YARGITAY KARARI
DAİRE : Hukuk Genel Kurulu
ESAS NO : 2018/364
KARAR NO : 2021/1752
KARAR TARİHİ : 23.12.2021
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki “itirazın iptali” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketin un fabrikası olduğunu, ihracat yapmakla beraber yurt içindeki fırınlara pazarlamacılar ve komisyoncular vasıtası ile un satışı ile iştigal ettiğini, 09.01.2005 tarihli yetkili satıcılık sözleşmesi gereğince davalı borçlunun müvekkili şirket ürünlerinin satış ve pazarlamasını gerçekleştirdiğini, bu sözleşme hükümlerine göre davalı borçlunun alım satım sonucunda ortaya çıkan cari hesap borcunu borcun doğumundan itibaren yedi gün içerisinde ödemesi gerekirken, müvekkili şirketin tüm sözlü uyarılarına rağmen kötü niyetli hareket ederek bugüne kadar ödemediğini, icra takibinde yer alan cari hesaba göre, borçlunun aracılık etmiş olduğu firmaların sözleşmede yer alan vadelerde borçlarını ödememeleri üzerine davalının ödemesi gereken miktarın 105.984TL’lik kısmı için İstanbul 31. İcra Müdürlüğünün 2013/18556 E. sayılı dosyasıyla başlatılan icra takibine itirazı üzerine takibin durduğunu ileri sürerek, davalının haksız itirazının iptali ile takibin devamına ve alacağın %20’sinden aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatına mahkûm edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; yetki itirazında bulunarak müvekkilinin ikametgâhının Beykoz-İstanbul olduğunu, bu nedenle eldeki davada İstanbul Anadolu Asliye Ticaret Mahkemelerinin yetkili olduğunu, müvekkiline satılmış veya teslim edilmiş hiçbir malın olmadığını, dava dilekçesinde borcun müvekkilinin değil başkalarının borcu olduğunun belirtildiğini, ticari defterler ile konunun açıklığa kavuşturulacağını belirterek davanın reddini savunmuş, icra takibi konusu alacağının %20’sinden aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatı ile %10 oranında kötü niyet tazminatının davacıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesi Kararı:
6. İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesinin 24.12.2015 tarihli ve 2014/508 E., 2015/965 K. sayılı kararı ile; taraflar arasındaki sözleşmede davalı tarafından aracılık yapılarak satılacak olan mal bedelinin ödenmemesi hâlinde bedelin davalı tarafça ödeneceğine dair bir taahhüdün yer almadığı, ayrıca bu sözleşme dışında haricen yapılmış bir borç üstlenme, kefalet sözleşmesi veya garantörlük sözleşmesinin de davacı tarafça sunulamadığı gerekçesiyle davanın reddine, davacının kötü niyetli olduğunun davalı tarafça ispat edilemediği gerekçesiyle de davalının tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7. İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
8. Yargıtay (Kapatılan) 19. Hukuk Dairesince 06.03.2017 tarihli ve 2016/6217 E., 2017/1786 K. sayılı kararı ile;
“…Taraflar arasında 09.01.2005 tarihli Yetkili Satıcılık Sözleşmesi imzalanmış ve yine sözleşmenin eki olan 13.02.2006 tarihli “Belgedir” başlıklı protokol düzenlenmiştir. Diğer yandan sözleşme gereğince davalının çeşitli tarihli sipariş formları ile mal siparişi verdiği ve siparişlerin teslim edileceği üçüncü kişileri bildirmiş olduğu ve malların teslim edilmiş olduğu görülmüştür. Bu durumda mahkemece davacının üçüncü kişilere teslim edilen mal bedeli yönünden açıklanan sözleşme ve belge hükümleri gözetilmeden ve alınan bilirkişi raporlarına neden itibar edilmediği karar yerinde tartışılmadan eksik inceleme ile dosya içeriğindeki belgelere uygun düşmeyecek şekilde karar verilmesi isabetsiz görülmüştür,…” gerekçesi ile karar bozulmuş, bozma nedenine göre diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Direnme Kararı:
9. İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesinin 10.07.2017 tarihli ve 2017/523 E., 2017/544 K. sayılı kararı ile; önceki karar gerekçesi yanında, bozma kararına esas olan belgenin delil olarak gösterilmediği ve mahkemeye sunulmadığı, temyiz dilekçesine ek olarak sunulan belgeye karşı davalı vekilince açık olarak süresinde sunulmadığı belirtilerek yeni delile muvafakat edilmediğinin dile getirildiği, bu durumda taraflarca getirilme ilkesine tabi davada temyiz aşamasında sunulan “Belgedir” başlıklı delilin mahkemece esas alınması hâlinde, bunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 119/1-e, 121, 137, 140/5 ve 141. maddelerine aykırılık oluşturacağı, ayrıca taraflar arasındaki hukukî ilişkinin niteliği ve sözleşmede öngörülen koşullar karşısında bilirkişi raporunun sonuca bir etkisinin bulunmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
10. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
11. Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; taraflar arasında imzalanan 09.01.2005 tarihli yetkili satıcılık sözleşmesinin eki olduğu belirtilen 13.02.2006 tarihli “Belgedir” başlıklı protokolün davacı tarafça sunulan 17.01.2014 tarihli cevaba cevap dilekçesinde adının geçtiği ancak ilk kararın temyizine ilişkin dilekçeye ekli olarak sunulmuş olduğu ve davalı tarafça da bu delilin sunulmasına muvafakat edilmediği nazara alındığında, bu belgenin esas alınarak hüküm kurulmasının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 119/1-e, 121, 137, 140/5 ve 141. maddelerine aykırılık oluşturup oluşturmayacağı, diğer yandan sözleşme gereğince davalının çeşitli tarihli sipariş formları ile mal siparişi verdiği ve siparişlerin teslim edileceği üçüncü kişileri bildirmiş olduğu ve malların teslim edilmiş olduğu hususu ile mahkemece alınan bilirkişi raporları dikkate alındığında mahkemece verilen kararın isabetli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
12. Uyuşmazlığın çözümü açısından öncelikle konuyla ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar vardır.
13. İtirazın iptali davası; 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 67 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Buna göre;
i) İlamsız takip yapılmış olması,
ii) Borçlunun bu takibe itiraz etmesi,
iii) İtirazın alacaklıya (davacıya) tebliğinden itibaren alacaklının, bir yıl içinde mahkemeye başvurmuş olması yasal koşullarının gerçekleşmesi gerekir.
14. Takip alacaklısı tarafından ödeme emrine süresi içinde itiraz etmiş olan takip borçlusuna karşı açılan itirazın iptali davasının konusu, icra takibine konu edilen alacaklar olup, davanın amacı itirazla duran takibin devamını sağlamaktır. Bu dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabidir. Davalı borçlunun icra dosyasında ileri sürdüğü itirazlar dışındaki itirazlarını da bu dava içinde ancak cevap süresi içinde ileri sürmesi olanaklıdır. Eğer cevap süresi içinde davalı/borçlu diğer itirazlarını ileri sürmezse mahkeme bunları kendiliğinden göz önüne alamaz, takibe itiraz edilirken bildirilen sebeplerle sınırlı araştırma yapmak durumunda kalır. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 01.07.2021 tarihli ve 2017/19-3085 E., 2021/902 K. sayılı kararında da değinilmiştir.
15. Önemle vurgulamak gerekir ki, dava dilekçesinde davacı iddiasının dayanağı olan bütün vakıaların sıra numarası altında açık özetlerini ve iddia edilen her bir vakıanın hangi delillerle ispat edileceğini göstermek (HMK, m. 119/1-e, f) ve delillerin toplanabilmesi için başlangıçta alınması gereken masraf tutarı olan gider avansını dava açılırken mahkeme veznesine yatırmak zorundadır (HMK, m. 120/1).
16. Yine, HMK’nın 121. maddesine göre “Dava dilekçesinde gösterilen ve davacının elinde bulunan belgelerin asıllarıyla birlikte harç ve vergiye tabi olmaksızın davalı sayısından bir fazla düzenlenmiş örneklerinin veya sadece örneklerinin dilekçeye eklenerek, mahkemeye verilmesi ve başka yerlerden getirtilecek belge ve dosyalar için de bunların bulunabilmesini sağlayıcı açıklamanın dilekçede yer alması zorunludur”.
17. Ayrıca, mahkemece ön inceleme duruşmasının yapıldığı tarihte yürürlükte olan HMK’nın 140/5. maddesi; “Ön inceleme duruşmasında, taraflara dilekçelerinde gösterdikleri, ancak henüz sunmadıkları belgeleri mahkemeye sunmaları veya başka yerden getirtilecek belgelerin getirtilebilmesi amacıyla gereken açıklamayı yapmaları için iki haftalık kesin süre verilir. Bu hususların verilen kesin süre içinde tam olarak yerine getirilmemesi hâlinde, o delile dayanmaktan vazgeçilmiş sayılmasına karar verilir” hükmünü içermektedir.
