YARGITAY KARARI
DAİRE : 20. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/763
KARAR NO : 2012/6776
KARAR TARİHİ : 08.05.2012
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi.
Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasının yapılan duruşması sonunda kurulan hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı gerçek kişiler vekili tarafından istenilmekle, süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacılar vekili, 07.07.2005 tarihli dilekçesiyle, ….. köyü, ….. mevkiinde müvekkillerinin babaları……’ten intikal eden, eski tapuda 125 ada 30 parselde kayıtlı 10000,00 m²’lik taşınmazın bulunduğu bölgede 1995 yılında yapılan kadastroda 10000,00 m²’lik taşınmazın 3000 m²’si davalı Hazine adına, 7000,00 m²’si Orman Yönetimine bırakıldığını belirterek, dava dilekçesinde sınırlarını bildirdiği 10000,00 m²’lik taşınmazın tamamının müvekkillerinin muris babaları ve ondan intikalen 100 yıldan fazla zamandan beri ekilip biçildiğini belirterek, tapu kaydı ve kazandırıcı zamanaşımı zilyetliğine dayanarak dilekçede sınırlarını bildirdiği taşınmazın Hazine adına yazılan 3000,00 m² ve Orman Yönetimine bırakılan 7000,00 m²’lik bölümlerin tapu kaydının iptali ile müvekkilleri adına tescili istemiyle dava açmıştır. Davacılar vekili, 26.10.2006 tarihli dilekçesiyle ise, sınırlarını bildirdiği 10378,00 m²’lik taşınmazın müvekkillerinin murisi ….. oğlu ……adına tapuda kayıtlı olduğunu belirterek, ancak tarih ve sayısını bildirmediği tapu kaydı kapsamında kalan 10378,00 m²’lik taşınmazın 125 ada 92 parsel sayılı taşınmaz içinde bırakıldığını iddia ederek, dilekçedeki maddi hataları bu şekilde ıslah ettiğini bildirmiştir. Mahkemece, davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı gerçek kişiler vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava dilekçesindeki açıklamaya göre dava, tapu iptal ve tescil istemine ilişkindir.
Çekişmeli taşınmazın bulunduğu yerde dava tarihinden önce 11.03.1967 yılında ilan edilerek kesinleşen orman kadastrosu, daha sonra 1995 yılında 3402 sayılı Yasaya göre yapılan aplikasyon ve 2/B madde uygulaması bulunmaktadır.
İddia ve savunmaya, duruşma tutanaklarına yansıyan bilgi ve belgelere, bu yolla saptanan dava niteliği dikkate alındığında, mahkemece yapılan araştırma, soruşturma hüküm vermeye yeterli değildir. Şöyle ki; davacılar vekili dava dilekçesiyle 125 ada 30 parsel sayılı taşınmaza karşı dava açtığını ifade etmiş, ıslah dilekçesiyle ise asıl dava ettikleri taşınmazın 125 ada 92 parsel sayılı taşınmaz olduğunu ifade etmiş, fen bilirkişi ….. ise, 30.04.2008 tarihli raporunda, davacıların dava ettiği taşınmazların 125 ada 30 ve 88 parsel sayılı taşınmazlar olduğunu ifade etmiş, aynı bilirkişi 24.10.2008 tarihli ek raporunda ise, davacıların dava ettiği yerin 125 ada 30 parsel ile ilgisinin olmadığı ve 125 ada 42 parsel sayılı taşınmaz içinde krokide 42/1 ile gösterilen ve fiilen kullanılmayan yerin dava edildiğini ifade etmiştir. Görüleceği üzere, mahkemece, davacıların dava konusu ettikleri taşınmazın hangi parsel veya parsellerin sınırları içinde kaldığı duraksamasız bir şekilde saptanmamıştır. Ayrıca,davacı kişiler Haziran 1984 tarih, 3 sıra numaralı tapu kaydına dayandıkları halde davacıların dayandığı tapu kaydı ilk oluşumundan itibaren denetlemeye elverişli, birbirini takip eden tüm gittileri getirtilmemiş, dayanılan tapu kaydı