Yargıtay Kararı Hukuk Genel Kurulu 2018/953 E. 2021/1410 K. 16.11.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : Hukuk Genel Kurulu
ESAS NO : 2018/953
KARAR NO : 2021/1410
KARAR TARİHİ : 16.11.2021

MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
.
1. Taraflar arasındaki “tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın reddine ilişkin karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili; müvekkilinin dava dışı …Uluslararası Taş. İnş. San ve Dış Tic. Ltd. Şti. adına tescilli olan 35 ZD 509 ve 35 ZD 970 plakalı çekiciler ile 35 ZD 503 ve 35 ZD 578 plaka numaralı römorklerin zilyedi olduğunu, anılan araçların aylık ödenecek ücret karşılığında park sahasında muhafazası için davalı şirketle anlaşıldığını, araçların 30.06.2011 tarihinde tır parkına sağlam ve çalışır vaziyette teslim edildiğini, aylık muhafaza ücretinin düzenli olarak ödendiğini, müvekkili şirket yetkilisi Reşat Çakar’ın araçları kontrol etmek ve çekicilerin motorlarını çalıştırmak için 04.07.2013 günü tır parkına gittiğinde araçların hasara uğramış olduğunu tespit ettiğini, bu hususta tır parkı yetkilisi ile birlikte tutanak düzenlendiğini, araçların çalışır vaziyette olacağı ve zararın ödeneceği taahhüdüne istinaden yasal yollara başvurulmadığını, 23.08.2014 tarihinde yine kontrol için tır parkına gidildiğinde ise araçların çalışır durumda olmadıklarının ve hasara uğratıldıklarının görüldüğünü, bu durumun kolluk kuvvetlerine bildirilerek tutanak düzenlendiğini, davalının sözleşme gereği muhafaza yükümlülüğünü yerine getirmediğinden oluşan zarardan sorumlu olduğunu ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 3.000TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 16.10.2015 tarihli ıslah dilekçesiyle talebini 50.651,50TL’ye yükseltmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı vekili; zamanaşımı ve takas mahsup def’îleri ile husumet itirazında bulunarak dava konusu araçların teslim edildikleri tarihte eksikliklerinin bulunduğunu, müvekkilinin sorumluluğunun bulunmadığını, araçların servislerinde belirlenen bedellerin fahiş olduğunu, davacının bu davada herhangi bir hukukî menfaatinin bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkeme Kararı:
6. İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 30.12.2015 tarihli ve 2014/1760 E., 2015/1148 K. sayılı kararı ile; davacının zilyetlik nedeniyle aktif husumet ehliyetinin bulunduğu, saklama sözleşmesine dayalı olarak hasarın tazmini talebinde hukukî yararının bulunduğu, ancak dava konusu araçların dava dışı maliki tarafından 16.01.2015 tarihli “hasar ve/veya malzeme noksanlıkları ile birlikte” açıklamasını içeren tutanakla teslim alındığı, anılan malik şirketin İzmir 20. Noterliğinin 20.01.2015 tarihli ve 001152 yevmiye numaralı ihtarını davacı şirkete keşide ettiği, ancak karar tarihine kadar davacı aleyhine araçlarının zilyetliğinde bulunduğu dönemde hasarlandığından bahisle tazminat istemli bir dava açmadığı, davanın ihbarı üzerine verilen yazılı açıklamada davanın reddine karar verilmesini istediği, araçların maliki olan şirketin davacıya karşı hukuksal başvuru yollarını kullanması sonrasında araç maliki şirket zararının davacı tarafça tazmin edilmesiyle veya davacı hakkında açılacak derdest davada davalıya karşı talep hakkının doğacağı, bu aşamada davacı tarafından açılan işbu davanın, ileride dava açma hakkı saklı kalmak üzere erken açılan bir dava niteliğinde olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Özel Daire Bozma Kararı:
7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekilince temyiz isteminde bulunulmuştur.
8. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 15.11.2017 tarihli ve 2016/13198 E., 2017/6229 K. sayılı kararı ile; “…Dava, otopark işletmecisi olan davalının, otoparka bırakılan araçta meydana gelen zarar nedeniyle sorumluluğuna ilişkindir.
6098 sayılı, Türk Borçlar Kanunun 579 maddesinde, garaj, otopark ve benzeri yerleri işletenlerin, kendilerine bırakılan motorlu taşıt v.s. zarara uğraması nedeniyle sorumlu oldukları düzenlenmiş olup yasada öngörülen sorumluluk sözleşme ilişkisine dayanmaktadır.
