YARGITAY KARARI
DAİRE : Hukuk Genel Kurulu
ESAS NO : 2018/986
KARAR NO : 2022/118
KARAR TARİHİ : 10.02.2022
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki “iflâsın ertelenmesi” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 7. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen iflâsın ertelenmesi talebinin reddi ile davacıların iflâsına ilişkin karar davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 23. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkili şirketlerin … Şirketler Grubu bünyesinde yer alan grup şirketleri oluşturduğunu, şirketlerin çok fazla kişiye istihdam sağladığını, … Taahhüt ve Sanayi A.Ş.’nin taahhüt ettiği inşaat işlerinin bedelinin 1.224.196.974USD olduğunu, … Eksport İmport A.Ş.’nin … grubu bünyesinde hem grup şirketlerin uluslararası satın alma süreçlerine destek olmak, hem de bağımsız olarak uluslararası tedarik hizmetleri vermek üzere kurulduğunu, çeşitli ülkelere Türk firmalarının ürünlerini sattığını, 2010 yılı cirosunun 1.700.575,14TL, 2011 yılı cirosunun 7.530.980,29TL olduğunu, … Proje ve Mühendislik A.Ş.’nin işverenlere birçok proje tamamladığını, Türkiye haricinde Azerbaycan, Libya, Kenya, Türkmenistan gibi çeşitli ülkelerde devam eden işlerinin bulunduğunu, devam eden otuz iki adet projenin sözleşme tutarının 36.305.500TL, beklenen kâr tutarının 198.784USD olduğunu, 2009 yılı cirosunun 6.522.391,80TL, 2010 yılı cirosunun 11.138.293,06TL, 2011 yılı cirosunun 12.033.978,46TL olduğunu, ….’nin Türkiye’de üç adet hidroelektrik santrali (HES) yatırımını gerçekleştirmekte olduğunu, Sütlüce HES, Ekincik HES ve Ayranlı HES’in lisanslarının EPDK tarafından kırk dokuz yıllığına bu şirkete verildiğini, yatırım maliyetlerinin 85.415.421USD olduğunu, Ayranlı HES’in inşaatının %76, diğer iki santral inşaatının ise %99 oranında tamamlandığını, yatırım maliyetinin 36.057.584USD’sinin …nin öz sermayesinden karşılandığını, …nin Kastamonu Cide’de yer alan Berke HES’in lisansını aldığını, yatırım maliyetinin 21.101.381USD olduğunu, bunun 9.780.823USD’sinin …nin öz sermayesinden karşılandığını, ara bilançolara göre, … Holding A.Ş.’nin %88, … Taahhüt ve Sanayi A.Ş.’nin %85, … Eksport İmport A.Ş.’nin %88, … Proje ve Mühendislik A.Ş.’nin %93, ….’nin %87, … Enerji Üretim A.Ş.’nin %85 borca batık durumda olduklarını, şirketlerin yönetim kurullarının 15.10.2012 tarihinde iflasın ertelenmesine başvurulması kararı aldıklarını, şirketlerin hukukî, ekonomik ve idari bağları nedeniyle tek bir iyileştirme projesi hazırlandığını, son bir yılda yüklendiği uluslararası projelerde ortaya çıkan ve kendi kusurlarından kaynaklanmayan aksaklıkların şu anda bulundukları ekonomik sıkıntının kaynağını oluşturduğunu, tüm şirketlerin ara bilançosuna göre aktif-pasif karşılama oranının %82 olduğunu, sundukları iyileştirme projesine göre şirketlerin borca batıklık durumundan kurtulacağını ileri sürerek aktif ve pasif dengesinin borca batık durumda olduğunun mahkemece belirlenecek bilirkişilerce tespitini, bir yıl süre ile şirketlerin iflâsının ertelenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Müdahiller Cevabı:
5. Bir kısım müdahiller vekilleri beyanlarında, iflâsın ertelenmesi koşulları oluşmadığından talebin reddine karar verilmesini, bir kısım müdahiller vekilleri ise iflâsın ertelenmesi talebinin kabulüne karar verilmesini istemişlerdir.
Mahkemenin Birinci Kararı:
6. Ankara 16. Asliye Ticaret Mahkemesinin 12.03.2013 tarihli ve 2012/273 E., 2013/40 K. sayılı kararı ile; bilirkişi kurulu ve kayyum heyeti raporlarına, borca batık durumda olan davacı şirketlerin iyileştirme projesinin ciddi ve inandırıcı olduğuna ilişkin bilgi ve belgelere göre, davacı şirketlerin iflâsının ertelenmesi hâlinde devam eden işlerini bitirebileceği ve malî durumlarının düzeleceği kanaatine varıldığı gerekçesiyle davanın kabulü ile iflâsın bir yıl süre ile ertelenmesine karar verilmiştir.
Özel Dairenin Birinci Bozma Kararı:
7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde bir kısım müdahiller vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
8. Yargıtay (Kapatılan) 23. Hukuk Dairesinin 21.02.2014 tarihli ve 2013/7061 E., 2014/1234 K. sayılı kararı ile;
“…1- Davacı şirketler birlikte iflasın ertelenmesi talebinde bulunmuşlar, mahkemece birlikte açılan dava ile iflasın ertelenmesine ilişkin talep usule aykırı bulunmayarak birlikte sonuçlandırılmıştır.
Birden fazla kişi tarafından açılan ve birden fazla kişi hakkında açılan davalar benzer olaylara ve hukuki sebeplere dayanması halinde ihtiyari dava arkadaşlığının söz konusu olup olmadığı yönünden açık bir düzenleme bulunmamaktadır. HUMK.nun 45/3.maddesinde davaların biri hakkında verilecek hükmün diğerini etkileyecek nitelikte olması halinde davaların birleştirilebileceği kabul edilmiştir.
