Yargıtay Kararı Hukuk Genel Kurulu 2018/1035 E. 2021/1675 K. 14.12.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : Hukuk Genel Kurulu
ESAS NO : 2018/1035
KARAR NO : 2021/1675
KARAR TARİHİ : 14.12.2021

MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi

1. Taraflar arasında birleştirilerek görülen “boşanma” davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 5. Aile Mahkemesince verilen asıl davanın reddi, birleşen davanın kabulüne ilişkin karar taraf vekillerinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı-Karşı Davalı İstemi:
4. Davacı-birleşen davalı vekili 15.08.2012 tarihli dava dilekçesinde; tarafların 12.06.1981 tarihinde evlendiklerini, ergin iki çocuklarının bulunduğunu, müvekkilinin ailenin refahı için Sivas-Suşehri’nde eczane işlettiğini ve tek başına yaşadığını, eşinin ise çocuklar ile birlikte Ankara’da yaşayarak erkek eşin bu fedakârlığına karşılık hiçbir özveride bulunmadığını, müvekkilini yalnız yaşamaya mahkûm ettiğini ileri sürerek tarafların boşanmalarına, müvekkili yararına 100.000TL maddi ve 100.000TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı-Karşı Davacı İstemi:
5. Davalı-birleşen davacı vekili 16.08.2014 tarihli birleşen dava dilekçesinde; erkeğin eşine tüm evlilik hayatı boyunca ağır küfür, hakaret ve tehditlerde bulunduğunu, burnunu ve elini kıracak derecede darp ettiğini, müvekkilinin namusuna ve şerefine iftira attığını, ayrıca eşinin ailesine de kötü söz ve davranışlarda bulunduğunu ileri sürerek tarafların boşanmalarına, kadın yararına 3.000TL tedbir-yoksulluk nafakası ile 500.000TL maddi ve 200.000TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkeme Kararı:
6. Ankara 5. Aile Mahkemesinin 26.03.2015 tarihli ve 2012/1412 E., 2015/446 K. sayılı kararı ile; tarafların 12.06.1981 tarihinde evlendikleri, ergin iki çocuklarının bulunduğu, erkeğin eşine sürekli şiddet uyguladığı, mesaj yolu ile hakaret ve tehdit ettiği, bu eylemlerinden dolayı mahkemece cezalandırıldığı, boşanmaya neden olan olaylarda erkeğin tam kadının ise kusursuz olduğu gerekçesiyle erkeğin davasının reddine kadının davasının kabulü ile tarafların boşanmalarına, kadın yararına 500TL tedbir nafakası ödenmesine, yoksulluk nafaka talebinin reddine, 50.000TL maddi ve 30.000TL manevi tazminat ödenmesine, ayrıca her iki dava yönünden de erkek eş vekili yararına vekâlet ücreti ödenmesine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı yasal süresi içinde taraflarca temyiz isteminde bulunulmuştur.
8. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 30.05.2016 tarihli ve 2015/18299 E., 2016/10604 K. sayılı kararı ile; erkek eşin tüm temyiz itirazlarının reddine karar verildikten sonra kadın yararına hükmedilen tazminat miktarlarının az olduğu, ayrıca her iki dava yönünden de kadın eş yararına vekâlet ücreti ödenmesine karar verilmesi gerekirken erkek eş yararına vekâlet ücreti ödenmesine karar verilmesinin yerinde olmadığı gerekçesi ile karar oy çokluğu ile bozulmuş, bozma kapsamı dışında kalan temyize konu hususlar ise onanmıştır.
Özel Daire Karar Düzeltme Kararı:
9. Özel Dairenin yukarıda belirtilen kararına karşı yasal süresi içinde davalı-birleşen davacı vekili tarafından karar düzeltme isteminde bulunulmuştur.
10. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 21.06.2017 tarihli ve 2016/19965 E., 2017/7879 K. sayılı kararı ile;
“…Mahkemece davacı-davalı erkek taralından açılan boşanma davası reddedilmiş kadının boşanma davası ise kabul edilmiştir. Kadının yoksulluk nafakası talebinin ise reddine karar verilmiştir. Her iki tarafında temyizi üzerine Deremizin 30.05.2016 tarihli 2015/18299 esas 2016/10604 karar numaralı ilamı ile davalı-karşı davacı kadın yararına hükmedilen maddi ve manevi tazminatların miktarının az olması ve vekâlet ücretleri yönünden bozulmuş diğer hususlar yönünden hükmün onanmasına karar verilmiştir. Davalı-davacı kadın tarafından tedbir nafakasının miktarı ve yoksulluk nafakasının reddi yönünden karar düzeltme talebinde bulunulmuştur. Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir (TMK. m. 175/1). Yapılan (yargılama ve toplanan delillere göre, tarafların 12.06.1981 tarihinde evlendikleri, davalı-karşı davacı kadının emekli olduğu, eşine ait evde oturduğu, davacı-davalı erkeğin ise eczacı olduğu, üzerine kayıtlı birçok taşınmaz ile iki aracın bulunduğu, kira geliri elde ettiği anlaşılmaktadır.
