YARGITAY KARARI
DAİRE : Hukuk Genel Kurulu
ESAS NO : 2018/454
KARAR NO : 2021/1291
KARAR TARİHİ : 21.10.2021
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki “manevi tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Uşak 1. İş Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar taraf vekillerinin temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davalı…. İnşaat Petrol Ürünleri Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinden Emine’nin eşi, …’nın babası kazalı işçi ….’ün (muris) davalı şirkete ait işyerinde çalışmakta iken 12.11.2002 günü gece vardiyasında saat 02.30 sıralarında bozuk zeminde çektiği kasar makinesinin dok ayağının kasık bölgesine çarptığını, işveren vekilinin olayı önemsememesi, murisin de işten atılma korkusu ile sabaha kadar işyerinde bekleyip sabah mesai bitiminde işverenden vizite kağıdı olarak Uşak Devlet Hastanesi acil servisine gittiğini, muayeneyi yapan doktor tarafından hariciye polikliniğine sevkedildiğini, burada doktor …. tarafından ilaç yazılıp iki gün rapor verilerek eve gönderildiğini ancak şikâyetlerinin artması nedeniyle aynı günün akşamı tekrar acil servise gittiğini, burada doktor …. tarafından gerekli teşhis konulmayarak ertesi gün bevliye servisine gitmesi gerektiği belirtilerek tekrar eve gönderildiğini, 13.11.2002 günü bevliye servisinde doktor … tarafından da ilaç yazılarak gönderilmek istendiğinde eşi davac….’ün ısrarı ile yatışının yapıldığını, o günün tedavi yapılmadan geçirildiğini, ertesi gün şüpheli durum nedeniyle doktor… tarafından doktor ….’in konsültasyona çağrıldığını, bunun üzerine İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevkedildiğini, burada acilen ameliyata alındığını, taburcu edilmesinden sonra tekrar rahatsızlanınca bu hastanede ikinci kez ameliyat edildiğini ancak kurtarılamayarak 22.11.2002 tarihinde yaşamını yitirdiğini, murisin ölümünden davalı işverenin yanı sıra doktorların ve onları istihdam eden (Kapatılan) Sosyal Sigortalar Kurumunun (SSK) da sorumlu olduğunu, doktorlar ve işveren yetkilisi hakkında Uşak 1. Asliye Ceza Mahkemesinde 2003/350 Esas sayılı ceza davası bulunduğunu ileri sürerek toplam 50.000TL manevi tazminatın davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
5. Mahkemece 07.04.2004 tarihli duruşmada SSK ile davalı doktorlar hakkındaki davanın mahkemenin görevsizliği nedeniyle reddine, davalı şirket hakkındaki davanın ise tefrikine karar verilmiş olup eldeki davaya davalı şirkete karşı devam edilmiştir.
Davalı Cevabı:
6. Davalı ….i İnşaat Petrol Ürünleri Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi vekili cevap dilekçesinde; murisin işveren vekiline ve doktorlara kazadan bahsetmediğini, hastaneye karın ağrısı şikâyeti ile gidip eskiden beri mevcut olan fıtık rahatsızlığından bahsettiğini, ölüme kadar olan 10 günlük süre içinde gerçekleşen olayların müvekkilinin bilgisi dışında cereyan ettiğini, murisin ölümünde müvekkili şirketin kusuru bulunmadığını, kaldı ki dok ayağının kazalı işçiye çarptığı kabul edilse bile ölüme yol açmasının mümkün olmadığını, ölüm ile kaza arasında illiyet bağının kesildiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
7. İhbar olunan … vekili beyan dilekçesinde; davalı şirkete ait işyerinde vuku bulacak iş kazaları nedeniyle 02.07.2002 başlangıç tarihli bir yıl süreli işveren sorumluluk sigorta poliçesi ile teminat verildiğini, söz konusu poliçe ile kişi başı 9.000TL’lik limit kapsamında sorumlu olduklarını belirtmiştir.