Davacının zilyedi olduğu araçların, davalının işlettiği otoparka akdi ilişki çerçevesinde bırakıldığı, bir kısım otopark ücretinin davacı tarafından ödendiği, araçların otoparkta iken zarar gördüğü, araçların işleteninin ise ihbar edilen …Uluslararası Taş. İnş. San. Dış Tic. Ltd. Şti. olduğu dosya içeriğinden anlaşılmaktadır.
Davalının sorumluluğu akdi ilişkiye dayanmakta olup, siyanetine terk edilen araçların muhafazasındaki kusur nedeniyle araçlarda meydana gelen zarardan davalı otopark işletmecisi, akdi ilişkisinin diğer tarafı ve araçların emin sıfatıyla zilyedi bulunan davacıya karşı sözleşme ve B.K 579 maddesi hükümleri çerçevesinde sorumludur.
Davacının, araçların maliki olmaması, TMK 981 vd. maddelerinde düzenlenen, zilyedlikten ve sözleşmeden doğan hakları kullanmasına engel değildir.
Kaldı ki, araç işleteninin, araçlarda meydana gelen zarar nedeniyle davalıya karşı dava açtığı, yasal yollara başvurduğu hususu da iddia ve ispat edilmemiştir.
Araçların zilyedi olan davacının, araçları işletenden teslim aldığı şekilde aynen iade ile yükümlü olduğu da gözetildiğinde davanın erken açılan bir dava olmadığının kabulü ile uyuşmazlığın esası hakkında karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bozulması gerekmiştir…” gerekçesi ile karar bozulmuştur.
Direnme Kararı:
9. İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 22.05.2018 tarihli ve 2018/342 E., 2018/587 K. sayılı kararı ile önceki gerekçeye ek olarak; fer’î zilyetliğin koşulları var ise zilyetliğinin ihlâli dolayısıyla tazminat isteyebileceği, davalının eylemi nedeniyle fer’î zilyet konumundaki davacının mal varlığında henüz bir eksilmenin bulunmadığı, hasar bedelinin ancak malike ödenmesi durumunda borçlunun borçtan kurtulabileceği, hasar bedelinin mahkeme hükmüyle dahi olsa davacıya ödenmesinin davalıyı malike karşı borçtan kurtarmayacağı, araçların maliki şirketin bu aşamada davacıya karşı tazminat istemli bir talebinin de bulunmadığı, bu nedenle davanın erken açılan dava niteliğinde olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
10. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

II. UYUŞMAZLIK
11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacının, dava konusu araçlardaki hasar iddiasına dayalı olarak açmış olduğu işbu davanın erken açılan bir dava niteliğinde olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre davacının davalı ile aralarındaki sözleşme ilişkisine ve zilyetliğe dayalı olarak tazminat talep hakkının bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.

III. GEREKÇE
12. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukukî kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır.
13. Saklama (vedia) sözleşmeleri, dava tarihi itibariyle olaya uygulanacak olan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 561 ilâ 580. maddeleri arasında düzenlenmiş olup aynı başlık altında yine saklama sözleşmesinin temel özelliklerini içeren fakat kendine has bazı özellikleri olan güvenilir kişiye bırakma, ardiyeciye bırakma, konaklama yeri, garaj, otopark ve benzeri yerleri işletenlere bırakma gibi özel olarak düzenlenmiş ve muhafaza borcu doğuran sözleşmeler bulunmaktadır.
14. Saklama (vedia) sözleşmesinin tanımı TBK’nın 561/1. maddesinde; “Saklama sözleşmesi, saklayanın, saklatanın kendisine bıraktığı bir taşınırı güvenli bir yerde koruma altına almayı üstlendiği sözleşmedir.” şeklinde tanımlanmıştır. Saklama sözleşmesinin konusu taşınır bir mal olup bu mal misli bir mal olabileceği gibi misli olmayan bir mal da olabilir. Buna göre saklama sözleşmesi; saklayanın saklatan tarafından verilen taşınırı kabul ve onu güvenli bir mahalde muhafaza etme yükümlülüğü altında olduğu ve sözleşmede ayrıca kararlaştırılmadığı takdirde saklayanın herhangi bir ücret talep edemeyeceği sürekli bir sözleşmedir.
