YARGITAY KARARI
DAİRE : Hukuk Genel Kurulu
ESAS NO : 2019/227
KARAR NO : 2022/628
KARAR TARİHİ : 28.04.2022
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi
1. Taraflar arasındaki “İşçilik alacağı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Erzurum İş Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin Erzurum İl Özel İdaresinde işçi olarak çalıştığını, sendika üyesi olduğunu, işçi ücretlerinin kıdeme göre belirlendiği toplu iş sözleşmesindeki derece ve kademelerin müvekkiline uygulanmadığını, 01.03.2013 tarihinden itibaren geçerli Toplu İş Sözleşmesinin geçici 2. maddesinde Şanlıurfa İş Mahkemesi kararına atıf yapılarak derece ve kademe intibaklarının yapılacağının belirtildiğini, müvekkilinin intibakının yapıldığını fakat geriye dönük alacaklarının ödenmediğini ileri sürerek, eksik ödenen ücret, kanuni ve akdi ikramiye ile yıpranma primi alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; alacakların zamanaşımına uğradığını, 01.03.2013-28.02.2015 yürürlük süreli Toplu İş Sözleşmesinin geçici 3. maddesinde geriye dönük herhangi bir fark ödemesi yapılmayacağı ön görüldüğünden davacıya ödeme yapılmadığını, daimi kadroya geçtikten sonra ise kademe ve derece intibaklarının yapıldığını, davacının hak kaybının bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemenin Birinci Kararı:
6. Erzurum İş Mahkemesinin 26.03.2014 tarihli ve 2013/566 E., 2014/269 K. sayılı kararı ile; davacı ile birleşen dosyalardaki davacıların 2010 yılı içerisinde sendika üyesi oldukları, geçici-mevsimlik işçilikte geçen çalışma sürelerinin kıdeme dahil edilerek intibak yapılmasının gerekli ve zorunlu olduğu, davacılar ile aynı işi yapan eşit kıdemdeki işçilerin ücretlerinin sırf davacıların intibakının yapılmaması nedeniyle aleyhlerine farklı ücret hesaplanmasının eşitlik ilkesine aykırı olduğu, davalı işverenin 01.03.2013 tarihinden itibaren davacıların intibaklarını doğru şekilde yaptığı, ancak intibak işlemini üyelik tarihi olan 2010 yılından itibaren yapması gerekirken 01.03.2013 tarihinden itibaren yaparak davacıların hak kaybına sebebiyet verdiği, sendika üyelik tarihinden itibaren oluşan fark alacaklarının bulunduğu gerekçesiyle her bir davacı yönünden ayrı ayrı hüküm kurularak davanın kabulüne karar verilmiştir.
Özel Dairenin Birinci Bozma Kararı:
7. Erzurum İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
8. Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesinin 10.09.2015 tarihli ve 2014/13880 E., 2015/24624 K. sayılı kararı ile; “…Somut olayda, aynı işverene karşı ayrı ayrı açılan davalar birleştirilerek yargılama yapılmışsa da, dava konusu işçi alacakları bakımından davacıların hizmet sürelerinin, ücretlerinin ve yapılan iş ile çalışma bölümlerinin farklılığı dikkate alındığında bu tür davalarda birden fazla işçinin açtığı dava dosyalarının birleştirilerek, birlikte yargılama yapılıp, hüküm kurulması doğru olmamıştır. Zira dava konusu alacaklar işçinin hizmet süresi, ücreti, yapılan iş ve çalışma şekline göre ayrı ayrı belirlenmekte ve her işçinin durumuna uygun olarak hüküm kurulmaktadır. Davacıların her biri işverenle aralarındaki farklı iş sözleşmelerine göre davalı nezdinde çalışmışlardır. Her birinin talepleri de gerek sebepler ve sonuçlan gerekse diğer yönleri itibariyle bir diğerinden bağımsız niteliktedir. Bu itibarla dava arkadaşlığı koşulları bulunmamasına rağmen davacı işçilerin davalarının birlikte görülmesi hatalı olup, davaların tefrikine karar verilerek ayrı ayrı yapılacak yargılama sonucuna göre hüküm kurulmak üzere kararın bozulması gerekmiştir.
