YARGITAY KARARI
DAİRE : Hukuk Genel Kurulu
ESAS NO : 2019/391
KARAR NO : 2021/1677
KARAR TARİHİ : 14.12.2021
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi
1. Taraflar arasındaki “Kurum işleminin iptali ve tespit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesince ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne ilişkin verilen karar taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesince Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.
2. Direnme kararı davalı Sosyal Güvenlik Kurumu vekili tarafından temyiz edilmiştir.
3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
I. YARGILAMA SÜRECİ
Davacı İstemi:
4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı gerekçesiyle babasından dolayı bağlanan ölüm aylığının 22.10.2008 – 21.01.2012 tarihleri arasında yersiz ödendiği iddiası ile borç aslı ve faizi toplamı 40.288,67TL borç tahakkuk ettirildiğini, davacı ile eşinin 2006 yılında boşandıklarını, çocukların ısrarı üzerine 2011 yılında yeniden evlendiklerini, Kurumun tespitinin hatalı olduğunu ileri sürerek davacının davalı Kuruma borçlu olmadığının tespitine, aleyhine başlatılan takibin ve borç tahakkukunun iptaline, davacının yaşlılık aylığından yapılan kesintilerin yasal faizi ile birlikte iadesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı Cevabı:
5. Davalı Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK/Kurum) vekili cevap dilekçesinde; Kurum işleminin usul ve yasaya uygun olduğunu belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesi Kararı:
6. İzmir 14. İş Mahkemesinin 23.01.2018 tarihli ve 2016/328 E., 2018/6 K. sayılı kararı ile; 5510 sayılı Kanun’un yürürlük tarihinden sonra davacı ile eşinin birkaç kez aynı hastanede tedavi olduklarına ilişkin kayıtlar var ise de, bu durumun tarafların birlikte yaşadığını göstermeyeceği, tarafların çocuklarının işlerinin yoğunluğu nedeniyle bazen anne ve babalarını aynı anda hastaneye götürmek zorunda kaldıklarını beyan ettikleri, davacının 03.01.2008-08.01.2009 tarihleri arasındaki tüm muayene ve tedavilerini Ankara’daki hastanelerde yaptırdığı, tutanak tanıklarının beyan alındığı tarihte tarafların evli olmasının etkisiyle beyanda bulunmuş olabilecekleri, tarafların boşandıkları tarihten yeniden evlendikleri 05.12.2011 tarihine kadar fiilen birlikte yaşamadıkları gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi Kararı:
7. İzmir 14. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
8. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin 28.06.2018 tarihli ve 2018/719 E., 2018/1129 K. sayılı kararı ile; davacı ile boşandığı eşinin, 2006 yılında boşanmalarına karşın 2007 TÜİK adreslerinin aynı olduğu, boşanma ilamında da tarafların aynı adresi bildirdikleri, davacının 19.10.2007 – 20.12.2011 tarihleri arasında ikametinin Ankara’da, boşandığı eşinin ise İzmir’de kayıtlı olmasına rağmen aynı tarihlerde Ankara ve İzmir’de bulundukları ve aynı hastanelere gittikleri, hatta zaman zaman aynı gün gittikleri, tarafların boşandığının çevrede bilinmediği, SGK denetmeni tarafından ifadelerine başvurulan … ve …’nın tarafların boşandığını duymadıklarını, aynı avlu içinde iki oğlu, iki gelini ve torunları ile yaşadıklarını belirttikleri, sosyal güvenlik denetmeni tarafından düzenlenen raporun içeriği, mahkemenin yaptığı yargılama sonucunda toplanan deliller, davacı tanıklarının beyanlarının aksine tutanak tanıklarının beyanları ve dosya içindeki resmi belgelerin denetmen raporunu teyit ettiği, davacı ve eşinin boşandıktan sonra birlikte yaşadıklarının sabit olduğu, 5510 sayılı Kanun’un 59/2. maddesi gereğince Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilmiş memurları tarafından düzenlenen tutanak içeriğinin aksi ispat edilemediğinden 5510 sayılı Kanun’un 56.maddesi uyarınca yersiz ödenen aylıkların yasal faiziyle birlikte iadesi gerektiği, yersiz ödendiği ileri sürülen sağlık giderleri yönünden ise 31.01.2012 tarihine kadar yapılan sağlık giderlerinin 5510 sayılı Kanun’un Geçici 45. maddesi gereği talep edilemeyeceği, 31.01.2012 tarihinden sonra yapılan sağlık giderlerinin ise davalının (davacının) 5510 sayılı Kanunun 60. maddesinin ilgili bentleri gereğince genel sağlık sigortalısı sayıldığından ve 67. madde kapsamında gelir testine tabi tutulmasıyla oluşacak ihtilafa konu dönemdeki prim borçlarını bilemeyeceği göz önüne alındığında davalıdan (davacıdan) talep edilemeyeceği, davacının yeniden evlenmesi nedeniyle babasından dolayı hak sahibi kız çocuğu sıfatıyla yetim aylığına hak kazanamayacağı ve bu yönde talebinin de bulunmamasına karşın talep aşılmak suretiyle davacıya yeniden yetim aylığı bağlanması kararı verilmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne, davacıya 22.10.2008 – 21.01.2012 tarihleri arasında yersiz ödenen 23.117,50TL aylığın ödeme tarihlerinden işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı Kuruma ödenmesi gerektiğinden bu miktar yönünden davacının talebinin reddine, 3.406,22TL yersiz sağlık gideri ve 1.758,49TL işlemiş yasal faiz yönünden davanın kabulüne, davacının yersiz sağlık gideri ve faizinden sorumluluğu bulunmadığından bu yöndeki Kurum işleminin iptaline karar verilmiştir.
Özel Dairenin Bozma Kararı:
9. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin yukarıda belirtilen kararı süresi içinde taraf vekilleri tarafından temyiz edilmiştir.
10. Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin 15.11.2018 tarihli ve 2018/6246 E., 2018/8367 K. sayılı kararı ile; “… 1- Temyiz kapsam ve nedenlerine göre, davacının tüm temyiz itirazlarının reddine, davalının temyiz itirazlarının kabulüne karar verilmiştir.
.…….
..Dosyanın incelenmesinden; davacının 08/12/2006 tarihinde eşinden boşandığı, 05/12/2011 tarihinde tekrar eski eşiyle evlendiği, 2000 yılında vefat eden babasından dolayı yetim aylığı aldığı, 07.05.2015 tarihli denetmen raporuyla davacı ve eşinin boşandıkları süreçte birlikte yaşadığının tespit edildiği, bu raporlara istinaden 22/10/2008-21/01/2012 tarihleri arasında ödenen aylık ve sağlık giderinin borç çıkarıldığı, anlaşılmıştır.
Somut olayda ; Sosyal Güvenlik Denetmeni tarafından düzenlenen raporun içeriği, MERNİS ve seçim kayıtları, tutanak tanıklarının beyanları, Medula kayıtları birlikte değerlendirildiğinde davacı ve eşinin boşandıktan sonra birlikte yaşamaya devam ettikleri sabit olup 5510 sayılı yasanın 59/2. maddesi gereğince Kurumun denetim ve kontrol ile görevlendirilmiş memurları tarafından düzenlenen tutanak içeriğinin de aksi ispat edilemediğinden, Bölge Adliye Mahkemesince verilen “kısmen kabul” kararının davanın reddine ilişkin kısmı isabetli olup, “davacının yersiz sağlık gideri ve faizinden sorumluluğu bulunmadığından bu yöndeki Kurum işleminin iptaline,” ilişkin kısmı isabetsiz olmuştur. Şöyle ki:
19.01.2013 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6385 sayılı Yasanın 12. maddesi ile 5510 sayılı Yasaya eklenen “Yersiz yapılan sağlık giderlerinin terkini” başlıklı Geçici 45. maddede:“Bu Kanuna göre genel sağlık sigortalısı ya da bakmakla yükümlü olunan kişi kapsamına girmekle birlikte, asli olarak hak etmediği bir kapsamda sağlık hizmeti alanlara 31/01/2012 tarihine kadar verilen sağlık hizmetlerine ilişkin Kurumca tahakkuk ettirilmiş veya ettirilecek borçlar, varsa ilgililerin bu nedenle açtıkları davadan vazgeçmeleri halinde tahsil edilmez. Bu borçlara ilişkin açılmış olan dava ve icra takiplerinden Kurumca vazgeçilir.” hükmüne yer verilmiştir. Anılan hükmün gerekçesinde ise, 5510 sayılı Kanuna göre, vatandaşların genel sağlık sigortası kapsamına alınmasına ilişkin işlemlerin 2012 yılı Ocak ayı itibarıyla tamamlanması nedeni ile, bu tarihe kadar yaşanan geçiş sürecinde, tabi olduğu genel sağlık sigortası statüsünün aradığı şartlarla sağlık yardımı alması gerekirken, Kanunun diğer statülerine göre ya da bakmakla yükümlü olunan kişi statüsünde hak etmediği halde sağlık yardımı yapılanlara ilişkin sağlık giderlerinin ilgililerden tahsil edilmemesi ve bu suretle oluşacak mağduriyetlerin önlenmesinin amaçlandığı belirtilmiştir.
Yani maddenin metnine göre; kişinin genel sağlık sigortası kapsamında herhangi bir statüye göre sağlık yardımı alıyor olması, sağlık yardımı yapılmasını sağlayan sigortalılık statüsünün geçersiz sayılması halinde ; başka bir geçerli sigortalılık statüsü varsa veya bakmakla yükümlü olunan kişi kapsamına giriyorsa yine yersiz sağlık gideri tahsil edilmez. Bu iki hal de yoksa geçersiz sigortalılık statüsüne dayalı yapılan sağlık gideri yersizdir ve Kurumca tahsili gerekir.
Geçici 45. madde, gerekçesinde de belirtildiği üzere bütün vatandaşların genel sağlık sigortası kapsamına alınması çalışmalarının yapıldığı 2008-2010- 2012 sürecindeki geçiş döneminin sıkıntılarını gidermek amacıyla çıkarılmıştır. Davacının Kurumdan aylık almak ve bağlantılı olarak sağlık yardımından faydalanmak amacıyla eşinden boşandığının sabit olduğu göz önüne alındığında, MK md. 2’deki “Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.” hükmüne aykırı şekilde Kurumun sağlık giderlerini isteyemeyeceği tespiti isabetsiz olmuştur.
Nitekim Kurum da 6385 sayılı yasayla getirilen düzenlemelerin uygulanmasına ilişkin çıkarmış olduğu 08/04/2013 tarih ve 2013/20 sayılı genelgede; “ Ancak, sahte olduğu Kurumca yada mahkeme tarafından tespit edilen sigortalı hizmetleri veya bu hizmetlere göre gelir/aylık bağlananlardan aylıkları iptal edilen genel sağlık sigortalıları ile bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilerin Kurumca tespit edilen yersiz sağlık giderleri 6385 sayılı Kanunun geçici 45 inci maddesi kapsamında değerlendirilmeyecektir.” açıklamasına yer vererek dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağına aykırılık teşkil edecek terkin işlemlerini himaye etmeyeceğini ortaya koymuştur.
Geçici 45. madde, 31.01.2012 tarihi öncesindeki tüm yersiz sağlık giderlerini affeden, bir madde değildir. Nasıl ki sahte sigortalılık ve buna dayalı olarak haksız sağlık yardımı alan kişileri Kurum Geçici 45. madde kapsamından faydalandırmamışsa , aylık alabilmek için muvazaalı şekilde boşanan kişilerin de bu hükümden yararlanması mümkün olmamalıdır.
Anılan genelgede Geçici 45. maddede yer alan “ilgililerin bu nedenle açtıkları davadan vazgeçmeleri halinde tahsil edilmez”ibaresini ve uygulamasını şöyle izah edilmiştir: “Söz konusu borçlara ilişkin sigortalılarca dava açılmış ise bu kişilerin de açtıkları davalardan vazgeçmeleri halinde bu kimselere ait borçlar da istenmeyecektir. Bu kimseler tarafından Kurum aleyhine açmış oldukları davalardan vazgeçtiklerini başvurdukları mahkemeden alacakları “feragat nedeniyle davanın reddine” dair kararın dilekçe ekinde Kuruma verilmesi gerekmektedir.” Mahkemece maddenin bu şartına hiç değinilmemiştir.
5510 sayılı Kanunun 60. maddesinde, genel sağlık sigortasından yararlanacak olanlar sayılmıştır. (g) bendinde ise, “Yukarıdaki bentlerin dışında kalan ve başka bir ülkede sağlık sigortasından yararlanma hakkı bulunmayan vatandaşlar” genel sağlık sigortalısı sayılmıştır. (g) bendinin lafzından tüm vatandaşların re’sen sağlık sigortası kapsamına alındığı izlenimi anlaşılmakta ise de durum böyle değildir. Kişinin kapsama alınması, sağlık hizmeti alabildiği anlamına gelmemektedir. Genel sağlık sigortalısı olmanın koşulları vardır. Bu koşullar 5510sayılı Kanun 67. maddede sayılmıştır.
5510 sayılı Kanunun sağlık hizmetlerinden yararlanma şartlarını düzenleyen 67. maddesine göre; “18 yaşını doldurmamış olan kişiler, tıbben başkasının bakımına muhtaç olan kişiler, trafik kazası halleri, acil haller, iş kazası ile meslek hastalığı halleri, bildirimi zorunlu bulaşıcı hastalıklar, 63 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) ve (c) bentleri gereğince sağlanan sağlık hizmetleri, 75 inci maddede sayılan afet ve savaş ile grev ve lokavt hali hariç olmak üzere sağlık hizmetlerinden ve diğer haklardan yararlanabilmek için;
a) 60 ıncı maddenin birinci fıkrasının (c) ve (f) bentleri hariç diğer bentleri gereği genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin, sağlık hizmeti sunucusuna başvurduğu tarihten önceki son bir yıl içinde toplam 30 gün genel sağlık sigortası prim ödeme gün sayısının olması,
b) 60 ıncı maddenin birinci fıkrasının (a) bendinin (2) numaralı alt bendi ile (g) bendine tabi olan genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin yukarıdaki bentte sayılan şartla birlikte, sağlık hizmeti sunucusuna başvurduğu tarihte 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 48 inci maddesine göre tecil ve taksitlendirilerek tecil ve taksitlendirmeleri devam edenler hariç 60 günden fazla prim ve prime ilişkin her türlü borcunun bulunmaması, gerekmektedir…”
Yani 01.01.2012 tarihi sonrası dönemde, tüm vatandaşlar genel sağlık sigortası kapsamına alınmıştır. Ancak 67. maddeye göre sağlık hizmeti sunucusuna başvurulduğu tarihten önceki son bir yıl içinde toplam 30 gün genel sağlık sigortası prim ödeme gün sayısı olması ve 60 günden fazla prim ve prime ilişkin her türlü borcunun bulunmaması gerekir. (g) bendi kapsamında olanlar ise 5510 SK 60/1-c, 1 nolu alt bendi gereği gelir testi uygulaması ile belirlenecek primin ödenmesi halinde sağlık yardımlarından yararlanma imkânı getirilmiştir.
5510 sayılı Kanuna göre genel sağlık sigortalısı sayılabilmek ve sigortalılığın başlangıcı için bildirim ve tescil gereklidir. Kanunun 61. maddesinde, genel sağlık sigortasından yararlanmak için bir kısım grupların bildirimine gerek kalmadan kendiliğinden tescil edileceği, bir kısmının tescili için ise bir ay içinde başvuru şartı getirilmiştir. Tescili yapılanların ise gelirlerine göre belirlenen oranlara göre genel sağlık sigortası primi ödemeleri gerekmektedir.