15. Saklama sözleşmesi, rızaya dayalı bir sözleşme olup sadece tarafların anlaşmasıyla ve taşınırın tesliminden önce meydana gelmektedir. Sözleşmenin kurulmuş olması için taşınırın teslimi şart değildir. Ancak muhafaza borcu doğaldır ki taşınırın saklayan tarafından teslim alınmasını ve koruma altına koyulmasını ifade eder. Başka bir deyişle saklayanın muhafaza borcunun doğması için taşınırın teslimi gerekmekte olup teslim almadan kaçınılması hâlinde bir “yüküm” ihlâli olarak saklayanın borçlu temerrüdüne düşmesine yol açar.
16. Türk Borçlar Kanunu’nun 564. maddesi gereğince saklama sözleşmesinde teslim edilen taşınır için bir vade tayin edilmiş olsa bile, saklatan bu vadeye bağlı kalmaksızın taşınırın iadesini her zaman talep edebilir. Zira Kanun’da açıkça düzenlenmemiş ise de; saklayanın taşınırı geri verme borcu, saklama sözleşmesinin en önemli ve zorunlu unsurlarından biridir. Çünkü saklayan ancak taşınırı geri vermekle muhafaza borcunu tam olarak yerine getirmiş olur.
17. Saklama sözleşmesi, eksik iki tarafa borç yükleyen sözleşme niteliğindedir. Saklayanın esas borcu taşınırı emin bir yerde muhafaza etmek ve saklatanın talebi hâlinde veya belirlenen vadede bunu saklatana geri vermektir. Saklatan ise sadece sözleşmede açıkça ücret kararlaştırılmış olması veya hâl ve şartların saklatanın ücret ödemesini gerekli kılması hâli dışında hiçbir borç altına girmemektedir. Sadece saklayanın sözleşmeyle üstlendiği borçların yerine getirilmesiyle bağlantılı giderler ile muhafaza edilen taşınırın saklayana verdiği zararları gidermek zorundadır. Bu nedenle saklama sözleşmesi, sözleşmede açıkça kararlaştırılmış olmadıkça veya hâl ve şartlar gerekli kılmadıkça ivazsız bir sözleşmedir.
18. Saklatanın sözleşme konusu taşınırın maliki olması şart değildir. Zira saklama sözleşmesinin saklananın mülkiyetiyle bir ilgisi bulunmamaktadır. Eş söyleyişle saklama sözleşmesini yapmak malike hasredilmiş bir hak olmayıp malik olmayan kimse de geçerli olarak saklama sözleşmesi yapabilir ve yasal istisnai hâller saklı kalmak üzere, saklananın yalnız kendisine geri verilmesini, başka bir kimseye geri verilmemesini isteme hususunda hak sahibidir. Bu nedenle saklatan, saklanan taşınırın maliki olmadığından bahisle taşınırı iadeyi reddedemeyeceği gibi saklayan da saklatanın, malik olmadığını ileri sürerek taşınırın saklatana iadesinden kaçınamaz (Uygur, Turgut: 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu Şerhi, C. II, Ankara 2012, s. 2535).
19. Bu itibarla saklayan kural olarak sözleşmenin sona ermesi durumunda sakladığı taşınırı malikine değil saklatana geri verme borcu altındadır. Sözleşme yapıldıktan sonra saklatan taşınır üzerindeki ayni veya şahsi hakkını kaybetse dahi taşınır saklatana teslim edilmelidir. Çünkü sözleşme saklatan ile saklayan arasında yapıldığı için ancak ikisi hakkında haklar ve borçlar doğurmaktadır. Bu durum TBK’nın 568. maddesinde de; “Bir üçüncü kişi, saklanan üzerinde ayni hak iddiasında bulunsa bile, saklanan haczedilmedikçe veya saklayana karşı istihkak davası açılmadıkça saklayan, onu saklatana geri vermekle yükümlüdür.
Haciz konulması veya istihkak davası açılması hâlinde saklayan, durumu hemen saklatana bildirmek zorundadır.” şeklinde düzenlenmiş olup anılan madde gereğince bir üçüncü kişinin sözleşme konusu üzerinde aynî hak iddiasında bulunduğu durumlarda bile saklayan geri verme borcunu saklatana karşı yerine getirecektir. Bunun tek istisnası sözleşme konusunun haczedilmesi ya da istihkak davasının açılması olup böyle durumlarda saklayan, geri verme borcunu saklatana karşı yerine getiremeyecektir. Bunun yanında ayrıca belirtilmelidir ki; malik olmayan saklatanın uygun koşullardaki isteği ve talimatı ile taşınırın saklayan tarafından malikine teslimi de mümkündür.