İhtiyari dava arkadaşlığı davaların birleştirilmesi yoluyla da mümkün olduğundan (Alangoya Yavuz: Medeni Usul Hakkında Dava Ortaklığı, İstanbul 1965, s.62).birbiri ile ilgisi olan davaların benzer sebep kavramı içerisinde değerlendirilerek bağlantının varlığı kabul edilmeli ve bu davalar birlikte görülebilmelidir. Zira bu durum yargılamayı çabuklaştıracağından, yargılama giderini azaltacağından ve çelişkili kararların önüne geçeceğinden usul ekonomisine de uygun düşmektedir. İflasın ertelenmesi talebinde bulunan birden fazla sermaye şirketinin talebi ayrı ayrı değerlendirileceğinden ve erteleme koşullarının talepte bulunan her şirketin kendi mali yapısı içinde gerçekleşip gerçekleşmediği aranacağından talep HUMK’ nın 43. maddesine uygundur. Bu itibarla müdahiller vekillerinin aksi yöndeki temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2- Diğer temyiz itirazlarına gelince;
İflasın ertelenmesini isteyen kooperatif ve sermaye şirketlerinin borca batık durumda bulunması (bir diğer ifade ile varlıklarının rayiç değerlerinin borçlarını karşılayamaması), fevkalade mühletten yararlanmamış olması ve sunacakları iyileştirme projesi kapsamında mali durumlarının ıslahının imkân dâhilinde görülmesi gerekir (İİK.m.179). Gerek borca batıklığın ve gerek iyileştirme projesinin ciddi ve inandırıcı olup olmadığının tesbiti özel ve teknik bilgiyi gerektirdiğinden bu değerlendirmelerin yapılması için bilirkişi görüşüne başvurulmalıdır (HMK.m.266). Hâkim de bu raporla o konudaki özel ve teknik bilgi ihtiyacını giderebilmeli ve raporun hukuka uygunluğunu denetlemelidir. Projenin ciddi ve inandırıcılığı öncelikle ve özellikle sermaye ve/veya kârlılığın ne şekilde arttırılacağı ve borca batıklıktan kurtulmanın ne şekilde sağlanacağı somut, belgelere dayalı ve gerçekçi bilgi ve öngörülerden yola çıkılarak tesbit edilmeli, diğer proje unsurları için de bilimsel veriler değerlendirilmelidir.
Mahkemece bu gereklilik çerçevesinde bilirkişi raporu alınmış ise de herşeyden önce davacı şirketlerin inşaat taahhüt ve enerji yatırımları yapan grup şirketleri olduğu, sunulan bilançolardan sektör ortalamasının üzerinde iş hacimlerinin bulunduğu anlaşıldığından oluşturulan bilirkişi heyeti nitelik ve nicelik itibariyle gözlemlenen varlıkları ve projeyi değerlendirmek bakımından tatmin edici değildir. Mahkemece özellikle inşaat, enerji ve şirketin varlıklarının ve mali durumunun sağlıklı biçimde değerlendirilmesini teminen gerekirse daha fazla sayıda, konusunda uzman bilirkişiler görevlendirilmeli, dosya kapsamına ve şirketlerin işletmesel büyüklüklerine göre inceleme yapabilmeleri için kendilerine imkan verilmelidir.
Öte yandan alınan bilirkişi raporuna yönelik itirazların giderilmemesi de doğru değildir. Nitekim varlıkların tesbitinin büyük önem taşıdığı bu dava türünde, özellikle bir kısım bilanço kalemleri hakkında tatmin edici açıklama içermeyen dipnotlar hakkındaki itirazların kapsamlı biçimde incelenmesi ve mali anlamda detaylı açıklamaya kavuşturulması gerekirken, bu hususun gözden kaçırılması da doğru olmamıştır.
Varlıkların ve dolayısıyla borca batıklığın tesbiti noktasında özellikle barajların ve yol inşaatlarının halihazır durumu; akabinde de projenin temel unsuru olarak görülen ve bunların işletilmesinden ve/veya satışından elde edilecek gelirlerin netleştirilmesi amacıyla gerektiğinde mahallinde keşif yapılması ve kesin kabul hususundaki gelişmelerin değerlendirilmesi gerekir.
Yine varlıkların tesbiti bakımından finansal kiralama konusu edilen malların saklandığı/kaçırıldığı iddiası üzerinde durulmalı; işlerin bitirilmesi halinde makinelerin kiralanacağı yönündeki proje unsurunun gerçekçi olup olmadığı üzerinde de durulmalıdır.
Bütün bu incelemelerden sonra şirketin borca batık olup olmadığı netleştirilmeli; eğer şirket borca batıksa bu kez iyileştirme projesinin ciddi ve inandırıcı olup olmadığı, somut ve gerçekçi bir temele dayanıp dayanmadığı üzerinde de durulmalıdır.
Nitekim projenin incelenmesinde sermayenin ve/veya üretim, satış ve kârlılığın arttırılması konusunda ciddi sayılabilecek bir girişimin bulunmadığı, daha ziyade mevcut tesislerin işletilmesinden gelecek para ile borçların ödeneceği, bunun da iflas erteleme kurumunun davacılar için sadece bir vade uzatımı amacı güdüp gütmediği değerlendirilmelidir. Aktiflerin satışı suretiyle iflas halinden kurtulmanın, aynı zamanda bir kısım borçları da güvencesiz bırakacağı gerçeği üzerinde durulmalıdır. İflasın ertelenmesi müessesesinin tasfiye amacıyla kullanılamayacağına ilişkin bilimsel ve yargısal görüşler dikkate alındığında, satışların bu sonuca yol açıp açmayacağı da değerlendirilmelidir.