Yoksulluk durumu belirlenirken, tarafların ekonomik ve sosyal durumlarının yanında, evlilik birliği sırasındaki yaşam seviyelerinin de göz önünde bulundurulması gerekir. Somut olayda, boşanma sonucu davalı-davacı kadının, önceki yaşam seviyesini tamamen kaybederek yoksulluğa düşeceği anlaşılmaktadır. O halde davalı-davacı kadın yararına uygun miktarda yoksulluk nafakasına hükmedilmesi gerekir. Ne var ki, bu husus ilk inceleme sırasında gözden kaçırıldığından davalı-davacı kadının karar düzeltme isteğinin kabulüne, Dairemizin 30.05.2016 tarihli 2015/18299 esas 2016/10604 karar sayılı yoksulluk nafakasının reddine ilişkin onama ilamının kaldırılmasına, hükmün açıklanan sebeple bozulmasına karar vermek gerekmiştir,…” şeklindeki gerekçeyle kadının yoksulluk nafakası istemi bakımından da karar oybirliği ile bozulmuştur.
Direnme Kararı:
11. Ankara 5. Aile Mahkemesinin 29.03.2018 tarihli ve 2017/1585 E., 2018/529 K. sayılı kararı ile; kadın eş yararına vekâlet ücreti hükmedilmemesi ve ayrıca hükmedilen tazminatların az olduğuna dair verilen bozma kararına uyularak, kadın eş yararına her iki dava yönünden de vekâlet ücretine, 70.000TL maddi, 50.000TL manevi tazminat ödenmesine, ancak karar düzeltme yoluyla verilen bozma kararında belirtilen gerekçenin doğru olmadığı, evlilik birliği sırasındaki yaşam seviyesinin ancak tedbir nafakasının miktarının düzenlemesinde göz önünde bulundurulabileceği, yoksulluk nafakasının ancak yoksulluğa düşme durumu gerçekleştiğinde hükmedilebileceği, somut olayda kadının öğretmen emeklisi olduğu, elde ettiği gelirle yoksulluğa düşmeyeceği, eşine ait evde kira vermeden oturduğu, erkek eş adına kayıtlı taşınmazların ise mal rejiminin tasfiyesine ilişkin davaya konu olduğu gerekçesiyle yoksulluk nafakasının reddi yönünde direnme kararı verilmiştir.

Direnme Kararının Temyizi:
12. Direnme kararı yasal süresi içinde taraflarca temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK
13. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda davalı-birleşen davacı eşin boşanma yüzünden yoksulluğa düşüp düşmeyeceği noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE
14. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar vardır.
15. Türk Medeni Kanunu’nun “Yoksulluk nafakası” başlıklı 175. maddesi ile “Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz” hükmü düzenleme altına alınmıştır. Maddede geçen “yoksulluğa düşecek” kavramından ne anlaşılması gerektiği konusunda yasal bir tanımlama olmaması karşısında bu husus uygulamada kurallara bağlanmıştır. Nitekim, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.10.1998 tarihli ve 1998/2-656 E., 1998/688 K.; 16.05.2007 tarihli ve 2007/2-275 E., 2007/275 K.; 20.06.2019 tarihli ve 2017/2-2424 E., 2019/751 K. sayılı kararlarında; “yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, kültür, eğitim” gibi bireyin maddi varlığını geliştirmek için zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılayacak düzeyde geliri olmayanların “yoksul” kabul edilmesi gerektiği benimsenmiştir. Başka bir ifadeyle, geçimini kendi mali kaynakları ve çalışma gücüyle sağlama imkânından yoksun olan taraf diğer koşulları da varsa yoksulluk nafakası talep edebilecektir.
16. Evlilik birliğinde eşler arasında geçerli olan dayanışma ve yardımlaşma yükümlülüğünün, evlilik birliğinin sona ermesinden sonra da kısmen devamı niteliğinde olan yoksulluk nafakasının özünde, sosyal ve ahlâki düşünceler yer almaktadır. Yoksulluk nafakası, bir bakıma evlilik birliği devam ettiği sürece söz konusu olan karşılıklı bakım ve geçindirme ödevinin devam ettirilmesi anlamını taşımaktadır (Akıntürk, T./Ateş, D., Aile Hukuku, C. 2, İstanbul 2019, s. 302).