Mahkeme Kararı:
8. Uşak 1. İş Mahkemesinin 11.10.2013 tarihli ve 2004/973 E., 2013/753 K. sayılı kararı ile; ceza davası ile Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından davalı şirkete karşı açılan rücuan tazminat davasında alınan raporları da irdeleyerek çelişkiyi giderecek şekilde hazırlanan ve hükme esas alınan 24.06.2013 tarihli raporda kazanın meydana gelmesinde davalı şirketin %20, şirket yetkilisinin %10, dava dışı doktorların toplam %30, murisin %20, İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesinin ise %20 oranında kusurlu olduğunun belirtildiği, davalı işverence murisin iş kazasından sonra hemen hastaneye götürülmediği ve tedavisinin yaptırılmadığı, bu suretle ihmali davranışla ölümüne sebebiyet verildiği, işveren vekili ile doktorlar hakkındaki ceza davasının zamanaşımı nedeniyle düşürülmesine karar verildiğinden eldeki davada davalı işverenin ve murisin kusur durumlarının esas alınması gerektiği, buna göre davalı şirketin %20, şirket yetkilisinin %10 ve murisin %20 kusurlu olduğu, davacıların murisin vefatı nedeniyle üzüntü yaşadıkları gerekçesiyle davacı eş için 20.000TL, çocukların her biri için 5.000TL olmak üzere toplam 30.000TL manevi tazminatın faizi ile birlikte davalı şirketten tahsiline karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
9. Uşak 1. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararını süresi içinde taraf vekilleri temyiz etmiştir.
10. Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin 08.04.2014 tarihli ve 2013/20703 E., 2014/7282 K. sayılı kararı ile; “…Sigortalının davalı işyerinde çalışırken 12.11.2002 günü iş kazası geçirdiği, mesai bitimi vizite kağıdı düzenlenerek gönderildiği Uşak SSK hastanesinde önce istirahat verilerek evine gönderildiği, aynı gün gecesi yeniden acil servise müracaatı üzerine serum bağlanarak ertesi gün servise müracaatı istendiği 13.11.2002 tarihinde yatırıldığı Uşak SSK hastanesinden batın travması teşhisiyle İzmir Tepecik SSK Hastanesine gönderildiği, 14.11.2002 tarihinde ameliyat edildiği, 22.11.2002 tarihinde karın travması,ince bağırsak delinmesine bağlı karın içi apsesine bağlı olarak öldüğü, iş kazası sonucu ölüm nedeniyle hak sahiplerine kurumca gelir bağlandığı dosya içeriğinden anlaşılmaktadır.
Olayda, ölüm olayı işyerinde 12.11.2002 günü kaza geçirildikten sonra tedavi sürecinde 22.11.2002 tarihinde ortaya çıkmıştır. Böyle hallerde, ölüm olgusunda, işyerinde çalışırken geçirdiği kazanın payı öngörülebilirse de tedavi süreci, sigortalının tedaviyi kabul etmemesi veya hekimin bildirdiği tedbir ve tavsiyelere uymaması, veya ölüme yol açabilecek sair bir hastalık veya sebep veya ileri derece yaşlılık gibi doğal nedenler dahi etkili olabilir. Diğer bir deyimle, müterafik illiyet ve kusur söz konusu edilebilir. Kurumun hak sahiplerine gelir bağlaması ve ölümün iş kazasından ileri geldiğini kabul etmesi de, sigortalının mutlaka iş kazası sonucunda öldüğü anlamına gelmeyebilir. Nitekim davacı dava açarken tefrik olunan dosyada ölüm olayının meydana gelmesinde hastane ve doktor hatalarının da etkili olduğunu kabulle, Kuruma ve doktorlarına da dava yöneltmiştir. Bu durum karşısında, iş kazası sonundaki yaralanmanın tek başına ölüm olayına yol açıp açmayacağı araştırılarak, iş kazasındaki yaralanma tek başına ölüm olayına yeterli değilse bu kez iş kazası nedeniyle sürekli iş göremezlik oranının tıbben tespitinin mümkün bulunup bulunmadığı araştırılarak sonucuna göre karar verilmek gerekirken eksik araştırma ve incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizdir.
Mahkemece yukarıda açıklanan maddi ve hukuksal olgular dikkate alınmadan, eksik inceleme ve araştırma ile manevi tazminatların takdiri ile yazılı şekilde hüküm kurması usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, davalı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul olunmalı ve hüküm bozulmalıdır…” gerekçesiyle karar bozulmuş, bozma nedenine göre davacı vekilinin temyiz itirazları ile davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Direnme Kararı:
11. Uşak 1. İş Mahkemesinin 21.11.2014 tarihli ve 2014/413 E., 2014/397 K. sayılı kararı ile; kazanın iş kazası olduğu konusunda ihtilaf bulunmadığı, işverenin murisi zamanında hastaneye götürmemesinin tedavinin geç başlamasında etken olduğu, murisin kazadan on gün sonra vefat etmesinin ölümünün kazadan kaynaklanmadığı anlamına gelmeyeceği, doktorlar hakkında açılan davada doktorların sorumluluğuna karar verildiği takdirde davalı işverenin her zaman onlara rücu edebileceği, haklarında açılmış bir dava varken doktorların ölüm olayının meydana gelmesinde ihmallerinin bulunup bulunmadığının bu davada araştırılmasının davayı sürüncemede bırakacağı gibi, davacıların acılarının daha da artmasına ve adaletin gecikmesine neden olacağı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
12. Direnme kararı süresinde davalı Severler Konfeksiyon Deri İnşaat Petrol Ürünleri Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
13. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; iş kazası sonucunda davacıların murisi olan kazalı işçide meydana gelen yaralanmanın ölüm olayına yol açıp açmayacağı ve iş kazasındaki yaralanmanın tek başına ölüm olayına yeterli olmadığının tespiti hâlinde bu kez iş kazası nedeniyle oluşan sürekli iş göremezlik oranının tıbben tespitinin mümkün bulunup bulunmadığı araştırılarak sonuca göre karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
14. Öncelikle uyuşmazlık konusu ile ilgili yasal düzenlemelere kısaca değinilmelidir.
15. Geniş anlamıyla sorumluluk kavramı, bir kişinin başka bir kişiye verdiği zararları giderme yükümlülüğü olarak tanımlanabilir. Hukukî anlamda sorumluluk ise, taraflar arasındaki hukukî ilişkisinin zedelenmesi sonucu doğan zararların giderilmesi (tazmin edilmesi) yükümlülüğünü içerir.
16. Kusur sorumluluğu, bir kimsenin hukuka aykırı ve kusurlu bir davranışla sözleşme dışında diğer bir kimseye vermiş olduğu zararın giderilmesini düzenleyen sorumluluk türüdür. Bu sorumlulukta kusur, sorumluluğun kurucu unsuru olarak düzenlenmiştir (Eren, Fikret: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 22. Baskı, Ankara 2017, s. 594).
17. Kusur sorumluluğunda bir zararı başkasına tazmin ettirmek, ancak zarar onun kusurlu bir fiilinden doğmuş ise mümkündür (Tandoğan, Haluk: Türk Mes’uliyet Hukuku, Ankara 1967, s. 89). Kusur sorumluluğuna doktrin ve uygulamada eş anlamda olmak üzere “haksız fiil sorumluluğu” veya “sübjektif sorumluluk” da denilmektedir.
18. Bununla birlikte sorumluluğun asli şartı; zararla söz konusu davranış veya olay arasında bir sebep sonuç ilişkisinin bulunmasıdır. Bu sebep sonuç ilişkisine genel anlamda illiyet bağı denir. Burada sözü edilen illiyet bağı uygun illiyet bağıdır. Uygun illiyet bağı, olayların olağan akışına ve hayat tecrübesine göre, sebebin, meydana gelen sonucu yaratmaya elverişli olmasıdır. Uygun illiyet bağı, sorumluluğu, zarar veren bakımından öngörülebilir risklerle sınırlamaktadır (Eren, s.561). Başka bir deyişle, hayatın olağan akışı ve hayat tecrübesi bakımından öngörülemez zararlar uygun illiyet bağı kapsamında sorumluluğu doğurmayacaktır.
19. İlliyet bağı; mücbir sebep, zarar görenin kendi kusuru veya üçüncü kişinin kusuru nedeniyle kesilebilir. Aynı zamanda sorumluluktan kurtulma sebebi olan bu üç sebep, sadece kusur sorumluluğunda değil, kusursuz sorumlulukta da kabul edilmektedir (Eren, s. 561). Her üç neden açısından da, illiyet bağının kesildiği iddiası, sorumlu kişiler tarafından açıkça ispatlanmadıkça kabul edilmemelidir. Bu bakımdan sorumluluktan kurtulmak oldukça zorlaştırılmıştır.
20. Yeri gelmişken belirtilmelidir ki, iş kazasından ve meslek hastalığından dolayı açılan sorumluluk davalarının kendine özgü ilke ve kuralları bulunmaktadır. Kazadan dolayı meydana gelen zarardan işverenin sorumlu tutulabilmesi için öncelikle taraflar arasında bir hizmet akdi ilişkisinin bulunması ve olayın iş kazası olması gerekmektedir. Ancak olayın iş kazası olarak nitelendirilmesi, işverenin her durumda bu kazadan sorumlu tutulmasını gerektirmez. Bir iş kazasından işverenin sorumlu olması için, kaza işverenin iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini alma ve özen gösterme yükümlülüğüne aykırı davranışı veya ihmal göstermesi sonucu meydana gelmiş olmalıdır. Diğer bir deyişle, oluşan kazadan işverenin sorumlu olabilmesi için kaza ile ölüm ya da yaralanma arasında illiyet bağı bulunması gerektiği gibi, işverenin kusurunun da kanıtlanmış olması gerekir.
21. Somut olayda; davacılar vekili müvekkillerinin murisi kazalı işçi Hilmi Türk’ün işyerinde çalıştığı sırada kasığına kasar makinesinin dok ayağının çarpması nedeniyle yaralanarak hastaneye gittiğini, ölümüne kadar geçen 10 günlük süre zarfında doktorlar tarafından gerekli teşhis ve tedavi yapılmadığından davalı işverenin yanı sıra doktorların ve onları istihdam eden SSK’nın da sorumlu olduğunu ileri sürerek manevi tazminat istemiyle dava açmış olup, doktorlar ve SSK hakkındaki davada görevsizlik kararı verilmiş ve bu karar davacılar vekilinin temyizi üzerine 21. Hukuk Dairesinin 11.10.2004 tarihli ilamı ile hükmün (1) ve (2) numaralı bentlerinin silinerek “Davalılar SSK ve Mete Çiçek, Özgür Başer ve Mustafa Akın aleyhine açılan davanın mahkemenin görevsizliği nedeniyle reddine, karar kesinleştiğinde talep halinde dosyanın Uşak Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine” sözcükleri yazılmak suretiyle düzeltilerek onanmıştır.
22. Kesinleşen görevsizlik kararı üzerine Uşak 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2005/21 Esas sayısı üzerinden doktorlar ve hastanenin devredildiği Sağlık Bakanlığı aleyhine görülen tazminat davasında, mahkemece doktorlara atfedilen fiillerin hizmet kusuru kapsamında değerlendirilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın husumet yokluğundan reddine; Sağlık Bakanlığı hakkındaki davanın ise idari yargının görevli olduğundan dava dilekçesinin görev yönünden reddine karar verilmiş ve karar 4. Hukuk Dairesinin 28.05.2015 tarihli ilamı ile onanmıştır.
23. Öte yandan Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından davalı şirkete karşı murisin hak sahiplerine bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değeri ile yapılan diğer harcamaların tahsili istemiyle açılan rücuan tazminat davasında, mahkemece davalının ve murisin %20, doktorların toplam %30, İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesinin %20 kusurlu olduklarına ilişkin rapor doğrultusunda davanın kısmen kabulüne dair verilen karar, taraf vekillerinin temyizi üzerine 10. Hukuk Dairesinin 01.12.2015 tarihli ilamı ile yargılama aşamasında alınan kusur raporları arasındaki çelişkinin giderilmediği, ayrıca ölüm olayının meydana gelmesinde doktorların ve hastanenin kusuru bulunup bulunmadığının ortaya konulmadığı vurgulandıktan sonra, “…Bu yönde mahkemece öncelikle yapılacak iş, zamanaşımı sebebiyle ortadan kaldırılan ilgili ceza dosyasında, hastayı tıbben iyi değerlendirmeyerek tedavinin gecikmesine sebep oldukları gerekçesiyle doktorları kusurlu bulan, yine tedavi sırasında gerekli itinayı göstermeyen İzmir Tepecik Eğitim Hastanesinin de kusurlu olduğu sonucuna varan Yüksek Sağlık Şurası ile üç doktorun uyguladığı takip ve tedavinin tıp kuralarına uygun olduğu, ancak İzmir Tepecik Eğitim Hastanesinin ilk ameliyat sonrası sigortalıyı taburcu etmesinin tıp kurallarına uygun olmadığı sonucuna varan Adli Tıp 3. İhtisas Kurulu arasındaki çelişkiyi gidermek, bu arada davalı işveren yönünden kaza ile ölüm arasında illiyet bağının varlığını da irdelemek için Adli Tıp Genel Kurulu’ndan rapor almak, sonrasında iş kazasının olduğu meslek kolu ile iş sağlığı ve işçi güvenliği konusunda uzman bilirkişi kurulundan alınacak kusur raporu ile kusur oran ve aidiyetleri usulünce belirlemektir. Bu yönde, Kurum hak sahiplerinin işverene karşı açtıkları tazminat dosyasının tarafı olmadığından, o davada alınan kusur raporu, eldeki davada kesin delil niteliğinde değilse de, güçlü delil niteliğinde kabul edilmekte olduğu gözetilerek, alınacak kusur raporunda, tazminat dava dosyasının akıbeti de araştırılmalıdır….” gerekçesiyle bozulmuştur.