Bu durumda mahkemece davacı şirketin borca batıklık durumunun tereddüde yer bırakmayacak biçimde belirlenmesi ve projenin ciddi ve inandırıcı olup olmadığı ve süreç içindeki uygulamaların projede gösterilen iyileştirme unsurlarına uygun bulunup bulunmadığı hususunda somut verilere dayalı, teknik, denetime elverişli ve detaylı bir inceleme için, dosyanın oluşturulacak uzman bir heyete tevdii ile dosya üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılması; özellikle ilk rapora yönelik itirazların giderilmesi ve varılacak uygun sonuca göre bir karar verilmek gerekirken, eksik inceleme ve hatalı değerlendirmelerle yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir,…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Mahkemenin İkinci Kararı:
9. Ankara 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 23.12.2015 tarihli ve 2015/167 E., 2015/715 K. sayılı kararı ile, bozma kararına uyulduktan sonra, davanın 05.11.2012 tarihinde açıldığı, üç yılı aşan süre içerisinde şirketlerin mali yapısında kalıcı ve belirgin bir iyileşmenin gerçekleşmediği, bozma kararından sonra yapılan bilirkişi heyeti incelemesi ile alınan asıl ve ek raporuna göre iflâs erteleme talep eden ve grup şirketlerde hâkim şirket konumunda olan … Holding A.Ş.’nin ödenmiş sermayesinin 70.000.000TL olarak gösterildiği, hâkim ortak …’nun gerçekte ödemesi gereken 31.300.000TL’lik sermaye kısmını ödemediği hâlde ödenmiş gibi bir izlenim oluşturulduğu, şirketlerin konsolide olarak %59,67 oranında borca batık durumda olduklarının anlaşıldığı gerekçesiyle davacı şirketlerin iflâs erteleme taleplerinin ayrı ayrı reddine ve iflâslarına karar verilmiştir.
Özel Dairenin İkinci Bozma Kararı:
10. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili ve bir kısım müdahiller vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
11. Yargıtay (Kapatılan) 23. Hukuk Dairesinin 07.12.2016 tarihli ve 2016/2642 E., 2016/5307 K. sayılı kararı ile;
“…1-) Dava, İİK’nın 179 ve devamı maddeleri uyarınca davacı şirketlerin iflasının ertelenmesi istemine ilişkindir.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucu, davacı şirketlerin ayrı ayrı iflaslarına karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye elverişli değildir. Öncelikle birden fazla şirketi ilgilendiren bu tür davalar, yargılamayı çabuklaştıracağından, yargılama giderini azaltacağından ve çelişkili kararların önüne geçeceğinden usul ekonomisine de uygun düşmesi açısından birlikte açılıp, neticelendirilebilir ise de, iflasın ve müessese olarak iflas ertelemenin amacına uygun olarak her şirketin sermaye miktarı, iştigal alanı, borca batıklık miktarı ve sunulan iyileştirme projesine göre iflas hâlinden kurtulma ümidinin bulunup bulunmadığının ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekmektedir. Borca batıklığın ve iyileştirme projesinin ciddi ve inandırıcı olup olmadığının tespiti özel ve teknik bilgiyi gerektirdiğinden bu değerlendirmelerin mahkemece yapılması için bilirkişi görüşüne başvurulması gereklidir (HMK.m.266). Mahkeme, de bu raporla o konudaki özel ve teknik bilgi ihtiyacını giderebilmeli ve raporun hukuka uygunluğunu denetlemelidir. Projenin ciddi ve inandırıcılığı öncelikle ve özellikle sermaye ve/veya kârlılığın ne şekilde arttırılacağı ve borca batıklıktan kurtulmanın ne şekilde sağlanacağı somut, belgelere dayalı ve gerçekçi bilgi ve öngörülerden yola çıkılarak tespit edilmeli, diğer proje unsurları için de bilimsel veriler ışığında değerlendirilmelidir.
Yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda, mahkemece bozma ilamına uyularak bilirkişi heyetinden asıl ve ek raporlar alınmış ise de, bilirkişi raporlarında tüm şirketler açısından sonuç olarak kümülatif borca batıklık hesabı yapılması ve her bir şirket ile ilgili ayrı ayrı borca batıklık tespiti yapılmasının ihmal edilmesi doğru olmamıştır. Diğer yandan, grup şirketler açısından kefalet ilişkisi borca batıklığın tespiti açısından kötüye kullanılabilmekte olup, bir borca ilişkin kefaletin birden fazla şirketin pasif hesabında gösterilmesi hâlinde şirketler o miktar borca batık olmasa da şeklen borca batık hale gelebilmektedir. Bu durumda, grup şirketlerde borcun asıl borçlu şirket üzerinde gösterilmesi ve kefalet veren şirketin pasifinde ayrıca yer verilmemesi ilkesine uygun belirleme yapılması gereklidir. Bunun yanında, bilirkişi raporlarında, varlıkların güncel piyasa rayiç değerlerinin (barajların ve yol inşaatlarının mevcut durumu ve projenin temel unsuru olarak gösterilen ve bunların işletilmesinden ve/veya satışından elde edilecek gelirlerin netleştirilmesi) tam olarak tespit edilmediği anlaşılmaktadır.
Mahkemece, yargılama aşamasında şirketlere tayin edilen kayyım heyetinin verdiği raporlar ile bilirkişi asıl ve ek raporları arasında da ciddi çelişki olduğu görülmektedir. Bunun yanında, bilirkişi heyetinin verdiği 12.11.2015 yazı işleri müdürü havaleli ek raporda, bilirkişilerin kendi aralarında çelişkiye düşmeleri sonucu bilirkişilerden Mali Müşavir H. A.’nın muhalif görüşünü ayrı bir rapor ile mahkemeye sunduğu, raporunda grup şirketler arasında hâkim konumda olan davacı … Holdin A.Ş.’ye ilişkin ödenmemiş sermaye borcu ile ilgili bilirkişi raporunun tam aksine değerlendirme yaptığı görülmektedir. Belirtilen duruma rağmen mahkemece detaylı araştırma yapılma yoluna gidilmeyerek ve bilirkişi raporu dayanak yapılarak iflas kararı verilmesi hatalı olmuştur.