17. Yoksulluk nafakasıyla, boşanma sonucunda yoksulluk içine düşen eşin asgari yaşam gereksinimlerinin karşılanması düşünüldüğünden, yoksulluk nafakasının amacı hiçbir zaman nafaka alacaklısını zenginleştirmek olamaz. Yoksulluk nafakasına hükmedilebilmesi için nafaka talep eden eşin boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek olmasının yanı sıra, nafaka talep edilen eşin de nafaka ödeyebilecek ekonomik gücünün bulunması gerekmektedir. Bu açıdan bakıldığında, yoksulluk nafakasının sosyal ve ahlaki düşüncelere dayanması özelliği, sadece nafaka talep eden tarafa nafaka verilmesinde değil, aynı zamanda nafaka talep edilen tarafın nafaka ödeyebilecek ekonomik gücünün bulunması koşulunda da kendisini göstermektedir. Dolayısıyla boşanmadan sonra yoksulluğa düşecek olan tarafı koruma amacını taşıyan yoksulluk nafakası, hiçbir surette nafaka yükümlüsüne yükletilen bir ceza veya tazminat niteliğinde olmamalıdır.
18. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; dosyada mevcut ekonomik ve sosyal durum araştırma tutanağına göre kadının emekli öğretmen olduğu, dolayısıyla sürekli ve düzenli maaşının bulunduğu, eşinin adına kayıtlı evde kira vermeden oturduğu, buna karşılık erkeğin eczacı olduğu ve adına kayıtlı fazla sayıda taşınmazının bulunduğu anlaşılmaktadır. Tarafların gelir durumları karşılaştırıldığında kadının erkeğe göre daha zayıf durumda olduğu tartışmasızdır. Ne var ki, yukarıda ayrıntılarıyla açıklandığı üzere yoksulluk nafakasındaki amaç; eşlerin evlilik birliği içerisinde sürdürdükleri yaşam standartlarını korumak olmadığı gibi, nafaka alacaklısını zenginleştirmek de değildir. Daha açık bir ifadeyle “yoksulluk” durumunu ortadan kaldıran miktarda gelir elde eden eş, boşanma nedeniyle diğer eşten yoksulluk nafakası isteyemez. Eldeki davada da emekli öğretmen olan kadının boşanmakla yoksulluğa düşeceğinden söz edilemeyeceği belirgin olup, yerel mahkemece kadın eşin talep etmiş olduğu yoksulluk nafakasının reddine ilişkin verilen direnme kararı yerindedir.
19. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, kadın eşin elde ettiği emekli maaşının, tarafların evlilik süresi ve bu süre içerisinde ulaştıkları yaşam düzeyi gözetildiğinde, boşanma yüzünden kendisini yoksulluktan kurtarmaya yetmeyeceği, dolayısıyla Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerle hükmün bozulması gerektiği yönünde görüş ileri sürülmüş ise de; bu görüş yukarıda açıklanan sebeplerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.
20. O hâlde, usul ve yasaya uygun direnme kararı onanmalıdır.
21. Diğer yandan Mahkemece; Özel Dairenin 30.05.2016 tarihli ve 2015/18299 E., 2016/10604 K. sayılı kararı ile yapılan bozmaya uyularak verilen karara ilişkin temyiz itirazlarının Özel Dairece incelenmesi gerektiğinden, bu konu hakkında gerekli inceleme yapılmak üzere dosya Özel Daireye gönderilmelidir.

IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davacı-birleşen davalı vekilinin yoksulluk nafakasına ilişkin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının ONANMASINA,
Harç peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına,
Taraf vekillerinin, mahkemece uyulan yönlere ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 2. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,
Ancak karar düzeltme yolunun açık olması sebebiyle öncelikle mahkemesince Hukuk Genel Kurulu kararının taraflara tebliği ile karar düzeltme yoluna başvurulması hâlinde dosyanın Hukuk Genel Kuruluna, başvurulmaması hâlinde ise mahkemesince doğrudan Yargıtay 2. Hukuk Dairesine Gönderilmesine,
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 14.12.2021 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.

KARŞI OY

Yoksulluk nafakasının düzenlendiği 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 175. maddede, boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek tarafın kusuru daha ağır olmamak koşuluyla, geçimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebileceği, nafaka yükümlüsünün kusurunun aranmayacağı açıklanmıştır.