Bu nedenle mahkemece davalar tefrik edilmeli; her bir davacı için ayrı esasa kaydedilerek, yapılacak yargılama sonucuna göre karar verilmelidir…” gerekçesiyle bozma sebebine göre sair yönler incelenmeksizin karar bozulmuştur.
Mahkemenin İkinci Kararı:
9. Erzurum İş Mahkemesinin 01.07.2016 tarihli ve 2015/979 E., 2016/752 K. sayılı kararı ile; bozma kararına uyularak yapılan yargılamada davacının İl Özel İdaresi kapatıldıktan sonra Erzurum Valiliği Devir Tasfiye ve Paylaştırma Komisyonun kararına göre Erzurum Su ve Kanalizasyon İdaresine (ESKİ) devredildiği anlaşıldığından bozma kararının davalı ESKİ’ye tebliğ edildiği, davalı sıfatıyla yargılamaya ESKİ ile devam edildiği belirtilmiş ve önceki gerekçe tekrar edilmek suretiyle davanın kabulüne kararı verilmiştir.
Özel Dairenin İkinci Bozma Kararı:
10. Erzurum İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
11. Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesinin 02.03.2017 tarihli ve 2016/29940 E., 2017/4297 K. sayılı kararı ile; “…Taraflar arasındaki uyuşmazlık sendika üyeliği sonrası toplu iş sözleşmesi hükümlerinden yararlandırılırken hesaplamalarda yeni dönem toplu iş sözleşmesinde esas alınması ve sendika üyelik tarihi itibariyle derece ve kademesi intibakına yapılmasına rağmen geriye dönük ödeme yapılıp yapılmayacağı konusundadır.
Davalı işyeri IV. dönem Toplu İş Sözleşmesinin geçici 3. maddesinde “Başka kamu kurumlarından kanunla devredilen işçiler ile idarenin başka bir işkolundaki işyerinden işkolu değişen işçilerin bu sözleşmeden doğan her türlü hak ve menfaatlerinin hesaplanmasında devredildiği işyerinde veya işkolundaki geçen çalışma süresi bu işyerinde geçmiş gibi dikkate alınır (yıllık ücretli izin hakkı, kıdem ve ihbar tazminatının hesaplanmasında dikkate alınan çalışma süresi, pozisyon değişikliği sınavında aranan çalışma süreleri v.b). Ancak, yapılacak intibak nedeniyle bu toplu iş sözleşmesinin yürürlük tarihinden geriye doğru herhangi bir fark ödemesi yapılmayacaktır.” hükmü yer almaktadır.
Somut dosyada davanın 01.03.2013 tarihinde yürürlüğe giren Erzurum İl Özel İdaresi adına TÜHİS ve Türkiye Yol-İş Sendikası arasında bağıtlanan toplu iş sözleşmesi ile getirilen hükümlerin davacıya Yol-İş Sendikasına üye olunan tarihten itibaren uygulanmayıp, 01.03.2013 tarihinden itibaren uygulanması nedeni ile sendikaya üye olunan veya dayanışma aidat ödenen tarihten itibaren toplu iş sözleşmesine göre yaptığı işin niteliğine uygun olarak sözleşme hükümlerine göre derece ve kademe ve terfi uygulanması ve ücret belirlenmesi gerektiği belirtilerek eksik ödenen ücret, kanuni ve akdi ikramiyeler ile yıpranma prim farklarında oluşan alacağın ve bunların birikmiş faizinin alacağının ödenmesi talebine ilişkin olduğu, uyuşmazlıkların ücret, kademe ve derece tespitine esas teşkil eden hizmet süresi intibakının sendika üyeliğinin başladığı tarihi mi yoksa 01.03.2013 yürürlük tarihli Toplu İş Sözleşmesine göre 01.03.2013 tarihinin mi esas alınacağı noktasında toplandığı, Mülga 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu’nun 9. maddesi, gerekse 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmeler Kanunu’nun 39. maddesine göre iş yerinde bağıtlanan toplu iş sözleşmesinin tarafı olan sendikaya üye olan ve dayanışma aidatı ödeyen işçilerin toplu iş sözleşmesinden yararlandığının düzenlendiği, yine