Yargıtay Kararı Hukuk Genel Kurulu 2018/548 E. 2022/226 K. 01.03.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : Hukuk Genel Kurulu
ESAS NO : 2018/548
KARAR NO : 2022/226
KARAR TARİHİ : 01.03.2022

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

1. Taraflar arasındaki “alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 9. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili dava dilekçesinde; avukat olan müvekkilinin dava dışı … ve …’ın vekili sıfatıyla eldeki davanın davalısı sigorta şirketine karşı Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2010/308 E. sayılı dosyasında tazminat davası açtığını, dava dışı Ahmet Sayan ile Bahtışen Sayan’ın vekâlet ücreti ödememek için davalı ile aralarında anlaşarak sulh olduklarını ve müvekkilini sebepsiz olarak azlettiklerini, davalının 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 165 ve 174. maddeleri gereği hem akdi hem de yasal vekâlet ücretinin tamamından müteselsil olarak sorumlu olduğunu ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 1.000TL vekâlet ücretinin azil tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiş, 03.02.2014 tarihli ıslah dilekçesi ile talebini 3.905TL’ye yükseltmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının bu davayı açmakta aktif dava ehliyetinin bulunmadığını, müvekkili ile Ankara 8. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2010/308 E. sayılı dosyasının davacıları olan dava dışı Bahtışen Sayan ve Ahmet Sayan arasında anlaşma yapılmadan önce davacının azledilmiş olduğunu, davanın hukukî dayanaktan yoksun bulunduğunu, faiz başlangıcı ile oranını da kabul etmediklerini belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkeme Kararı:
6. Ankara 9. Asliye Hukuk Mahkemesinin 25.02.2014 tarihli ve 2012/576 E., 2014/82 K. sayılı kararı ile; Avukatlık Kanunu’nun 165. maddesi uyarınca, davalının, davacı avukatın hak kazandığı akdi vekâlet ücretinden davacının dava dışı müvekkilleri ile müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu, ancak davacı tarafın aynı konu ile ilgili kendi müvekkilleri olan dava dışı Ahmet Sayan ve Bahtışen Sayan hakkında Ankara 11. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2010/1938 E. sayılı dosyası ile dava açtığı, dava sonucunda 5.000TL vekâlet ücretine hükmedildiği gerekçesiyle bu miktar ile tahsilde tekerrür olmayacak şekilde davanın kabulü ile 3.905TL alacağın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı
7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
8. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 09.03.2016 tarihli ve 2015/15467 E., 2016/3087 K. sayılı kararı ile;
“…Dosya kapsamından, dava dışı Ahmet ve Bahtışen Sayan’ın 2 yaşındaki çocuklarının trafik kazası sonucu vefat ettiği, dava dışı şahısların Avukat Metin Karagöz’e vekâletname verdikleri, Avukat Metin Karagöz’ün ise davacının da aralarında bulunduğu diğer avukatlara yetki belgesi verdiği, bu şekilde dava dışı şahıslara vekâleten tazminat davası açıldığı, daha sonra dava dışı şahısların vekillerini azlettikleri, sigorta şirketiyle aralarında anlaşarak tazminat isteklerine karşılık bedel aldıkları ve davayı takip etmedikleri, bu nedenle davanın açılmamış sayılmasına karar verildiği, anlaşılmıştır.
Mahkemece, davalı; hem davacıyla müvekkilleri arasındaki akdi ilişkiden kaynaklanan hem de hükümle davalı aleyhine verilmesi gereken vekâlet ücretinden sorumlu tutulmuştur. Ancak, 1136 Sayılı Avukatlık Kanunu’nun 165. maddesi uyarınca düzenlenen müteselsil sorumluluğun dava dışı şahıslar ile vekilleri arasındaki akdi ilişkiden kaynaklanan vekâlet ücretini kapsamayacağının kabulü gerekir. Mahkemece, bu husus gözetilmeden yanılgılı gerekçeyle, davalının taraflar arasındaki akdi vekalet ücretinden de sorumlu tutulması doğru görülmemiştir.
Yine, eldeki davanın trafik kazası sonucu vefat eden desteğin yakınları için açılan tazminat davasında, sebepsiz azledildikleri ve tarafların sulh yaparak davayı takip etmedikleri ve almaları gereken vekâlet ücretini alamadıklarını ileri sürerek talepte bulundukları, dolayısıyla talebin ticari bir ilişkiden kaynaklanmadığı bu sebeple yasal faize hükmedilmesi gerekirken avans faizine karar verilmesi de doğru görülmemiş; hükmün, anılan nedenlerle bozulması gerekmiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Direnme Kararı:
9. Ankara 9. Asliye Hukuk Mahkemesinin 19.09.2017 tarihli ve 2017/287 E., 2017/318 K. sayılı kararı ile; bozma kararının son paragrafındaki faiz oranı ile ilgili bozma sebebine uyulmasına, diğer bozma sebebine karşı ise önceki karar gerekçesiyle direnilmesine karar verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK
11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; avukat olan davacının müvekkilleri ile karşı tarafın anlaşarak davayı takipsiz bırakmaları hâlinde, davacı avukatın kendi müvekkilleri ile arasındaki akdi ilişki gereği hak ettiği ücretten davalı tarafın 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 165. maddesi gereğince sorumlu tutulup tutulamayacağı noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE
12. Direnme kararının temyiz incelemesi aşamasında, Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunca verilen 05.10.2018 tarihli ve 2017/6 E., 2018/9 K. sayılı içtihadı birleştirme kararı ile “Avukatlık Kanunu’nun 165. maddesinde düzenlenen “ücret dolayısıyla müteselsil sorumluluk” hâllerinden olan “sulh veya her ne suretle olursa olsun taraflar arasında anlaşma ile sonuçlanan ve takipsiz bırakılan işlerde” karşı tarafın avukatı lehine her iki tarafın müteselsil olarak ödenmesinden sorumlu olacağı avukatlık ücreti kapsamına avukat ile iş sahibi arasında yapılan avukatlık ücret sözleşmesine göre avukata ödenmesi gereken akdi vekalet ücreti dâhil değildir” şeklinde karar verilmiştir. Bu nedenle Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmelerde, anılan içtihadı birleştirme kararının eldeki uyuşmazlığa etkisi tartışılıp değerlendirilmiştir.
13. 2797 sayılı Yargıtay Kanunu’nun “İçtihadların birleştirilmesini istemek yetkisi ve bağlayıcılığı” başlıklı 45. maddesinde;
“İçtihadların birleştirilmesini Birinci Başkan, doğrudan doğruya veya Yargıtay dairelerinin veya genel kurulların verdikleri karar sonucunda veya Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının bizzat yazı ile başvurması hâlinde, ilgili kuruldan ister. Bu istemlerin gerekçeli olması zorunludur.
Diğer merci veya kişilerin gerekçe göstererek yazılı başvurmaları hâlinde, içtihadı birleştirme yoluna gitmenin gerekip gerekmediğine Birinci Başkanlık Kurulu karar verir. Bu karar kesindir.
İçtihadı birleştirme kararlarının değiştirilmesi veya kaldırılmasının istenmesi de yukarıdaki usule bağlıdır.
İçtihadı birleştirme görüşmeleri, alınmış olan ilke kararları çerçevesinde yürütülür ve kararları yazılır.
İçtihadı birleştirme kararları benzer hukuki konularda Yargıtay Genel Kurullarını, dairelerini ve adliye mahkemelerini bağlar.
İçtihadı birleştirme kararlarının niteliğini açıkça belirten özeti, kararın verilmesini izleyen en kısa zamanda Adalet Bakanlığına bildirilir. Adalet Bakanlığı bütün adliye mahkemelerine ve Cumhuriyet savcılıklarına bu kararları gecikmeksizin duyurur.
İçtihadı Birleştirme Kurulları, genel kurulların veya dairelerin kararlarındaki gerekçe ve görüşlerle bağlı olmaksızın sorunu başka bir görüşle karara bağlayabilirler.”
Hükmü yer almaktadır.
14. Bu yasal düzenleme gereğince, içtihadı birleştirme kararlarının benzer hukukî konularda Yargıtay genel kurulları, daireleri ve adliye mahkemeleri için gerekçeleri ile açıklayıcı, sonucu ile bağlayıcı olduğunda kuşku bulunmamaktadır.
15. Tüm bu açıklamalar, yasal düzenlemeler ve 05.10.2018 tarihli ve 2017/6 E., 2018/9 K. sayılı içtihadı birleştirme kararı ışığında somut olay değerlendirildiğinde; eldeki dava, davacı asılın vekil sıfatıyla takip ettiği bir davada haksız olarak azledilmesi nedeniyle kendi müvekkilleri ile aralarındaki avukatlık sözleşmesine göre hak ettiği ücretten davalı tarafın 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 165. maddesi gereğince sorumlu tutulup tutulamayacağına ilişkindir.
16. Eldeki davanın konusu itibariyle 05.10.20018 tarihli ve 2017/6 E., 2018/9 K. sayılı Yargıtay içtihadı birleştirme kararı kapsamında değerlendirilmesi gereklidir.
17. Hâl böyle olunca, yukarıda açıklanan ve 2797 sayılı Yargıtay Kanunu’nun 45/5 maddesi gereğince bağlayıcı olan söz konusu içtihadı birleştirme kararı ile “Avukatlık Kanunu’nun 165. maddesinde düzenlenen “ücret dolayısıyla müteselsil sorumluluk” hâllerinden olan “sulh veya her ne suretle olursa olsun taraflar arasında anlaşma ile sonuçlanan ve takipsiz bırakılan işlerde” karşı tarafın avukatı lehine her iki tarafın müteselsil olarak ödenmesinden sorumlu olacağı avukatlık ücreti kapsamına avukat ile iş sahibi arasında yapılan avukatlık ücret sözleşmesine göre avukata ödenmesi gereken akdi vekâlet ücreti dâhil değildir” şeklinde karar verilmiş olmakla mahkemece verilen direnme kararının Özel Dairenin bozma kararında belirtilen gerekçe ile yukarıda belirtilen ilave gerekçe ve nedenlerle bozulmasına karar vermek gerekmiştir.

IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen ve yukarıda açıklanan ilâve nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana iadesine,
Aynı Kanun’un 440/III-1. maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 01.03.2022 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.