YARGITAY KARARI
DAİRE : Hukuk Genel Kurulu
ESAS NO : 2018/943
KARAR NO : 2021/1373
KARAR TARİHİ : 09.11.2021
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki “tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, … 2. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar birleşen davada davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı birleşen davada davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Asıl davada davacı … vekili; 16.08.2004 tarihinde müvekkilinin sevk ve idaresindeki araç ile davalının sevk ve idaresindeki yabancı plakalı aracın çarpışması sonucu meydana gelen kazada müvekkilinin aracının hasarlanarak değer kaybına uğradığını, kazada eşi ve çocuklarının da yaralandığını, davalı tarafın 6/8 oranında kusurlu olduğunun belirlendiğini, talep edilen tazminatların da bu kusur oranına göre talep edildiğini ileri sürerek kusura tekabül eden 5.700TL hasar bedeli, 1.000TL değer kaybı, 1.300TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
5. Birleşen davada davacı … vekili; kaza nedeniyle müvekkili şirket sigortalısının aracının tamir kabul etmeyecek derecede hasarlandığından sigortalının aracını Yeşilköy Oto İhtisas Ambarına 24.08.2004 tarihinde kesin olarak terk etmek zorunda kaldığını, 07.10.2004 tarihli ekspertiz raporuna göre aracın kaza tarihindeki piyasa rayiç değerinin 8.340Euro olduğunu, sigortalıya 22.10.2004 tarihli ibraname ile 7.580Euro ödeme yapıldığını, müvekkili şirketin zararının … Asliye Hukuk Mahkemesinde bilirkişi raporu ile müvekkil şirket sigortalısına atfedilen %30 kusur oranı düşülerek 5.306Euro olarak talep edildiğini, karşı aracın trafik sigorta şirketi olan diğer davalının da zarardan sorumlu olduğunu ileri sürerek 5.306Euro maddi tazminatın fiili tahsil tarihinde aynen Euro olarak tahsiline, olmadığı takdirde fiili tahsil tarihindeki efektif alış kuru üzerinden Türk Lirası’na çevrilerek ve kaza tarihinden itibaren bir yıllık döviz mevduatına yürütülen en yüksek faiz işletilerek (sigorta şirketinin sorumluluğu poliçe limitleri ile sınırlı olmak üzere) davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Mahkeme Kararı:
6. … 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 03.12.2008 tarihli ve 2004/492 E., 2008/298 K. sayılı kararı ile; benimsenen bilirkişi raporuna göre davalının 4/8 oranında kusurlu olduğu kabul edilerek kusur durumuna göre 2.550TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı …’dan tahsiline, davacının şerit ihlali nedeniyle kazanın başlamasına kendisi sebebiyet verdiğinden manevi tazminat talebinin reddine ve birleşen davanın davacısının kesin süreye rağmen sigorta poliçesini ibraz etmeyerek halefiyetini ispatlayamadığı gerekçesiyle davasının husumet nedeniyle reddine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde birleşen dosya davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
8. Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 07.02.2012 tarihli ve 2011/11134 E., 2012/1250 K. sayılı kararı ile;
“…Mahkemece taraflara verilen sürelerin sonuç doğurabilmesi için HUMK’nun 163. (HMK 94) maddesi hükmüne göre birleşen davanın davacısına yüklenen sorumlulukların ve yerine getirilmediği takdirde sonuçlarının açık ve net biçimde ara karara yazılması gerekmektedir. 27.12.2005 günlü celsede verilen kesin süre yukarıda belirtilen ilkelere uygun değildir. Dolayısıyla yazılı şekilde verilen karar doğru görülmemiştir. Kaldı ki, birleşen dosyanın davacısı … vekili tarafından dosyaya sunulan kasko poliçe ile tercümesi ve ibraname ile adı geçen davacı halefiyet hakkını ispatlamış durumdadır. Davacıya belirtilen özellikleri taşıyacak şekilde uygun mehil verilerek diğer deliller usulünce toplandıktan sonra sonucuna göre karar verilmesi gerekmektedir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Direnme Kararı:
9. … 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 12.12.2013 tarihli ve 2013/58 E., 2013/515 K. sayılı kararı ile; Özel Dairece eksik inceleme yapıldığı, tarafa verilen ilk sürenin 27.12.2005 tarihli celsede değil, bir önceki celse olan 08.11.2005 tarihli olduğu, Özel Dairece sadece bir defa kesin süre verildiği ve bu sürenin hukukî sonuçlarının açıkça tutanağa geçilmediği belirtilmiş ise de, gerçekte böyle bir durumun olmadığı, verilen sürenin ikinci süre olduğu, hâkim tarafından kesin olduğu belirtilmese dahi kesin olduğu, uygulanması gereken maddenin 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 94. maddesinin 2. fıkrasının 2. cümlesi olduğu, kaldı ki hâkimin ara kararında ikinci sürenin kesin olduğunu da hatırlattığı, bir sonraki celse olan 28.02.2006 tarihli celse de ilgili tarafın sigorta poliçesini sunamadıklarını bu nedenle yeniden süre verilmesini talep ettiğini belirtmesi üzerine mahkemece de, haklı olarak, bir nolu ara karar ile önceki sürenin kesin süre olması nedeniyle talebin reddi ile bu sebeple de birleşen davanın nihai olarak reddine karar verildiği, ayrıca ilgili taraf vekilinin 28.06.2006 tarihli celsede açıkça sigorta poliçesini sunamadıklarını, bu nedenle yeniden süre verilmesini talep ettiklerini belirttiği, duruşma tutanaklarının sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli kesin deliller olduğu, ortada böyle bir delil varken Özel Dairece dosya sonradan sunulan belgelere itibar edilmesinin hukuken mümkün olmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
10. Direnme kararı süresi içinde asıl davada davalı … ile birleşen davada davacı … vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; mahkemece kesin olarak verilen sürenin usul kuralları bakımından gerekli niteliği taşıyıp taşımadığı ve birleşen dosya davacısının halefiyet hakkını ispatlayıp ispatlayamadığı noktalarında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
A) Asıl Davada davalı … vekilinin temyizi yönünden yapılan incelemede;
12. Hukukî yarar, dava şartı olduğu gibi temyiz istemi için de gereken bir şarttır. Eldeki davada, ilk hüküm birleşen davada davacı vekili tarafından temyiz edilmiş, direnme kararı ise asıl davada davalı … ile birleşen davada davacı … vekili tarafından temyiz edilmiştir. Uyuşmazlık birleşen dava dosyasına ilişkin olup, adı geçen davalı bu dosya yönünden taraf da değildir. Ancak temyiz dilekçesinde bu davalının da adına yer verilmiştir. Bu nedenle asıl davada davalı … yönünden yapılan direnme hükmüne yönelik temyiz isteminin hukukî yarar yokluğundan reddine karar verilmiştir.
B) Birleşen dosya davacısı … vekilinin temyizi yönünden yapılan incelenmede;
13. Dava mülga 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu( HUMK) döneminde açılmış, uyuşmazlığa konu olan işlemler de aynı dönemde yapılmıştır.
14. Kesin sürenin verildiği tarih itibariyle uygulanması gereken mülga Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 163. maddesi; “Kanunun tayin ettiği müddetler katidir. Bu müddetlerde yapılması lazım olan muamele yapılmazsa o hak sakıt olur. Hakim tayin ettiği müddetin kati olduğuna da karar verebilir. Aksi takdirde tayin olunan müddeti geçirmiş olan taraf yenisini istiyebilir. Bu suretle verilecek müddet katidir. Bir daha verilemez.” hükmüne haizdir. Maddeye göre; kesin mehil sebebiyle bir hakkın düşmüş sayılabilmesi için kesin süreye konu olan işlerin yapılması için gerekli olan giderlerin ara kararında açıkça belirtilmiş olması, süreye konu işin süre verilen tarafın gücü dâhilinde bulunması ve kesin süreye uyulmaması durumunda kesin süre verilen tarafın nasıl bir işlemle karşılaşacağının açık bir şekilde anlatılması gerekir. Dava dosyasının keşif aşamasında kaybolduğu ve ihya edildiği, birleşen dava dosyasına ilişkin dava dilekçesinde dilekçenin eki mahiyetinde olduğu belirtilen belgeler arasında; ekspertiz raporu, terk belgesi ve ibranamenin yazıldığı anlaşılmaktadır. Mahkemece her iki celsede de kurulan ara karar (27.12.2005, 08.11.2005 tarihli celseler) yukarıda belirtilen niteliklere uygun değildir. Buna rağmen ikinci süreden önce ibraname ve poliçenin ibraz edildiği görülmektedir. Önceden sunulan poliçenin geç tercüme edilmiş olması ise sonuca etkili değildir. 13.04.2006 tarihli celsede anılan belgelerin daha önce dosyaya ibraz edildiği yönündeki beyan tutanağa geçirilmiş olup, mahkemece aksi bir belirleme de yapılmamıştır. Bu durumda kesin süreye ilişkin ara kararlar, HUMK’nın 163. maddesine uygun olmadığından ve ikinci süreden önce ibraname ve poliçe ibraz edildiğinden mahkemece, usul ve yasaya uygun olmayan kesin süre nedeniyle davanın reddedilmesi doğru olmamıştır.