eşit davranma ilkesinin tüm hukuk alanında geçerli olup iş hukuku bakımından işverene iş yerinde çalışan işçiler arasında haklı ve objektif bir neden olmadıkça farklı davranmama borcunu yüklediği, bu bakımdan işverenin yönetim hakkının sınırlandırılmış durumda olduğu, işverenin iş yerinde çalışan işçiler arasında ayrım yapılmasının yasaklandığı, davacı ile birleşen dosyalardaki davacıların celp edilen sendika üyelik kayıtlarına göre 2010 yılı içerisinde sendika üyesi oldukları, 2010 tarihinden beri Yol-İş Sendikası üyesi olan davacının geçici – mevsimlik işçi statüsünde geçen süreleri kıdemine dahil edilerek intibakının yapılmasının iş hukuku açısından gerekli ve zorunlu olduğu, davacı ile aynı işi yapan eşit kıdemdeki işçilerin ücretlerinin sırf davacının intibakının yapılmamasından davacı aleyhine farklı ücret hesaplanmasının eşitlik ilkesine aykırı olduğu, davalı işverenin 01.03.2013 tarihinden itibaren davacının intibaklarını doğru bir şekilde yaptığını ancak davalı işverenin bu intibak işlemini davacının toplu iş sözleşmesi imzacısı Yol-İş Sendikasına üyelik tarihi olan 2010 yılından itibaren yapması gerekirken, 01.03.2013 tarihinden itibaren yaparak davacının hak kaybına sebebiyet verdiği, yapılması gerekenin sendika üyelik tarihinden itibaren davacının intibak işleminin toplu iş sözleşmesine göre yapılıp sendika üyelik tarihinden itibaren oluşan farkların kendilerine ödenmesinden ibaret olduğu anlaşılmaktadır.
Davalı işyerinde imzalanan ve dava konusu alacakları kapsayan dönemde yani II. ve III. dönem Toplu İş Sözleşmesinin 98. ve 99. madde hükümlerinde kademe ilerlemesi ve derece terfine ilişkin düzenlemeler mevcuttur. Buna göre “Kademe ilerlemesi” başlıklı 98. maddesinin (a) bendinde “En az bir yıl iş sözleşmesi ilişkisi bulunmak, bulunduğu kademede en az bir yıl çalışmak, bulunduğu derecede ilerleyeceği kademe bulunmak, değerlendirme fişinde kişisel davranış bakımından en az 7 puan ve toplam 60 puan almak şartıyla her yıl Şubat ayı içerisinde işçilere bir kademe ilerlemesi yapılır ve izleyen Mart ayı başından itibaren uygulanır.” Yine “derece terfii” başlıklı 99. maddesinde, “işçilerin çok dereceli pozisyonlarda, alt derecelerden üst dereceye terfi edebilmeleri için; a) bulundukları derecede 2 yıl çalışmış olmaları, b) kademe ilerlemesine hak kazanmaları, c) bir önceki kademe ilerlemesi yapmış olması ve son yıla ait değerlendirme fişinde de en az 7 puan almış olması, d) terfi edebileceği üst derece olması şartır. Derece terfii kademe ilerlemesi yapıldıktan sonra ve kademe ilerlemesine hak kazandığı dönemlerde yaptırılır. Derece terfi ile işçi ancak bir üst dereceye yükselebilir. Derece terfiine hak kazanan işçi, kademe ilerlemesi yapıldıktan sonra bulunacak gündeliğine, bulunduğu derece ile yükseleceği derecenin birinci kademe gündelikleri arasındaki fark ilave edilmek suretiyle bulunacak rakam, yükseltilebileceği derecenin kademeleri arasında mevcutsa bu kademeye, değilse bu rakama en yakın lehte kademeye terfi ettirilir. Derece terfiine esas tarihler ve derece terfiine esas teşkil eden kademeye 103. maddeye göre tespit edilen 1 mart günü esas teşkil eder.” hükmü yer almıştır. 