Madde metninden de anlaşılacağı üzere yoksulluk nafakası isteminde bulunan tarafın kusurunun daha ağır olmaması gerekmektedir. Ancak yoksulluk nafakası, boşanmadan sonra yoksulluğa düşecek olan tarafı koruma amacına yönelik olduğu içindir ki, boşanmış olan yoksul tarafa verilecek olan yoksulluk nafakası, hiçbir surette diğer tarafa yükletilen bir ceza veya tazminat niteliğinde değildir. Şayet böyle olsaydı, sadece boşanmada kusuru olan eşten istenebilmesi gerekirdi. Oysa ki, maddede açıkça belirtildiği gibi kusursuz eş dahi yoksulluk nafakası ödemekle yükümlüdür. Yoksulluk nafakası, bir bakıma evlilik birliği devam ettiği sürece söz konusu olan karşılıklı bakım ve geçindirme ödevinin devam ettirilmesi anlamını taşımaktadır (Akıntürk T./Ateş D: Türk Medeni Hukuku, Aile Hukuku, İkinci Cilt, Ocak 2019, s. 302).
Bunun yanında, yoksulluk nafakası istenebilmesi için istemde bulunan tarafın boşanma yüzünden yoksulluğa düşme tehlikesiyle karşılaşmış bulunması şarttır. Başka bir ifadeyle, geçimini kendi malî kaynakları ve çalışma gücüyle sağlama imkânından yoksun olan taraf diğer koşulları da varsa yoksulluk nafakası talep edebilecektir.
“Evlilik birliğinde eşler arasında geçerli olan dayanışma ve yardımlaşma yükümlülüğünün, evlilik birliğinin sona ermesinden sonra da kısmen devamı niteliğinde olan yoksulluk nafakasının özünde, sosyal ve ahlâki düşünceler yer almaktadır. Nafaka talep edilen eşin kusursuz da olsa nafaka ödemekle yükümlü kılınması, yoksulluk nafakasının tazminat ya da cezadan farklı bir nitelik taşıdığını göstermektedir. Yoksulluk nafakasının amacı hiçbir zaman nafaka alacaklısını zenginleştirmek değildir. Yoksulluk nafakasıyla, boşanma sonucunda yoksulluk içine düşen eşin asgari yaşam gereksinimlerinin karşılanması düşünülmüştür. Yoksulluk nafakasına hükmedilebilmesi için nafaka talep eden eşin boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek olmasının yanı sıra, nafaka talep edilen eşin de nafaka ödeyebilecek ekonomik gücünün bulunması, diğer bir ifadeyle kendi kusurundan kaynaklanmamak koşuluyla yoksul olmaması gerekmektedir. Bu açıdan bakıldığında, yoksulluk nafakasının sosyal ve ahlâki düşüncelere dayanması özelliği, sadece nafaka talep eden tarafa nafaka verilmesinde değil, aynı zamanda nafaka talep edilen tarafın nafaka ödeyebilecek ekonomik gücünün bulunması koşulunda da kendisini göstermektedir” (Anayasa Mahkemesinin 2005/56 E. 2009/94 K. sayılı 25.06.2009 tarihli kararı).
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.10.1988 gün ve 1998/2-656 E. 1988/688 K, 28.02.2007 gün ve 2007/3-84 E. 2007/95 K. 16.05.2007 gün ve 2007/2-275 E. 2007-275 K. 09.05.2019 gün ve 2017/2-1893 T. 2019/546 K sayılı ilamlarında da kabul edildiği gibi; yeme, giyinme, barınma, sağlık, ulaşım, kültür, eğitim gibi bireyin maddi varlığını geliştirmek için zorunlu ve gerekli görülen harcamaları karşılayacak düzeyde geliri olmayanları yoksul kabul etmek gerekir.
Yargıtayın yerleşik kararlarında “asgari ücret seviyesinde gelire sahip olunması” yoksulluk nafakası bağlanmasını olanaksız kılan bir olgu olarak kabul edilmemektedir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 26.12.2001 tarih ve 2001/2-1158 E., 1185 K; 01.08.2002 tarih ve 2002/2-397 E., 339 K.; 28.02.2007 tarih ve 2007/3-84 E., 95 K.; 16.05.2007 tarih ve 2007/2-275E., 275 K.; 11.03.2009 tarih ve 2009/2-73 E, 118 K.; 13.05.2009 tarih ve 2009/3-165 E., 186 K.; 04.05.2011 tarih ve 2011/2-155 E., 2011/278 K. sayılı kararları). Asgari ücret seviyesinde gelir elde edilmesi yoksulluk nafakası bağlanmasına engel değilse de bu durum nafaka miktarının tespitinde esas alınmalıdır.
