YARGITAY KARARI
DAİRE : Hukuk Genel Kurulu
ESAS NO : 2018/891
KARAR NO : 2021/1231
KARAR TARİHİ : 14.10.2021
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki “işçilik alacağı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 19. İş Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar davacı ve davalı … vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davacı ve davalı … vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili dava dilekçesinde; … Alt Yapı Hizmetleri Daire Başkanlığında çalışan müvekkilinin öncesinde davalı işverenliğe devredilen mülga Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü bünyesinde mevsimlik işçi olarak 1986 yılında çalışmaya başladığını, işe başladığı tarihten itibaren Türkiye Yol-İş Sendikası üyesi olduğunu, 02.02.2001 tarihinde sürekli işçi kadrosuna alınarak arazi kaynak ustası pozisyonunda çalışmaya devam ettiğini, sürekli işçi kadrosuna alındığı tarihte mevsimlik işçi statüsünde geçen hizmet süresinin derece ve kademe tespitinde dikkate alınmaması nedeni ile işe yeni giren işçiymiş gibi intibak yapıldığını, bu nedenle yevmiyesinin eksik ve yanlış belirlendiğini, ilave tediye ödemelerinden kanunun açık hükmüne rağmen sigorta prim kesintisi yapıldığı, çalışmasının 11 ayın üzerine çıktığı yıllar için yıllık izne hak kazandığını, emekli olduğunu ileri sürerek ücret, ikramiye, ilave tediye fark alacakları ile yıllık izin ücreti, ağır hizmet, tehlike ve sorumluluk prim alacaklarının davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı (Kapatılan) … vekili cevap dilekçesinde; davanın öncelikle zamanaşımı nedeniyle reddedilmesi gerektiğini, davacının kadroya geçiş tarihinde yürürlükte bulunan toplu iş sözleşmesi ve protokol hükümlerine uygun şekilde arazi kaynak ustası olarak başlangıç derecesi olan 6. derecenin 1. kademesinde atamasının yapıldığını, kadroya alındığı yıl olan 2001 yılından itibaren yıllık izinleri kullandırıldığını, emekli olduğu 13.04.2012 tarihinde de kullanmadığı 85 gün karşılığı olan yıllık izin ücret alacağının ödendiğini, ilave tediye ödemelerinden 01.10.2008 tarihine kadar sigorta primi kesintisi yapılmadığını, ancak bu tarihten sonra kanuni düzenlemeden kaynaklı prim kesintisi yapıldığını belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
6. Yargılama sırasında Ankara İl Özel İdaresinin 6360 sayılı Kanun ile tüzel kişiliğinin sona ermiş olması nedeni ile dava, Devir Tasfiye ve Paylaştırma Komisyonu tarafından dosyanın devredildiği Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı vekili tarafından takip edilmiştir.
Mahkeme Kararı:
7. Ankara 19. İş Mahkemesinin 14.05.2015 tarihli ve 2012/1198 E., 2015/424 K. sayılı kararı ile; dava açıldıktan sonra davalı (Kapatılan) İl Özel İdaresinin Ankara Büyükşehir Belediyesine devredildiği, davacının mevsimlik işçi olarak çalıştığı dönemde toplu iş sözleşmesinden yararlanması mümkün olmadığından fark alacak talebinin yerinde olmadığı, ancak 1999 yılındaki 342 gün çalışmasının karşılığı olarak 22 günlük yıllık izne hak kazanmasına rağmen kullandırılmadığı gibi karşılığının da ödenmediği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir..
Özel Daire Bozma Kararı:
8. Ankara 19. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı … vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.
9. Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesince 15.11.2017 tarihli ve 2015/19795 E., 2017/24910 K. sayılı kararı ile; “….Taraflar arasında davacının sürekli işçi kadrosuna geçiş işlemi sırasında ücretinin eksik belirlenip belirlenmediği ve buna bağlı eksik ödenen işçilik alacaklarının olup olmadığı konusunda uyuşmazlık bulunmaktadır.