01.03.2011-28.02.2013 Dönemini kapsayan 3. Dönem Toplu İş Sözleşmesinin geçici 3. maddesindeki toplu iş sözleşmesinin eki olan Ek-2’de belirtilen pozisyon cetvelindeki pozisyonların gelebileceği son derecelerin 2 derece artırıldığı, artırılan derecelere toplu iş sözleşmesinin 99. maddesi gereği yapılacak derece terfileri, değerlendirme kurulu talimatı çerçevesinde 2012 yılı itibariyle uygulanacağı geriye doğru bir fark ödemesi yapılmayacağı hükmü bulunmaktadır. Davacı davalı kurumda düz işçi olarak çalışmakta olup derece ilerleme üst sınırını gösteren 2011 dönemi toplu Toplu İş Sözleşmesi Ek 2’deki çizelgeye göre en son 8 dereceye kadar yükselebilmektedir. Ancak bilirkişice yapılan ve mahkemece benimsenen hesaplamaya göre davacının 01.03.2011 tarihiyle intibak ettirilmesi gereken derece 9 olarak belirtilmiş, gelinebilen en son derecenin 2 derece arttırılabileceği düzenlemesinin 2012 yılı itibariyle uygulanacağı geriye doğru bir fark ödemesi yapılmayacağı hususu gözardı edilmiştir. Mahkemece yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.
Direnme Kararı:
12. Bozma sonrası dosyanın tevzi edildiği Erzurum 1. İş Mahkemesinin 23.03.2018 tarihli ve 2017/301 E., 2018/284 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçelere ilaveten aynı konuya ilişkin asıl dosya olan eldeki dosyadan tefrik edilerek yeni esasa kaydedilen 2016/179-2016/180-183-184-185-189-191-192-193 Esas sayılı dosyalarda aynı bilirkişi tarafından yapılan hesaplamalar neticesinde davanın kabulüne dair verilen kararların Yargıtay 22. Hukuk Dairesince onanarak kesinleştiği, hukuk devletinin unsurlarından biri olan hukukî güvenlik ilkesi ve eşitlik ilkesi gereğince yargı kararlarının vatandaşların hukuka güvenini zedelemeyecek şekilde olması gerektiği, eşit davranma mecburiyetinin benzer olaylarda benzer kararlar verilmesini gerektirdiği, benzer olaylarda farklı karar verilmesinin eşitlik ilkesinin ihlâli anlamına geleceği, hukuka olan güveni zedeleyeceği, hükme esas alınan bilirkişi raporunun usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
13. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
14. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacının işe ilk giriş tarihinden itibaren kapatılan Erzurum İl Özel İdaresinde çalıştığı ve toplu iş sözleşmelerinden yararlanma şartları gerçekleşmesine karşın toplu iş sözleşmelerindeki ücretin belirlenmesine ilişkin düzenlemelerden faydalandırılmadığı iddiası ile fark işçilik alacaklarının talep edildiği somut olayda, toplu iş sözleşmesine göre düz işçi pozisyonunda bulunan davacı işçinin yükselebileceği en üst derecenin 8’den 10’a yükseltilmesine dair hükmün, toplu iş sözleşmesinin yürürlük tarihi olan 01.03.2011 tarihinden itibaren mi yoksa geçici 3. maddede öngörülen düzenleme gereği 2012 yılı itibariyle mi uygulanması gerektiği; buradan varılacak sonuca göre geriye doğru bir fark ödemesi yapılıp yapılamayacağı noktasında toplanmaktadır.
III. GEREKÇE
15. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Toplu iş sözleşmesi ve toplu sözleşme hakkı” başlıklı 53. maddesinin 1. fıkrasına göre “İşçiler ve işverenler, karşılıklı olarak ekonomik ve sosyal durumlarını ve çalışma şartlarını düzenlemek amacıyla toplu iş sözleşmesi yapma hakkına sahiptirler”.
16. Toplu iş sözleşmesi hakkı, çalışanlara, üyesi bulundukları sendikalar aracığıyla işverenle karşılıklı olarak ekonomik ve sosyal durumlarını ve çalışma şartlarını düzenlemek amacıyla görüşme ve anlaşma yapabilme yetkisi tanıyan sendikal bir haktır.
