Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2011/13474 E. 2012/3105 K. 20.03.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/13474
KARAR NO : 2012/3105
KARAR TARİHİ : 20.03.2012

MAHKEMESİ: GÖKSUN ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 29/07/2011
NUMARASI : 2010/138-2011/580
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı (karşı davalı); kayden maliki bulunduğu .. parsel sayılı kerpiç ev ve avlu vasıflı taşınmazda kardeşi A..D..’a oturması için izin verdiğini, kardeşinin öldüğünü, davalı eşinin evde oturmaya devam ettiğini, davalıdan taşınmazı boşaltmasını istediği halde taşınmazı kullanmaya devam ettiğini ileri sürüp, elatmanın önlenmesini istemiştir.
Davalı (karşı davacı); yurt dışında yaşayan davacının ev yapmasını söyleyerek eşine taşınmazı bağışladığını, kendisinin ve eşinin arsanın kendilerine verildiğini bilerek iyiniyetle inşaatı yaptırdıklarını, yaklaşık 15 yıldan beri de malik sıfatıyla zilyet olduklarını, 1998’de eşi öldüğünde Türkiye’ye gelen davacının inşaatı gördüğü halde itirazda bulunmadığını bildirip, asıl davanın reddini savunarak, karşı davasında; temliken tescil istemiştir.
Mahkemece, kayden davacıya ait taşınmazda davalının yapılandığı, davalının yapılanmakta haklı ve geçerli bir nedeninin olmadığı gerekçeleriyle asıl davanın kabulüne, karşı davanın reddine karar verilmiştir.
Karar, davalı vekili tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 20.03.2012 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vekili Avukat İ.. K.. geldi, davetiye tebliğine rağmen temyiz edilen vekili Avukat gelmedi, yokluğunda duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekilin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
Dava, çaplı taşınmaza elatmanın önlenmesi; karşı dava, temliken tescil isteğine ilişkin olup, mahkemece, asıl davanın kabulüne, karşı davanın reddine karar verilmiştir.
Bilindiği üzere; başkasının taşınmazına, temelli ve kalıcı nitelikte yapı yapılması durumunda, Medeni Kanunun 684. ve 718.maddelerinin hükümleri gereğince yapı üzerinde veya altında bulunduğu taşınmazın tamamlayıcı parçası (mütemmim cüzü) haline geleceğinden ana taşınmazın mülkiyetine tabi olur.Yasa koyucu bu konumdaki taşınmaz maliki ile yapıyı yapan kişi arasındaki ilişkiyi genel hükümlere bırakmamış Medeni Kanunun 722, 723, 724. maddelerinin özel hükümleri ile düzenlemeyi uygun bulmuştur.
Bir kimse kendi malzemesi ile başkasının taşınmazına sürekli esaslı ve tamamlayıcı(mütemmim cüz)nitelikte yapı yapmışsa ve (Medeni Kanunun 724.maddesine göre),”yapının değeri açıkça arazinin değerinden fazlaysa iyiniyetli taraf uygun bir bedel karşılığında yapının ve arazinin tamamının veya yeterli bir kısmının mülkiyetinin malzeme sahibine verilmesini istiyebilir.” Söz konusu madde hükmünden açıkça anlaşıldığı üzere taşınmazın
mülkiyetinin yapı malikine verilebilmesi için öncelikli koşul iyi inançtır. Öngörülen iyi inancın Medeni Kanunun 3.maddesinde hükme bağlanan subjektif iyi inanç olduğunda kuşku yoktur. Bu kural, elattığı taşınmazın başkasının mülkü olduğunu bilmemesini veya beklenen tüm dikkat ve özeni göstermesine karşın bilecek durumda olmamasını; ya da yapıyı yapmakta haklı bir sebebin bulunmasını ifade eder.Böyle bir davada iyi inançlı olduğunu iddia eden kişinin l4.2.l95l tarih l7/l sayılı İçtihatları Birleştirme Kararında belirtildiği gibi bu iddiasını ispat etmesi gerekir. İkinci koşul ise, yapı kıymetinin taşınmazın değerinden açıkça fazla olmasıdır.Bu koşul, dava gününe ve objektif esaslara göre saptanmalı fazlalık ilk bakışta kolayca anlaşılmalıdır.Üçüncü koşul olarak ta yapıyı yapan, taşınmaz malikine uygun bir bedel ödemelidir. Uygun bedel genellikle yapı için lazım olan arsa miktarının dava tarihindeki gerçek değeri olarak kabul edilmekte ise de büyük bir taşınmazın bir kısmının devri gerektiğinde geri kalan kısmın bedelinde meydana gelecek noksanlıklar, varsa taşınmaza bağlı öteki zararlar gözönünde bulundurularak bu bedelin aşılması hak ve nesafet kuralı gereğidir. Hemen belirtmek gerekir ki, temliken tescil isteme hakkı ancak,yapı yapıldığı sıradaki taşınmazın maliki olan kişiye karşı açılacak davada ileri sürülebilecek bir kişisel hak olup, yenilik doğurucu bu dava sonunda, verilen kararın kesinleşmesinden sonra ayni hakka dönüşebilir.
Somut olaya gelince; çekişme konusu 368 m² yüzölçümündeki 1193 parsel sayılı taşınmazın kayden davacıya ait olduğu, kendisinin yurt dışında çalışması sebebiyle kardeşi olan A..ile onun eşi davalı H..’ a ev yapıp, taşınmazı kullanmaları bakımından muvafakat ettiği ve bunun üzerine davalı ve eşinin 1995’de vasıf ve niteliği bilirkişi raporunda belirtildiği şekilde iki kattan oluşan taş, ahşap ve kerpiç ev yaparak, eşi A…’ nin 1998 tarihinde ölümüne kadar birlikte ölümünden sonra da, H..’un dava tarihine kadar kullandığı, arsa değerinin keşfen 1.840.-TL, bina değerinin ise 26.220.-TL olarak tespit edildiği dosya kapsamı ile sabittir.
O halde, yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde somut olay değerlendirildiğinde davalı yönünden TMK’nın 724. maddesinde öngörülen koşulların gerçekleşmediği söylenemez.
Hal böyle olunca, belirlenecek muhik tazminat karşılığında karşı davanın kabulüne, asıl davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirmelerle yazılı olduğu şekilde karar verilmiş olması doğru değildir.
Davalının temyiz itirazları yerindedir. Kabulüyle, hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.’nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 21.12.2011 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden vekili için 900.00.-TL. duruşma avukatlık parasının temyiz edilenden alınmasına, 20.03.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.