Geçici işçilikte geçen sürenin sürekli işçi kadrosuna geçildikten sonraki dönemdeki kademe ve dereceye esas alınmamasının protokole uygun olduğundan bahisle Dairemizin emsal bozma kararları olmakla birlikte; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 11.11.2015 tarihli, 2015/7-1115 esas ve 2015/2541 sayılı kararında, davalı işverence, davacının işçi olarak geçen hizmet süreleri kıdemine dahil edilmeyerek, sendika üyesi olduğu tarih itibariyle işe yeni başlamış bir işçi gibi düşük derece ve kademe üzerinden ücret ödenmesinin, eşit davranma borcuna aykırılık teşkil ettiği ve davacının emsal işçilere göre eksik ücret almasına sebebiyet verdiği, hemen hemen tüm yılı kapsar şekilde sigorta primleri yatırılan davacının, davalı idare tarafından bir yıldan az çalışmalarının hukuken yok sayılmasının adaletsiz sonuçlar doğuracağı, davacıya yeni işe girmiş gibi işlem yapılmasının yasal bir dayanağı da bulunmadığı kabul edilmiştir. Hal böyle olunca Mahkemece davacının derece ve kademesinin yeniden belirlenerek varsa fark alacaklarının hüküm altına alınması gerekirken yazılı şekilde sonuca gidilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir…..” gerekçesi ile karar bozulmuştur.
Direnme Kararı:
10. Ankara 19. İş Mahkemesinin 05.04.2018 tarihli ve 2018/16 E., 2018/179 K. sayılı kararı ile; bozma ilamında bahsi geçen Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 11.11.2015 tarihli ve 2015/7-1115 E., 2015/2541 K. sayılı kararının davadaki uyuşmazlık ile aynı olduğu, bu kararın oy çokluğu ile alındığı, muhalefet şerhi koyan üyeler tarafından savunulan görüşün mahkemece yerinde bulunduğu, yasama erki tarafından yürürlüğe konabilen kanunların dahi “zorunluluk” ve “kamu yararı” bulunduğu hâllerde toplumun geneline sirayet edecek şekilde istisnai durumlarda geçmişe yürüyebileceği,, aksi uygulamanın “hukuk devleti” ve “hukuk güvenliği ilkesini” ihlal ederek keyfi ve taraflı uygulamalara yol açabileceğinin doktrin ve uygulamada genel kabul gördüğü, kanunla hukukî durumları belirlenmiş olan mevsimlik işçilere Yol-iş Sendikası ile Türk Ağır Sanayi ve Hizmet Sektörü Kamu Sendikasının yetki aşımında bulunmak suretiyle geçmişe yönelik toplu iş sözleşmesi düzenlemesinin kanuna ve Anayasa’ya aykırılık teşkil ettiği, ayrıca davacının toplu iş sözleşmesinin düzenlendiği tarihte dahi sendikalı olmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
11. Direnme kararı süresi içinde davacı ve davalı … vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
12. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacı işçinin daimi kadroya geçirilmeden önce geçici işçi statüsünde geçen çalışmalarının çalışma süresine dâhil edilmesi suretiyle, daimi kadroya geçtiği tarih itibariyle derece ve kademesinin belirlenmesinde dikkate alınıp alınamayacağı; buradan varılacak sonuca göre davacının fark alacaklara hak kazanıp kazanmayacağı noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
A. Davalı … vekilinin temyiz istemi yönünden;
13. 01.10.2011 tarihinde 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) yürürlüğe girmiş, anılan Kanun’un 450. maddesiyle de 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK) ek ve değişiklikleriyle birlikte tümüyle yürürlükten kaldırılmıştır. Bununla birlikte yasa koyucu uygulamada birtakım sorunların ortaya çıkmasını engellemek için Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda geçiş hükümlerini ayrıca düzenlemiştir.
14. HMK’nın Geçici 3. maddesi;
“(1) Bölge adliye mahkemelerinin, 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca Resmî Gazete’de ilan edilecek göreve başlama tarihine kadar, 1086 sayılı Kanunun temyize ilişkin yürürlükteki hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.
(2) Bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanunun 26/09/2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 454 üncü madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunur. (Ek cümle: 1/7/2016-6723/34 md.) Bu kararlara ilişkin dosyalar bölge adliye mahkemelerine gönderilemez.
(3) Bu Kanunda bölge adliye mahkemelerine görev verilen hallerde bu mahkemelerin göreve başlama tarihine kadar 1086 sayılı Kanunun bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri uygulanır.” hükmünü içermekle birlikte, 28.07.2020 tarihli ve 31199 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7251 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un 47. maddesi ile Geçici 3. maddenin 2. fıkrasındaki “454” ibaresi “444” şeklinde değiştirilmiştir.
15. Yukarıdaki düzenlemelerden, bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce verilmiş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar HUMK’nın 26.09.2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 444. madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunacağı açıkça anlaşılmaktadır.
