Danıştay Kararı 10. Daire 2016/16056 E. 2021/5385 K. 09.11.2021 T.

Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2016/16056 E.  ,  2021/5385 K.
T.C.

D A N I Ş T A Y

ONUNCU DAİRE

Esas No : 2016/16056

Karar No : 2021/5385

DAVACI : … Odası

VEKİLİ : Av. …

DAVALI : … Bakanlığı

(Mülga … Bakanlığı)

VEKİLİ : Av. …

DAVANIN KONUSU :

26/10/2016 tarih ve 29869 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Yetkili Teknik Sorumluların Görev, Yükümlülük ve Sertifikalandırılmasına Dair Tebliğin (SGM-2016/22);

– 4. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinin,

– 5. maddesinin 1. ve 4. fıkralarının,

– 7. maddesinin 2. fıkrasının,

– 9. maddesinin 3. fıkrasının,

– 10. maddesinin 3. fıkrasının,

– 11. maddesinin 1. ve 4. fıkralarının,

– 12. maddesinin 1. fıkrasının,

– 13. maddesinin 3. fıkrasının,

– 14. maddesinin 1. fıkrasının,

– 16. maddesinin 1. fıkrasının (ğ) bendinin ve

– Geçici 1. maddesinin iptali istenilmektedir.

DAVACININ İDDİALARI :

Makina Mühendisliği mesleğinin genel menfaatlere uygunluğunu sağlamayı amaç edinen, bu konuda resmi makamlarla da işbirliği içine girerek görüş bildiren ve gerekli gördüğü bütün teşebbüs ve faaliyetlerde bulunmakla yükümlü olan kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu olduğu ve dava konusu Tebliğin bilimsel gereklere ve kamu yararına aykırı maddelerinin iptal edilmeleri istemiyle bakılan davanın açılması gerekliliğinin doğduğu belirtilerek dava konusu Tebliğin;

– 4. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendi yönünden, 6235 sayılı Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Kanunu uyarınca Birliğin ve ilgili Odaların mühendislerle ilgili mesleki alanı düzenleme yükümlülüğünden kaynaklanan yetkisinin başka kurumlara devrinin hukuka aykırı olduğu, 6325 sayılı Kanun gereğince Birliğin ve ilgili Odaların meslek ve meslektaşlarının haklarını ve çıkarlarını korumak, müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırılmak, meslek disiplini ve ahlakını korumak için gerekli gördüğü teşebbüs ve faaliyetlerde bulunmak ve mesleki bilgi birikimlerinin arttırılması için faaliyette bulunmakla yetkili ve yükümlü olduğu, bu yetki ve yükümlülüklerin başka amaçlarla kurulmuş kamusal ya da özel başka kuruluşlara devrinin 6235 sayılı Kanun’a aykırı olduğu, mezuniyet sonrası mühendislik alanına yönelik eğitimlerin temel bilgilerden daha çok uygulamalara yönelik detaylara dayandığı, bu nedenle STK’ların ve üniversitelerin uzmanlık gerektiren konularda mühendislere eğitim vermelerinin uygun olmadığı,

– 5. maddesinin 1. ve 4. fıkraları yönünden, 26/10/2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Araçların İmal Tadil ve Montajı Hakkında Yönetmeliğin 22. maddesi uyarınca yurtdışında üretilen araçlar AT Tip Onayı ile ithal edilecekken ve bu araçlara ulusal tip onayı verilemeyecekken, yurt dışı firmaların yetkili temsilcilerinin ulusal araç tip onayı alabilmeleri düzenlemesine yer verilmesinin çelişki yarattığı ve bu nedenle iptal edilmesi gerektiği,

– 7. maddesinin 2. fıkrası yönünden, oda üyeliği şartının aranmamasının çok önemli bir eksiklik olduğu, mühendislikle ilgili olan bu faaliyeti sürdürecek kişilerin 6235 sayılı Kanun’un 33. maddesi uyarınca öncelikle meslek odasına kayıtlı olması gerektiği, mesleğin yapılması süresince ortaya çıkabilecek mesleki kusur ve usulsüzlükleri tespit edecek kurumun, üyelerinin mesleki sicillerini tutan meslek odası olduğu, meslek örgütünün oda üyesi üzerindeki yaptırım gücünden yararlanılmasının kamu menfaati açısından gerekli olduğu, yabancı mühendisleri de kapsayan bu maddede yabancı mühendislerin hangi eğitimleri alıp almayacağının ortaya konulmadığı, eksiklikler içeren düzenlemenin yeniden düzenlenmek üzere iptal edilmesi gerektiği,

– 9. maddesinin 3. fıkrası yönünden, teorik eğitimlerin uzaktan eğitimle de yapılabileceği düzenlenmişse de mezuniyet sonrası mühendislik alanına yönelik eğitimlerin temel bilgilerden daha çok uygulamalara yönelik detaylara dayandığı, teorik olarak adlandırılan derslerin de uygulama çalışması sırasında yapılacak testlerin verilerinin nasıl değerlendirileceğinin, bu verilerin nasıl yorumlanacağının temel bilgilerle harmanlanarak anlatıldığı bölümler olduğu, bu derslerin uygulamalı derslerin temelini oluşturması nedeniyle ayrılmamaları gerektiği, uzaktan eğitim metodunun daha önce uygulanmamış olması nedeniyle eğitimin niteliğini ciddi derecede düşürebilecek bir duruma yol açabileceği, Tebliğ konusu hususların yüz yüze takip gerektirmesi nedeniyle uzaktan eğitime uygun olmadığı,

– 10. maddesinin 3. fıkrası yönünden, bahsi geçen komisyonun akreditasyon standartlarıyla çeliştiği, Tebliğ kapsamında görev yapacak personelin sınav ve belgelendirme şartlarının TS EN ISO/IEC 17024 Uygunluk Değerlendirmesi-Personel Belgelendiren Kuruluşlar İçin Genel Şartlar Standardı kapsamında düzenlendiği ve sınav ve belgelendirmenin bu standarda göre yapılması gerektiği, anılan standart gereğince program komitesi, belgelendirme program kurulu, tarafsızlık komitesi, danışmanlar kurulu, sınav yapıcı, değerlendirici, ölçme değerlendirme kurulu, şikayet, itiraz komitesi, sınav materyali ve soru bankası olmasının zorunlu olduğu, personel belgelendirme kuruluşlarının akreditasyon şartlarına uygun Kalite El Kitabı ve buna bağlı olarak belgelendirme prosedürü ve sınav yapma, değerlendirme talimatlarını oluşturmak ve buna uygun hareket etmek zorunda oldukları, ayrıca personel belgelendirme kuruluşlarının TÜRKAK tarafından yılda bir kez gözetim denetimine, üç yılda bir kez de akreditasyon denetimine tabi tutuldukları,

– 11. maddesinin 1. fıkrası yönünden, dava konusu düzenleme ile daha önce Bakanlık ile aralarında imzalanan 11/03/1998 tarihli yetki devri protokolü uyarınca sürdürülen sicil uygulamasının değiştirilerek sicil numaralarının Bakanlık tarafından verilmesinin 6235 sayılı Kanun’dan kaynaklanan mühendislik sicillerini tutmak görev ve yükümlülüğünü yok saydığı ve hukuka aykırı olduğu, dava konusu Tebliğ yayımlanmadan önce Bakanlık ile aralarında imzalanan 11/03/1998 tarihli yetki devri protokolü uyarınca mühendis eğitimleri ve eğitim sonunda yapılan sınavlarda başarılı olanlara mühendis yetki belgelerinin TS EN ISO/IEC 17024 standardı kapsamında akredite personel belgelendirme kuruluşu olarak kabul edilen Odaları tarafından verildiği, düzenlemede sınavın kimlere yapılacağının ve eski belge sahiplerinin durumunun net olmadığı, düzenleme öncesi belge sahibi olanların kazanılmış haklarının yok sayıldığı,

– 11. maddesinin 4. fıkrası ve 12. maddesinin 1. fıkrası yönünden, bahsi geçen sertifikanın mezuniyet sonrası uzmanlık ve liyakat gerektiren konularda sınava girip başarılı olunması durumunda kazanılmış olan ve mühendislik diploması gibi işlem gören bir belge olduğu, bu belgenin iptalinin ancak Onur Kurulu kararı ile mümkün olduğu, Oda üyesi mühendisin herhangi bir nedenden dolayı firma ile ilişiğinin kesilmesi veya firmanın mühendis ile çalışmaması durumunda belgesinin kullanılmaması için bağlı bulunduğu ve sicil kayıtlarını tutan Odaya bildirildiği, meslek odasının üyenin firmayla ilişiğinin kesildiğini ilgili kurum/kuruluşa bildirdiği, firma ile ilgili hususların şahısların imza yetkisini kısıtlayamayacağı,

– 13. maddesinin 3. fıkrası ve 14. maddesinin 1. fıkrası yönünden, üniversitelerin bu alanda görev ve sorumluluk sahibi olmasına yönelik getirilen düzenlemenin mezuniyet sonrası mühendislik alanına yönelik eğitimlerin temel bilgilerden daha çok uygulamalara yönelik detaylara dayanması nedeniyle meslek odalarının yetki ve sorumluluk alanına girilmesi anlamını taşıdığı,

– 16. maddesinin 1. fıkrasının (ğ) bendi yönünden, dava konusu düzenleme uyarınca Bakanlık bünyesinde kurulacak olan komisyonun TS EN ISO/IEC 17024 standardına uygun olmadığı, TS EN ISO/IEC 17024 standardı gereğince program komitesi, belgelendirme program kurulu, tarafsızlık komitesi, danışmanlar kurulu, sınav yapıcı, değerlendirici, ölçme değerlendirme kurulu, şikâyet, itiraz komitesi, sınav materyali ve soru bankası olmasının zorunlu olduğu, personel belgelendirme kuruluşlarının akreditasyon şartlarına uygun Kalite El Kitabı ve buna bağlı olarak belgelendirme prosedürü ve sınav yapmak, değerlendirme talimatlarını oluşturmak ve buna uygun hareket etmek zorunda oldukları, ayrıca personel belgelendirme kuruluşlarının TÜRKAK tarafından yılda bir kez gözetim denetimine, üç yılda bir kez de akreditasyon denetimine tabi tutuldukları,

– Geçici 1. maddesi yönünden, düzenleme öncesi belge sahibi olanların belgelerinin ve kazanılmış haklarının yok sayıldığı, kazanılmış hakların yok sayılmasının kurum/kuruluşların sürekliliği ve güvenilirliğini sarstığı ileri sürülmektedir.