15. Mahkemece verilen ret kararının gerekçesinde; süresinde poliçe ibraz edilmediğinden davacının halefiyet hakkını dolayısıyla taraf olma ehliyetini ispatlayamadığına da yer verildiğinden uyuşmazlığın çözümü için sigorta hukukunda halefiyet ve halefiyetin gerçekleşme anına da kısaca değinmekte yarar bulunmaktadır.
16. Uyuşmazlık konusu birleşen dava, yabancı kasko sigorta sözleşmesi kapsamında sigortalısına ödenen bedelin kazaya karışan üçüncü kişi davacıdan ve onun trafik sigortacısından kusur onanına göre rücuen tahsili istemine ilişkindir.
17. Kasko sigortası niteliği itibariyle mal/zarar sigortası türlerinden olup bu sigorta sözleşmelerinde amaç uğranılan gerçek zararın karşılanmasıdır. Sigortacının halefiyeti de zarar sigortalarında geçerli olan “sebepsiz zenginleşme yasağı”nın bir sonucudur.
18. Zarar sigortalarında halefiyet; davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunup somut olaya uygulanması gereken 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 1301. Maddesinde
“Sigortacı sigorta bedelini ödedikten sonra hukukan sigorta ettiren kimse yerine geçer. Sigorta ettiren kimsenin vaki zarardan dolayı üçüncü şahıslara karşı dava hakkı varsa bu hak, tazmin ettiği bedel nispetinde sigortacıya intikal eder.
Sigorta ettiren kimse, 1 inci fıkra gereğince sigortacıya intikal eden haklarını ihlal edecek bir hal ve harekette bulunursa sigortacıya karşı mesul olur. Sigortacı zararı kısmen tazmin etmiş ise sigorta ettiren kimse kalan kısmından dolayı üçüncü şahıslara karşı haiz olduğu müracaat hakkını muhafaza eder” şeklinde düzenlenmiştir. Yasal halefiyet ilkesi gereğince sigortacının üçüncü kişi aleyhine rücu davası açabilmesi için sadece sigortalısına sigorta bedelini ödemesi yeterli olmayıp, ayrıca sigorta ettiren kimsenin vaki zarardan dolayı üçüncü kişiye dava hakkının da mevcut olması gerekmektedir.
19. Yapılan mal sigorta sözleşmesi uyarınca rizikonun gerçekleşmesi üzerine sigortalısına ödemede bulunan sigortacı, sigortalısının kendisine zarar verene karşı sahip olduğu tazminatı isteme, dolayısıyla dava açma hakkına tazmin ettiği bedel kadar Kanun gereği sahip olur. Elbette ödenecek tazminat miktarının gerçek zarara eşit olması gerektiği unutulmamalıdır ( Ulaş, Işıl: Uygulamalı Zarar Sigortaları Hukuku, Ankara 2012, s. 237).
20. Yukarıdaki bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; sigorta sözleşmesi dosya içinde yer almaktadır. Yine dosya kapsamında bulunan ve yabancı sigorta şirketi lehine düzenlenmiş olan ve birleşen davada davacı vekili tarafından sunulan 22.10.2004 tarihli ibraname ile de halefiyet hakkı mahkemenin ara kararına göre belirtilen süreden önce belgelenmiş olup, bu aşamada anılan gerekçe ile verilen husumet nedeniyle davanın reddi kararı yerinde görülmemiştir. Bu durumda mahkemece yapılacak iş; birleşen dosyanın davacısına belirtilen özellikleri taşıyacak şekilde uygun mehil verilerek diğer deliller usulünce toplandıktan sonra sonucuna göre karar vermektir.
21. Hâl böyle olunca, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda açıklanan genişletilmiş gerekçe ve nedenlerle bozulmasına karar verilmesi gerekmektedir.
IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
1) Yukarıda III-A) bendinde yazılan nedenlerle asıl davada davalı … vekilinin temyiz isteminin HUKUKÎ YARAR YOKLUĞUNDAN REDDİNE,
2) Yukarıda III-B) bendinde açıklanan nedenlerle birleşen davada davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen ve yukarıda açıklanan genişletilmiş gerekçe ve nedenlerle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harçlarının yatıranlara geri verilmesine,
Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 09.11.2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.