mahalline yeterli şekilde uygulanıp kapsamı kesin olarak belirlenmemiş, tapu kaydının ihdasından itibaren tüm tedavülleri okunmak suretiyle kayıtların birbirini hudut gösterip göstermediği hususu üzerinde durulmamış, keşif sırasında tapu kaydının uygulamasına ilişkin yerel bilirkişi anlatımları da soyut gerekçesiz sözlerinden ibaret olup, tüm komşu parsellerin tutanağı ve dayanağını oluşturan belgeler getirtilmediği için tapu kaydı uygulamasında dıştan komşu taşınmazların tutanağı içeriği ve varsa dayanakları kayıtlarla da denetlenmemiştir. Ayrıca, orman bilirkişisi Orhan Yıldırım, dava konusu olup olmadıkları tam olarak belirlenmeyen 125 ada 30 ve 88 parsel sayılı taşınmazlar yönünden yaptığı araştırmada, bu parsellerin orman tahdidi dışında olduğunu bildirmiş, fakat dava edilen taşınmazın 4999 sayılı Yasa ile değişik 6831 sayılı Yasanın 7. maddesi gereğince herhangi bir nedenle orman sınırları dışında bırakılmış orman olup olmadığının resmî belge niteliğindeki en eski tarihli memleket haritası, hava fotoğrafı ve amenajman planını uygulanması suretiyle belirlenmesi gerektiği halde, eski tarihli resmi belgeleri uygulamamıştır. Yine, yöntemine uygun zilyetlik araştırması da yapılmamıştır. Böylesine eksik ve yetersiz soruşturmaya dayanılarak karar verilemez.
O halde, doğru sonuca varılabilmesi için; dava ve ıslah dilekçelerinde sözü edilen taşınmazlar ile fen bilirkişi raporundan, davacıların dava ettiği taşınmazın hangi parsel olduğu veya hangi parsel veya parsellerin içinde kaldığı anlaşılamadığından, öncelikle davacı vekili çağrılarak dilekçenin açıklattırılması ve dava ettiği parsel veya parsellerin sayısı veya taşınmazların hangi parsel veya parsellerin sınırları içinde kaldığı ve hangi olgularla ve hangi dayanak tapu kaydına dayandığı yönünde ek dilekçe veya beyanı alınarak, beyan ile parsel sayılarının tespiti mümkün olmadığı takdirde keşif yapılarak dava konusu edilen parsel veya parsellerin sayısı duraksamasız bir şekilde saptanmalı, bu belirlemeden sonra dava konusu edilen parsel veya parsellerin kadastro tutanak örnekleri ve dayanağını oluşturan belgeler ile kadastro ile oluşan tapu kayıtları ve dava edilen bu parsel veya parselleri kenardan çevreleyen tüm taşınmazların tutanak ve dayanağını oluşturan belgeler, eski tarihli memleket haritası, hava fotoğrafları ve varsa amenajman planı ve davacıların dayandığı tapu kaydının ilk oluşumundan itibaren denetlemeye elverişli, birbirini takip eden ve bilgisayarda yazılı ve iktisap sebeplerini belirtir şekilde tüm gittileri, varsa krokisi ve kadastro sırasında revizyon görmüş ise revizyon gördüğü parsellerin tutanak örnekleri ile dava konusu taşınmazı birlikte gösterir kadastro paftasının İlçe Tapu Sicil Müdürlüğü ve İlçe Kadastro Müdürlüğü’nden getirtilmesi, kök tapu kaydının ilçe tapu sicil müdürlüğünde bulunamaması halinde Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü Arşiv Daire Başkanlığı’ndan getirtilerek, önceki bilirkişiler dışında halen Çevre ve Orman Bakanlığı (Orman ve Su İşleri Bakanlığı) ve bağlı birimlerinde görev yapmayan bu konuda uzman yüksek orman mühendisleri arasından seçilecek iki orman mühendisi, bir fen elemanı ve bir uzman ziraatçı bilirkişi ile yerel ve tespit bilirkişileri huzuruyla yeniden yapılacak inceleme ve keşifte, çekişmeli taşınmaz ile birlikte çevre araziye de uygulanmak suretiyle çekişmeli taşınmazın öncesinin bu belgelerde ne şekilde nitelendirildiği belirlenmeli; 3116, 4785 ve 5658 sayılı yasalar karşısındaki durumu saptanmalı; tapu ve zilyetlikle ormandan toprak kazanma olanağı sağlayan 3402 sayılı Yasanın 45. maddesinin ilgili fıkraları, Anayasa Mahkemesinin 01.06.1988 gün ve 31/13 E.K.; 14.03.1989 gün ve 35/13 E.K. ve 13.06.1989 gün ve 7/25 E.K. sayılı kararları ile iptal edilmiş ve kalan fıkraları da 03.03.2005 gününde yürürlüğe giren 5304 sayılı Yasanın 14. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış olduğundan, bu yollarla ormandan yer kazanılamayacağı, öncesi orman olan bir yerin üzerindeki orman bitki örtüsü yok edilmiş olsa dahi, salt orman toprağının orman sayılan yer olduğu düşünülmeli; toprak yapısı, bitki örtüsü ve çevresi incelenmeli; keşifte, hakim gözetiminde, taşınmazın dört yönden renkli fotoğrafları çektirilip, onaylanarak dosyaya eklenmeli; yukarıda değinilen belgeler fen ve uzman orman bilirkişiler eliyle yerine uygulattırılıp; orijinal-renkli (renkli fotokopi) memleket haritasının ölçeği kadastro paftası ölçeğine, yine kadastro paftası ölçeği de memleket haritası ölçeğine çevrildikten sonra, her iki harita komşu ve yakın komşu parselleri de içine alacak şekilde birbiri üzerine aplike edilmek suretiyle, çekişmeli taşınmazın konumunu çevre parsellerle birlikte haritalar üzerinde gösterecekleri yalnız büro incelemesine değil, uygulamaya ve araştırmaya dayalı, bilirkişilerin onayını taşıyan krokili bilimsel verileri bulunan yeterli rapor alınmalı, hukuken ve bilimsel olarak ve H.G.K.nun 15.11.2000 gün ve 2000/20-1663/1694 sayılı kararında açıklandığı gibi eğimi % 12’nin üzerinde olan toprak ve orman muhafaza karakteri taşıyan funda veya makiliklerle örtülü yerlerin orman niteliğinde ve 6831 sayılı Kanunun 1/j bendi kapsamı dışında olduğu gözetilmeli, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 20. maddesi hükmü uyarınca dayanılan tapu kaydı varsa tedavülleriyle birlikte yerel bilirkişi yardımı, uzman bilirkişi eliyle yerine uygulanmalı, bilirkişi ve tanıklardan kayıttaki her sınır hakkında ayrıntılı ve inandırıcı bilgi alınmalı, uygulamada tapu kaydının revizyon gördüğü dava dışı taşınmazlar varsa özellikle gözönünde tutulmalı, kayıtlarda tarif edilen sınır yerlerinden yerel bilirkişice bilinemeyen sınır yerleri bulunduğu takdirde bu konuda taraflara tanık dinletme olanağı sağlanmalı, uzman bilirkişiye kayıtlarda tarif edilen sınır yerleri düzenleyeceği haritada ayrı ayrı işaret ettirilmeli, uygulamaya ilişkin yerel bilirkişi ve tanık sözleri, dıştan komşu taşınmazların tespit tutanağı içeriği ve varsa dayanakları kayıtlarla denetlenmeli, bu yolla dava konusu taşınmazın dayanılan tapu kaydının kapsamında kalıp kalmadığı duraksamasız saptanmalı, tespit tutanağı bilirkişilerinin beyanları ile yerel bilirkişi ve tanık beyanları arasında aykırılık bulunduğu takdirde tespit tutanağı bilirkişileri de taşınmaz başında ayrı ayrı dinlenerek, çelişki duraksamasız giderilmeli, tutunulan tapu kaydının dayanağı harita varsa kapsamının haritasına göre belirleneceği düşünülmeli, uygulamada geniş kapsamlı kadastro paftasının ölçeği ile tapu kaydının dayanağı haritanın ölçekleri eşitlenerek haritalar çakıştırılarak yerine uygulanmalı, uygulamada haritalarda tarif edilen belli poligon ve röper noktalar ile arz üzerindeki doğal ya da yapay sınır yerlerinden varsa değişmez nitelikte sınır yeri sayılabilecek kişi taşınmazlarından da yararlanılmalı, tapu kaydı ifraz görmüş ise, ifraz haritaya dayandığı takdirde, az yukarıda açıklanan yöntemle haritalar yerine uygulanmalı; ifraz görmemiş ise,ifraz yoluyla oluşan müfrez tapu kayıtlarında tarif edilen sınır yerlerinden yararlanılmalı, uygulamada ifraz yoluyla oluşan müfrez tapu kayıtlarının kapsamının kök tapu kaydının kapsamı içinde aranmasının zorunlu olduğu düşünülmeli, ayrıca, taşınmazın tapu kaydında tarif edilen türü de deliller değerlendirilirken gözönünde tutulmalı, uzman bilirkişiden keşfi izlemeye, yerel bilirkişi ve tanık sözlerini denetlemeye imkan verecek ve yargı denetimine açık olacak şekilde ölçekli ayrıntılı, gerekçeli rapor alınmalı, tapu kaydının mahalline uyduğu saptandığı takdirde, çekişmeli taşınmazın orman bilirkişi raporu ve rapora ekli memleket haritası ve hava fotoğraflarındaki konumu dikkate alınarak tapu kaydının 4785 ve 5658 sayılı yasalar kapsamında hukukî değerini yitirip yitirmediği değerlendirilmeli, dayanak tapu kaydı şayet değişebilir sınırları içeriyorsa, tapu kaydının miktarı ile geçerli sayılması gerektiği düşünülmelidir. Dayanak tapu kaydının taşınmaza uymadığı ve dava edilen taşınmazın orman parseli olduğu belirlendiği takdirde, sadece tapuya dayanarak 10 yıllık hak düşürücü süre içinde özel mülk iddiası ile dava açılabileceği ve 10 yıllık süre içinde zilyetliğe dayanılarak orman kadastrosuna itiraz edilmeyeceği de gözetilmelidir.
Yukarıda açıklanan yöntemle yapılacak araştırma sonucu, taşınmazın orman sayılan yerlerden olmadığı ve dayanak tapu kaydının taşınmaza uymadığı ve dava edilen taşınmazın orman parseli olmadığı belirlendiği takdirde, bu kez, zilyetlik yolu ile kazanma koşullarının araştırılması gerekir. Bu cümleden olarak; yapılacak keşifte, tarım uzman bilirkişi olarak ziraat mühendisine inceleme yaptırılıp, zilyetlikle kazanılabilecek kültür arazisi olup olmadığı belirlenip, bu yolda rapor alınmalı; arazi başında dinlenecek yerel bilirkişi ve tanıklardan taşınmazın öncesinin kime ait olduğu, ne durumda bulunduğu, kimden nasıl intikal ettiği, kim tarafından ne zamandan beri ne suretle kullanıldığı, imar-ihyaya konu edilip edilmediği, imar-ihya’ya konu edilmiş, ise ihyanın hangi tarihte başladığı ve ne zaman bitirildiği etraflıca sorulup maddi olaylara dayalı olarak açıklattırılmalı, bilirkişi ve tanık sözleri komşu parsel tutanak ve dayanakları ile denetlenmeli, tespit tarihine kadar gerçek kişiler yararına zilyetlikle kazanma koşullarının oluşup oluşmadığı belirlenmeli; 3402 sayılı Yasanın 14. maddesi uyarınca, davacı gerçek kişiler ve murisleri yönünden de tapu sicil ve kadastro müdürlükleri ile mahkeme yazı işleri müdürlüğünden araştırma yapılıp, aynı Yasanın 03.07.2005 gün ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanma Yasası ile değiştirilen 14/2. maddesi gereğince sulu ve susuz olarak kazanılmış toprak miktarı belirlenip, Yasanın getirdiği sınırlamanın aşılıp aşılmadığı saptanarak, toplanacak tüm kanıtlar birlikte değerlendirilip, ulaşılacak sonuca göre bir hüküm kurulmalıdır. Mahkemece böylesine bir araştırma ve soruşturma yapılmaksızın yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davacı gerçek kişiler vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde yatıranlara iadesine 08/05/2012 günü oybirliği ile karar verildi.