DAVALININ SAVUNMASI :

Usul yönünden; davanın yasal süre içinde açılıp açılmadığı re’sen incelenerek süresinde açılmamışsa bu yönden reddine karar verilmesi gerektiği,

Esas yönünden; 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 29. maddesi ve 635 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 7. maddesi gereğince, karayollarında kullanılmak üzere tasarlanmış araçların üretimlerinde uyulması gereken teknik ve idari mevzuatın yayımı, uygulanması, araçların uygunluğunu belgeleme veya belgelendirilmesini sağlama konusunda idarelerinin yetkili olduğu, 29/04/1997 tarih ve 22974 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 97/9196 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile karayollarında seyreden araçlar ile ilgili Avrupa Birliği teknik mevzuatının uyumlaştırılmasında idarelerinin sorumlu kurum olarak görevlendirildiği, bu kapsamda MARTOY, TORTOY, MOTOY olarak kısaltılan Yönetmeliklerle AB direktiflerinin uyumlaştırıldığı, bugüne kadar yaklaşık üç yüz adet ve on beş bin sayfa otomotiv tip onay mevzuatı yayımlandığı, yayımlanan otomotiv teknik mevzuatının uygulanması çerçevesinde tip onayı verilirken anılan Yönetmelikler veya tadilat işlemleri sırasında Araçların İmal, Tadil ve Montajı Hakkında Yönetmelik kapsamında firmaların teknik sorumlularının dosya hazırlayarak başvuru yapmaları ve teknik sorumluların yükümlülükleri hususunda hükümler getirildiği, araçların trafik tescil işlemleri yapılmadan önce otomotiv teknik mevzuatında belirtilen asgari güvenlik/emisyon/vb. şartlarına göre üretilmelerinin, üretim için imalatçının araç tip onay belgesi almasının, bu belgeye dayanılarak üretilen her bir araç için de araç uygunluk belgesi düzenlenmesinin, araç uygunluk belgelerinin de ilgili teknik sorumlularca imzalanıp onaylanmasının gerektiği, bu nedenle üretilen aracın teknik mevzuatta aranan şartları sağladığının sorumluluğunun teknik sorumlulara ait olduğu, teknik sorumluların mevzuat konusunda yeterince eğitimli olmamalarının, bir teknik sorumlunun aynı anda çok sayıda firmaya tip onayı alabilmesinin ve uygunluk belgesi imzalayabilmesinin sorun oluşturduğu, geçmiş teftişlerde bu kişilerin imzalarını kolaylıkla inkar ettikleri, üreticiler arasında tip onay belgesi verilmesine, satılmasına aracılık ettikleri hususlarının tespit edildiği, bu nedenlerle mevzuat düzenlemesi yapılmasının uygun görüldüğü, dava konusu Tebliğ hazırlanırken ilgili kurum, kuruluş ve sivil toplum kuruluşlarının görüşlerinin alındığı, ayrıca mevzuat yayımı öncesinde Bakanlık bünyesinde kurulan ve çeşitli kurum ve kuruluş temsilcilerinin katılımıyla oluşan Motorlu Araçlar Teknik Komitesi toplantılarında da öneri niteliğinde ilgililerin görüşlerinin alındığı, bu çerçevede dava konusu Tebliğin;

– 4. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendi yönünden, daha önceki dönemde, Araçların İmal, Tadil ve Montajı Hakkında Yönetmelik uyarınca yetkili teknik sorumluların Bakanlıktan yetki belgesi alma şartı bulunduğu ve … Odası ile yapılan protokoller ile yetki belgelerinin verilmesi hususunda davacı Odanın yetkili kılındığı, bu uygulamaya 28/11/2008 tarihli Araçların İmal, Tadil ve Montajı Hakkında Yönetmelik döneminde de devam edildiği, ancak yetkili teknik sorumluları yetkilendiren kuruluş bakımından uygulamada sorunlar yaşandığı, çok sayıda şikâyet geldiği, dinamik yapıda olan otomotiv mevzuatının güncel olarak eğitimlere aktarılmadığı, eğitimlerin formaliteden öteye geçemediği, bu nedenle çok sayıda hatalı işlem yapıldığından, yetkili teknik sorumlu adaylarının eğitimi ve eğitim sonunda yapılacak sınavla yeterliliğin belirlenmesi ve sertifikalandırmayla görevlendirilecek kamu kurumu/kuruluşu, üniversite veya sivil toplum kuruluşları ile ilgili düzenlemenin yapıldığı, dava konusu Tebliğin 13., 14., 15., 16. ve Geçici 2. maddeleri ile Araçların İmal, Tadil ve Montajı Hakkında Yönetmelik kapsamında ilk kez teknik sorumlulara yetki belgesi verecek kurum/kuruluşlarla ilgili şartlar, sorumluluklar ve usul esaslarla ilgili düzenleme yapılarak önemli bir mevzuat boşluğunun doldurulduğu, düzenleme içerisinde bir kuruma doğrudan yetki verilmesinin eşitlik ilkesine aykırı olması nedeniyle dava konusu Tebliğde herhangi bir kuruma isim zikredilerek doğrudan bir yetki verilmediği, doğrudan bir kuruma yetki verilmesi durumunda, yaşanan bir sıkıntıda mevzuat değişikliği yapılması gerekeceği, davacı Odanın, dava konusu Tebliğ kapsamında görevlendirilmek üzere 13/03/2017 tarihinde başvuru yaptığı ve başvurusu ile ilgili gerekli işlemlerin devam etmekte olduğu,

– 5. maddesinin 1. ve 4. fıkraları yönünden, dava konusu Tebliğ ile aynı tarihte yayımlanan Araçların İmal, Tadil ve Montajı Hakkında Yönetmeliğin 22. ve 24. maddeleri uyarınca AB mevzuatına uygun olan ve AB üyesi ülkelerde serbest dolaşıma girebilen araçların ithalatının yapılabileceği, bu sayede yurtdışında satılamayan düşük emisyon veya güvenlik seviyesine sahip araçların ithal edilemeyeceği ve ulusal araç tip onayının Türkiye’de üretimi yapılan araçlar için uygulanacağı, AB’de 2007/46/EC direktifi ekinde yer alan zorunlu uygulama tarihlerinden sonra tüm araç kategorilerine AT komple araç tip onayı düzenlendiğinden ayrıca ulusal araç tip onayı düzenlenmesine gerek bulunmadığı, Gümrük Birliği anlaşmasından ötürü AB üyesi ülkelerce verilen AT tip onayları ülkemizde doğrudan kabul edilmek zorunda olduğundan ve AT tip onaylı araçlar için ilave teknik şart getirilmesi mümkün olmadığından dava konusu düzenlemenin ulusal tip onayı ile yapılan işlemleri kapsadığı, bu nedenle maddenin 4. fıkrasında; “AT tip onayı ile yapılan imalat veya ithalatta bu fıkra uygulanmaz.” ibaresine yer verildiği, Araçların İmal, Tadil ve Montajı Hakkında Yönetmeliğinin 22. maddesinin 26/12/2016 tarihinde yürürlüğe girdiği ve maddenin ikinci fıkrasında, Türkiye’de üretilmeyen araç tipleri için daha önce alınmış ulusal araç tip onaylarının 01/01/2018 tarihi itibarıyla geçersiz olacağı düzenlenerek ithal araçlara 01/01/2018 tarihine kadar süre verildiği, dava konusu Tebliğin 26/04/2017 tarihinde yürürlüğe girecek olması nedeniyle 01/01/2018 tarihine kadar yapılacak ithal araç işlemlerinde hukuki boşluk oluşmaması amacıyla dava konusu Tebliğin 5. maddesinin 1. fıkrasında; “yurt dışı firmaların yetkili temsilcilerinin (ithalatçı) ulusal araç tip onayı alabilmeleri” ve 4. fıkrasında; “bu durum ulusal tip onayı ile yapılan seri ithalat için de geçerlidir” ibarelerine yer verildiği,

– 7. maddesinin 2. fıkrası yönünden, 6235 sayılı Kanun’un 33. maddesinde yer alan ilgili odaya üye olma zorunluluğuna ilişkin hükmün saklı olması nedeniyle bu hususun otomotiv teknik mevzuatında ayrıca belirtilmesine gerek bulunmadığı, İdarelerince otomotiv mevzuatı ve tip onayı belgelendirme faaliyetlerine ilişkin çalışan teknik sorumlular ve teknik sorumlulara yetki belgesi verecek kurum/kuruluşlarla ilgili şartlar, sorumluluklar ve usul esaslarla ilgili düzenleme yapıldığı, dava konusu Tebliğ ve Araçların İmal, Tadil ve Montajı Hakkında Yönetmelikte tip onay belgelendirme işlemleri çerçevesinde, ülkemizde ilgili mevzuat uyarınca bir firmaya bağlı (tam zamanlı) veya serbest olarak çalışan yabancı mühendisler ile yerli mühendisler arasında bir ayrım veya bir tarafa ilişkin istisna bulunmadığı,

– 9. maddesinin 3. fıkrası yönünden, eğitim müfredatı içinde yer alan temel otomotiv teknik mevzuat bilgisi, tip onayı belgelendirme faaliyetlerine ilişkin genel kurallar, prosedürler, dosya hazırlama tekniği ve temel araç bilgisi gibi konuların uygulamalı eğitim olmayıp teorik eğitim içerisinde yer aldığı, günümüz teknolojik şartlarında teorik eğitimin uzaktan yapılmasının mümkün olduğu, teknik sorumlular için iş ve zaman yönünden kolaylık sağlanmış olacağı,

– 10. maddesinin 3. fıkrası yönünden, görevlendirilecek kurum/kuruluşun TS EN ISO IEC 17024 standardına göre akredite olması gerektiği, sınav konususun çok hassas olması nedeniyle, kurum/kuruluşlar arasında sınavda farklı uygulamalar, sorular, şaibeli durumlar olmaması, sınav yeknesaklığının sağlanması amacıyla sınav komisyonu ile ilgili düzenleme yapıldığı,

– 11. maddesinin 1. fıkrası yönünden, sınavın kime yapılacağının ve eski belge sahiplerinin durumunun net olmadığı ileri sürülmekte ise de; dava konusu Tebliğde sınavın “teknik elemanların katılacağı sınav” olarak tanımlandığı ve 7. maddenin 1. fıkrasında yetkili teknik sorumlu adaylarının eğitim veya sınav için başvurabileceği düzenlemesine yer verildiği, eski belge sahiplerine ilişkin olarak Geçici 1. madde düzenlemesine yer verildiği, mevcut teknik sorumlular için eğitime katılmanın ihtiyari bırakıldığı, sektöre ilişkin tespit edilen sıkıntıların giderilmesini teminen, firma teknik sorumlularının güncel mevzuatı takip etmesi ve tip onay mevzuatına uygun hareket etmeleri için eğitim ve sınav zorunluluğu, sürekliliğin sağlanması için de üç yılda bir tekrar sınava girme şartı getirildiği, bir – iki haftalık eğitim ve sonrasında sınav sonucu sertifika verildiğinden ve otomotiv teknolojisi ve mevzuatı dinamik bir yapıyı haiz olduğundan sertifikanın geçerlilik süresinin üç yıl olarak belirlendiği, bu durumun can ve mal güvenliği açısından büyük önem taşıdığı,

– 11. maddesinin 4. fıkrası yönünden, fıkra ile teknik sorumlunun otomotiv teknik mevzuatı kapsamındaki tip onay belgelendirme işlerini tamamen bırakması durumunun düzenlendiği, teknik sorumlunun çalıştığı firmadan ayrılması ve başka firmalarla çalışması hususunun dava konusu düzenleme ile ilgili olmadığı, teknik sorumlu otomotiv teknik mevzuatı kapsamındaki tip onay belgelendirme işlerini tamamen bıraktığında sertifikanın iptali için bildirimde bulunmazsa, sertifikanın başkası tarafından kullanılmaya devam edilmesi gibi telafisi mümkün olmayan sonuçların gerçekleşme ihtimalinin bulunduğu, nitekim bu durumun geçmiş uygulamalarda yaşandığı,

– 12. maddesinin 1. fıkrası yönünden, konunun önemine binaen madde ile getirilen yaptırımların eylemin ağırlığına göre ölçülü ve hukuka uygun olduğu, otomotiv teknik mevzuatını yayımlayan ve uygulayan Bakanlığın sertifikanın iptalinde de yetkili olduğu, düzenlemenin Rehberlik ve Teftiş Başkanlığının 16/06/2016 ve 17/06/2016 tarihli görüşleri dikkate alınarak yapıldığı,

– 13. maddesinin 3. fıkrası ve 14. maddesinin 1. fıkrası yönünden, üniversitelerin, mezun ettikleri öğrencileri olan mühendislere otomotiv teknik mevzuatı kapsamında eğitim verebilecekleri, otomotiv sanayisi gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, ülkemizde de otomotiv teknik mevzuatı kapsamında tip onay belgelendirme alanında ayrı bir yüksek lisans programı açılması veya mevcut programlarda bu alandaki derslere yoğunluk verilmesinin de önem taşıdığı,

– 16. maddesinin 1. fıkrasının (ğ) bendi yönünden, görevlendirilecek kurum/kuruluşun TS EN ISO IEC 17024 standardına göre akredite olmasının gerekmesinin yanı sıra, sınav ve itiraz konusunun çok hassas olması nedeniyle, kurum/kuruluşlar arasında farklı uygulamalar, şaibeli durumlar olmaması, yeknesaklığın sağlanması amacıyla itiraz komisyonu ile ilgili düzenleme yapıldığı,

– Geçici 1. maddesi yönünden, bir – iki haftalık eğitim ve sonrasında sınav sonucu sertifika verildiğinden ve otomotiv teknolojisi ve mevzuatı dinamik bir yapıyı haiz olduğundan sertifikanın geçerlilik süresinin üç yıl olarak belirlendiği, karayolunda seyreden araçların özellikle can ve mal güvenliği açısından asgari teknik şartlarını belirleyen ve otomotiv teknik mevzuatı kapsamındaki tip onay belgelendirme (homologasyon) işlerinde faaliyet gösteren teknik sorumluların 3 yılda bir olmak üzere tekrar değerlendirmeye tabi tutulmasının özellikle can ve mal güvenliği açısından büyük önem taşıdığı, bu hususun kazanılmış hakların yok sayılması olarak nitelendirilmeyeceği ve hükmün iptalini gerektirmeyeceği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : …

DÜŞÜNCESİ : Dava konusu Tebliğin 12. maddesinin 1. fıkrasının iptali, dava konusu Tebliğin iptali istenen diğer maddeleri yönünden davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.

DANIŞTAY SAVCISI : …

DÜŞÜNCESİ : Dava; 26/10/2016 tarih ve 29869 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Yetkili Teknik Sorumluların Görev, Yükümlülük ve Sertifikalandırılmasına Dair Tebliğin (SGM-2016/22) 4. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinin; 5. maddesinin 1. ve 4. fıkralarının; 7. maddesinin 2. fıkrasının; 9. maddesinin 3. fıkrasının; 10. maddesinin 3. fıkrasının; 11. maddesinin 1. ve 4. fıkralarının; 12. maddesinin 1. fıkrasının; 13. maddesinin 3. fıkrasının; 14. maddesinin 1. fıkrasının; 16. maddesinin 1. fıkrasının (ğ) bendinin ve Geçici 1. maddesinin iptali istemiyle açılmıştır.

Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve kanunlarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.

Hukuk devletinin temel ilkelerinden biri ”hukuk güvenliği” ilkesidir. Hukuk güvenliği, normların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Hukuk devletinde mevzuat hükümlerinin ilgili kişilerin mevcut şartlar altında belirli bir işlemin ne tür sonuçlar doğurabileceğini makul bir düzeyde öngörmelerini mümkün kılacak şekilde düzenlenmesi gerekmektedir. ‘Belirlilik’ ilkesine göre ise düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir tereddüde ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gereklidir.

Hukuk devleti ilkesi, yürütme organının faaliyetlerinin yönetilenlerce belli ölçüde öngörülebilir olmasını, herkesin bağlı olacağı hukuk kurallarını önceden bilmesini, ekonomik ve sosyal yaşamlarındaki tutum ve davranışlarını buna göre düzenleyebilmesini gerektirir. Zira hukuk devletinin gereği olan belirlilik ve hukuki güvenlik ilkesi, idarenin keyfi hareket etmesini engeller. Bunu gerçekleştirmenin başlıca yolu ise kural konulmasını gerektiren durumlarda bunların genel, soyut, anlaşılabilir ve sınırlarının belirli olmasını sağlamaktır.

Yetkili Teknik Sorumluların Görev, Yükümlülük ve Sertifikalandırılmasına Dair Tebliğin 16. maddesinin 1. fıkrasının (ğ) bendinde “Bakanlık, düzenlenen sınavlara teknik elemanlar tarafından sonuçların açıklanmasına müteakip on iş günü içinde itiraz edilmesi durumunda, inceleme yapılması ve kişiye bilgi verilmesi için ilgili birim amiri, daire başkanları ve personeli olacak şekilde itiraz komisyonu oluşturulur. Komisyon kararı oy birliğiyle alınır. Komisyon kararları ilgili kişilere bildirilir.” hükmüne yer verilmiştir.

Aktarılan Tebliğ hükmünün incelenmesinden; yapılan sınavlara itiraz edilmesi durumunda kurulması öngörülen itiraz komisyonunun “ilgili birim amiri, daire başkanları ve personeli olacak şekilde” oluşturulacağının ifade edildiği, bu durumda itiraz komisyonunun hangi daire başkanları ve personelinden, toplamda kaç kişiden oluşacağının net olarak belirlenmediği, belirlenebilir nitelikte de olmadığı, soru hazırlama niteliği ağır basan sınav komisyonu için öngörülen çoğulcu yapının sağlayacağı yararların aksine itiraz komisyonu için, sınav sorularına veya sonuçlarına yapılacak itirazların bu konuda uzman kişilerce incelenip incelenmeyeceği hususundaki belirsizliğin hukuki belirlilik ve hukuki güvenlik ilkeleriyle bağdaşmadığı anlaşılmıştır.

Öte yandan; komisyonun kararlarını oy birliği ile alacağının kurala bağlandığı, komisyon kararlarında belirli bir çoğunluk şartı aranması gerekliliği tabii olmakla birlikte, oy birliği şartı aranmasının komisyonu karar alamaz hale getirebileceği hususunun göz ardı edildiği, oy birliğinin sağlanamadığı hususlarda ne şekilde ve ne yönde karar alınacağının belirtilmediği, oy çokluğu halinde itirazın ne şekilde sonuçlandırılacağı hususunun açıkça düzenlenmesi gerekirken bu yönde bir düzenleme yapılmamasının da hukuki belirlilik ve hukuki güvenlik ilkeleriyle bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır.

Belirtilen durumda; Yetkili Teknik Sorumluların Görev, Yükümlülük ve Sertifikalandırılmasına Dair Tebliğin 16. maddesinin 1. fıkrasının (ğ) bendinde yer alan düzenlemenin niteliği, içeriği ve kapsamının açık, net ve anlaşılır olmadığı, tam tersine belirsizlik içerdiği anlaşılmakta olup; itiraz komisyonunun oluşumuna ve çalışma şekline ilişkin Tebliğ maddesinin hukuki belirlilik ve hukuki güvenlik ilkeleriyle bağdaşmadığı, “idari işlemlerin belirliliği” ilkesine aykırı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Dava konusu diğer düzenlemelerde ise üst normlara ve hizmet gereklerine aykırılık görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, 26/10/2016 tarih ve 29869 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Yetkili Teknik Sorumluların Görev, Yükümlülük ve Sertifikalandırılmasına Dair Tebliğin 16. maddesinin 1. fıkrasının (ğ) bendinin iptali, dava konusu edilen diğer düzenlemeler yönünden ise davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren 2575 sayılı Danıştay Kanunu’nun Ek 1. maddesi uyarınca, Danıştay Sekizinci ve Onuncu Dairelerinden oluşan Müşterek Kurulca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, gereği görüşüldü:

MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ :

Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı (Mülga Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı) tarafından yürütülen otomotiv mevzuatı kapsamında faaliyette bulunan veya görev yapan teknik elemanların sınav sonucu sertifikalandırılarak yetkili teknik sorumlu olmalarını, bunların görev ve yükümlülüklerini, çalışma usul ve esaslarını, yetkili teknik sorumlu adaylarının eğitilmesi, sınava tabi tutulması ve başarılı olanların sertifikalandırılması konusunda görevlendirilecek kurum/kuruluşlar ve firmalar ile ilgili diğer hususları düzenlemek amacıyla, 635 sayılı Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 7. maddesine dayanılarak hazırlanan “Yetkili Teknik Sorumluların Görev, Yükümlülük ve Sertifikalandırılmasına Dair Tebliğ (SGM-2016/22)”, 26/10/2016 tarih ve 29869 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

Davacı tarafından; anılan Tebliğin iptali istemiyle 26/12/2016 tarihinde bakılan dava açılmıştır.

Dava konusu düzenlemeler, davacı iddialarıyla sınırlı olarak incelenmiştir.

İNCELEME VE GEREKÇE:

USUL YÖNÜNDEN:

Davalı idare tarafından; davanın süresinde açılmadığı ileri sürülmüştür.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “Dava açma süresi” başlıklı 7. maddesinin 1. fıkrasında, dava açma süresinin özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış gün olduğu; 4. fıkrasında, ilanı gereken düzenleyici işlemlerde dava açma süresinin, ilan tarihini izleyen günden itibaren başlayacağı, ancak bu işlemlerin uygulanması üzerine ilgililerin, düzenleyici işlem veya uygulanan işlem yahut her ikisi aleyhine birden dava açabilecekleri; “Sürelerle ilgili genel esaslar” başlıklı 8. maddesinin 1. fıkrasında, sürelerin tebliğ, yayın veya ilan tarihini izleyen günden itibaren işlemeye başlayacağı; 2. fıkrasında ise, sürenin son günü tatil gününe rastlarsa, sürenin tatil gününü izleyen çalışma gününün bitimine kadar uzayacağı hüküm altına alınmıştır.

Uyuşmazlık konusu olayda, dava konusu Tebliğin 26/10/2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlandığı, altmış günlük dava açma süresinin son gününün Pazar gününe (25/12/2016) rastlaması nedeniyle dava açma süresinin 26/12/2016 tarihine (Pazartesi gününün bitimine) uzadığı, davacı Oda tarafından altmış günlük dava açma süresinin son günü olan 26/12/2016 tarihinde davanın açıldığı görülmekte olup, davalı idarenin davanın süresinde açılmadığına ilişkin itirazının yerinde olmadığı sonucuna varılmaktadır.

ESAS YÖNÜNDEN:

İlgili Mevzuat:

Dava konusu Tebliğin yayımlandığı tarihte adı “Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname” olan 635 sayılı Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının Araştırma, Geliştirme, Yenilikçilik ve Girişimcilik Faaliyetlerinin Karşılanması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin, dava konusu Tebliğin yayımlandığı tarihte yürürlükte olan 7. maddesinin 1. fıkrasının (f) bendinde, sanayi ürünlerine ilişkin teknik düzenlemeleri uyumlaştırmak, teknik mevzuatı ve ilgili standart listelerini hazırlamak ve uygulamaya koymak, teknik düzenlemesi ve standardı bulunmayan sanayi ürünlerinin denetimine esas olacak özelliklerini tespit etmek veya ettirmek; aynı fıkranın (ğ) bendinde ise, araçların karayolu yapısına ve trafik güvenliğine uygun üretilmesi için gerekli teknik düzenlemeleri hazırlamak ve uygulamaya koymak, araçların teknik düzenlemelere uygunluğunu belgelendirmek veya belgelendirilmesini sağlamak Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı (Mülga Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı) Sanayi Genel Müdürlüğü’nün görevleri arasında sayılmıştır.

26/10/2016 tarih ve 29869 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Araçların İmal, Tadil ve Montajı Hakkında Yönetmeliğin “Düzenleme yetkisi” başlıklı 28. maddesinde, Bakanlığın, bu Yönetmeliğin uygulanması ile ilgili her türlü alt düzenleyici işlemi yapmaya yetkili olduğu düzenlemesine yer verilmiştir.

Dava konusu 26/10/2016 tarih ve 29869 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Yetkili Teknik Sorumluların Görev, Yükümlülük ve Sertifikalandırılmasına Dair Tebliğin (SGM-2016/22) “Amaç” başlıklı 1. maddesinde, “(1) Bu Tebliğin amacı; Bakanlık tarafından yürütülen otomotiv mevzuatı kapsamında faaliyette bulunan veya görev yapan teknik elemanların sınav sonucu sertifikalandırılarak yetkili teknik sorumlu olmalarını, bunların görev ve yükümlülüklerini, çalışma usul ve esaslarını, kurum/kuruluşlar ve firmalar ile ilgili diğer hususları düzenlemektir.

“; “Tanımlar” başlıklı 4. maddesinde, “(1) … bu Tebliğde geçen; … e) Kurum/kuruluş: Bu Tebliğin amaçları bakımından ilgili otomotiv mevzuatı ve tip onayı belgelendirme faaliyetlerine ilişkin yetkili teknik sorumlu adaylarının eğitilmesi ve/veya sınava tabi tutulması faaliyetlerinde bulunmak ve sertifikalandırmak amacıyla Bakanlıkça görevlendirilen kamu kurum/kuruluşu, kamu kurumu niteliğindeki kuruluşları, üniversite veya sivil toplum kuruluşunu, … i) Teknik eleman: 17 nci maddenin ikinci fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla, Bakanlık tarafından yürütülen otomotiv mevzuatı kapsamında faaliyette bulunan veya görev yapan, üniversitelerin makina, otomotiv, imalat, mekatronik, uçak, elektrik, elektronik, elektrik-elektronik veya tarım makinaları dalında mühendislik eğitimi veren bölümlerinden/programlarından birinde yükseköğrenimini tamamlamış kişiyi, … k) Yetkili teknik sorumlu: Bakanlıkça yürütülen otomotiv mevzuatı çerçevesinde faaliyette bulunabilmesi için Bakanlık veya Bakanlık tarafından görevlendirilen kurum/kuruluş tarafından yapılan sınav sonucu sertifikalandırılarak yetkilendirilen teknik elemanı, ifade eder.”; “Yetkili teknik sorumlu görevlendirme yükümlülüğü” başlıklı 5. maddesinde, “(1) Bu maddenin dördüncü ila altıncı fıkralarındaki hükümler saklı kalmak kaydıyla; imalatçıların veya yurt dışı firmaların yetkili temsilcilerinin (ithalatçı) ulusal araç tip onayı alabilmeleri veya AİTM Yönetmeliği kapsamında münferit araç onayı, seri ve münferit tadilat onayı alabilmeleri için bünyelerinde yetkili teknik sorumlu istihdam etmeleri veya dışarıdan yetkili teknik sorumlu ile sözleşme yaparak görevlendirmeleri zorunludur. …

(4) Birinci ve üçüncü fıkra hükümleri çerçevesinde; MARTOY, TORTOY, MOTOY ve AİTM Yönetmeliği kapsamında A sınıfı firmalarda ya da firmanın teknik sorumlu sözleşmesi yaptığı 28/2/2008 tarihli ve 5746 sayılı Araştırma, Geliştirme ve Tasarım Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun kapsamında faaliyet gösteren Ar-Ge merkezlerinde yetkili teknik sorumlunun fiilen (tam zamanlı) çalışması zorunludur. Bu durum ulusal tip onayı ile yapılan seri ithalat için de geçerlidir. A sınıfı firmalar yetkili teknik sorumluyu kendileri görevlendirir. AT tip onayı ile yapılan imalat veya ithalatta bu fıkra uygulanmaz. … “; “Yetkili teknik sorumlu adaylarının başvurusu” başlıklı 7. maddesinde, ” … (2) Adayların başvuru dosyasında aşağıdaki belgeler bulunur:

a) Başvuru dilekçesi.

b) T.C. vatandaşları için T.C. kimlik numarası olan nüfus cüzdanı beyanı, yabancılar için pasaport örneği.

c) Diploma fotokopisi.

ç) 6 adet vesikalık fotoğraf. … “; “Eğitim müfredatı” başlıklı 9. maddesinde, ” (1) Eğitim müfredatı, Bakanlık ve/veya görevlendirilen kurum/kuruluş ile ihtiyaç duyulması halinde konuyla ilgili tarafların görüşleri alınarak Bakanlık ve/veya görevlendirilen kurum/kuruluş tarafından hazırlanır.

(2) Eğitim müfredatı asgari olarak aşağıdaki konuları kapsar:

a) Temel otomotiv teknik mevzuat bilgisi ve teknik gelişmeler.

b) Tip onayı belgelendirme faaliyetlerine ilişkin genel kurallar, prosedürler, dosya hazırlama tekniği ve benzeri hususlar.

c) Temel araç bilgisi ve teknolojisi.

ç) 17 nci maddenin ikinci fıkrası çerçevesinde, AİTM Yönetmeliği kapsamında seri ve münferit tadilat projeleri için araç projelendirme temel şartnamesi.

(3) Bakanlıkça uygun görülmesi halinde, teorik eğitimler uzaktan eğitim ile de yapılabilir.”; “Sınav” başlıklı 10. maddesinde, ” … (2) Bakanlık veya kurum/kuruluş, yılda en az bir defa sınav yapar.

(3) Bakanlık ve görevlendirilen kurum/kuruluştan oluşturulan ve ilgili birim amiri, daire başkanları ve personelinin de yer aldığı bir sınav komisyonunca sınav konu başlıklarına bağlı olarak sorulacak soru adedinin 4 katı kadar soru hazırlanarak soru bankası oluşturulur. Sınav yapan kurum/kuruluşlar, soru bankasından rastgele soru seçerek sınav sorularını oluşturur. Soru bankası, yılda bir defa komisyonca gözden geçirilir. Birden fazla kurum/kuruluşun görevlendirilmesi durumunda, sınav içeriği ve sorularında yeknesaklığı sağlamaktan Bakanlık sorumludur. …”; “Sertifikalandırma ve sorumluluk” başlıklı 11. maddesinde, “(1) Bakanlık veya kurum/kuruluş, sınavda başarı gösteren yetkili teknik sorumlu adaylarının sertifikalandırma işlemlerini yapar ve Ek-1’de yer alan Yetkili Teknik Sorumlu Sertifikasıyla yetkilendirir. 17 nci maddenin ikinci fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla; her bir çerçeve mevzuat kapsamı için eğitim ve/veya sınav gerçekleştirilir ve yetki sertifikalarının kapsamı MARTOY, TORTOY, MOTOY veya AİTM Yönetmeliği olarak ayrı ayrı belirtilir. AİTM Yönetmeliği kapsamında yapılacak tadilatların belirtilmesi için sertifikada alt sınıflandırma da yapılır. Ayrıca, her yetki sertifikasına bir sicil numarası verilir. Aynı mevzuat kapsamında veya farklı kapsamlarda olmak üzere, birden fazla kurum/kuruluşun görevlendirilmesi durumunda, sicil numarası verilmesi işlemleri Bakanlık ve ilgili kurum/kuruluşlar arasında 16 ncı maddenin beşinci fıkrasında belirtilen elektronik altyapı ile takip edilir. Yetki sertifikalarının geçerlilik süresi üç yıldır. …

(4) Yetkili teknik sorumlu, herhangi bir sebeple otomotiv mevzuatı kapsamında faaliyetlerini tamamen bırakması halinde on beş iş günü içinde sertifikasının iptali için Bakanlığı ve kurum/kuruluşu bilgilendirir.

“; “Sertifikanın ve imza yetkisinin askıya alınması veya iptali” başlıklı 12. maddesinde, “(1) Bu Tebliğ ve ilgili otomotiv mevzuatı hükümlerine ve gerektirdiği hususlara aykırı hareket ettiği veya usulsüz işlem yaptığı şikâyet üzerine veya piyasa gözetim ve denetim esnasında da dâhil olmak üzere, Bakanlık veya kurum/kuruluş tarafından tespit edilen yetkili teknik sorumlunun yetki sertifikası ve uygunluk belgesini imzalamaya yetkili kişilerin imza yetkisi otuz günlüğüne askıya alınır. Askı süresinde uygunsuzluğunu düzeltmeyenlerin sertifikaları iptal edilir. Yetki sertifikası iki kez iptal edilenler yetkili teknik sorumlu olmak için başvuru yapamazlar.

(2) Yetkili teknik sorumlunun bu Tebliğ kapsamındaki görev ve yükümlülükleri ile ilgili 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 204 ila 208 inci maddeleri kapsamında hüküm giymesi durumunda, yetki sertifikası doğrudan iptal edilir ve yetkili teknik sorumlu olmak için tekrar başvuru yapamaz. Yetki sertifikası iptal edilenlerin görevlendirildikleri/çalıştıkları imalatçı/ithalatçı/tadilatçı firmalar yapılan usulsüzlüğün veya aykırılığın giderilmesini sağlamak zorundadır.”; “Başvurular” başlıklı 13. maddesinde, (1) Görevlendirilmek isteyen ve güncel TS EN ISO IEC 17024 standardına göre akredite olan kurum/kuruluş, aşağıda belirtilen bilgi ve belgelerin yer aldığı bir dosya ile Bakanlığa başvurur. Bakanlık gerekli gördüğü takdirde, kurum/kuruluşları görevlendirmek üzere davet edebilir. Başvuru dosyasında;

a) Başvuru dilekçesi,

b) Kurum/kuruluşun amacı ve sorumlulukları,

c) Kurum/kuruluşun organizasyon şeması,

ç) Eğitimi verecek personelin isimleri, iletişim bilgileri, eğitim durumu ve varsa sahip olduğu geçerliliğini yitirmemiş sertifikaların kopyaları,

d) Eğitim ve sınav olanakları hakkında yeterli donanım ve altyapı ile fiziki yerleşim durumunu gösteren bilgiler ve kroki veya plan,

e) Sahip olduğu kalite belgeleri, akreditasyon sertifikaları ve benzeri belgeler (Akreditasyon sertifikalarının Türkiye dışından alınması durumunda, yeminli tercüme bürolarından onaylı Türkçe suretleri ve TÜRKAK tarafından düzenlenmiş akreditasyon denklik belgesi),

f) Gizlilik, bağımsızlık ve tarafsızlık taahhütnamesi,

g) Mali durumuna ilişkin bilgiler,

ğ) Faaliyet gösterilecek yerde eğitim kurumu açılmasında sakınca olmadığına dair yetkili merciler tarafından verilen belge,

h) Başvuruların değerlendirilmesinde faydalı olacağı düşünülen bilgileri ihtiva eden diğer dokümanlar,

ı) Bakanlık tarafından talep edilecek diğer bilgi ve belgeler,

yer alır.

(2) Kurum/kuruluşun bu Tebliğ kapsamında faaliyet gösterecek personelinin aşağıdaki şartları sağlaması gerekir:

a) Bu Tebliğ kapsamında verilecek eğitimle ilgili yeterli bilgiye ve bu kapsamda en az beş yıllık tecrübeye sahip olmak ve bunu belgelemek.

b) İlgili sınav metotları ve sınav dokümanları hakkında yeterli bilgiye sahip olmak.

c) Tarafsızlık, bağımsızlık ve gizlilik ilkesine uymak ve bununla ilgili beyannameye sahip olmak.

ç) 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (i) bendinde bahsedilen şartı sağlaması.