Bu durumda, mahkemece yukarıda belirtilen ilkeler doğrultusunda şirketlerin hacimleri gözetilerek ve şirketlerin iştigal konularında uzman yeni bir bilirkişi heyetinden rapor alınarak zikredilen eksikliklerin giderilmesi ve tereddüte mahal bırakmayacak şekilde her bir şirket ile ilgili ayrı ayrı borca batıklık tespiti ile iyileştirme projesinin ciddi ve inandırıcılığı hususunu tespit eden rapor alınarak oluşacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gereklidir. Mahkemece bozma ilamına uyulmasına rağmen bozma ilamında belirtilen eksiklikler tam olarak giderilmeden çelişkili bilirkişi raporu dayanak yapılarak davacı şirketlerin ayrı ayrı iflaslarına karar verilmesi doğru olmamış hükmün bozulması gerekmiştir.
2-) Müdahil SGK vekilinin vekalet ücretine ilişkin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir,…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Direnme Kararı:
12. Ankara 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 22.11.2017 tarihli ve 2017/496 E., 2017/825 K. sayılı kararı ile; önceki karar gerekçesi yanında, yargılama aşamasında, iflâs ve iflâs erteleme konusunda önemli değişiklikler yapıldığı, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 179/b-4. fıkrasında yapılan düzenleme uyarınca, erteleme süresinin azami bir yıl olduğu, bu sürenin mahkemece uygun görülmesi hâlinde bir yıl daha uzatılabileceği, ülke genelinde ilan edilen OHAL kararı ve bu kapsamda çıkarılan KHK’larda iflâs erteleme konusunda önemli düzenlemeler yapıldığı, 673 sayılı KHK’nın 10/2. maddesinin olağanüstü hâlin ilanından sonra açılan davalarla ilgili olup maddenin (c) fıkrasında, iflâs erteleme talebi 20.07.2016 tarihinden sonra ise borca batıklıkla ilgili herhangi bir araştırma yapılmaksızın talebin mahkemelerce reddedileceği, iflâs erteleme talebinin 20.07.2016 tarihinden önce yapılmış olması hâlinde; talepte bulunan şirketin veya kooperatifin borca batık olması ve iyileştirme projesinin ciddi ve inandırıcı görülmesi, kayyum tarafından üç aylık dönemlerde ibraz edilen raporlara göre şirketin durumunun iyiye giderek iflâs hâlinden kurtulmasının mümkün olması hâlinde iflâs erteleme kararı verilemeyeceği için dosyanın OHAL süresi boyunca elde bekletilmesi gerektiği, ancak iyileştirme projesinin ciddi ve inandırıcı görülmemesi, bekleme süresinde alınan kayyum raporları veya bilirkişi raporlarına göre şirketin iflâs hâlinden kurtulmasının mümkün bulunmaması ve nihayet İİK’nın 179/b-4. maddesinde belirlenen sürenin de dolması hâlinde ise şirketin veya kooperatifin İİK’nın 179/b-5 maddesi uyarınca iflâsına karar verilmesi gerektiği, davacıların 05.11.2012 tarihinde iflâs erteleme talepli dava açtıkları, karar tarihi itibariyle beş yılı aşan bir süre ile şirketlerin iflâs erteleme davasındaki ihtiyati tedbirlerin koruma şemsiyesinden yararlandıkları, Kanun’da en son yapılan değişiklik ile bu süre azami bir+bir yıl olarak tespit edildiği, Kanun koyucunun iflâs erteleme süresinin gereğinden fazla uzun tutulması ve özellikle mahkeme ve Yargıtay uygulamalarındaki farklılık ve gereksiz süre uzamasının oluşturduğu olumsuz sonuçları ortadan kaldırmak için bu şekilde düzenleme yaptığı, mahkeme kararında ve yargılama sırasında alınan asıl ve ek bilirkişi raporunda ifade edildiği üzere, şirket ortağı ve pay sahibi …’nun … Holding A.Ş.’ye olan sermaye taahhüdü yerine getirilmediği hâlde getirilmiş gibi bir izlenim oluşturulduğu, … Proje ve Mühendislik A.Ş.’nin, Haziran 2012 tarihi itibariyle sermayesinin 10.000.000TL olduğu ve bunun 920.000TL’sinin henüz ödenmediği, sermayenin 8.927.000TL’lik kısmının (% 89,27) …’na ait olup, yine o tarihte şirketin bilançosunda kayıtlı değeri 7.547.376,90TL olan Ankara ili Etimesgut ilçesinde 17.930 m2 büyüklüğünde arazileri bulunduğu, yeminli mali müşavir tarafından düzenlenen 14.08.2012 tarihli değerleme raporunda; şirketin sahip olduğu 17.930 m2 arazinin rayiç değerinin 19.723.000TL olduğu, mali müşavir tarafından tespit edilen diğer rakamsal değerlerin doğru olduğu kabul edilse dahi, araziler hâlihazırda 7.547.376,90TL’lik kayıtlı değer üzerinden aktif kalemler üzerinde yer aldığından arazilerin değerleme tablosunda gösterilmesi gereken değerinin 12.175.623,10TL olması gerektiği, aynı gerçekten hareketle demirbaşların kayıtlı değerlerine de değerleme tablosunda yer verilmemesinin ve şirket değerine ilâve edilmemesinin gerektiği, diğer yandan, kayıtlı değeri 7.547.376,90TL olan fakat 14.08.2012 tarihli değerleme raporunda 19.723.000TL değerinde olduğu belirtilen arazilerden, kayıtlı değeri 6.380.001,90TL olan kısmının, 21.09.2012 tarihinde bazı şahıslara toplam 1.969.575TL’ye satıldığı, sırf bu satışlar nedeniyle 4.410.426,90TL sabit kıymet satış zararı gerçekleştiği, 14.08.2012 tarihinde toplam değeri 19.723.000TL olarak belirlenen, arazilerin