17. 07.11.2012 tarihli ve 28460 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun (STİSK) 2. maddesinin 1. fıkrasının (h) bendindeki tanıma göre toplu iş sözleşmesi “İş sözleşmesinin yapılması, içeriği ve sona ermesine ilişkin hususları düzenlemek üzere işçi sendikası ile işveren sendikası veya sendika üyesi olmayan işveren arasında yapılan sözleşmeyi” ifade etmekte olup, uyuşmazlık konusu dönemin bir kısmında yürürlükte olan mülga 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu’nun “Toplu iş sözleşmesinin tanımı ve muhtevası” başlıklı 2. maddesinin 1. fıkrasında yer alan tanım da benzer niteliktedir.
18. 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun 33. maddesinin 1. fıkrasında toplu iş sözleşmesinin, iş sözleşmesinin yapılması, içeriği ve sona ermesine ilişkin hükümleri içereceği, aynı maddenin 2. fıkrasında ise toplu iş sözleşmesinin, tarafların karşılıklı hak ve borçları ile sözleşmenin uygulanması ve denetimini ve uyuşmazlıkların çözümü için başvurulacak yolları düzenleyen hükümleri de içerebileceği belirtilmiştir. 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu’nda ise benzer içerikteki düzenlemelere 2. maddenin 1. ve 2. fıkralarında yer verilmiştir.
19. Toplu iş sözleşmeleri tarafların hakları ve borçları yanında, asıl ve ağırlıklı olarak iş sözleşmelerine uygulanacak, iş sözleşmesinin yapılması, içeriği ve sona ermesine ilişkin hususları düzenlemektedir. Bu hükümler toplu iş sözleşmesinin normatif hükümleridir.
20. Mülga 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu’nun “Toplu iş sözleşmesinin hükmü” başlıklı 6. maddesinin 1. fıkrasında “Toplu iş sözleşmesinde aksi belirtilmedikçe hizmet akitleri toplu iş sözleşmesine aykırı olamaz. Hizmet akitlerinin toplu iş sözleşmesine aykırı hükümlerinin yerini toplu iş sözleşmesindeki hükümler alır” düzenlemesi mevcuttur.
21. Normatif hükümler, objektif ve genel hukuk kuralları olup, toplu iş sözleşmesinin normatif hükümleri, sözleşmenin kapsamına giren iş sözleşmeleri üzerinde kanun hükümleri gibi doğrudan ve emredici etki doğurmaktadırlar. Bu itibarla, 6356 sayılı Kanun’un 36. maddesinde de açıkça belirtildiği üzere, toplu iş sözleşmesinde aksi belirtilmedikçe iş sözleşmeleri toplu iş sözleşmesine aykırı olamaz. İş sözleşmelerinin toplu iş sözleşmesine aykırı hükümlerinin yerini toplu iş sözleşmesindeki hükümler alır (Eyrenci, Öner/Taşkent, Savaş/Ulucan, Devrim/Baskan, Esra: İş Hukuku, İstanbul 2020, s.616).
22. Bir toplu iş sözleşmesinden yararlanabilmek için ise öncelikle sözleşmenin yer ve kişi bakımından uygulanma alanına dahil olmak gerekmektedir. Bu anlamda, toplu iş sözleşmesine taraf olan işçi sendikasının yetkisi tespit edilirken hangi işverenin işçileri dikkate alınmışsa ancak o işverene iş sözleşmesi ile bağlı olan ve sözleşmenin kapsamına giren işyerinde çalışan işçiler Kanunda öngörülen koşullarla toplu iş sözleşmesinden yararlanabileceklerdir (Özkaraca, Ercüment: Toplu İş Sözleşmesinin Geriye Etkisi, İstanbul 2014, s.111).