Sözü edilen maddede (TMK 175) boşanma yüzünden yoksulluğa düşülmesinden söz edilmiş olmakla tarafların subjektif durumundan tümüyle bağımsız ve tümüyle objektif nedenlere dayalı bir yoksulluk belirlemesi yapılmamalıdır. Bu nedenledir ki yoksulluk parasal sınırının ne olduğu gibi bazı araştırma sonucu rakamlardan yola çıkılarak belirlenen bir limit dahilinde yoksulluk durumu belirlenemeyeceği gibi asgari ücret veya buna yakın düzeyde gelir sahibi olan kişinin yoksulluğa düşmüş sayılamayacağı gibi bir kabulden hareketle de sonuca gidilemeyecektir.
Yoksulluk durumunun, günün ekonomik koşulları ile birlikte, tarafların sosyal ve ekonomik durumları ve yaşam tarzları değerlendirilerek takdir edilmesi gerektiği (09.05.2019 gün ve 2017/2-1893 T. 2019/546 K.) ve bunların yanında evlilik süreleri, evlilik boyunca oluşan yaşam düzeyi ve boşanma sonrasında oluşacak yaşam düzeyinin de yoksulluk durumunun belirlenmesinde dikkate alınması gerektiği (Yargıtay 11.03.2009 T. 2009/2-73 E. 2009/118 K.) yönündeki Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararları da yoksulluk durumunun belirlenmesinde tarafların dışındaki objektif nedenler kadar tarafların subjektif durumlarının da dikkate alınması gerektiğini ortaya koymaktadır.
Yapılan açıklamaların sonucu olarak yoksulluk durumunun belirlenmesi ile buna uygun nafaka miktarının takdirinde, nafaka alacaklısının evli olduğu dönemdeki yaşantısını aynen devam ettirmesi gerektiği yönünde bir kabulden hareket edilemeyeceği gibi, eski yaşantısından tamamen koparılacak şekilde bir sonuca da neden olunmamalıdır.
Nitekim yargısal uygulamalarda bu esaslara uygun olarak tarafların durumuna da bağlı biçimde asgari ücret düzeyinin çok üzerinde bir miktar olarak yoksulluk nafakasına hükmedilebildiği gibi asgari ücret düzeyinin altında bir miktara da hükmedilebilmektedir.
Yukarıda yapılan açıklamalar ve sözü edilen kuralla birlikte somut olay değerlendirildiğinde; özel daire kararında da belirtildiği üzere; yapılan yargılama ve toplanan delillere göre, tarafların 12.06.1981 tarihinde evlendikleri, davalı-karşı davacı kadının emekli olduğu, kendisine ait olmayan eşine ait evde oturduğu, davacı-davalı erkeğin ise eczacı olduğu, üzerine kayıtlı birçok taşınmaz ile iki aracın bulunduğu, kira geliri elde ettiği anlaşılmaktadır. Davalı-karşı davacı kadının henüz eşine ait evde oturması boşanma sonrası bir garantiyi içermediğinden yoksulluk durumunun belirlenmesinde önem de taşımamaktadır. Dosyadaki yazı cevabına göre ise 1.050TL emekli maaşı almakta olup bu miktar o tarihteki net asgari ücretin bir miktar üstünde ise de tarafların evlilik süresi ile bu süre içinde ulaştıkları yaşam düzeyleri de gözetildiğinde bu emekli maaşı, davalı-karşı davacı kadının asgari ihtiyaçlarını karşılamaya yetmeyeceği gibi kendisini boşanma yüzünden yoksulluğa düşmekten kurtarmayacağı da açıktır. Bu durumda eski yaşantısı ile aynı düzeyi sağlamasa da bu yaşantısından da tamamen koparılmayacak şekilde uygun miktar yoksulluk nafakasına hükmedilmesi gerekirken bu talebin reddedilmesi doğru olmamıştır.
Yoksulluk nafakası yönünden yukarıda açıklanan esaslara da uygun bir gerekçe ve sonucu içeren özel daire kararı gibi direnme hükmünün bozulması ve uyulan kısımlar yönünden dosyanın özel daireye gönderilmesi gerektiği görüşünde olduğumdan, yoksulluk nafakası istenemeyeceği kabul edilerek direnme hükmünün onanması uyulan kısımlar yönünden temyiz incelemesi yapılmak üzere dosyanın özel daireye gönderilmesi yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyorum.