Yargıtay Kararı Hukuk Genel Kurulu 2018/472 E. 2021/1492 K. 23.11.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : Hukuk Genel Kurulu
ESAS NO : 2018/472
KARAR NO : 2021/1492
KARAR TARİHİ : 23.11.2021

MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi

1. Taraflar arasındaki “mal rejiminden kaynaklanan katkı payı alacağı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Antalya 2. Aile Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 8. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili dava dilekçesinde; tarafların 12.10.1983 tarihinde evlendiklerini, Antalya 2. Aile Mahkemesinin 2009/800 E. ve 2011/21 K. sayılı kararı ile boşanmalarına karar verildiğini, davalının evlendiğinde terzilik işi yaptığını, müvekkilinin de davalı ile birlikte çalıştığını, bunun üzerine davalının yanında çalıştırdığı çırak ve kalfalardan oluşan dört kişiyi işten çıkarttığını, bu durumun maliyeti azaltarak kâr oranını arttırdığını, işin büyük bir bölümünün müvekkili tarafından yapıldığını, davalının 1983 yılında elde ettiği kazanç ve eşine ait ziynet eşyasını bozdurarak İskenderun ili, Bitişik Köyü, 6 ada 541 parselde bulunan arsayı aldığını ve tapu kaydını kendi adına oluşturduğunu, tarafların 1983 ilâ 1997 yılları arasında elde ettikleri kazanç ile arsa üzerine bina yaptıklarını, binanın her katında iki daire olmak üzere toplam dört daireden oluştuğunu, 1997 yılında Antalya’ya taşınan tarafların burada da bir site içine manav dükkânı açtıklarını, yoğun şekilde çalıştıklarını, ileri sürerek taşınmazlardan kaynaklanan katkı payı alacağının davalıdan alınarak müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı cevap dilekçesinde; tüm iddiaları inkârla, kendisinin çok küçük yaşlardan itibaren terzilik işi ile uğraştığını, kendi imkânları ile evlendiğini, ailesinin çok fakir olduğunu, 10 metrekare dükkânda bir dikiş makinesi ve bir ütü ile tek başına yıllarını geçirdiğini, davacının terzi dükkânında hiç çalışmadığını, ayrıca terzilik bilmediğini, davacının düğünde takılan altınları ise babasına borç verdiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkeme Kararı:
6. Antalya 2. Aile Mahkemesinin 11.09.2014 tarihli ve 2012/760 E., 2014/705 K. sayılı kararı ile; tarafların 12.10.1983 tarihinde evlendikleri, 24.04.2012 tarihinde kesinleşen karar ile boşandıkları, dava konusu taşınmazın 06.11.1986 tarihinde davalı adına satış yoluyla tescil edildiği, taraflar arasında evlilik tarihinden 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı rejiminin, bu tarihten sonra ise edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu, davaya konu taşınmazın edinildiği tarihte mal ayrılığı rejiminin geçerli olması dolayısıyla bu malın davalının kişisel malı olduğu, 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi’nde (Medeni Kanun/MK) katkı payının yasal olarak düzenlenmediği ancak Yargıtay uygulamasıyla katkı payı alacağının kabul edildiği, bu durumda davacının edinilen mala yaptığı katkıyı ispatlaması gerektiği, somut olayda davacı eşin “davalıya ait terzi dükkanında çalıştığını, ziynet eşyalarını sattığını, daha sonra manav dükkanı açtıklarını, orada da çalıştığını ve böylece katkıda bulunduğunu” iddia ettiği, ancak bu iddialarını kanıtlayamadığı, somut hiç bir delil göstermediği, dinlenen tanıkların “yer, zaman, miktar gibi somut, belirleyici ve inandırıcı” beyanlarda bulunamadığı, anlatımların soyut ve genel geçer nitelikte olduğu gibi birbirleri ile çeliştiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı yasal süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.
8. Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 16.03.2016 tarihli ve 2014/26277 E., 2016/4764 K. sayılı kararı ile;
“…1- Dosya muhtevasına, dava evrakı ile yargılama tutanakları münderecatına ve mevcut deliller mahkemece takdir edilerek karar verildiğine, takdirde bir isabetsizlik bulunmadığına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarına gelince; maddi olayları ileri sürmek taraflara, hukuki nitelendirme yapmak ve uygulanacak kanun maddelerini belirlemek hâkime aittir (6100 sayılı HMK 33 m). İddianın ileri sürülüş şekline göre dava, katkı payı alacağı isteğine ilişkindir.
Mahkemece, dinlenen davacı tanıkları beyanlarının soyut ve çelişkili olduğu, davacının arsa ve bina inşaatına çalışarak katkısını somut delillerle ispatlayamadığı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiş ise de gerekçe dosya kapsamına uygun değildir. Dosya kapsamında davalı tarafın terzilik yaptığı sabit olup; uyuşmazlık davacının davalı eşin yanında birlikte terzilik işinde çalışıp çalışmadığına ilişkindir. Bu konuyla ilgili olarak aynı zamanda davalının kardeşi ve yengesi olan bir kısım davacı tanıklarının beyanlarında da doğrulandığı, buradan hareketle arsa ve binanın edinilmesinde davacının da çalışması ile katkısının olduğunun kabulü gerekmektedir. Ne var ki; dosya kapsamında eşin taşınmazın edinilmesindeki bu katkının oranını tespite yeterli veri de olmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda mahkemece yapılması gereken iş; TMK 4. ve TBK 50. maddeleri uyarınca, hukuk ve hakkaniyete uygun bir katkı oranı takdir edilmesi, talep miktarı da gözetilerek bu oranın taşınmazın arsa ve bina dâhil dava tarihi itibariyle tespit edilecek toplam değeri ile çarpımı sonucu bulunacak miktara hükmetmekten ibarettir. Durum böyleyken, mahkemece yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi isabetsiz olmuş; hükmün bu sebeple bozulması gerekmiştir,…” gerekçesiyle karar oybirliği ile bozulmuştur.
Direnme Kararı:
9. Antalya 2. Aile Mahkemesinin 12.10.2017 tarihli ve 2017/496 E., 2017/810 K. sayılı kararı ile bozma öncesi kararda yer alan gerekçenin yanında; bozma ilamının dosyadaki delillerle uyumlu olmadığı, davacı tanık beyanlarının çelişkili olduğu, tarafların ortak çocuğu olan tanığın babası ile aralarında husumet bulunduğundan beyanlarına itibar edilemeyeceği, davacı vekilinin 28.10.2014 tarihli temyiz dilekçesinde davacının çalışmalarına ilişkin “inşaat yapımı Hatay’da gerçekleşmiş, terzi ve manav dükkânındaki çalışmaları Antalya’da olmuştur” ifadesini kullandığı, bu ifadeden davacının 1997 yılında Antalya’ya taşındıktan sonra terzilik yapmaya başladığının anlaşıldığı, oysaki taşınmazın edinim tarihinin 06.11.1986 olduğu, emlak vergi bildiriminden inşaatın 01.01.1987 tarihinde bitirildiği, boşanma dava dosyasından da davalının terzilik yaptığı davacının ise çalışmadığının beyan edildiği, boşanma kararının kesinleşmesi nedeniyle bu tespitin de kesinleştiği, açıklanan gerekçelerle davacının katkısının bulunduğunu kabul etmenin mümkün olmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
10. Direnme kararı yasal süresi içerisinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK
11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda, davacı eşin çalışması ile dava konusu taşınmazın edinilmesine katkısının ispat edilip edilemediği, buradan varılacak sonuca göre davacının mal rejiminden kaynaklanan katkı payı alacağı davasının kabulünün gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE
12. Uyuşmazlığın çözümü bakımından ilgili yasal düzenleme ve kavramların açıklanmasında yarar görülmektedir.
13. Bilindiği üzere 4721 Türk Medeni Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 10. maddesine göre; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) yürürlüğe girdiği tarihten önce evlenmiş olan eşler arasında bu tarihe kadar tâbi oldukları mal rejimi devam eder. Eşler, Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten başlayarak bir yıl içinde başka bir mal rejimi seçmedikleri takdirde, bu tarihten geçerli olmak üzere yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejimini seçmiş sayılırlar.
14. Türk Medeni Kanunu’nun 179. maddesinde mal rejiminin tasfiyesinde eşlerin bağlı olduğu rejime ilişkin hükümlerin uygulanacağı açıklanmıştır. Bu düzenleme gereğince TMK’nın yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihinde evli olan eşlerin; önceki dönemde edindikleri mallarının tasfiyesi MK hükümlerine göre, bu tarihten sonra edinilen malların tasfiyesi ise TMK hükümlerine göre yapılmalıdır.
15. Medeni Kanun’un “VII-Malların tasfiyesi: 1-Boşanma halinde” başlıklı 146. maddesi ile “Karı koca, mallarının idaresi hakkında hangi usulü kabul etmiş olursa olsun boşanma vukuunda her biri kendi şahsi emvalini geri alır. Husule gelmiş olan ziyade, kabul ettikleri usulün hükümlerine tevfikan aralarında taksim olunur. Zuhur eden noksan, karısı tarafından sebebiyet verildiğini ispat etmedikçe kocaya aittir. Boşanan karı koca, birbirinin kanuni mirasçısı olamaz ve evlenme mukavelesi ile veya boşanmadan evvel yapılmış ölüme bağlı bir tasarruf ile temin olunan menfaatleri zayi eder.” hükmü düzenlenmiştir. Aynı Kanun’un 170. maddesi ile de yasal mal rejimi olarak mal ayrılığı kabul edilmiştir. İlgili madde “Karı koca, evlenme mukavelenamesi ile kanunda muayyen diğer usullerden birini kabul etmedikleri takdirde veya kabul edipte kanunda gösterilen sebeplerden birinin hüdusu halinde, aralarında mal ayrılığı cereyan eder” şeklinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre, eşler mal rejimi sözleşmesi ile seçimlik mal rejimleri olan 191 ve devamı maddelerde düzenlenen mal birliği rejimini veya 211 ve devamı maddelerde düzenlenmiş olan mal ortaklığı rejimini seçmemişlerse evlilik tarihinden 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı rejimine tabi olacaklardır.
16. Medeni Kanun’un 186/1. maddesinde “Karı kocadan her birinin bütün mallarının mülkiyet ve idare ve intifa haklarını muhafaza etmesine, mal ayrılığı denir” denilmek suretiyle mal ayrılığı rejiminin kısa tarifi yapılmış, aynı Kanun’un 189. maddesindeki “Karı kocadan her birinin mallarının geliri ve kazançları, kendisine aittir” düzenlemesiyle de, eşlerin gelirlerinin kendi kişisel malları olduğu belirtilmiştir.
17. Medeni Kanun’un mal ayrılığı rejiminin tasfiyesini düzenleyen 181. maddesi “Karı koca, mukavele ile başka bir usul kabul etmiş olup ta evliliğin devamı esnasında akit veya diğer bir sebeple mal ayrılığı vukuunda alacaklıların hakları mahfuz kalmak şartiyle karı kocadan her biri kendi mallarını geri alır” hükmünü taşımakta olup; esasen her eşin kendi malını alarak evlilik birliğinden ayrılması düşüncesi benimsenmiştir. Eşlerin, birbirlerinin kişisel mallarına katkılarının söz konusu olduğu durumlarda ise tasfiyenin nasıl yapılacağına ilişkin herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu durumda, MK’nın 5. maddesi yollaması ve mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 544. maddesi ve aynı yöndeki 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) ise 646. maddesi uyarınca, Medeni Kanun’un tamamlayıcısı olarak kabul edilen Borçlar Kanunu’nun genel hükümlerinden yararlanılarak tasfiye gerçekleştirilecektir. BK’nın 544. maddesinde “Kanunu Medeninin müttemimi olan işbu kanun merbut tashihler ile beraber kabul edilmiştir” hükmüne, TBK’nın 646. maddesinde ise “Bu Kanun, 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun Beşinci Kitabı olup, onun tamamlayıcısıdır” hükmüne yer verilmiştir. Bu düzenlemelere göre, Borçlar Kanunu, Medeni Kanun’un tamamlayıcısı olup, Medeni Kanun’da hüküm bulunmayan hususlarda, Borçlar Kanunu uygulanmalıdır. MK’da mal rejiminin tasfiyesine ilişkin düzenleme bulunmadığından, eşlerin yaptıkları katkının karşılığını evlilik sona erdiğinde alabilmeleri Borçlar Kanunu’ndan yararlanmak suretiyle Yargıtay içtihatlarıyla geliştirilen “katkı payı alacağı kavramı” ile mümkün kılınmıştır.
18. Katkı payı alacağı, MK gereği mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu dönemde evlilik birliği devam ederken bir eşe ait mal varlığının edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına diğer eşin para ya da para ile ölçülebilen maddi veya hizmet değeriyle katkısının karşılığı olmak üzere hesaplanan mal rejiminin tasfiyesinden kaynaklı alacak türüdür. Kural olarak katkıda bulunan eş, diğer eşten katkısının karşılığı olarak sadece alacak isteğinde bulunabilir, ayın talep edemez. Çünkü; YİBGK’nin 07.10.1953 tarihli ve 1953/8 E., 1953/7 K. sayılı kararı ve “mülkiyeti nakleden akitler resmi şekilde yapılmadıkça muteber olmazlar” yönündeki MK’nın 634. maddesi hükmü gereği ayın talep edilebilmesi için eşler arasında akdi ilişkinin varlığı ve ispatı gerekir.
19. Katkı payı alacağına ilişkin olarak MK’nın yürürlükte olduğu dönemde belirlenip uygulanan ilke ve esasların benzeri, TMK’nın 227/1. maddesinde düzenlenen değer artış payı alacağında kanun hükmü hâline getirilmiştir. Ancak, katkı payı alacağı ile değer artış payı alacağı davaları arasında önemli farklılıkların bulunduğu da göz ardı edilmemelidir. Burada dikkat edilmesi gereken hususlar özellikle, katkının; mal varlığının edinilmesine, iyileştirilmesine veya korunmasına yönelik olması, para ya da para ile ölçülebilen maddi bir değerle yapılması, hayatın olağan akışına göre eşlerin birbirlerine günlük hayatta yapmaları gereken basit katkı ölçüsünü aşan esaslı nitelikte olması, resmî evlilik akdi ile bir araya gelmiş eşler arasında mal rejiminin devamı süresince gerçekleşmesi ve uygun karşılığı alınmaksızın yapılması gerekmektedir.
20. Medeni Kanun’un 170. maddesi uyarınca geçerli olan mal ayrılığı rejiminde, eşlere ait mallar kendi kişisel malları olduğundan, katkının yapıldığına dair ispat yükü bunu iddia eden eşe aittir. Katkının; toplu para vermek suretiyle veya çalışma karşılığı elde edilen gelirlerle yapıldığı ileri sürülebilir. Toplu para vermek suretiyle yapılan katkıda öncelikle, iddia edilen miktarda paranın bulunduğu, kaynağı ve bunun katkıda kullanıldığı ispatlamalıdır. Toplu para ile katkı iddiasında bulunan eş, o dönemde iddia ettiği miktarda katkıda bulunabilecek ekonomik gücünün olduğunu ve tasfiyeye konu malın edinilmesinde, iyileştirilmesinde veya korunmasında kullandığını tanık dâhil her türlü delille ispat edebilir. Çalışma karşılığı elde edilen gelirle katkının gerçekleştirildiği ileri sürüldüğü takdirde ise öncelikle, davacı düzenli ve sürekli çalıştığını ispat etmelidir. Bu doğrultuda, eşin çalıştığı işe ve süresine ait maaş bordroları, sigorta kayıtları, işyerine ait diğer çalışma belgeleri, meslek ve sanat odaları ile ticaret ve sanayi odaları kayıtları, şirket ortaklık belgeleri, tanık beyanları da dâhil her türlü delilden yararlanılabilir. Düzenli ve sürekli çalışmanın varlığının kabulü için resmî kayıtlara mutlak suretle ihtiyaç duyulmaz, zira kayıt dışı çalışıldığı yönünde hâkimde yeterli kanaat uyandıracak şekilde ispatlanmışsa, düzenli ve sürekli çalışmanın varlığı kabul edilmelidir. Katkı iddiasında bulunan eş, anlatılan şekilde katkısının olduğunu ispatladığı takdirde, hayatın olağan akışı uyarınca elde edilen gelirin “katkıda kullanıldığı” fiili karine olarak kabulü gerekir. Bundan sonra gelirin başka yerde kullanıldığını iddia eden diğer eş, fiili karinenin aksini ispatlamalıdır. Diğer bir ifadeyle böyle bir durumda ispat yükü yer değiştirir. Zira, hayatın olağan akışı gereği olması gerekenin aksini iddia eden taraf ispat yükümlülüğü altındadır.