16. Bilindiği üzere 21.07.2004 tarihli ve 25529 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak, öngördüğü istisnalar dışındaki hükümleri yayım tarihinde yürürlüğe giren, 14.07.2004 tarihli ve 5219 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un yürürlük tarihinden sonra mahkemelerce verilen hükümler yönünden 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 427. maddesindeki temyiz (kesinlik) sınırını bir milyar (1.000) TL; yine yürürlük tarihinden sonra Yargıtay Daireleri ve Hukuk Genel Kurulunca temyiz incelemesi sonucunda verilen kararlara karşı karar düzeltme yoluna gidilebilmesi için 440/III-1. maddesinde aranan parasal sınırı da altı milyar (6.000) TL olarak değiştirmiştir. 5219 ve 5236 sayılı Kanunlara göre katsayı artışı uygulanarak bu sınırlar arttırılmıştır.
17. Somut olayda, direnme kararının verildiği 05.04.2018 tarihinde bu miktar 2.590TL’dir.
18. 16.07.1981 tarihli ve 2494 sayılı Kanun’un geçici maddesi ile temyiz ve karar düzeltme sınırlarına ilişkin değişikliklerin, Kanunun yürürlüğe girmesinden sonra verilecek nihai kararlara yönelik temyiz ve karar düzeltme istemleri hakkında uygulanacağı belirtilmiş; dolayısıyla dava hangi tarihte açılmış olursa olsun, temyiz ve karar düzeltme sınırlarının saptanmasında hakkında bu yollara başvurulan hükmün verildiği tarihteki yasal durumun esas alınacağı kabul edilmiştir.
19. Yeri gelmişken eldeki davada davalı yönünden temyize konu alacak miktarının ne olduğunun açıklanmasında yarar vardır:
20. Davacı vekili, müvekkilinin 02.02.2001 tarihinden önce mevsimlik işçilikçe geçen hizmet süresinin kadroya alındığı 02.02.2001 tarihinde dikkate alınmadığından derece ve kademesinin yanlış belirlendiğini iddia ederek, kadroya alınmadan önceki hizmet süresi dikkate alınarak derece ve kademesinin belirlenmesi ve buna göre fark ücret alacağının ve yıllık izin ücret alacaklarının hüküm altına alınmasını talep etmiştir.
21. Mahkemece fark ücret alacağının reddi ile sadece 1.853,28TL yıllık izin ücreti hüküm altına alınmıştır.
22. Bu durumda direnme kararını temyiz eden davalı aleyhine hükmedilen ve uyuşmazlık konusu olan alacak miktarı 1.853,28TL yıllık izin ücreti alacağı olup, bu miktar açık biçimde direnme kararının verildiği 05.04.2018 tarihinde geçerli olan 2.590,00TL tutarındaki temyiz edilebilirlik sınırının altında olduğundan, anılan karara karşı davalı tarafından temyiz yasa yoluna gidilmesi miktar itibariyle mümkün değildir.
23. Şu hâlde davalı vekilinin mahkeme kararına yönelik temyiz isteminin miktar itibari ile reddine karar verilmelidir.
B. Davacı vekilinin temyiz istemi yönünden;
24. Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle mevsimlik iş kavramının açıklanması gerekmektedir.
25. Bilindiği üzere iş hukuku mevzuatında iş kanunlarıyla mevsimlik işçilerin çalışma koşulları düzenlenmiş olmasına rağmen mevsimlik işin tam bir tanımı yapılmadığı gibi, hangi işlerin mevsimlik işler olduğu da açıkça belirtilmemiştir.
26. Mevsimlik işlere ilişkin hükümler 4857 sayılı İş Kanunu’nun 29/7’nci ve 53/3’üncü; aynı Kanunun 60’ıncı maddesine dayanılarak çıkarılan Yıllık Ücretli İzin Yönetmeliğinin 12’nci; 394 sayılı Hafta Tatili Hakkında Kanun’un 4/f maddelerinde yer almaktadır.
27. Bu hükümlerde mevsimlik işin tanımına yer verilmemiş ancak yılın herhangi bir devresinde çalışmaların yapıldığı, diğer zamanlarda yapılmadığı veya çalışmanın azaltıldığı iş yerleri tanımı yapılarak mevsimlik çalışanların yıllık izin haklarının bulunmadığı, ancak toplu iş sözleşmesi kapsamına alınabileceği hükme bağlanmıştır.
28. Düzenlemelerden yola çıkılarak, çalışmanın yılın belirli bir döneminde yoğunlaştığı işyerlerinde yapılan işler, mevsimlik işler olarak tanımlanabilir.
29. Nitekim mülga 3008 sayılı İş Kanunu’nun 2/B maddesinde “Yılın her hangi bir devresinde tam veya fazla faaliyette bulunup öteki devrede büsbütün faaliyetten kalan veyahut faaliyetini azaltan işyerleri” mevsimlik işyeri olarak kabul edilmiştir.