Gelir testi işlemi, kişinin çeşitli göstergeler ışığında mevcut gelirinin belirlenmesidir. Herhangi bir kapsamda genel sağlık sigortalısı veya genel sağlık sigortalısının bakmakla yükümlü olduğu kişi kapsamında sağlık yardımlarından yararlanma hakkı bulunmayan kişiler 5510 sayılı Kanunun 60 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi kapsamında genel sağlık sigortalısı olarak tescil edilmekte olup, anılan kapsamda tescil edilen bu kişilerin tescil tarihinden itibaren yerleşim yerlerinin bulunduğu yerdeki Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarına müracaat ederek gelir testi yaptırmaları gerekmektedir. Gelir tespitinde aynı hanedeki aile esas alınmaktadır. Kanun 60 ıncı maddesinin birinci fıkrası (g) bendi kapsamında tescil edilen kişilerin gelir testi müracaat bildiriminin kendilerine tebliğ edildiği tarihten itibaren bir ay içinde Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfına başvurmaları gerekmektedir. Söz konusu bir aylık süre içerisinde gelir testine başvurmayanların tescil başlangıç tarihinden itibaren aile içindeki gelirinin kişi başına düşen aylık tutarı olarak, Kanunun 82 nci maddesine göre belirlenen aylık prime esas kazancın (asgari ücretin) iki katı esas alınarak primlerin tahakkuk ettirilmesi öngörülmüştür.
5510 sayılı Kanunun 60/1-g bendi ile artık herkesin genel sağlık sigortası kapsamına alındığı ve her durumda sağlık hizmeti alabileceği kanısı hatalıdır. Koşulları taşımayan kişi sağlık hizmeti alamaz. Koşulları Kurum sağlayabilirdi mantığıyla (davacının 67. madde kapsamında gelir testine tabi tutulmasıyla oluşacak ihtilafa konu dönemdeki prim borçlarının Kurum tarafından tahsilinin mümkün olması) Kurum’un yersiz tedavi giderlerini tahsil imkanının engellenmesi hem sosyal güvenlik sistemini aksatacak bir durum olup hem de yasa koyucunun amacını aşar mahiyettedir.
O halde, davalı Kurum vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve Bölge adliye Mahkemesi kararı bozulmalıdır…” gerekçesiyle kararın bozulmasına dosyanın kararı veren bölge adliye mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
Direnme Kararı:
11. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin 13.03.2019 tarihli ve 2019/145 E., 2019/352 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçeye ilaveten genel sağlık sigortalısı olma konumunun gerektirdiği gelir testi ve prim ödeme gibi yükümlülüklerin yerine getirilmemiş olmasının genel sağlık sigortalılığı statüsünü ortadan kaldırmadığı ayrıca, genel sağlık sigortasının, temel bir insan hakkı olan sosyal güvenlik hakkı kapsamında uygulamaya geçirildiği, haktan yararlanmayı hakkın kötüye kullanımı, kötüniyet gibi kavramlarla sınırlayıp, temel insan hakkından yararlanacak kişiler arasında ayırım yapılmasının ve sosyal güvenlik yasalarının başka hükümlerini ihlal eden vatandaşların, genel sağlık sigortasından yararlanma haklarını sınırlama yoluna gitmenin insan hakkı ihlali sonucunu doğuracağı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.
Direnme Kararının Temyizi:
12. Direnme kararı süresi içinde davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmiştir.
II. UYUŞMAZLIK
13. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacının boşandığı eşiyle eylemli olarak birlikte yaşadığı kesinleşen eldeki davada, Kurum tarafından hak sahibi kız çocuğu sıfatıyla davacıya yapılan sağlık harcamalarının tahsilinin mümkün olup olmadığı, davacının her durumda Sosyal Güvenlik Kurumunun sağlık hizmetlerinden faydalanma hakkının bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.