21. Eldeki davada; taraflar 12.10.1983 tarihinde evlenmiş, 24.09.2009 tarihinde açılan boşanma davasının kabulüne ilişkin hükmün 24.04.2012 tarihinde kesinleşmesiyle boşanmışlardır. Eşler arasındaki mal rejimi boşanma davasının açıldığı tarih itibarıyla sona ermiştir. Eşler arasında sözleşmeyle başka mal rejiminin seçildiği ileri sürülmediğinden; evlilik tarihi olan 12.10.1983 tarihinden TMK’nın yürürlüğe girdiği 01.01.2002 tarihine kadar mal ayrılığı rejimi, bu tarihten mal rejiminin sona erdiği 24.09.2009 tarihine kadar ise TMK’nın 202/1. maddesi ile düzenlenen edinilmiş mallara katılma rejimi geçerlidir. Davaya konu taşınmazın tapu tescil kaydı eşler arasında mal ayrılığı rejiminin geçerli olduğu 06.11.1986 tarihinde davalı eş adına oluşturulmuştur.
22. Somut olay yukarıda açıklanan yasal düzenleme ve ilkeler kapsamında değerlendirildiğinde; davacı kadın, dava konusu taşınmazın edinilmesine sürekli ve düzenli çalışması sonucu elde ettiği gelirle katkıda bulunduğunu ileri sürmüştür. Tarafların ortak çocuğu … tanık olarak dinlenmiş ve babasının terzilik yaptığını, annesinin de ona yardımcı olduğunu, terzilik mesleğini birlikte yürüttüklerini, annesinin babasının sigortasından yararlandığı için sigorta yaptırmaya gerek duyulmadığını beyan etmiştir. Davalı erkeğin kardeşi … ve eşi Nazire Yücedağ da benzer şekilde davalının terzilik yaptığını, davacının da uzun yıllar yardımcı olarak çalıştığını, aynı şekilde tarafların komşuları olan … ve Halil Sezik’in kadının çalışmasına tanık olduklarını açıkladıkları, davacının kardeşi olarak dinlenen …’ın da ablasının çalıştığını beyan ettikleri anlaşılmaktadır. Olağan olan, evlilik birliği içinde edinilen taşınmaza aynı dönemde çalışan ve geliri bulunan kadının da katkı yapmasıdır. Koca tarafından, tanık beyanlarının aksine bir delil ileri sürülüp kadının çalışmadığı ispatlanmadığına göre, çalışan kadının evlilik birliği içinde edinilen ve tapuda erkek eş adına tescil edilen taşınmaza katkısının bulunduğu kabul edilmelidir.
23. Ne var ki; benzer hâllerde olduğu gibi, somut olayda da katkının varlığı sübuta ermekle birlikte davacının geliri tam olarak belirlenememiştir. Eşler, işbirliği ve dayanışma ile evliliğin getirdiği yükümlülüğü birlikte karşılarlar. Birlik içinde meydana gelen olumsuzluklara nasıl ki birlikte karşı koymaları gerekiyorsa, olumlu sonuçlardan da birlikte yararlanmaları gerekir. Bu düşünceyle hâkim; her somut olayı kendi içinde değerlendirerek fedakârlığın denkleştirilmesi ve hakkaniyet gereği katkıda bulunan eşin katkısının karşılığını vermelidir. Davacı eşin ev işlerinin yanında davalı ile birlikte tarlada, bahçede, hayvan yetiştiriciliğinde, mevcut bir dükkânın işletilmesinde vb. şekilde düzenli çalışma ve katkısının varlığı sabit iken “davacının elde ettiği gelirin belirlenememesi” nedeniyle katkı oranının tespitinde duraksama ve güçlük yaşandığı takdirde hâkim; TMK’nın 4. ve TBK’nın 50. maddelerinde yer alan düzenlemeleri gözeterek, denkleştirici adalet ilkesi gereği, somut olayın koşullarını kendi içinde değerlendirmek suretiyle hukuk ve hakkaniyete uygun bir katkı oranı takdir etmelidir. Bu oranın, tasfiyeye konu taşınmazın dava tarihi itibari ile belirlenecek olan rayiç değeriyle çarpılması sonucu davacı eşin katkı payı alacağı miktarı belirlenir.
24. Hâl böyle olunca, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
25. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 23.11.2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.