neredeyse %85’lik kısmının aradan otuz sekiz gün geçtikten sonra ancak 1.969.575TL’ye satılabildiği, bu durumun, değerleme raporunda arazi değeri olarak gösterilen ve dolayısıyla şirket değerinin oldukça yüksek çıkmasını sağlayan 19.723.000TL’nin gerçekçi olmadığını gösterdiği, gerçekleşen satış fiyatıyla kıyaslandığında, şirketin sahip olduğu arazilerin tamamının o dönem itibariyle değerinin sadece 2.329.956,18TL olduğu, bunun bir kısmının yukarıda yer verildiği üzere 1.969.575TL’ye satıldığı, şirketin kalan arsa ve arazilerinin değerinin sadece 360.381,18TL olduğu, bozma kararında bilirkişi heyeti tarafından şirketlerin her birinin malî durumlarının ayrı ayrı değerlendirilmediği hususuna yer verilmiş ise de; bilirkişi kurulu tarafından düzenlenen 28.09.2015 tarihli raporda, davacı şirketlerin malî durumlarının 31.03.2015 tarihli bilanço verilerine göre ayrı ayrı değerlendirildiği ve bütün davacı şirketlerin borca batıklık durumlarının ayrı ayrı hesaplandığı, 30.09.2012 tarihinden 31.03.2015 tarihine kadar olan dönemde sadece … Taahhüt ve Sanayi A.Ş.’nin durumunda iyileşme meydana geldiği, diğer beş şirketin borca batıklık durumunda iyileşme olmadığı gibi, aksine bu şirketlerin durumlarında gerileme meydana geldiğinin anlaşıldığı, bilirkişi kurulu raporlarında, borca batıklık oranının Yargıtayın yerleşik uygulamasına uygun olacak şekilde hesaplandığı, ayrıca kefaletlerden kaynaklanan yükümlülüklerin, sadece asıl borçlu şirket malî tablolarında değerlendirildiği, davacı … şirketlerinin iyileştirme projesi çerçevesinde barajlarda üretilecek enerjinin satışından ve yurt dışı müteahhitlik hizmetlerinden elde edilecek gelirlerle borca batıklıktan kurtulacağı esasına dayandıkları, alınan raporlarda, davacı şirketlerin sahip olduğu HES’lerden elde ettiği ve edebileceği gelirlerin değerlendirmesinin yapıldığı, HES gelirleriyle … Enerji Üretim A.Ş.’nin ve ….’nin borca batıklıktan kurtulmalarının mümkün olmadığının teknik verilere uygun olacak şekilde açıkça ortaya konulduğu, bozma kararında belirtilen yol inşaatlarının ise Suudi Arabistan, Nijerya, Kamerun, Azerbaycan ve Türkmenistan’da yürütülen inşaat işleri olduğu, bu işlerin önemli bir kısmının ise Türkmenistan’da bulunan inşaat işleri olduğu, yurt dışındaki yol inşaatlarının mevcut durumlarının bilirkişilerce tespiti mümkün olmadığından yurt dışı inşaat işleriyle ilgili olarak davacı şirketlerin sunduğu verilere itibar edilmesinin zorunlu olduğu, dava dilekçesinde sadece Türkmenistan’daki işlerin parasal değerinin 560.000.000USD olduğu belirtilmesine karşın, bilirkişi asıl raporunda belirtildiği üzere 05.11.2012-30.06.2015 tarihleri arasında yurtdışında gerçekleştirilen işlerden dolayı kayyum hesaplarına gelen hakediş tutarlarının toplamının dört yıllık süreçte 40.252.872,40USD ve 2.229.489,09EURO olup, bu tutarın Türkmenistan’daki işlerin parasal değerinin %10’undan daha az olduğu, davacı şirketler hakkında iflâs erteleme kararı verilmesinin üzerinden yaklaşık beş yıl geçmiş olmasına rağmen, genel olarak dava konusu şirketlerin malî durumlarında olumlu bir gelişme gözlenmediği, bu durumda, en azından iyileştirme projesinin bu güne kadar başarılı olamadığı sonucunun ortaya çıktığı, bilirkişi kurulu üyesi mali müşavirin somut veriye dayanmayan muhalefet şerhine itibar edilmediği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
13. Direnme kararı süresi içinde davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
14. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık, iflâsın ertelenmesi talebine ilişkin eldeki davada, Özel Dairece verilen birinci bozma kararı sonrası alınan asıl ve ek bilirkişi raporlarının hükme esas alınıp alınamayacağı, buradan varılacak sonuca göre mahkemece verilen kararın yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
III. ÖN SORUN
15. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, işin esasının incelenmesine geçilmeden önce iki husus ön sorun olarak tartışılıp değerlendirilmiştir. Bunlar;
(1)- Mahkemece verilen 23.12.2015 tarihli ikinci kararda yer almamasına rağmen direnme kararının gerekçesinde 24, 25, 26, 27 ve 28. bentlerde İİK’nın 179/b-4. fıkrasında 6728 sayılı Kanun’un 3. maddesiyle yapılan değişiklik ile 673 sayılı ve 669 sayılı KHK uyarınca iflâsın ertelenmesi davalarına ilişkin yapılan düzenlemelere göre değerlendirmelerde bulunulması karşısında, mahkemece verilen direnme kararının yeni gerekçeye dayalı yeni hüküm niteliğinde olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre temyiz incelemesinin Hukuk Genel Kurulunca mı, yoksa Özel Dairece mi yapılması gerektiği hususu birinci ön sorun olarak tartışılmış, yapılan görüşmelerde yeni hüküm bulunmadığına ve temyiz inceleme görevinin Hukuk Genel Kuruluna ait olduğuna oy birliğiyle karar verilerek birinci ön sorun aşılmıştır.
