cevap süresi beklenilmediği için davalı cevap verememiştir.
İlk Derece Mahkemesi Kararının Özeti:
Mahkemece dosya üzerinden yapılan yargılama sonucunda, husumet yokluğu sebebiyle davanın reddine karar verilmiştir.
İstinaf başvurusu:
İlk derece mahkemesinin kararına karşı davacı vekili istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesi Kararının Özeti:
Bölge Adliye Mahkemesince, ilk derece mahkemesi tarafından sendikaya dava açılamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesinin isabetsiz olduğu, bununla birlikte esas bakımından yapılan değerlendirmede ise sendikanın …’a bildirim yükümlülüğü bulunmadığından bu sebeple davanın reddi gerektiği gerekçesiyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b maddesi uyarınca davacı istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir.
Temyiz:
Bölge Adliye Mahkemesinin kararına karşı davacı vekili temyiz kanun yoluna başvurmuştur.
Gerekçe:
Dava sendika tarafından üyeliğin işverene geç bildirildiği iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir.
Somut uyuşmazlıkta dosya içeriği ve yargılama süreci dikkate alındığında esasa yönelik temyiz itirazları incelenmeden önce yargılama usulüne dair değerlendirme yapılması gerekmektedir.
1) İlk derece mahkemesi tarafından duruşma açılmaksızın dosya üzerinden karar verildiğinden ilk olarak bu hususun değerlendirilmesi gerekmektedir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Hukuki Dinlenilme Hakkı” başlıklı 27 nci maddesi uyarınca davanın tarafları, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hak, yargılama ile ilgili bilgi sahibi olunmasını da içerir. Bu kapsamda kural olarak, duruşma yapılması zorunlu olan çekişmeli yargıda hakim, Kanunun gösterdiği istisnalar dışında tarafları dinlemeden veya iddia ve savunmalarını bildirmeleri için kanuna uygun biçimde davet etmeden hükmünü veremez.
Hukuki dinlenilme hakkının gereği olarak taraflar duruşmaya çağrılmadan, eş anlatımla; taraf teşkili sağlanmadan hüküm verilememesi, Anayasanın 36 ncı maddesi ile düzenlenen iddia ve savunma hakkının kullanılmasına olanak tanınması ilkesinin doğal bir sonucudur ve aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6 ncı maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının da en önemli unsurudur.
Gerçekten savunma hakkını güvence altına alan T.C. Anayasası’nın 36 ncı maddesi ile 6100 sayılı HMK’nın 27 nci maddesinde de açıkça belirtildiği üzere, mahkemece davalı taraf, dinlenilmek ve savunması alınmak üzere kanuni şekillere uygun olarak davet edilmedikçe hüküm verilmesi mümkün bulunmamaktadır.
Yargılamanın sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi, iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz toplanıp tartışılabilmesi, itirazların yapılabilmesi, davanın süratle sonuçlandırılabilmesi, öncelikle tarafların duruşma gününden haberdar edilmesi ile mümkün olur. Kişinin hangi yargı merciinde duruşması bulunduğunu, hakkındaki iddia ve isnatların nelerden ibaret olduğunu bilmesi, 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve Tebligat Yönetmeliğinde açıklanan usule uygun tebligat yapılması ile sağlanabilir.
Bu çerçevede, öncelikle tarafların gerek yargı organlarınca gerekse karşı tarafça yapılan işlemler konusunda bilgilendirilmeleri zorunludur. Kişinin kendisinden habersiz yargılama yapılarak karar verilmesi, kural olarak mümkün değildir (Pekcanıtez, Hakan/Atalay, Oğuz/Özekes, Muhammet: Medeni Usul Hukuku, 11. Bası, 2011, s.273).
Dava ile ilgili olan kişilerin davaya ilişkin bir işlemi öğrenebilmesi için, tebligatın usulüne uygun olarak yapılması, duruşma gün ve saatinin muhataba bildirilmesi gerekmektedir. Duruşma günü ile tebligatın çıkarıldığı tarih arasında makul bir süre olmalıdır. Aksi takdirde tarafların hukuki dinlenilme hakkı kısıtlanmış olur.
Anayasanın 36. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsuru olan hukukî dinlenilme hakkı, adil yargılanma hakkı içinde teminat altına alınmıştır. Bu hakka, tarafın hâkime meramını anlatma hakkı ya da iddia ve savunma hakkı da denilmektedir. Ancak, hukukî dinlenilme hakkı, bu ifadeleri de kapsayan daha geniş bir anlama sahiptir. Bu hak çerçevesinde, tarafların gerek yargı organlarınca gerekse karşı tarafça yapılan işlemler konusunda bilgilendirilmeleri zorunludur. Kişinin kendisinden habersiz yargılama yapılarak karar verilmesi, kural olarak mümkün değildir.
Bu noktada iş mahkemelerinde uygulanan yargılama usulüne de değinmek gerekmektedir.
İş mahkemelerinde uygulanacak yargılama usulü basit yargılama usulüdür. Basit yargılama usulünde; dava ve cevap dilekçesi dışında cevaba cevap (replik) ve ikinci cevap (düplik) dilekçeleri verilmez (HMK md.317/3). İddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı dava açılması ve cevap dilekçesinin mahkemeye verilmesi ile başlar (HMK md.319). Bu yargılama usulünde; dilekçeler aşaması, ön inceleme, tahkikat ve hüküm aşaması dışında, yazılı yargılamada olduğu gibi tahkikatın tamamlanmasından sonra sözlü yargılama için ayrıca bir aşama öngörülmemiştir (Pekcanıtez/Atalay/Özekes, s.736). Bu aşamalar içinde yeni olan ise “ön inceleme” aşamasıdır.