(3) Üniversitelerin kurum/kuruluş olarak görevlendirilmesi için başvuru rektörlükçe yapılır.”; “Başvuruların değerlendirilmesi ve görevlendirme” başlıklı 14. maddesinde, “(1) Bakanlığa başvuran kurum/kuruluş, yapılan değerlendirme sonucu uygun bulunması halinde MARTOY, TORTOY, MOTOY veya AİTM Yönetmeliği, SGM-2010/1 Tebliği ve bu Tebliğde belirtilen esaslar çerçevesinde teknik elemanların eğitilmesi ve/veya sınava tabi tutulması faaliyetlerinde bulunmak ve sertifikalandırmak üzere görevlendirilir ve Bakanlık tarafından kurum/kuruluşa görevlendirme yazısı verilir. Sınav yapma ve sertifika düzenleme konusunda Bakanlık tarafından sadece kamu kurum/kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki kuruluşlar veya üniversiteler görevlendirilebilir. Bakanlık gerekli gördüğünde, teknik elemanların eğitimi ve/veya sınav işlemlerini bu Tebliğ hükümlerine ve ilgili mevzuata uygun olarak yürütebilir…”; “Sorumluluklar” başlıklı 16. maddesinde, “(1) Bakanlık ve görevlendirilen kurum/kuruluşların sorumlulukları aşağıda belirtilmiştir: … ğ) Bakanlık, düzenlenen sınavlara teknik elemanlar tarafından sonuçların açıklanmasına müteakip on iş günü içinde itiraz edilmesi durumunda, inceleme yapılması ve kişiye bilgi verilmesi için ilgili birim amiri, daire başkanları ve personeli olacak şekilde itiraz komisyonu oluşturulur. Komisyon kararı oy birliğiyle alınır. Komisyon kararları ilgili kişilere bildirilir. …

j) Kurum/kuruluşlar, güncel TS EN ISO IEC 17024 standardına göre akredite olur. … “; “Geçiş süresi” başlıklı Geçici 1. maddesinde, “(1) Bu Tebliğin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yapılacak ilk sınavdan 6 ay sonra, yenilenmiş yetki belgesi sahibi olmayan teknik sorumluların belgeleri ve eşdeğer unvana sahip kişilerin yetkileri geçersiz hale gelir.

“; “Mevcut kurum/kuruluşlar” başlıklı Geçici 2. maddesinde ise, “(1) 13 üncü ve 14 üncü madde hükümleri saklı kalmak kaydıyla; bu Tebliğ yayımlanmadan önce diğer otomotiv mevzuatı çerçevesinde görevlendirilmiş olan kurum/kuruluşların yetkileri, bu Tebliğin yürürlüğe girdiği tarihte iptal olur.” düzenlemeleri yer almaktadır.

Dava konusu Tebliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinin, 13. maddesinin 3. fıkrasının ve 14. maddesinin 1. fıkrasının incelenmesi:

Dava konusu Tebliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinde, yetkili teknik sorumlu adaylarının eğitilmesi ve/veya sınava tabi tutulması faaliyetlerinde bulunmak ve sertifikalandırmak amacıyla Bakanlıkça görevlendirilen kurum/kuruluş tanımı yapılmış; 13. maddesinin 3. fıkrasında, üniversitelerin kurum/kuruluş olarak görevlendirilmesi için başvurunun rektörlükçe yapılacağı düzenlemesine yer verilmiş; 14. maddesinin 1. fıkrasında ise, teknik elemanları eğitmek ve/veya sınava tabi tutmak ve sertifikalandırmak isteyen kurum/kuruluşların başvurularının değerlendirilmesine ve söz konusu faaliyetlerde bulunmaları için görevlendirilmelerine ilişkin hususlar düzenlenmiştir.

Davacı Oda tarafından, 6235 sayılı Kanun’un 2. maddesinin (b) bendinde “mühendislik ve mimarlık mesleği mensuplarının, müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleriyle ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hakim kılmak üzere meslek disiplinini ve ahlakını korumak için gerekli gördüğü bütün teşebbüs ve faaliyetlerde bulunmak” … Odaları Birliğinin kuruluş amaçları arasında sayıldığından, Kanun’un verdiği yetki ve sorumluluğa dayanarak mühendislerle ilgili meslek alanını düzenleme yükümlülüğünde olan Odanın yetkisinin farklı amaçlarla kurulmuş kamusal ya da özel başka kuruluşlara devrinin Anayasa’nın 135. maddesine ve anılan Kanun’a aykırı olduğu, üniversiteler ve sivil toplum kuruluşlarının uzmanlık gerektiren konularda mühendislere eğitim vermelerinin uygun olmadığı gerekçeleriyle anılan düzenlemelerin iptali istenilmektedir.

Öncelikle, davalı Bakanlığın araçların karayolu yapısına ve trafik güvenliğine uygun üretilmesi için gerekli teknik mevzuatı hazırlayıp uygulamak, araçlara yönelik teknik gereklilik ve denetim esaslarını tespit etmek, araçların söz konusu teknik düzenlemelere uygunluğunu bizzat belgelendirmek veya belgelendirilmesini sağlamak konularında, dolayısıyla araçların teknik düzenlemelere uygunluğunu denetleyip onaylayacak yetkili teknik sorumluları eğitecek, sınava tabi tutacak ve sertifikalandıracak kurum/kuruluşlara ilişkin alanda düzenleme yapma yetkisi bulunduğu açıktır.

Dava konusu Tebliğin “Kurum/Kuruluşların Başvuruları, Değerlendirilmesi, Görevlendirme ve Denetleme” başlıklı Dördüncü Bölümünde yer alan 13. maddesinin 1. fıkrasında, görevlendirilmek isteyen kurum/kuruluşun güncel TS EN ISO IEC 17024 standardına göre akredite olması şartı getirilmiş olup; fıkranın devamında kurum/kuruluşun amacı ve sorumlulukları, organizasyon şeması, eğitimi verecek personelin isimleri, iletişim bilgileri, eğitim durumu ve varsa sahip olduğu geçerliliğini yitirmemiş sertifikaların kopyaları, eğitim ve sınav olanakları hakkında yeterli donanım ve altyapı ile fiziki yerleşim durumunu gösteren bilgiler ve kroki veya plan, sahip olduğu kalite belgeleri, akreditasyon sertifikaları ve benzeri belgeler (Akreditasyon sertifikalarının Türkiye dışından alınması durumunda, yeminli tercüme bürolarından onaylı Türkçe suretleri ve TÜRKAK tarafından düzenlenmiş akreditasyon denklik belgesi), gizlilik, bağımsızlık ve tarafsızlık taahhütnamesi, mali durumuna ilişkin bilgiler, faaliyet gösterilecek yerde eğitim kurumu açılmasında sakınca olmadığına dair yetkili merciler tarafından verilen belge gibi çeşitli yönlerden Bakanlıkça değerlendirilip uygun görülmesi halinde görevlendirileceği düzenlenmesine yer verilmiştir.

Yine aynı maddenin 2. fıkrasında ise, kurum/kuruluşun bu Tebliğ kapsamında faaliyet gösterecek personelinin, verilecek eğitimle ilgili yeterli bilgiye ve bu kapsamda en az beş yıllık tecrübeye sahip olması ve bunu belgelemesi, ilgili sınav metotları ve sınav dokümanları hakkında yeterli bilgiye sahip olması, tarafsızlık, bağımsızlık ve gizlilik ilkesine uyması ve bununla ilgili beyannameye sahip olması ve 4. maddenin birinci fıkrasının (i) bendinde yer alan teknik eleman olma şartlarını sağlaması gerektiği düzenlenmiştir.

2575 sayılı Kanun’un Ek 1. maddesi uyarınca oluşturulan Müşterek Kurul’un 03/02/2021 tarihli ara kararı ile davalı idareden dava konusu Tebliğ yürürlüğe girmeden önce, yetkili teknik sorumluları yetkilendiren kuruluşlar, teknik sorumlu olarak görev yapmakta olan mühendisler ve firmalarla ilgili olarak tespit edildiği ileri sürülen olumsuzluklara ilişkin düzenlenen teftiş ile piyasa gözetimi ve denetimi raporlarının gönderilmesi istenilmiş olup, ara kararına cevaben gönderilen belgelerin incelenmesinden;

Mülga Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Rehberlik ve Teftiş Başkanlığı tarafından yürütülen soruşturma neticesinde düzenlenen … tarih ve … sayılı İnceleme Raporu’nda; hangi yetkili Makine Mühendisinin hangi firma ile çalıştığı konusunda bir takip mekanizmasının bulunmadığı, bir firmanın kaç yetkili Makine Mühendisi ile çalışabileceği konusunda bir sınırlama olmamasının da takibi zorlaştırdığı belirtilerek yetkili Makine Mühendislerinin hangi firma ile çalıştıkları veya hangi firmanın belgelerini imzaladıkları konusunda bir takip mekanizmasının oluşturulması, gerekirse bir firmanın çalışabileceği yetkili Makine Mühendisi sayısına bir sınırlama getirilmesi, tip onay belgelerine firma adına işlem yapan Makine Mühendisinin yazılması, … Odası ile yapılan protokolün tekrar gözden geçirilmesi, düzenlenen eğitimlerin süresi ve içerikleri anlamında düzenleme yapılması, yetki belgesi verilen Makine Mühendisleri ile ilgili olarak bir takip sisteminin oluşturulması ve Bakanlıkta da bu konuda bir veri tabanı oluşturularak değişikliklerin sürekli izlenmesinin sağlanması, yetki belgesi verilen Makine Mühendisleri ile ilgili denetim mekanizmasının kurularak bu kişilerin yaptıkları iş ve işlemlerle ilgili denetimler yapılması gerektiği değerlendirilerek gerekli işlemlerin başlatılması için konunun Sanayi Genel Müdürlüğüne bildirildiği görülmektedir.