24. Bunların yanı sıra Uşak 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 2003/350 Esas sayılı davasında tedbirsizlik ve dikkatsizlikle ölüme neden olma suçundan doktorlar ve davalı şirket yetkilisi hakkında açılan kamu davasının 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 102/4. ve 104/2. maddeleri uyarınca zaman aşımı nedeniyle ortadan kaldırılmasına karar verilmiş, karar katılanlar vekilinin temyizi üzerine 12. Ceza Dairesinin 21.06.2012 tarihli ilamı ile hüküm türleri arasında yer almadığı hâlde düşme yerine ortadan kaldırmaya karar verilmesinin hatalı olduğu belirtilmek suretiyle düzeltilerek onanmıştır.
25. Adli Tıp Kurumu Morg İhtisas Dairesince murisin ölümünün peritonitin toksienfeksiyonu sonucu meydana geldiği belirtilmiş, tıbbi hata bulunup bulunmadığı hususunda tüm kayıtların temin edilerek Yüksek Sağlık Şurasına dosya ile birlikte gönderilmesi gerektiği yönünde görüş bildirilmiştir. Yüksek Sağlık Şurasının 2-3 Kasım 2006 tarihli ve 11425 sayılı kararında, hastayı tıbben iyi değerlendirmeyerek tedavinin gecikmesine neden olan doktor Mete Çiçek’in 3/8, doktor Mustafa Akın’ın 2/8, doktor Özgür Başer’in 1/8 oranında ve hastanın takip ve tedavisinde gerekli ilgi ve itinayı göstermeyen İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesinin de kusurlu olduğuna oy birliğiyle karar verilmiştir. Adli Tıp Kurumu 3. Adli Tıp İhtisas Kurulunun 11.01.2010 tarihli raporunda ise “Kişide mevcut strangüle herninin kese içerisinde ince bağırsağın mevcut olabileceği ve dolaşım bozukluğuna bağlı bu ince bağırsak ansının perfore olabileceği gibi travmaya bağlı ince bağırsak perforasyonunun meydana gelebileceği, bu iki durumun tıbben birbirinden ayırt edilemeyeceği…” değerlendirmesinden sonra Uşak Devlet Hastanesinde doktorlar Özgür Başer, Mustafa Akın ve Mete Çiçek tarafından uygulanan takip ve tedavilerin tıp kurallarına uygun olduğu, İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yapılan ilk operasyon sonrasında ateşi, lökositozu ve batın içi enfeksiyon tablosu olan murisin tedavisi tamamlanmadan taburcu edildiği, bu hastanedeki takip ve tedavinin tıp kurallarına uygun olmadığı, işyeri sahibinin kusurunun tespitinin adli tıp konusu olmadığı mütalaa edilmiştir.
26. Asliye Ceza Mahkemesindeki yargılama sırasında alınan 16.12.2003 tarihli raporda gerekli iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almayan davalı şirket yetkilisinin 5/8, murisin 3/8 oranında kusurlu olduğu, ölüm ile kaza arasındaki illiyet bağı yönünden ise, dokun boş ağırlığı dikkate alındığında ölümcül bir darbe meydana getirmesinin mümkün olmadığı; 25.10.2005 tarihli raporda, davalı şirket yetkilisinin 6/8, murisin 2/8 oranında kusurlu olduğu, hastanede gelişen olaylarla ilgili Yüksek Sağlık Şurasının karar vermesi gerektiği belirtilmiştir. Yine ceza davasında düzenlenen tarihsiz bilirkişi heyeti raporunda şirket yetkilisi ve doktorların 1. derecede asli kusurlu, murisin 2. derecede tali kusurlu olduğu yönünde görüş bildirilmiştir. Rücuan tazminat davasındaki raporda ise, ölüm olayının meydana gelmesinde davalı şirketin %20, şirket yetkilisinin %10, murisin %20, doktorların toplam %30, İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesinin %20 oranında kusurlarının bulunduğu bildirilmiştir. Eldeki davada alınan 24.06.2013 tarihli bilirkişi heyeti raporunda yukarıda belirtilen ve içerikleri özetlenen kusur raporları irdelendikten sonra sonuç olarak kazanın meydana gelmesinde davalı şirketin %20, şirket yetkilisinin %10, murisin %20, ölüm olayının meydana gelmesinde doktor Mete Çiçek’in %15, doktor Mustafa Akın’ın %10, doktor Özgür Başer’in %5, İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesinin %20 kusurunun bulunduğu yönünde görüşe yer verilmiştir.
27. Bunlara ilaveten 06.06.2003 tarihli iş müfettişi raporunda murisin vefat etmesinde Uşak Devlet Hastanesinde görevli doktorların ihmalinin bulunduğu, işveren şirketin ortağı ve müdürü olan M.Emin Sever’in bozuk zemini düzeltmeyerek işçisinin hayatını tehlikeye attığı ve ölümüne sebebiyet verdiği ayrıca kazanın iş kazası olduğu vurgulanmış olup dosya içeriğinden Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından olayın iş kazası olarak kabulü ile murisin hak sahiplerine gelir bağlandığı görülmüştür.
28. Şu hâlde yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; ölüm olayının, işyerinde 12.11.2002 günü kaza geçirildikten sonra tedavi sürecinde 22.11.2002 tarihinde meydana geldiği dikkate alındığında, ölüm olgusunun gerçekleşmesinde murisin davalı işyerinde çalışırken geçirdiği kazanın payı öngörülebilirse de tedavi süreci veya ölüme yol açabilecek sair bir hastalık veya sebep gibi başka faktörler dahi etkili olabilir. Nitekim davacılar vekili de murisin yaşamını yitirmesinde gerekli teşhis ve tedaviyi yapmayan doktorların ve onları istihdam eden SSK’nın da sorumlu olduğunu ileri sürerek onlara da husumet yöneltmiştir. Bu nedenle Sosyal Güvenlik Kurumunun hak sahiplerine gelir bağlaması ve ölümün iş kazasından ileri geldiğini kabul etmesi sigortalının mutlaka iş kazası sonucunda öldüğü anlamına gelmeyeceğinden iş kazasındaki yaralanmanın tek başına ölüm olayına yol açıp açmayacağı araştırılarak, iş kazasındaki yaralanmanın tek başına ölüm olayına yeterli olmadığının tespiti hâlinde bu kez iş kazası nedeniyle oluşan sürekli iş göremezlik oranının tıbben tespitinin mümkün bulunup bulunmadığı belirlenerek buna göre karar verilmesi gerektiği, gerek bu davada, gerek ceza davasında gerekse rücu davasında alınan raporların sözü edilen hususlarda irdeleme, değerlendirme ve tespit içermediği, bu nedenle mahkeme kararının eksik inceleme ve araştırmaya dayandığı sonucuna varılmıştır.
29. Hâl böyle olunca Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki hükümde direnilmesi doğru olmamıştır.
30. O hâlde direnme kararı bozulmalıdır.
31. Dava tarihinin 12.11.2003 olmasına rağmen direnme kararında 30.12.2004 olarak yazılması ise, mahallinde her zaman düzeltilebilecek maddi hata kabul edilmiş ve işin esasına etkili görülmediğinden bozma nedeni yapılmamıştır.
IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davalı …. İnşaat Petrol Ürünleri Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda belirtilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 21.10.2021 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.