(2)- Mahkemece, davacı şirketlerin iflâsına dair verilen 23.12.2015 tarihli kararda, yargılama aşamasında verilen tedbir kararlarının kaldırılmasına ve kayyum heyetinin görevine son verilmesine dair bir karar verilmediği hâlde, Özel Dairenin 07.12.2016 tarihli ikinci bozma kararından sonra verilen direnme kararında, mahkemece verilen her türlü tedbir kararlarının kaldırılmasına ve kayyum heyetinin görevine son verilmesine karar verilmesi, mahkemece davacı şirketlerin iflâsına dair verilen 23.12.2015 tarihli kararda iflâsın açılma tarihi “23.12.2015 günü saat 11.11.” olarak belirtilmesine rağmen, direnme kararında iflâsın açılma tarihinin “22.11.2017 saat 12.32” olarak gösterilmesi karşısında, mahkemece verilen ikinci karar ile direnme kararı arasında çelişki bulunup bulunmadığı, direnme kararının usul yönünden bozulmasının gerekip gerekmediği hususu ikinci ön sorun olarak tartışılmış, yapılan görüşmelerde çelişki bulunmadığına oy birliğiyle karar verilerek ikinci ön sorun da aşılmak suretiyle işin esasının incelenmesine geçilmiştir.
IV. GEREKÇE
16. Uyuşmazlık konusu itibari ile öncelikle iflâsın ertelenmesi ile ilgili olarak açıklama yapılmasında ve uygulanması gereken yasal düzenlemelerin incelenmesinde fayda bulunmaktadır.
17. Sermaye ortaklıkları ile kooperatiflerin borçlarının artı varlığından fazla olması hâlinde istem üzerine iflasına karar verilir. Ancak yönetim ve temsille görevli kimseler ya da alacaklılardan biri, ortaklık ya da kooperatifin malî durumunun iyileştirilmesi olanağı bulunduğuna ilişkin bir iyileştirme projesi göstererek iflâsın ertelenmesini isteyebilir. Mahkeme projeyi inandırıcı bulursa iflâsın ertelenmesine karar verir (Türk Hukuk Lûgatı, Ankara 2021, s. 545).
18. İcra ve İflas Kanunu’nun 179. maddesi, 7101 sayılı İcra ve İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un (7101 sayılı Kanun) 3. maddesi ile değiştirilmiş, aynı Kanun’un 179/a ve 179/b maddeleri ise yürürlükten kaldırılmıştır. Ancak İİK’nın Geçici 14. maddesi uyarınca, 7101 sayılı Kanun ile yapılan değişikliklerin yürürlüğe girdiği tarihte görülmekte olan iflâsın ertelenmesi ve konkordato talepleri hakkında talep tarihinde yürürlükte bulunan hükümlerin uygulanmasına devam edileceği belirtilmiş olup, somut uyuşmazlıkta İİK’nın 179. maddesi ile 179/a ve 179/b maddelerinin 7101 sayılı Kanun ile değiştirilmeden ve yürürlükten kaldırılmadan önceki hükümlerinin dikkate alınması gerekmektedir.
19. İcra ve İflas Kanunu’nun 7101 sayılı Kanun’un 3. maddesi ile değiştirilmeden önceki 179. maddesi; “Sermaye şirketleri ile kooperatiflerin borçlarının aktifinden fazla olduğu idare ve temsil ile vazifelendirilmiş kimseler veya şirket ya da kooperatif tasfiye halinde ise tasfiye memurları veya bir alacaklı tarafından beyan ve mahkemece tespit edilirse, önceden takibe hacet kalmaksızın bunların iflâsına karar verilir. Şu kadar ki, idare ve temsil ile vazifelendirilmiş kimseler ya da alacaklılardan biri, şirket veya kooperatifin malî durumunun iyileştirilmesinin mümkün olduğuna dair bir iyileştirme projesini mahkemeye sunarak iflâsın ertelenmesini isteyebilir. Mahkeme projeyi ciddî ve inandırıcı bulursa, iflâsın ertelenmesine karar verir. İyileştirme projesinin ciddî ve inandırıcı olduğunu gösteren bilgi ve belgelerin de mahkemeye sunulması zorunludur.
Mahkeme, gerekli görürse idare ve temsille vazifelendirilmiş kimseleri ve alacaklıları dinleyebilir. İflâsın ertelenmesi talepleri öncelikle ve ivedilikle sonuçlandırılır.” düzenlemesini içermektedir.
Aynı Kanun’un mülga 179/a maddesi;
“ Mahkeme, iflâsın ertelenmesi isteminde bulunulması üzerine, envanter düzenlenmesi ve yönetim kurulunun yerine geçmesi ya da yönetim kurulu kararlarını onaylanması için derhal bir kayyım atar; ayrıca şirketin ve kooperatifin malvarlığının korunması için gerekli diğer önlemleri alır.
Kayyımın atanmasına ilişkin karar, kayyımın mahkemece belirlenmiş görevleri ve temsil yetkisi ile bunların sınırları ve iflâsın ertelenmesine ilişkin talep 166 ncı maddenin ikinci fıkrasındaki usul ile mahkeme tarafından ilân ve ticaret siciline tescil ettirilir. Mahkeme bu arada erteleme talebini karara bağlar.
İflâs ertelenmişse kayyım her üç ayda bir şirketin projeye uygun olarak iyileştirme gösterip göstermediğini mahkemeye rapor eder, mahkeme bu rapor üzerine veya gerek gördüğünde alacağı bilirkişi raporuna göre, erteleme istemini değerlendirir ve iyileştirmenin mümkün olamayacağı kanaatine varırsa erteleme kararını kaldırır.’’
Mülga 179/b maddesi;
“Erteleme kararı üzerine borçlu aleyhine 6183 sayılı Kanuna göre yapılan takipler de dahil olmak üzere hiçbir takip yapılamaz ve evvelce başlamış takipler durur; bir takip muamelesi ile kesilebilen zamanaşımı ve hak düşüren müddetler işlemez.
Erteleme sırasında taşınır, taşınmaz veya ticarî işletme rehniyle temin edilmiş alacaklar nedeniyle rehnin paraya çevrilmesi yoluyla takip başlatılabilir veya başlamış olan takiplere devam edilebilir; ancak bu takip nedeniyle muhafaza tedbirleri alınamaz ve rehinli malın satışı gerçekleştirilemez. Bu durumda erteleme süresince işleyecek olup mevcut rehinle karşılanamayacak faizler teminatlandırılmak zorundadır.
206 ncı maddenin birinci sırasında yazılı alacaklar için haciz yoluyla takip yapılabilir.