18. Bu maddeye göre, belirtilen bu süre içerisinde dilekçelerinde gösterdikleri belgeleri sunmayan veya belgelerin getirtilmesi için gerekli açıklamayı yapmayan tarafın bu delillere dayanmaktan vazgeçilmiş sayılmasına karar verilir.
19. Taraflar, kendilerinin veya karşı tarafın delil olarak dayandıkları ve ellerinde bulunan tüm belgeleri mahkemeye ibraz etmek zorundadırlar (HMK, m. 219/1). Sadece taraflar değil HMK’nın 221/1. maddesinin açık hükmüyle mahkemece üçüncü kişi veya kurumun elinde bulunan bir belgenin taraflarca ileri sürülen hususun ispatı için zorunlu olduğuna karar vermesi hâlinde bu belgenin ibrazı emrinin gereğini yerine getirmek durumundadır. Nitekim aynı hususlara Hukuk Genel Kurulunun 24.06.2021 tarihli ve 2017/(13)3-2241 E., 2021/847 K. sayılı kararında da yer verilmiştir.
20. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; taraflar arasında 09.01.2005 tarihli “Yetkili Satıcılık Sözleşmesi” imzalanmış ve yine sözleşmenin eki olan 13.02.2006 tarihli “Belgedir” başlıklı protokol düzenlenmiştir.
21. Eldeki davada, belirtilen sözleşme ve protokol hükümleri gereğince davalı tarafından aracılık yapılarak satılan ancak bedeli ödenmeyen mal bedelinin davalı tarafından ödenmesi gerektiğinden bahisle aleyhine başlatılan icra takibine vâki itirazın iptali talep edilmiştir. Taraflar arasındaki hukukî ilişki sözleşmeden kaynaklandığından, uyuşmazlığın sözleşmede öngörülen hükümler ile eki niteliğinde olduğu belirtilen belgedeki açıklamalar kapsamında çözümlenmesi gerektiği açıktır.
22. Ancak taraflar arasında imzalanan 09.01.2005 tarihli yetkili satıcılık sözleşmesinin eki olduğu belirtilen 13.02.2006 tarihli “Belgedir” başlıklı protokolün davacı tarafça sunulan 17.01.2014 tarihli cevaba cevap dilekçesinde bahsinin geçmesine karşın ilk kararın temyizine ilişkin dilekçeye ekli olarak sunulduğu, davalı tarafça da bu delilin sunulmasına muvafakat edilmediği dosya kapsamı ile sabittir.
23. Taraflarca getirilme (hazırlama) ilkesinin uygulandığı davalarda, dava malzemesinin ve bu kapsamda delillerin taraflarca gösterileceği kuşkusuzdur. Hâkim, kanunda belirtilenler durumlar dışında kendiliğinden delil toplayamaz. Ancak somut olayda davacı tarafça 17.01.2014 tarihli cevaba cevap dilekçesinin 6. bendinde açıkça 13.02.2006 tarihli belgeden bahsedilerek, davalının belge gereğince müteselsilen sorumlu olduğu ve borcunu ödemediği ileri sürülmüştür. Bu durumda mahkemece ön inceleme duruşmasında o tarihte yürürlükte olan HMK’nın 140/5. maddesinin açık hükmüne uygun olarak dayanılan belgenin sunulması için davacı tarafa iki haftalık kesin süre verilmesi, belge sunulmadığı takdirde bu delile dayanmaktan vazgeçilmiş sayılacağının ihtar edilmesi gerekirken, bu usul hükmüne uyulmaksızın ve dolayısıyla anılan belge nazara alınmaksızın hüküm kurulması doğru olmamıştır.
24. O hâlde Özel Daire bozma kararında belirtildiği üzere, mahkemece davacının üçüncü kişilere teslim edilen mal bedeli yönünden açıklanan sözleşme ile belge hükümleri dikkâte alınarak, bu bağlamda düzenlenen bilirkişi raporlarına neden itibar edilmediği de gerekçeli bir şekilde açıklanmak suretiyle hüküm kurulması gerekir.
25. Eş söyleyişle; mahkemece açıklanan ilkeler çerçevesinde değerlendirme yapılarak, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
26. Nitekim Özel Daire bozma kararında da aynı hususa işaret edilmiş olup; direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıdaki belirtilen bu ilâve gerekçe ve nedenlerle bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.
IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen ve yukarıda açıklanan ilâve nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Aynı Kanun’un 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 23.12.2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.