Öte yandan; Anayasa’nın 135. maddesinde, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının amaçları, 6235 sayılı Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Kanunu’nda ise Birliğin ve Odaların amaçları ve görevleri hüküm altına alınmış olmakla birlikte, kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşları mensuplarının mesleki eğitimlerinin ve sertifikalandırılmalarının münhasıran anılan kuruluşlarca yapılacağına ilişkin bir hüküm yer almamaktadır.

Bu durumda; … tarih ve … sayılı İnceleme Raporu’nda belirtilen hususların yerine getirilmesi amacıyla, güncel TS EN ISO IEC 17024 standardına göre akredite olması şartı bulunan, bir çok yönden Bakanlığın denetimine tabi tutulan ve personelinin sağlaması gereken şartlar da dava konusu Tebliğ ile düzenlenen kamu kurum/kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, üniversiteler veya sivil toplum kuruluşlarının yetkili teknik sorumlu adaylarının eğitilmesi ve/veya sınava tabi tutulması ve sertifikalandırılması amacıyla Bakanlıkça görevlendirilmesine ilişkin düzenlemelerde hukuka ve kamu yararına aykırılık görülmemiştir.

Dava konusu Tebliğin 5. maddesinin 1. ve 4. fıkralarının incelenmesi:

İptali istenilen fıkralarda; yetkili teknik sorumluların firmalarda tam zamanlı olarak istihdam edilmesine veya dışarıdan sözleşme yoluyla hizmet alarak görevlendirilmesine ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir.

Davacı Oda, 26/10/2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Araçların İmal Tadil ve Montajı Hakkında Yönetmeliğinin 22. maddesi uyarınca yurtdışında üretilen araçlara ulusal tip onayı verilemeyecek olmasına rağmen yurt dışı firmaların yetkili temsilcilerinin ulusal araç tip onayı alabilmeleri düzenlemesine yer verilmesinin çelişki yarattığını ileri sürerek, anılan maddelerin bu yönden iptal edilmesini talep etmektedir.

26/10/2016 tarih ve 29869 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Araçların İmal, Tadil ve Montajı Hakkında Yönetmeliğin “Ulusal uygulama” başlıklı 22. maddesinin 1. fıkrasında; “MARTOY, TORTOY ve MOTOY kapsamında tam, tamamlanmış veya tamamlanmamış ulusal araç tip onayı, Türkiye’de üretimi yapılan araç tipleri için uygulanır. Türkiye’de üretilmeyen bir araç tipi için; söz konusu aracın Türkiye’de piyasaya arz ve tescil edilebilmesi bakımından, MARTOY’un Ek IV’ünün İlave 2’sinin hükümleri saklı kalmak kaydıyla, AB üyesi ülkelerin onay kuruluşlarından alınmış güncel tip onayı belgesine sahip olması gerekir. İthal araçlara ulusal tip onayı verilmesi ile ilgili diğer otomotiv mevzuatında yer alan hükümler yerine bu madde hükümleri uygulanır.”; 2. fıkrasında, “Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce Türkiye’de üretilmeyen araç tipi/tipleri için MARTOY, TORTOY ve MOTOY kapsamında alınmış ulusal araç tip onayı belgeleri 1/1/2018 tarihi itibarıyla geçersiz olur. Bu fıkrada bahsedilen tip onayı belgelerinin, sürekli doğrulama ve benzeri ilave bir işleme gerek olmaksızın ihtiyaç halinde sadece zorunlu kapsam genişletmeleri yapılarak 1/1/2018 tarihine kadar kullanılmasına izin verilir ve bu tarihe kadar söz konusu belgelere göre araç üretilebilir. Firmalar, bu fıkra kapsamında geçersiz olacak onaylarını 1/6/2017 tarihine kadar onay kuruluşuna bildirmekle yükümlüdür.” düzenlemeleri yer almakta olup, bu düzenlemeler anılan Yönetmeliğin 32. maddesi uyarınca 26/12/2016 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Aktarılan mevzuat hükümleriyle, Türkiye’de üretim yapan/yapacak yerli/yabancı üreticilerin desteklenerek imalatçılara karşı avantajlı konuma geçmesi amaçlanmış olup, bu çerçevede düzenlemelerin yürürlüğe girdiği 26/12/2016 tarihinden itibaren ülkemize ithal edilen araçlar için ulusal araç tip onayı düzenlenmeyeceği, dolayısıyla ülkemizde piyasaya arz ve tescil edilemeyeceği, bir aracın ülkemize ithal edilip de piyasaya arz edilebilmesinin yalnızca AB üyesi ülkelerin onay kuruluşlarından alınmış güncel tip onay belgesi bulunması haline münhasır olacağı, ayrıca AT (Avrupa Topluluğu) araç tip onayı belgesini haiz araçlar için bu belgeye ilaveten ulusal araç tip onay belgesi düzenlenmesine gerek olmadığı esası benimsenmiş, bu düzenlemelerden önce alınan ulusal araç tip onay belgelerinin geçerliliğinin ise 01/01/2018 tarihinde sona ereceği belirtilmiştir.

Görüldüğü üzere, ulusal araç tip onayının uygulanacağı araçlara ilişkin düzenleme, Araçların İmal, Tadil ve Montajı Hakkında Yönetmeliğin 22. maddesinde yer almakta olup, anılan madde uyarınca; MARTOY, TORTOY ve MOTOY kapsamında tam, tamamlanmış veya tamamlanmamış ulusal araç tip onayı, maddenin yürürlüğe girdiği 26/12/2016 tarihi itibarıyla sadece Türkiye’de üretimi yapılan araç tipleri için uygulanacaktır.

Dava konusu Tebliğ ise, teknik elemanların sınav sonucu sertifikalandırılarak yetkili teknik sorumlu olmalarını, yetkili teknik sorumluların görev ve yükümlülüklerini, çalışma usul ve esaslarını, kurum/kuruluşlar ve firmalar ile ilgili diğer hususları düzenlemek amacıyla hazırlanmıştır.

Yukarıda belirtilen amaçlar göz önüne alındığında, dava konusu Tebliğde ulusal araç tip onayının hangi araçlara uygulanacağına ilişkin bir düzenlemeye yer verilmesinin dava konusu Tebliğin amaçlarıyla bağdaşmayacağı açıktır.

Nitekim; dava konusu Tebliğin, iptali istenen düzenlemelerin yer aldığı 5. maddesi de, yetkili teknik sorumlu görevlendirme yükümlülüğüne ilişkin olup, maddenin 1. fıkrasında, imalatçı ve yurt dışı firmaların yetkili temsilcilerinin (ithalatçı) bir takım onayları alabilmeleri için bünyelerinde istihdam etmek veya sözleşme yapmak suretiyle yetkili teknik sorumlu çalıştırma zorunlulukları düzenlenmiştir.

Anılan fıkrada; hem imalatçıların hem de yurt dışı firmaların yetkili temsilcilerinin (ithalatçı) bir takım onayları alabilmeleri için yetkili teknik sorumlu çalıştırma zorunluluklarının bir arada düzenlenmiş olması nedeniyle, fıkranın devamında “ulusal araç tip onayı”, AİTM Yönetmeliği kapsamında “münferit araç onayı”, “seri tadilat onayı” ve “münferit tadilat onayı” sayılmışsa da, bu durum anılan onayların tamamının hem imalatçılar hem de ithalatçılar tarafından alınabileceği anlamına gelmemektedir.

Zira; gerek imalatçılar ile yurt dışı firmaların yetkili temsilcileri belirtilirken, gerekse de alınabilecek onaylar sayılırken “veya” ibaresi kullanılmış olup, yurt dışında imal edilen araçlara Araçların İmal, Tadil ve Montajı Hakkında Yönetmeliğin 22. maddesi uyarınca ulusal araç tip onayı uygulanmayacağı hususu da dikkate alındığında, maddenin 1. fıkrasında yer alan “ulusal araç tip onayı alabilmeleri” ibaresinin imalatçılara ilişkin olduğu, anılan ibare ile yurt dışında imal edilen araçlara ulusal araç tip onayı uygulanmasına ilişkin düzenleme getirilmesinin söz konusu olmadığı, davalı idarece de bu durumun savunma dilekçesinde açıkça ifade edildiği, bu haliyle düzenleme ile Araçların İmal, Tadil ve Montajı Hakkında Yönetmeliğin 22. maddesi arasında bir çelişki bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

Öte yandan; Araçların İmal, Tadil ve Montajı Hakkında Yönetmeliğin 26/12/2016 tarihinde yürürlüğe giren 22. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce Türkiye’de üretilmeyen araç tipi/tipleri için MARTOY, TORTOY ve MOTOY kapsamında alınmış ulusal araç tip onayı belgeleri 01/01/2018 tarihine kadar geçerli olup, bu tarihe kadar söz konusu belgelere göre araç üretilip ithal edilebilecektir.