30. Mevsimlik iş öğretide de yılın belli dönemlerinde faaliyetin yoğunlaştığı, diğer dönemlerinde azaldığı veya tamamen durduğu ve bu durumun yılın belli dönemlerinde tekrarlandığı işler olarak tanımlanmaktadır.
31. Söz konusu dönemler işin niteliğine göre uzun veya kısa olabilir. Her zaman aynı miktarda işçi çalıştırmaya elverişli olmayan ve işyerinde yürütülen faaliyetin niteliğine göre işçilerin her yıl belirli sürelerde yoğun olarak çalıştıkları fakat yılın diğer döneminde iş sözleşmelerine ertesi yılın faaliyet dönemi başına kadar ara vermeyi gerektiren işler, mevsimlik iş olarak değerlendirilebilir.
32. Nitekim mevsimlik işler Hukuk Genel Kurulunun 16.05.2019 tarihli ve 2015/22-3938 E., 2019/565 K.; 28.03.2018 tarihli ve 2015/22-1211 E., 2018/578 K. sayılı kararlarında da işin niteliğine ve yapısına göre yılın belirli dönemlerinde ortaya çıkan veya bu dönemlerde artan faaliyetlere uygun olarak çalışılan işler olduğu belirtilmiştir.
33. Belirtilmelidir ki çalışmaların mevsimlik iş olup olmadığının, işin ve işyerinin özelliğine göre titizlikle irdelenmesi gereği de göz ardı edilmemelidir.
34. Öte yandan üzerinde durulması gereken başka bir husus ise “eşit işlem borcu”dur.
35. Eşit davranma ilkesi tüm hukuk alanında geçerli olup iş hukuku bakımından işverene işyerinde çalışan işçilere eşit davranma, eşit değerdeki işlerde çalışan işçilere eşit çalışma koşullarını uygulama yükümlülüğünü ifade eden, çağdaş iş hukukunun tanıdığı ve genellikle hakkaniyet esasına dayandırılan bir borçtur (Çelik, Nuri: İş Hukuku Dersleri, İstanbul 2009, 22. Bası, s.:177).
36. Eşitlik ilkesi Anayasa’nın 10. maddesinde genel olarak düzenlenmiştir. Adı geçen maddenin 1. fıkrasına göre, “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir”.
37. Aynı şekilde 07.05.2004 tarihli ve 5170 sayılı Kanunla Anayasa’nın 10. maddesine eklenen 2. fıkrada da “Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür” hükmüne yer verilmiştir.
38. Bu Anayasal ilke, iş hukukunda 4857 sayılı İş Kanunu’nun 5. maddesinde ifadesini bulmaktadır.
39. 4857 sayılı Kanunun “Eşit davranma ilkesi” başlıklı 5. maddesinde;
“(Ek: 6/2/2014-6518/57 md.) İş ilişkisinde dil, ırk, renk, cinsiyet, engellilik, siyasal düşünce, felsefî inanç, din ve mezhep ve benzeri sebeplere dayalı ayrım yapılamaz.
İşveren, esaslı sebepler olmadıkça tam süreli çalışan işçi karşısında kısmî süreli çalışan işçiye, belirsiz süreli çalışan işçi karşısında belirli süreli çalışan işçiye farklı işlem yapamaz.
İşveren, biyolojik veya işin niteliğine ilişkin sebepler zorunlu kılmadıkça, bir işçiye, iş sözleşmesinin yapılmasında, şartlarının oluşturulmasında, uygulanmasında ve sona ermesinde, cinsiyet veya gebelik nedeniyle doğrudan veya dolaylı farklı işlem yapamaz.
Aynı veya eşit değerde bir iş için cinsiyet nedeniyle daha düşük ücret kararlaştırılamaz.
İşçinin cinsiyeti nedeniyle özel koruyucu hükümlerin uygulanması, daha düşük bir ücretin uygulanmasını haklı kılmaz.
İş ilişkisinde veya sona ermesinde yukarıdaki fıkra hükümlerine aykırı davranıldığında işçi, dört aya kadar ücreti tutarındaki uygun bir tazminattan başka yoksun bırakıldığı haklarını da talep edebilir. 2821 sayılı Sendikalar Kanununun 31 inci maddesi hükümleri saklıdır.
20 nci madde hükümleri saklı kalmak üzere işverenin yukarıdaki fıkra hükümlerine aykırı davrandığını işçi ispat etmekle yükümlüdür. Ancak, işçi bir ihlalin varlığı ihtimalini güçlü bir biçimde gösteren bir durumu ortaya koyduğunda, işveren böyle bir ihlalin mevcut olmadığını ispat etmekle yükümlü olur.” düzenlemesine yer verilmiştir.