23. Bir başka ifadeyle toplu iş sözleşmesi o sözleşme ile bağlı olan işverenin belirli bir işyerinde çalışan işçilerini kapsamına aldığına göre kapsamının belirlenmesi ve dolayısıyla yararlanma açısından belirtilmesi gereken, işyerinde çalışan işçinin sözleşmenin tarafı işverene iş sözleşmesi ile bağlı olmasıdır. İşverenin işçisi olmayan işçiler için bu bağ mevcut olmadığından kural olarak bu gibilerin işyerinde uygulanan toplu iş sözleşmesinden yararlanamayacaklarının kabulü gerekir (Şahlanan, Fevzi: Toplu İş Hukuku, İstanbul 2020, s. 436).
24. Toplu iş sözleşmesinden yararlanma konusu ve şartları ise STİSK’nın 39. maddesinde düzenlenmiştir. Maddeye göre;
“(1) Toplu iş sözleşmesinden taraf işçi sendikasının üyeleri yararlanır.
(2) Toplu iş sözleşmesinden, sözleşmenin imzalanması tarihinde taraf sendikaya üye olanlar yürürlük tarihinden, imza tarihinden sonra üye olanlar ise üyeliklerinin taraf işçi sendikasınca işverene bildirildiği tarihten itibaren yararlanır.
(3) Toplu iş sözleşmesinin imza tarihi ile yürürlük tarihi arasında iş sözleşmesi sona eren üyeler de, iş sözleşmelerinin sona erdiği tarihe kadar toplu iş sözleşmesinden yararlanır.
(4) Toplu iş sözleşmesinin imzası sırasında taraf işçi sendikasına üye olmayanlar, sonradan işyerine girip de üye olmayanlar veya imza tarihinde taraf işçi sendikasına üye olup da ayrılanlar veya çıkarılanların toplu iş sözleşmesinden yararlanabilmeleri, toplu iş sözleşmesinin tarafı olan işçi sendikasına dayanışma aidatı ödemelerine bağlıdır. Bunun için işçi sendikasının onayı aranmaz. Dayanışma aidatı ödemek suretiyle toplu iş sözleşmesinden yararlanma, talep tarihinden geçerlidir. İmza tarihinden önceki talepler imza tarihi itibarıyla hüküm doğurur.
(5) Dayanışma aidatının miktarı, üyelik aidatından fazla olmamak kaydıyla sendika tüzüğünde belirlenir.
(6) Faaliyeti durdurulmuş sendikalara dayanışma aidatı ödenmez.
(7) Bu Kanun anlamında işveren vekilleri ile toplu iş sözleşmesi görüşmelerine işvereni temsilen katılanlar, toplu iş sözleşmesinden yararlanamaz.
(8) Grev sonunda yapılan toplu iş sözleşmesinden, 65 inci maddeye göre zorunlu olarak çalışanlar dışında işyerinde çalışmış olanlar aksine hüküm bulunmadıkça yararlanamaz”. Hemen belirtmek gerekir ki, maddenin 4. fıkrasının dördüncü cümlesinde yer alan hüküm Anayasa Mahkemesinin 30.12.2020 tarihli ve 2020/57 E., 2020/83 K. sayılı kararı ile iptal edilmiştir.
25. Mülga 2822 sayılı Toplu İş Sözleşmesi, Grev ve Lokavt Kanunu’nun 9. maddesinde “Taraf sendika üyeliğinden ayrılma, çıkarılma veya üye olmamanın sonuçları” başlığı altındaki düzenleme ise “Toplu iş sözleşmesinden taraf işçi sendikasının üyeleri yararlanırlar.
Toplu iş sözleşmesinin imzalanması tarihinde taraf sendikaya üye olanlar yürürlük tarihinden, imza tarihinden sonra üye olanlar ise üyeliklerinin taraf işçi sendikasınca işverene bildirildiği tarihten itibaren yararlanırlar.
Toplu iş sözleşmesinin imzası sırasında taraf işçi sendikasına üye bulunmayanlar,sonradan işyerine girip de üye olmayanlar veya imza tarihinde taraf işçi sendikasına üye bulunup da ayrılanlar veya çıkarılanların toplu iş sözleşmesinden yararlanabilmeleri, toplu iş sözleşmesinin tarafı işçi sendikasına dayanışma aidatı ödemelerine bağlıdır. Bu hususta işçi sendikasının muvafakatı aranmaz. Dayanışma aidatı ödemek suretiyle toplu iş sözleşmesinden yararlanma talep tarihinden geçerlidir.