20. Saklama sözleşmesinde saklayanın muhafaza borcu, bu sözleşmenin konusunu ve amacını oluşturmaktadır. Saklayan taşınırı, saklatanın belirlediği yerde ve onun istediği şekilde muhafaza etmekle yükümlüdür. Bu husus sözleşmede açıkça belirtilmemişse, saklayan taşınırı güvenli bir yerde ve değeriyle orantılı bir dikkat ve özenle muhafaza etmek zorundadır. Saklama sözleşmesi kullanma ödüncü, kira, eser, taşıma, satım, rehin sözleşmelerinden yalnız koruma unsurunun tek başına ya da hiç olmazsa en başta gelen sözleşme borcunu oluşturması bakımından ayrılır. Saklama sözleşmesinde borç kaynağı korumayı üzerine almadır. Eğer borç nedeni bu değilse ya da bu unsur tali nitelikte ise, özellikle bir saklama sözleşmesinden söz edilemez (Uygur, s. 2521). Saklama sözleşmesinde muhafaza borcu mutlak nitelikte olup açıkça veya zımnen izin verilmedikçe saklayan, tevdi edilen taşınırı kullanamaz veya üçüncü kişilere kullandıramaz.
21. Saklayan kusursuz olduğunu ispat etmedikçe, taşınırı geri vermemekten veya kötü bir durumda geri vermekten doğan zararı tazmin etmek zorundadır. Zira saklama sözleşmesiyle taraflar arasında bir sözleşme ilişkisi doğacak olup burada TBK’nın 112. maddesinin uygulanacağı kuşkusuzdur. Başka bir deyişle geri verme saklayanın kusuru sonucunda gerçekleşemiyorsa geri verme borcu yerine tazminat borcu geçecektir.
22. Türk Borçlar Kanunu’nun 579/1. maddesi; “Garaj, otopark ve benzeri yerleri işletenler, kendilerine bırakılan veya çalışanlarınca kabul edilen hayvan, at arabası, bunlara ait koşum ve benzeri eşya ile motorlu taşıt ve eklentilerinin yok olmasından, zarara uğramasından veya çalınmasından sorumludurlar. Ancak işletenler, zararın saklatan veya ziyaretçisi ya da beraberinde veya hizmetinde bulunan kimseye yükletilebilecek kusurdan, mücbir sebepten ya da eşyanın niteliğinden doğduğunu ispat etmekle, bu sorumluktan kurtulurlar.” hükmünü içermekte olup bu tür bir sözleşme, kendisine özgü niteliğiyle bünyesinde bir saklama sözleşmesini de barındırmaktadır.
23. Buna göre otopark veya benzeri yeri işletenin muhafazasına bırakılan taşınırın zarara uğraması durumunda talep hakkı, taşınırı TBK’nın 579. maddesi kapsamında muhafaza edilmek üzere işletene bırakan kişiye aittir. Talep hakkının mevcudiyeti, TBK’nın 568. maddesi gereğince mülkiyet şartına bağlı değildir. Başka bir anlatımla otopark işletene aracını bırakan kimse, aracın maliki olmasa dahi hukuka uygun olarak zilyedi olduğu aracın zarara uğraması nedeniyle otopark işletene karşı zararın giderilmesine yönelik talep hakkını haizdir. Bu doğrultuda 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 974 ve 986. maddeleri kapsamında fer’i zilyetler de TBK’nın 579. maddesi çerçevesinde garaj, otopark veya benzeri yerleri işletene teslim etmiş oldukları ve maliki olmadıkları aracın zarara uğraması nedeniyle işletene karşı, sözleşmesel çerçevede talep hakkına sahiptirler. Buradan hareketle TBK’nın 579. maddesi kapsamında kurulan bir sözleşme ilişkisi sonucu bir aracın, bırakıldığı otopark, garaj yahut benzeri yerlerde hasara uğraması nedeniyle ortaya çıkan zarar sonucu ileri sürülen tazminat talepleri, bu tür bir yeri işleten tarafından taşınırın maliki olunmadığından bahisle reddedilemez. Zira sözleşmesel ilişki otopark, garaj yahut benzeri yerleri işleten ile aracı buraya bırakan zilyet arasında kurulmuş olup sözleşme taraflar arasında karşılıklı haklar ve borçlar doğurmaktadır.