40. Eşit işlem yapma borcu, kural olarak iş ilişkisi kurulduktan sonra ortaya çıkan ve işvereni keyfi uygulamalar yapmaktan alıkoyan bir borçtur (Yıldız, Gaye Burcu: İşverenin Eşit İşlem Yapma Borcu, Ankara 2008, s. 68).
41. Buna göre işveren kural olarak işyerinde çalışan işçilere eşit işlem yapmak, eşit çalışma koşullarını uygulamak zorundadır. İşveren, haklı bir neden olmadıkça farklı davranmama, sosyal yardım ve parasal menfaatlerden eşit olarak yararlandırma borcu altında olup kamu düzenine ilişkin eşit işlem borcunun re’sen gözetilmesi zorunluluğu bulunmaktadır.
42. Ancak eşit işlem borcu, işverenin tüm işçilere mutlak bir biçimde eşit davranacağı anlamına gelmez.
43. Farklı çalışma koşullarına tabi işçiler için eşitlik ilkesinden söz edilemez. Bu durumdaki işçiler arasında ayırım yapılabilir. Ancak bunun yapılan işin niteliğine, objektif ölçülere uygun olması gerekir (Çelik, s.179).
44. Eşit davranma yükümlülüğü aynı nitelikte işçiler için söz konusudur. İşveren gerek işçinin yaptığı iş, uzmanlığı, öğrenimi, kıdemi gibi objektif nedenlere, gerek performans, yetenek, liyakat gibi subjektif nedenlere dayanarak farklı çalışma koşulları yaratabilir.
45. Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacının 02.02.2001 tarihi öncesinde işin mevsimlik iş olduğunun kabulü ile yılın bir bölümünde çalıştırıldığı, 02.02.2001 tarihinde daimi kadroya geçen davacı işçinin o tarihten sonra mülga Köy Hizmetleri Müdürlüğüne bağlı işyerinde aralıksız çalıştığı, yapılan iş değişmeksizin kadroya alınması suretiyle tüm yılı kapsar şekilde sigorta primlerinin yatırılmaya devam edildiği, Köy Hizmetleri Müdürlüğünün 5286 sayılı Kanun ile kapatılarak işyerinin Ankara İl Özel İdaresine devredildiği anlaşılmaktadır.
46. Bu durumda davacının sürekli işçi kadrosuna alınması suretiyle tüm yıl benzer işlerde çalıştırılıyor olması daha önceki çalışmalarının niteliğini değiştirmez ise de, bu çalışmanın hukuken yok sayılmasının eşitlik ilkesine aykırılık sonucunu doğuracağı açıktır.
47. Kaldı ki, kadroya alınmadan önceki çalışma ile kadroya alınmadan sonraki çalışma arasında niteliksel bir fark yaratılması ya da kadroya alınmadan evvelki çalışma yok sayılarak davacı hakkında yeni işe girmiş gibi işlem yapılmasının kanuni bir dayanağı da bulunmamaktadır.
48. Öte yandan ekonomik yönden işverene bağımlı olarak çalışan işçinin çalıştığı süre içinde dava açmamış olması olgusunun işçi aleyhine değerlendirilmesi de mümkün bulunmamaktadır.
49. Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 03.05.2017 tarihli ve 2017/22-2094 E.-2017/910 K.; 13.12.2017 tarihli ve 2016/ 9(7)-100 E.-2017/1688 K.; 13.12.2017 tarihli ve 2016 9(7)-594 E.-2017/1694 K. sayılı kararlarında da aynı sonuca varılmıştır.
50. Diğer taraftan yargılama aşamasında 6360 sayılı Kanun hükümleri ile davalı olan Ankara İl Özel İdaresinin tüzel kişiliğine son verildiği ve dava, Devir Tasfiye ve Paylaştırma Komisyonu tarafından dosyanın devredildiği Ankara Büyükşehir Belediyesi vekili tarafından takip edildiği hâlde, karar başlığında davalı olarak … yazılması ve kararın hüküm kısmında “davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline” şeklinde hüküm kurulması doğru değil ise de, bu yanlışlık mahallinde düzeltilebilir maddi hata niteliğinde olduğundan ayrıca bozma nedeni yapılmamış; bu hususa işaret olunmakla yetinilmiştir.
51. Hâl böyle olunca, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
52. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davalı vekilinin temyiz isteminin miktardan REDDİNE,
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında belirtilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harçlarının yatıranlara geri verilmesine,
Karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 14.10.2021 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.