Erteleme süresi azami bir yıldır. Bu süre kayyımın verdiği raporlar dikkate alınarak mahkemece uygun görülecek süreler ile uzatılabilir; ancak uzatma süreleri toplamı dört yılı geçemez. Kayyım, mahkemenin belirleyeceği sürelerde iflâsı ertelenenin faaliyetleri ve işletmenin durumu konusunda düzenli olarak mahkemeye rapor verir.
İflâsın ertelenmesi talebinin reddi ya da erteleme süresi sonunda iyileşmenin mümkün olmadığının tespiti üzerine mahkeme, şirketin veya kooperatifin iflâsına karar verir. Erteleme süresi dolmamakla birlikte, mahkeme kayyımın verdiği raporlardan şirketin veya kooperatifin malî durumunun iyileştirilmesinin mümkün olmadığı kanaatine varırsa, erteleme kararını kaldırarak şirketin veya kooperatifin iflâsına karar verebilir.” şeklinde düzenlenmiştir.
20. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) “Sermayenin kaybı, borca batık olma durumu” başlıklı 376. maddesi;
“(1) Son yıllık bilançodan, sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının yarısının zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı anlaşılırsa, yönetim kurulu, genel kurulu hemen toplantıya çağırır ve bu genel kurula uygun gördüğü iyileştirici önlemleri sunar.
(2) Son yıllık bilançoya göre, sermaye ile kanuni yedek akçeler toplamının üçte ikisinin zarar sebebiyle karşılıksız kaldığı anlaşıldığı takdirde, derhâl toplantıya çağrılan genel kurul, sermayenin üçte biri ile yetinme veya sermayenin tamamlanmasına karar vermediği takdirde şirket kendiliğinden sona erer.
(3) Şirketin borca batık durumda bulunduğu şüphesini uyandıran işaretler varsa, yönetim kurulu, aktiflerin hem işletmenin devamlılığı esasına göre hem de muhtemel satış fiyatları üzerinden bir ara bilanço çıkartır. Bu bilançodan aktiflerin, şirket alacaklılarının alacaklarını karşılamaya yetmediğinin anlaşılması hâlinde, yönetim kurulu, bu durumu şirket merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesine bildirir ve şirketin iflasını ister. Meğerki, iflas kararının verilmesinden önce, şirketin açığını karşılayacak ve borca batık durumunu ortadan kaldıracak tutardaki şirket borçlarının alacaklıları, alacaklarının sırasının diğer tüm alacaklıların sırasından sonraki sıraya konulmasını yazılı olarak kabul etmiş ve bu beyanın veya sözleşmenin yerindeliği, gerçekliği ve geçerliliği, yönetim kurulu tarafından iflas isteminin bildirileceği mahkemece atanan bilirkişilerce doğrulanmış olsun. Aksi hâlde mahkemeye bilirkişi incelemesi için yapılmış başvuru, iflas bildirimi olarak kabul olunur.” hükmünü haizdir.
21. Türk Ticaret Kanunu’nun “Konkordato” başlıklı 377. maddesinde ise; yönetim kurulunun veya herhangi bir alacaklının, TTK’nın 376. maddesinin 3. fıkrası uyarınca yapacağı iflâs talebiyle birlikte veya bu kapsamda yapılan iflâs yargılaması sırasında İİK’nın 285 ve devamı maddeleri uyarınca konkordato da talep edebileceği düzenlenmiştir.
22. İcra ve İflas Kanunu’nun 179. maddesi uyarınca borca batık hâle gelen şirketin iflâsının ertelenmesi, borca batık durumda bulunan şirket tarafından sunulan, somut öngörüler içeren, ciddi ve inandırıcı bir iyileştirme projesi çerçevesinde bu durumdan kurtulması kuvvetle muhtemel bulunan kooperatiflerle sermaye şirketleri için öngörülmüş bir hukukî korunma yoludur.
23. İflâsın ertelenebilmesi için şirketin borca batık durumda olması, sunulacak ciddi ve inandırıcı iyileştirme projesi kapsamında şirketin malî durumunu düzeltebileceğine dair somut veriler ileri sürmesi ve fevkalade mühletten yararlanmamış olması gerekir.
24. Şirketin, iflâsın ertelenmesi talebi ile birlikte mahkemeye sunduğu yeni nakit sermaye konulması dâhil nesnel ve gerçek kaynakları ve önlemleri gösteren iyileştirme projesi ile, iyileştirme projesinin ciddi ve inandırıcı olduğunu gösteren bilgi ve belgeleri de mahkemeye sunması zorunludur (Kuru, Baki: İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, İstanbul 2013, s. 1169).
25. Bir sermaye şirketinin borca batıklık bildiriminde bulunarak iflâsın ertelenmesini istemesi hâlinde, bu durumun mahkemece re’sen tespiti gerekir. Bu tespitin yapılmasında, davacının sunduğu delillere ek olarak, mahkemece gerekli görülen diğer delillerin toplanması, bu kapsamda ilgisi görülen kamu kurumlarından alınacak bilgiler, yapılacak keşif ve mahkemece atanacak bilirkişilerce düzenlenecek raporlar da değerlendirilmelidir. Mahkemece alınacak bilirkişi raporunda projenin ciddi ve inandırıcılığı olup olmadığı, sermayenin, kârlılığın ne şekilde arttırılacağı ve borca batıklıktan kurtulmanın ne şekilde sağlanacağı somut ve belgelere dayalı olarak tespit edilmelidir. İflâsın ertelenmesine karar verilebilmesi için, borca batıklık olgusunun öncelikle gerçekleşmiş olması gerekmektedir.
26. İflâsın ertelenmesi davalarında mahkemece, erteleme isteyen davacı şirketin malî durumunun yargılama sonuna kadar incelenmesi ve iyileştirme projesinin uygulanabilir olup olmadığının denetlenmesi gerekir. Bununla birlikte mahkemece atanan kayyumun görevlerinden biri ise, erteleme sürecinde şirketin malî durumundaki değişiklikler ve şirket yetkililerinin iyileştirme projesine riayeti konusunda mahkemeye bilgi vermektir.
27. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı şirketler vekilince, TTK’nın 376. ve 377. maddeleri uyarınca şirketlerin yetkili organlarının aldığı karar ile, İİK’nın 179/a maddesi kapsamında borca batıklığı gösteren şirket bilançoları ve iyileştirme projesi sunularak iflâsın ertelenmesi talebinde bulunulmuş, ilk derece mahkemesince verilen 23.12.2015 tarihli ikinci karar ile, yargılama sırasında alınan bilirkişi raporları, kayyum raporları değerlendirilerek davacı şirketlerin iyileştirme projesi inandırıcı bulunmayarak iflâs erteleme taleplerinin reddi ile iflâslarına karar verilmiştir.
28. Özel Dairenin 21.02.2014 tarihli ve 2013/7061 E., 2014/1234 K. sayılı birinci bozma kararından sonra ilk derece mahkemesince bilirkişi kurulundan alınan 28.09.2015 tarihli asıl rapor ve 06.11.2015 tarihli ek raporunun incelenmesinde, davacı şirketlerin tümü açısından kümülatif borca batıklık hesabı yapılarak her bir şirket hakkında ayrı ayrı borca batıklık tespitinin yapılmaması yerinde olmadığı gibi mahkemece hükme esas alınan bilirkişi heyeti raporunda, grup şirketler açısından kefalet ilişkisi yönünden değerlendirme yapılırken borcun, asıl borçlu şirket üzerinde gösterilmesi ve kefalet veren şirketin pasifinde ayrıca yer verilmemesi ilkesine uygun belirleme yapılması gerekirken, bir borca ilişkin kefaletin birden fazla şirketin pasif hesabında gösterilmesi de doğru olmamıştır.
29. Davacı … şirketler, inşaat ve HES alanında da faaliyet göstermekte olup, grup şirketler tarafından yapımına devam edilen yol inşaatlarının güncel durumu ile bir kısmının tamamlandığı, bir kısmının ise bitme aşamasına geldiği ileri sürülen HES projelerinin güncel piyasa rayiç değerlerinin tam olarak tespit edilmediği, bilirkişilerce bu hususta denetime elverişli yeterli araştırma ve inceleme yapılmadığı anlaşılmaktadır.
30. Dosyaya sunulan 06.11.2015 tarihli ek raporda, bilirkişilerin farklı görüşleri nedeniyle mali müşavir bilirkişilerden birinin muhalif görüşünü 10.11.2015 tarihli ayrı bir rapor ile mahkemeye sunduğu, raporunda grup şirketler arasında hâkim konumda olan davacı … Holding A.Ş.’ye ilişkin ödenmemiş sermaye borcu ile ilgili farklı değerlendirme yapıldığı anlaşılmakla, mahkemece bu hususta yeterli araştırma ve inceleme yapılmadan bilirkişi kurulu raporuna dayanılarak iflâs kararı verilmesi hatalı olmuştur.
31. Mahkemece, yapılan yargılama aşamasında grup şirketlere tayin edilen kayyum heyetinin verdiği raporlar ile bilirkişi kurulunun asıl ve ek raporları arasında da çelişki olduğu anlaşılmaktadır. İflâsın ertelenmesi davasında, davacı şirketlerin borca batıklık durumunun tespitinde sadece davanın açılması sırasındaki mevcut durumun tespiti ile yetinilmemesi, yargılamanın devamı sırasında da iflâsın ertelenmesini isteyen şirketlerdeki gelişmelerin mahkemece dikkâte alınması gerekmektedir. Görevine devam eden kayyum heyeti tarafından dosyaya sunulan 30.09.2017 tarihli raporda, yatırımı devam eden dört HES’ten üç tanesinin eksikliklerinin tamamlandığı, Berke HES, Ekincik HES ve Sütlüce HES’in işletmeye açıldığı, Ayranlı HES’in ise inşaat seviyesinin %73 oranında olduğu, kamu borçlarının şirketler tarafından yapılandırıldığı, ödemelere devam edildiği, şirketlerin faaliyetlerini sürdürdüğü, faaliyet kapsamında olan borçların ödendiği, iflâs kararının sonuçlarına rağmen şirketlerin borca batıklık durumlarını azalttığı yönünde tespitlerde bulunulmuş olup, mahkemece direnme kararı verilmeden önce dosyaya sunulan 30.09.2017 tarihli kayyum heyeti raporunun değerlendirilmemesi yerinde değildir.
32. Öte yandan, mahkemece verilen ikinci kararda iflâsın açılma tarihi “23.12.2015 günü saat 11.11.” olarak belirtilmiş, direnme kararında ise “22.11.2017 saat 12.32” tarihi itibariyle iflâsın açılmasına karar verilmiştir. İflâsa tâbi bir borçlu hakkında Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde iflâs kararı verilmesiyle iflâs açılmış olur. İflâsın kaldırılması veya kapatılmasına karar verilmedikçe aynı borçlu hakkında ikinci bir iflâs kararı verilemez buna iflâsın tekliği adı verilir (Muşul, T.: İcra ve İflas Hukuk Esasları, 2005, s. 642). İflâsın tekliği ilkesi gereğince de farklı iflâs tarihlerinin belirlenmesi doğru olmamıştır.
33. Bu durumda mahkemece, şirketlerin faaliyetleri konusunda uzman yeni bir bilirkişi heyetinden rapor alınarak eksikliklerin giderilmesi, yargılama süresince görev yapan kayyum heyetince düzenlenen raporların bilirkişilerce değerlendirilmesi, her bir şirket ile ilgili ayrı ayrı borca batıklık tespiti ile iyileştirme projesinin ciddi ve inandırıcılığı hususunu tespit eden rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekmektedir.
34. Hâl böyle olunca; tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere göre, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
35. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.
V. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatıranlara geri verilmesine,
Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 10.02.2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.