24. Türk Borçlar Kanunu’nun 579. maddesinde kusursuz nitelikte bir sözleşmesel sorumluluk hâli düzenlenmiştir. Bu kapsamda sorumluluğun doğabilmesi için bu yerleri işletene sözleşme kapsamında taşınırın/aracın garaj, otopark ve benzeri yerlere bırakılmış olması, bunların veya eklentilerinin kaybedilmesi, zarara uğraması yahut çalınması gerekmekle bu yerleri işletenin veya personelinin kusuru, sorumluluğun mevcudiyeti için aranan bir koşul değildir. Aynı maddenin 3. fıkrası uyarınca da otopark, garaj yahut benzeri yerleri işleten, böyle bir sorumluluk üstlenmediğini veya sorumluluğu bu Kanun’da gösterilmemiş olan bir koşula bağladığını, herhangi bir yolla ilan etse dahi sorumluluktan kurtulamaz. İşletenler, ancak zararın saklatan veya ziyaretçisi ya da beraberinde veya hizmetinde bulunan kimseye yükletilebilecek kusurdan, mücbir sebepten ya da eşyanın niteliğinden doğduğunu ispat etmekle sorumluktan kurtulabilirler. Otopark, garaj yahut benzeri yerleri işletenlerin sorumluluklarının sınırı ve bu sınırın uygulama alanı TBK’nın 579. maddesinin 2. fıkrasında “Ancak, garaj, otopark ve benzeri yerleri işletenlerin sorumluluğu, kendilerine veya çalışanlarına bir kusur yüklenmedikçe, saklananların her biri için alınan günlük saklama ücretinin on katını aşamaz.” şeklinde düzenlenmiştir.
25. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacının fer’î zilyedi olduğu dava konusu araçların davalıya ait tır park sahasında aylık ücret karşılığında muhafaza edilmek üzere davalıya teslim edildiği, araçların davalıya ait park yerinde muhafazası sırasında hasara uğramış oldukları, davacı ile araçların maliki olan şirket arasındaki dava sonrasında araçların davalı tarafından maliki olan şirkete teslim edildiği anlaşılmaktadır.
26. Davacının fer’î zilyedi olduğu dava konusu araçların davalının tır park sahasına ücret karşılığında teslimi sonucu taraflar arasında TBK’nın 579. maddesi kapsamında bir sözleşme kurulmuştur. Bu itibarla davalının davacıya karşı sorumluluğu, TBK’nın 579. maddesi çerçevesinde taraflar arasında kurulan sözleşmesel ilişkiye dayanmaktadır. Bu durumda davalının, kendisine muhafaza için bırakılan dava konusu araçları muhafaza borcunun muhatabı sözleşmenin tarafı olan davacı olduğu gibi davalı, muhafaza borcunun ihlâli durumunda ortaya çıkan zarardan da yine sözleşmenin tarafı olan davacıya karşı sorumludur.
27. Her ne kadar mahkemece, araçlardaki hasar bedelinin malike ödenmesi durumunda davalının borcundan kurtulabileceği belirtilmiş ise de; davalının araçların hasarlanması nedeniyle davacıya karşı ortaya çıkan sorumluluğu kaynağını, malike karşı sorumluluktan farklı olarak taraflar arasında TBK’nın 579. maddesi kapsamında kurulan sözleşmesel ilişkiden almakta olup davacı, aradaki sözleşmesel ilişki çerçevesinde zararın tazminine ilişkin talepte bulunma hakkını haizdir. Bu bağlamda davacının dava konusu hasarlanan araçların mülkiyetine sahip olmaması, TMK 981 vd. maddelerinde düzenlenen zilyetlikten ve sözleşmeden doğan hakları kullanmasına engel teşkil etmez.
28. Bu itibarla dava konusu araçların fer’î zilyedi olan davacının, araçları malikine teslim aldığı şekilde iade ile yükümlü olması da nazara alınarak, davalı ile arasında mevcut TBK’nın 579. maddesi kapsamındaki sözleşmesel ilişki çerçevesinde davalıdan, dava konusu araçlarda meydana gelen zararın tazminini isteyebileceğinden işbu dava, erken açılan bir dava olarak nitelendirilemez.

29. Hâl böyle olunca; mahkemece, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
30. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.

IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Aynı Kanun’un 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 16.11.2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.

.