III. ÖN SORUN
14. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında öncelikle Bölge Adliye Mahkemesinin davanın kısmen kabulüne ilişkin kararının taraf vekillerinin temyizi üzerine Özel Dairece davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile davalı Kurum vekilinin temyizi yönünden 3.406,22TL yersiz sağlık gideri ve 1.758,49TL yasal faizine ilişkin davanın reddi gerektiği gerekçesiyle bozulduğu, Bölge Adliye Mahkemesince toplam 5.164,71TL tutarındaki yersiz sağlık gideri yönünden önceki hükümde direnildiği dikkate alındığında; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362/1-a ve Ek 1. maddelerindeki hükümler kapsamında direnme kararının verildiği 13.3.2019 tarihinde geçerli temyiz edilebilirlik sınırının 58.800TL olması karşısında direnme kararına yönelik temyiz isteminin kesinlik sınırının altında kalıp kalmadığı; buradan varılacak sonuca göre temyiz isteminin miktardan reddinin gerekip gerekmediği ön sorun olarak tartışılıp değerlendirilmiştir.
IV. GEREKÇE
15. 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un Geçici 2. maddesinin 1. fıkrasında, “…Bölge adliye mahkemelerinin kuruluşları, yargı çevreleri ve tüm yurtta göreve başlayacakları tarih, Resmî Gazetede ilân edilir.” düzenlemesine yer verilmiş ve 07.11.2015 tarihli ve 29525 sayılı Resmî Gazete’de ilan edilerek bölge adliye mahkemeleri 20.07.2016 tarihi itibariyle fiilî olarak göreve başlamış ve böylece istinaf yargılaması hukuk sistemimize dahil olmuştur.
16. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 341. maddesinde istinaf yoluna başvurulabilen kararlar; 361 ve 362. maddelerinde ise temyiz edilebilen ve temyiz edilemeyen kararlar hüküm altına alınmıştır. HMK’nın 362. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendi uyarınca, “Miktar veya değeri kırkbin Türk Lirasını (bu tutar dahil) geçmeyen davalara ilişkin kararlar” hakkında temyiz yoluna başvurulmaz.
17. Öte yandan hemen belirtimelidir ki; kesinlik sınırı kamu düzeninden olup bir mahkeme kararının temyiz edilip edilemeyeceği belirlenirken, temyiz hakkının doğduğu (kararın verildiği) tarihteki hukuksal durum esas alınmalı; karar tarihinde yürürlükte bulunan kanun hükmü temyiz sınırı yönünden hangi düzenlemeyi içeriyor ise ona bağlı kalınmalıdır. Buradaki “karar” teriminin, bölge adliye mahkemesinin Özel Daire bozmasına karşı verdiği direnme kararını da kapsayacağında duraksama bulunmamaktadır.
18. 6763 sayılı Kanun’un 44. maddesiyle HMK’ya eklenen “Parasal sınırların artırılması” başlıklı Ek 1. madde ile aynı Kanun’un 362/1-(a) maddesinde öngörülen kesinlik sınırı her takvim yılı başından geçerli olmak üzere, o yıl için 4.1.1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 298. maddesi hükümleri uyarınca Maliye Bakanlığınca her yıl tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılması suretiyle belirlenmektedir. Anılan Ek 1. maddenin 2. fıkrasına göre, “… 341 inci, 362 nci ve 369 uncu maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında hükmün verildiği tarihteki miktar esas alınır”.
19. Bu açıklamalara göre direnme kararının verildiği 13.3.2019 tarihinde HMK’nın 362/1-(a) maddesinde öngörülen kesinlik sınırı 58.800,00TL’dir.
20. Bu durumda Özel Daire ile Bölge Adliye Mahkemesi arasındaki uyuşmazlığın yersiz sağlık giderine ilişkin 5.164,71TL tutarındaki miktar yönünden davanın reddi gerekip gerekmediği noktasında toplandığı dikkate alındığında; Bölge Adliye Mahkemesi kararı temyiz edilebilirlik sınırının altında kaldığından, anılan karara karşı temyiz yoluna gidilmesi miktar itibariyle mümkün değildir.
21. Hâl böyle olunca davalı Kurum vekilinin temyiz isteminin reddi gerekmiştir.
V. SONUÇ:
Açıklanan nedenlerle;
Davalı Sosyal Güvenlik Kurumu vekilinin temyiz isteminin miktardan REDDİNE,
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 14.12.2021 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.