Danıştay Kararı 10. Daire 2020/3682 E. 2021/6181 K. 13.12.2021 T.

Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2020/3682 E.  ,  2021/6181 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2020/3682
Karar No : 2021/6181

KARARIN DÜZELTİLMESİNİ
İSTEYEN (DAVACILAR) : 1- Kendi adına asaleten, …’ya velayeten

2- …
3- ….
VEKİLLERİ : Av. …

KARŞI TARAF (DAVALI) : … Bakanlığı
VEKİLİ : Av. …

MÜDAHİL (DAVALI YANINDA) : …
VEKİLİ : Av. …

İSTEMİN_KONUSU : … İdare Mahkemesinin .. tarih ve E:…, K:… sayılı kararının bozulmasına dair Danıştay Onuncu Dairesinin 13/11/2019 tarih ve E:2019/6146, K:2019/7769 sayılı kararının; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen 3622 sayılı Kanun ile değişik 54. maddesi uyarınca düzeltilmesi istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacıların murisi …’nın 04/08/2008 tarihinde işyerinde fenalaşması üzerine götürüldüğü Çorum Eğitim ve Araştırma Hastanesi acil servisinde gerekli tıbbi müdahalenin yapılmayarak evine gönderilmesi sonrasında tekrar fenalaşarak getirildiği hastanede 15/08/2008 tarihinde vefat etmesi nedeniyle uğranıldığı ileri sürülen, eşi … için 1.000,00 TL (miktar artırım ile 114.525,00 TL) maddi, 40.000,00 TL manevi, oğlu … için 1.000,00 TL (miktar artırım ile 14.182,00 TL) maddi, 40.000,00 TL manevi, kızları … ve …’ın her biri için ayrı ayrı 40.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 2.000,00 TL (miktar artırım ile 128.707,00 TL) maddi, 160.000,00 TL manevi zararın olay tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tazmini istenilmektedir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:.. sayılı kararıyla; uyuşmazlık konusu olayda, gerek … Cumhuriyet Başsavcılığı’nın talebi üzerine Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulunca düzenlenen 25/01/2010 tarihli rapor gerekse … Asliye Ceza Mahkemesinin talebi üzerine Yüksek Sağlık Şurası tarafından düzenlenen … tarih ve … sayılı raporda, hekimin kusurlu olduğunun bildirilmiş olduğu hususları göz önüne alındığında, idarenin istihdam ettiği personelinin kusurunun da hizmetin bir parçası olması nedeniyle hizmetin işleyişindeki bir kusur olarak değerlendirilmesi gerektiği, bu durumda, davalı idare tarafından istihdam edilen doktorun kusuru ile davacıların murisinin ölümü arasında illiyet bağı bulunması nedeniyle davacıların uğradıkları zararın tazmin edilmesi gerektiği, davacıların murislerinin ölümü nedeniyle desteğinden yoksun kalmaları nedeniyle ödenecek maddi tazminatın tespiti amacıyla dosya üzerinden yaptırılan bilirkişi incelemesi neticesinde hesap bilirkişisi tarafından hazırlanan 28/05/2014 tarihli raporda, davacılardan …için 114.525,00 TL, … için 14.182,00 TL, … için 433,00 TL destekten yoksun kalma tazminatı hesaplandığı, bu tutarın davalı idare tarafından davacılara ödenmesi gerektiği, olayın oluş şekli, davalı idarenin kusuru ve manevi tazminatın özellikleri dikkate alınarak davacılardan müteveffanın eşi … için eşinin ölümü ile olay tarihinde 9 yaşındaki çocuğunun yetiştirilmesini tek başına üstlenmek zorunda kalması da göz önünde bulundurularak takdiren 30.000,00 TL, oğlu … için olay tarihinde 9 yaşında olması da göz önünde bulundurularak takdiren 20.000,00 TL, kızları …, …’ın evli oldukları da göz önünde bulundurularak takdiren her biri için ayrı ayrı 10.000,00 TL manevi tazminatın davalı idare tarafından davacılara ödenmesi gerektiği gerekçesiyle davacıların maddi tazminat istemlerinin kabulüne, manevi tazminat istemlerinin kısmen kabulüne, kısmen reddine karar verilmiştir.
Daire kararının özeti: Davalı idare ile davalı yanında müdahilin temyiz başvurusu üzerine Danıştay Onuncu Dairesince, doktor … hakkında taksirle ölüme neden olma suçundan yürütülen soruşturma sırasında … Cumhuriyet Başsavcılığınca Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulundan alınan 25/01/2010 tarihli raporda, “doktor …’ın hipertansif atak tablosu ile başvuran hastaya yapmış olduğu tıbbi uygulamalar uygun olsa bile radyolojisinin net olarak normal olduğu bildirilmemiş (kanama?, tm?) bir durumda olan hastasını nöroloji/ nöroşirurji konsültasyonu istenilmeden eve taburcu etmesinin tıp kurallarına uygun olmadığı”nın belirtilmesi karşısında olayda davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğu ve davacıların maddi ve manevi zararlarının giderilmesi gerektiği açık olmakla birlikte, kişinin ölüm nedeninin hipertansif ensefalopati olduğu dikkate alındığında, zamanında tanı konularak gerekli tıbbi ve cerrahi tedavi yapılması halinde kurtulma olasılığının ne kadar olduğunun Adli Tıp Kurumundan sorularak verilecek cevap üzerine maddi ve manevi tazminat miktarına karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle temyize konu karar hukuk ve usule aykırı bulunmuş ve kararın bozulmasına karar verilmiştir.
KARAR DÜZELTME
TALEP_EDENİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, müdahil doktor hakkında taksirle ölüme neden olma suçundan dolayı verilen mahkumiyet kararının kesinleştiği, Yüksek Sağlık Şurası raporunda doktorun kusuru ile ölüm arasında illiyet bağı olduğunun belirtildiği, bozma kararındaki gerekçenin tatmin edici olmadığı ileri sürülerek Danıştay Onuncu Dairesince verilen kararın düzeltilmesi istenilmektedir.
KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Savunma verilmemiştir.
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizce verilen bozma kararı kaldırılarak, İdare Mahkemesi kararının onanmasına karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:
Kararın düzeltilmesi dilekçesinde ileri sürülen nedenler, 2577 sayılı Kanun’un Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen 3622 sayılı Kanun ile değişik 54. maddesi hükmüne uygun bulunduğundan, davacıların karar düzeltme istemlerinin kabulü ile Danıştay Onuncu Dairesinin 13/11/2019 tarih ve E:2019/6146, K:2019/7769 sayılı kararı kaldırılarak uyuşmazlık yeniden incelendi:

HUKUKİ DEĞERLENDİRME :
İdare ve vergi mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçelerde ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davalı idare ile davalı yanında müdahilin temyiz istemlerinin reddine,
2. Davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine ilişkin … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının kabule ilişkin kısmının 2577 sayılı Kanun’un 49. maddesi uyarınca ONANMASINA, 13/12/2021 tarihinde kesin olarak esası yönünden oy birliğiyle, miktar artırım dilekçesi ile artırılan tazminat miktarı yönünden miktar artırım dilekçesinin davalı idareye tebliğ edildiği tarihten itibaren faize hükmedilmesine ilişkin kısmı yönünden oy çokluğuyla karar verildi.

(X) – KARŞI OY :
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 13. maddesinde, idari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gerektiği kuralı yer almakta olup, anılan maddede, idari eylemler nedeniyle uğranılan zararın tazmini için idareye başvuruda bulunulmasının, dava ön şartı olarak öngörülmesi ve zararın idare tarafından en erken bu tarihte sulhen ödenebilecek olması nedeniyle yargı yerince hükmedilecek tazminat miktarına, ön karar için idareye yapılan başvuru tarihi, görevli olmayan adli yargıda dava açılması halinde adli yargıda dava açıldığı tarih itibarıyla yasal faiz uygulanması, Danıştay’ın yerleşik içtihatlarıyla kabul edilmiştir.
Dava şartı olan ön karar için idareye yapılan başvuruda ihlal edilen hakkın yerine getirilmesinin istenilmesi esas olup, idare ile işin esasında ihtilafa düşüldükten, başka bir ifadeyle idare tazminat istemi karşısında direnmeye (temerrüde) düşürüldükten sonra davacının tazminat miktarını dava açarken serbestçe tayinine hukuki bir engel bulunmamaktadır. Nitekim Danıştay’ın yerleşik içtihatları da bu doğrultudadır.
AİHM tarafından, devletin sorumluluğuna ilişkin tam yargı davalarında talep edilen tazminatın daha yüksek olduğunun dava devam ederken anlaşılması durumunda, davacıya talep edilen miktarı arttırma hakkı verilmemesinin adil yargılanma hakkının ihlali olarak kabul edilmesi nedeniyle istemle bağlı olma kuralının sebep olduğu hak kayıplarının giderilmesi amacıyla 2577 sayılı Kanun’un 16. maddesinin 4. fıkrasına 30/04/2013 tarihinde yürürlüğe giren 6459 sayılı Kanun’un 4. maddesi ile, “Ancak, tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktar, süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilir ve miktarın artırılmasına ilişkin dilekçe otuz gün içinde cevap verilmek üzere karşı tarafa tebliğ edilir.” cümlesi; aynı Kanun’un 5. maddesi ile de, 2577 sayılı Kanun’a Geçici 7. madde olarak, “Bu maddeyi ihdas eden Kanunla, bu Kanunun 16. maddesinin dördüncü fıkrasına eklenen hüküm, kanun yolu aşaması dahil, yürürlük tarihinde derdest olan davalarda da uygulanır.” cümlesi eklenmiştir.
Aktarılan düzenlemeyle, nihai karar verilinceye kadar harcı ödenmek ve bir defaya mahsus olmak üzere, “süre veya diğer usul kuralları gözetilmeksizin” dava dilekçesinde gösterilen tazminat miktarının artırılmasına imkan verilmektedir. Böylelikle, artırılan miktar açısından da dava dilekçesinin verildiği tarihteki hukuksal koşullar geçerli bulunmaktadır.
Yapılan bu açıklamalar karşısında, miktar artırımına ilişkin dilekçenin yeni bir dava niteliğinde olmayıp mevcut davada talep edilen tazminat miktarının ıslah suretiyle artırımına olanak sağlayan yasal bir hakkın kullanımına ilişkin olduğu da göz önünde bulundurulduğunda, artırılan tazminat miktarı yönünden davanın kabul edilmesi halinde, yasal faizin başlangıcının bu miktar yönünden de, idarenin uyuşmazlığın esasında ihtilafa; bir başka anlatımla temerrüde düştüğü tarih olduğu sonucuna varılmaktadır.
Bu itibarla; olayda, ödenecek maddi tazminatın yasal faiz başlangıcı, miktar artırımına ilişkin dilekçe ile artırılan tazminat miktarı yönünden de, ön karar için idareye yapılan başvuru tarihidir.
Dava dilekçesinde davacılardan eş … ile oğul … için 1.000,00’er TL maddi tazminat talep edildiği, ancak yargılama devam ederken, bilirkişi raporu doğrultusunda maddi tazminatın … için 113.525,00 TL, … için 13.182,00 TL daha arttırılması yoluna gidildiği ve İdare Mahkemesince toplam 128.707,00 TL maddi tazminatın 2.000,00 TL’sinin idareye başvuru tarihinden itibaren, 126.707,00 TL’sinin miktar artırım dilekçesinin davalı idareye tebliğ edildiği tarihten itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verildiği görülmektedir.
Bu durumda, davacılardan … ile …’nın miktar artırım dilekçesi ile artırdığı tutarın da davalı idareye başvuru tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi gerektiğinden, İdare Mahkemesi kararının bu kısmının bozulması gerektiği oyu ile Daire kararına bu yönden katılmıyoruz.