Dayanışma aidatı miktarı, üyelik aidatının üçte ikisidir.
Faaliyeti durdurulmuş sendikalara dayanışma aidatı ödenmez” şeklindedir.
26. 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun 39. maddesinin 2. fıkrası gereğince, toplu iş sözleşmesinin imzası tarihinde taraf işçi sendikasına üye olan işçiler yürürlük tarihinden, imza tarihinden sonra üye olanlar ise üyeliklerinin taraf işçi sendikasınca işverene bildirildiği tarihten itibaren toplu iş sözleşmesinden yararlanacaktır.
27. Toplu iş sözleşmesinin imzası sırasında taraf işçi sendikasına üye olmayanlar, sonradan işyerine girip de üye olmayanlar veya imza tarihinde taraf işçi sendikasına üye olup da ayrılanlar veya çıkarılanların toplu iş sözleşmesinden yararlanabilmeleri ise toplu iş sözleşmesinin tarafı olan işçi sendikasına dayanışma aidatı ödemelerine bağlıdır.
28. Somut olayda, davacı işe girdiği tarihten itibaren Erzurum İl Özel İdaresi işçisi olduğunu belirterek, ücretin belirlenmesine ilişkin toplu iş sözleşmelerindeki düzenlemelerden faydalandırılmadığı iddiası ile fark işçilik alacaklarını talep etmiştir.
29. Dosya içerisinde bulunan sendika üye kayıt fişinden davacının 11.11.2010 tarihinde Türkiye Yol-İş Sendikasına üye olmak için başvurduğu ve 23.11.2010 tarihli Yönetim Kurulu kararı ile sendika üyeliğine kabul edildiği anlaşılmaktadır.
30. 01.03.2009-28.02.2011 yürürlük süreli ve 28.08.2009 imza tarihli II. Dönem Toplu İş Sözleşmesi ile 01.03.2011-28.02.2013 yürürlük süreli ve 16.05.2012 imza tarihli III. Dönem Toplu İş Sözleşmesinin “Kademe İlerlemesi” başlıklı 98. maddesinin 1. fıkrasında “En az bir yıl iş sözleşmesi ilişkisi bulunmak, bulunduğu kademede en az bir yıl çalışmak, bulunduğu derecede ilerleyeceği kademe bulunmak, değerlendirme fişinde kişisel davranış bakımından en az 7 puan ve toplam 60 puan almak şartıyla her yıl Şubat ayı içerisinde işçilere bir kademe ilerlemesi yapılır ve izleyen Mart ayı başından itibaren uygulanır” düzenlemesine; “Derece Terfii” başlıklı 99. maddesinde ise “İşçilerin çok dereceli pozisyonlarda, alt derecelerden üst dereceye terfi edebilmeleri için;
a) Bulundukları derecede 2 yıl çalışmış olmaları,
b) Kademe ilerlemesine hak kazanmaları,
c) Bir önceki kademe ilerlemesi yapmış olması ve son yıla ait değerlendirme fişinde de en az 70 puan almış olması,
d) Terfi edebileceği üst derece olması şarttır. Derece terfii kademe ilerlemesi yapıldıktan sonra ve kademe ilerlemesine hak kazandığı dönemlerde yaptırılır. Derece terfi ile işçi ancak bir üst dereceye yükselebilir.
Derece terfiine hak kazanan işçi, kademe ilerlemesi yapıldıktan sonra bulunacak gündeliğine, bulunduğu derece ile yükseleceği derecenin birinci kademe gündelikleri arasındaki fark ilave edilmek suretiyle bulunacak rakam, yükseltilebileceği derecenin kademeleri arasında mevcutsa bu kademeye, değilse bu rakama en yakın lehte kademeye terfi ettirilir.
Derece terfiine esas tarihler ve derece terfiine esas teşkil eden kademeye 103. maddeye göre tespit edilen 1 Mart günü esas teşkil eder.” düzenlemesine yer verilmiştir.
31. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporu doğrultusunda toplu iş sözleşmelerindeki düzenlemelere göre davacının hak ettiği derece ve kademesi belirlenerek davacının fark alacakları hüküm altına alınmış, Özel Dairece 01.03.2011 tarihinde yürürlüğe giren toplu iş sözleşmesinin eki olan Ek-2’de belirtilen pozisyon cetvellerine göre düz işçi pozisyonunda bulunan davacı işçinin yükselebileceği en üst derecenin 8’den 10’a yükseltilmesine dair hükmün yürürlük tarihinin 2012 yılı olduğunun gözetilmemesi hususu bozma nedeni yapılmıştır.
32. Dosya içeriğinde bulunan toplu iş sözleşmelerinde işçilerin ücretleri, nitelikleri ve işyerindeki çalışma süresine göre toplu iş sözleşmelerine ekli cetvelde yer alan düzenlemelere göre belirlenmektedir. 2011 yılından önce yürürlükte bulunan toplu iş sözleşmelerine göre düz işçilerin yükselebileceği en üst derece 8 olmasına karşın, 16.05.2012 imza tarihli ve 01.03.2011-28.02.2013 yürürlük süreli III. Dönem Toplu İş Sözleşmesine ekli cetvelde düz işçilerin yükselebileceği en üst derece 10 olarak düzenlenmiştir.
33. Bununla birlikte III. Dönem Toplu İş Sözleşmesinin geçici 3. maddesi “Toplu iş sözleşmesinin eki olan EK 2’de belirtilen pozisyon cetvelindeki pozisyonların gelebileceği son dereceler 2 derece artırılmıştır. Artırılan derecelere işbu TİS’nin 99. maddesi gereği yapılacak derece terfileri, (ek 4) deki değerlendirme kurulu talimatı çerçevesinde 2012 yılı itibariyle uygulanacaktır. Geriye doğru herhangi bir fark ödemesi yapılmayacaktır.” şeklindedir.
34. Mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda davalı işveren tarafından 01.03.2013 tarihi itibariyle yapılan intibak işleminin doğru olduğu, bu konuda uyuşmazlık bulunmadığı belirtildikten sonra bu tarih öncesi dönem yönünden davacının intibak ettirilmesi gereken derece ve kademeleri tespit edilmiş, 2010 yılı Aralık ayı ilâ 2013 yılı Şubat ayı arasındaki dönem itibariyle davacıya ödenen ve ödenmesi gereken ücretler belirlenerek fark işçilik alacakları hesaplanmıştır. 01.03.2010 tarihi itibariyle davacının intibak ettirilmesi gereken derecesinin 8 olduğuna dair tespit yerinde ise de, 01.03.2011 tarihi itibariyle olması gereken derecenin 9 olduğuna dair kabul hatalıdır.
35. Bu itibarla, toplu iş sözleşmelerinin kademe ilerlemesi ve derece terfiine ilişkin düzenlemeleri ile III. Dönem Toplu İş Sözleşmesinin geçici 3. maddesi uyarınca düz işçilerin gelebileceği en üst derecenin 2 derece artırılmasına dair hükmün 2012 yılı itibariyle uygulanacağı da dikkate alındığında, 01.03.2011 tarihi itibariyle davacının kıdemine göre olması gereken derecenin 8. derece olduğu sonucuna ulaşılmaktadır.
36. Açıklanan bu maddi ve hukukî olgulara göre 01.03.2011 itibariyle davacının 8. derecede olması gerektiği kabul edilerek hesaplama yapılması, diğer dönemler yönünden ise yapılan derece ve kademe tespitinin yerinde olduğu gözetilerek, bu kabul uyarınca davacıya ödenen ve ödenmesi gereken miktarlar belirlendikten sonra fark alacakların hüküm altına alınması gerekmektedir.
37. Hâl böyle olunca direnme kararı Özel Daire bozma kararında ve yukarıda açıklanan genişletilmiş gerekçe ve nedenlerden dolayı bozulmalıdır.
IV. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda açıklanan genişletilmiş gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,
Karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 28.04.2022 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.