Yargılamanın gereksiz yere uzamasının engellenmesi, mahkemenin ve tarafların yargılamada gereken hazırlığı davanın başında yapmasının sağlanması bakımından Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile dilekçelerin verilmesinden sonra ve tahkikat aşamasından önce gelmek üzere “ön inceleme” adıyla yeni bir yargılama aşaması kabul edilmiştir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 137 nci maddesinde ön incelemenin kapsamı, HMK’nın 138 inci maddesinde ön inceleme aşamasında dosya üzerinden dava şartları ve ilk itirazlar hakkında verilecek kararlar, HMK’nın 139 uncu maddesinde ön inceleme duruşmasına davet, HMK’nın 140 ıncı maddesinde ise yapılması zorunlu olan ön inceleme duruşması düzenlenmiştir.
Basit yargılama usulünde uygulama alanı bulan “Ön inceleme ve tahkikat” başlıklı HMK’nın 320 nci maddesinin ikinci fıkrasına göre de “Daha önce karar verilemeyen hâllerde mahkeme, ilk duruşmada dava şartları ve ilk itirazlarla hak düşürücü süre ve zamanaşımı hakkında tarafları dinler; daha sonra tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları tek tek tespit eder. Uyuşmazlık konularının tespitinden sonra hâkim, tarafları sulhe veya arabuluculuğa teşvik eder. Tarafların sulh olup olmadıkları, sulh olmadıkları takdirde anlaşamadıkları hususların nelerden ibaret olduğu tutanağa yazılır; tutanağın altı hazır bulunan taraflarca imzalanır. Tahkikat bu tutanak esas alınmak suretiyle yürütülür.”
Yargıtay’ın müstekar kararları kural olarak ön incelemenin de duruşmalı yapılması gerektiği yönündedir.
Yukarıda ayrıntılı olarak açıklanan hukuki olgulara göre ilk derece mahkemesi tarafından hukuki dinlenilme hakkını ihlal eder şekilde, duruşma icra edilmeksizin dosya üzerinden yapılan inceleme ile yargılamanın sonuçlandırılması doğru olmamıştır. Diğer taraftan kamu düzenine yönelik bu hususun yargılamanın her aşamasında resen gözetilmesi gerektiği dikkate alındığında, Bölge Adliye Mahkemesince sadece bu gerekçeyle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılması ve usulüne uygun şekilde yeniden yargılama yapılması için dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde verilen karar bu yönü ile isabetsizdir.
2) Bölge Adliye Mahkemesi tarafından dosya üzerinden karar verilmesi hususu da ayrıca değerlendirilmelidir.
Somut uyuşmazlıkta İlk Derece Mahkemesince herhangi bir delil toplanılmaksızın dosya üzerinden karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili istinaf kanun yoluna başvurmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesi tarafından da davanın esasına yönelik deliller getirtilmekle birlikte yine dosya üzerinden karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi tarafından dosya üzerinden karar verilebilecek durumlar ise 6100 sayılı HMK’nın 353 üncü maddesinde tahdidi olarak sayılmıştır.
6100 sayılı HMK’nın 356 ncı maddesinin birinci fıkrasına göre de “353 üncü maddede belirtilen hâller dışında inceleme, duruşmalı olarak yapılır. Bu durumda duruşma günü taraflara tebliğ edilir.”
Belirtmek gerekir ki Bölge Adliye Mahkemesi tarafından davanın esasına yönelik tüm delillerin toplanıldığı somut olayda duruşma icrası suretiyle istinaf başvurusunun değerlendirilmesi gerekirken dosya üzerinden karar verilmesi de doğru olmamıştır.
3) Son olarak şu hususa değinmek gerekir ki, kabule göre de, İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesi itibariyle hatalı olduğunun belirtilmesine ve farklı bir gerekçeyle davanın reddi gerektiği sonucuna ulaşılmasına karşın, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi de doğru olmamıştır.
6100 sayılı HMK’nın 353/1-b-1 hükmüne göre bölge adliye mahkemesince “İncelenen mahkeme kararının usul veya esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığı takdirde başvurunun esastan reddine” karar verilmelidir. Bununla birlikte ilk derece mahkemesi kararı sonucu itibariyle isabetli olsa dahi kararın gerekçesinin hatalı olması durumunda, bölge adliye mahkemesince ilk derece mahkemesi kararı kaldırılmalı ve gerekçe düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmalıdır. Nitekim 6100 sayılı HMK’nın 353/1-b-2 hükmünde de aynı esas vurgulanmış ve “Yargılamada eksiklik bulunmamakla beraber, kanunun olaya uygulanmasında hata edilip de yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde veya kararın gerekçesinde hata edilmiş ise düzelterek yeniden esas hakkında” karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir.
Bu açıklamalar karşısında, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından yeni gerekçe oluşturulduğundan, bozma sonrası yeniden yargılama yapılması görevinin de Bölge Adliye Mahkemesine ait olduğu hususu belirtilmelidir.
Netice itibariyle Bölge Adliye Mahkemesince ön inceleme oturumu için tarih belirlenmeli, taraflara usulüne uygun şekilde davetiye tebliği ile ön inceleme duruşması icra edilmeli ve bu suretle yargılamaya devam edilmelidir.
Anılan hususlar gözetilmeksizin, eksik inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince yazılı şekilde hüküm tesisi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.
Sonuç:
Temyiz olunan bölge adliye mahkemesi kararının yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULARAK ORTADAN KALDIRILMASINA, dosyanın kararı veren bölge adliye mahkemesine gönderilmesine, bozma sebeplerine göre sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 12/11/2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.