26/12/2016 tarihinden önce alınan ulusal araç tip onayına istinaden 01/01/2018 tarihine kadar yurt dışında üretilip Türkiye’ye ithal edilecek araçlar bakımından dava konusu Tebliğin yürürlüğe girdiği 26/04/2017 tarihinden 01/01/2018 tarihine kadar yapılacak işlemlerde (uygunluk belgesi, münferit araç onayı, seri ve münferit tadilat onayı) hukuki boşluk oluşmaması amacıyla dava konusu Yönetmeliğin 5. maddesinin 4. fıkrasında, “Bu durum ulusal tip onayı ile yapılan seri ithalat için de geçerlidir.” ibaresine yer verilmiş olup, düzenleme ile Araçların İmal, Tadil ve Montajı Hakkında Yönetmeliğin 22. maddesi arasında bir çelişki görülmemiştir.

Bu durumda; davalı idareye 635 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile verilen araçların teknik düzenlemelere uygunluğunu belgelendirmek veya belgelendirilmesini sağlamak görevi kapsamında yapılan düzenlemelerde üst hukuk normlarına, hukuka ve kamu yararına aykırılık görülmemiştir.

Dava konusu Tebliğin 7. maddesinin 2. fıkrasının incelenmesi:

Dava konusu Tebliğin 7. maddesinde, yetkili teknik sorumlu adaylarının başvurusuna ilişkin hususlar düzenlenmiş; maddenin 2. fıkrasında, başvuru dosyasında bulunması gereken belgeler sayma yoluyla belirtilmiştir.

6235 sayılı Kanun’un 33. maddesinde, “Türkiye’de mühendislik ve mimarlık meslekleri mensupları mesleklerinin icrasını iktiza ettiren işlerle meşgul olabilmeleri ve mesleki tedrisat yapabilmeleri için ihdisasına uygun bir odaya kaydolmak ve azalık vasfını muhafaza etmek mecburiyetindedirler.” hükmü yer almaktadır.

Dava konusu Tebliğ kapsamında ilk defa sertifikalandırılarak yetkilendirilecek olan teknik sorumluların, bu sıfatlarının verdiği görev ve yetkilerle otomotiv mevzuatı çerçevesinde faaliyette bulunabilmesi için firmalarda istihdam edilmeleri veya firmalarla sözleşme yapmaları gerekmektedir.

Dolayısıyla; dava konusu Tebliğde sayılan mühendislik fakültelerinden mezun olan kişilere, dava konusu Tebliğ kapsamında alınan eğitim ve sınav sonucunda sertifika verilmesi, tek başına mühendislik mesleğinin icra edilmesi anlamına gelmemekte olup, bu kişilerin anılan yetki belgesine istinaden firmalarda görev yapmak istemeleri durumunda 6235 sayılı Kanun’un yukarıda yer verilen 33. maddesi uyarınca uzmanlıklarına uygun meslek odasına kayıt olmaları ve bunu belgelendirmeleri gerekmektedir.

Öte yandan; Tebliğin Geçici 1. maddesi kapsamındaki teknik sorumlular ile sertifikalarını 3 yılın sonunda vize ettirecek olan yetkili teknik sorumlular ise, halihazırda tam zamanlı veya sözleşmeli olarak görev yaptıkları firmada çalışmaya başlamadan önce meslek odasına kaydolma ve bu durumu belgelendirme yükümlülüğünü yerine getirmiş bulunmaktadır.

Bu durumda; dava konusu Tebliğin 7. maddesinin 2. fıkrasında odaya kayıt belgesi aranmamasının, mühendislik mesleğini icra etmek isteyenlerin odaya kayıt zorunluluğunu ortadan kaldırmadığı sonucuna varıldığından, iptali istenen düzenlemede hukuka aykırılık görülmemiştir.

Ayrıca, 6235 sayılı Kanun’un 34. maddesi uyarınca, yabancı mühendisler … Odaları Birliğinin görüşü alınarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca verilen çalışma izni ile ülkemizde çalıştırılabilmekte olup, bu durumdaki yabancı mühendislerin Türkiye’de bir aydan fazla kaldıkları takdirde ihtisaslarına en yakın odaya müracaatla geçici aza olarak kaydolmaları gerekmektedir.

Dolayısıyla, … Odaları Birliğinin görüşü alınarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca verilen çalışma izni ile ülkemizde çalışmakta olan yabancı mühendisler ile Türk mühendislerin çalışma usul ve esasları arasında bir farklılık bulunmamakta olup, dava konusu Tebliğde ve iptali istenilen maddede de bu doğrultuda, yabancı mühendisler yönünden farklı bir eğitim esası belirlenmemesi suretiyle yabancı mühendislerin alacakları eğitimler hakkında gerekli düzenlemelerin yapıldığı anlaşıldığından aksi yöndeki davacı iddiası yerinde görülmemiştir.

Dava konusu Tebliğin 9. maddesinin 3. fıkrasının incelenmesi:

İptali istenilen fıkrada, teorik eğitimlerin Bakanlıkça uygun görülmesi durumunda uzaktan eğitimle de yapılabileceği düzenlemesine yer verilmiştir.

Davalı idare tarafından; araçların teknik düzenlemelere uygunluğunu belgelendirmek veya belgelendirilmesini sağlamak görevi kapsamında, günümüz teknolojik koşulları dikkate alınarak, yetkili teknik sorumlu adayları için iş ve zaman yönünden kolaylık sağlanması amacıyla, sadece teorik eğitimler yönünden uzaktan eğitim yapılabileceğine ilişkin olarak yapılan düzenlemede hukuka ve hizmet gereklerine aykırılık görülmemiştir.

Dava konusu Tebliğin 10. maddesinin 3. fıkrasının incelenmesi:

İptali istenilen fıkrada, sınav sorularını hazırlayacak sınav komisyonunun teşkiline, soru bankasının ve sorulacak soruların oluşumuna ilişkin hususlar düzenlenmiştir.

Bakanlık ve görevlendirilen kurum/kuruluştan oluşturulan ve ilgili birim amiri, daire başkanları ile personelinin de yer aldığı, sorulacak soru adedinin 4 katı kadar soru hazırlamak suretiyle bir soru bankası hazırlamak, soru bankasından rastgele soru seçerek sınav sorularını oluşturmak ve soru bankasını yılda bir defa gözden geçirmekle görevlendirilen sınav komisyonunun, esasen soru hazırlama komisyonu şeklinde faaliyet göstereceğinin anlaşıldığı, komisyonun oluşumuna ilişkin sayı ve sıfat yönlerinden kesin bir belirleme yapılmaksızın idare amirleri ve akademik çevrenin birleşiminden oluşan çoğulcu bir yapının öngörüldüğü, birden fazla kurum/kuruluşun görevlendirilmesi durumunda da, sınav içeriği ve sorularında yeknesaklığı sağlamaktan Bakanlığın sorumlu tutulduğu hususları dikkate alındığında, anılan maddede hukuka ve hizmet gereklerine aykırılık görülmemiştir.

Dava konusu Tebliğin 11. maddesinin 1. fıkrasının incelenmesi:

İptali istenilen 1. fıkrada, yetkili teknik sorumluların sertifikalandırılmalarına, yetki sertifikalarının kapsamı ile geçerlilik süresine ve yetki sertifikalarına verilecek sicil numaralarına ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir.

Davacı Oda tarafından; daha önce Bakanlık ile aralarında imzalanan 11/03/1998 tarihli yetki devri protokolü uyarınca sürdürülen sicil uygulamasının değiştirilerek sicil numaralarının Bakanlık tarafından verilmesinin, 6235 sayılı Kanun’dan kaynaklanan mühendislik sicillerini tutma görev ve yükümlülüğünü yok saydığı ve hukuka aykırı olduğu, dava konusu Tebliğ yayımlanmadan önce Bakanlık ile aralarında imzalanan 11/03/1998 tarihli yetki devri protokolü uyarınca mühendis eğitimleri ve eğitim sonunda yapılan sınavlarda başarılı olanlara mühendis yetki belgelerinin TS EN ISO/IEC 17024 standardı kapsamında akredite personel belgelendirme kuruluşu olarak kabul edilen Odaları tarafından verildiği, düzenlemede sınavın kimlere yapılacağının ve eski belge sahiplerinin durumunun net olmadığı, düzenleme öncesi belge sahibi olanların kazanılmış haklarının yok sayıldığı ileri sürülerek fıkranın iptali istenilmektedir.

Dava konusu Tebliğin 4. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinin, 13. maddesinin 3. fıkrasının ve 14. maddesinin 1. fıkrasının incelenmesine ilişkin kısımda belirtildiği üzere; kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları mensuplarının, mesleki eğitimleri ve sertifikalandırılmaları konusunda ilgili meslek kuruluşunun münhasır bir yetkisi olmayıp, güncel TS EN ISO IEC 17024 standardına göre akredite olması şartı bulunan, bir çok yönden Bakanlığın denetimine tabi tutulan ve personelinin sağlaması gereken şartlar da dava konusu Tebliğ ile düzenlenen kamu kurum/kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, üniversiteler veya sivil toplum kuruluşlarının yetkili teknik sorumlu adaylarının eğitilmesi ve/veya sınava tabi tutulması ve sertifikalandırılması amacıyla Bakanlıkça görevlendirilmesine ilişkin düzenlemede hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

Ayrıca, dava konusu fıkrada düzenlenen sicil numarası verme işlemi, mühendislerin oda kayıt sicil numaralarına ilişkin olmayıp, Tebliğ kapsamındaki yetkili teknik sorumlu sertifikası sicil numarasıdır. Dolayısıyla, düzenlemeyle 6235 sayılı Kanun’la davacı Odaya verilen oda kayıt yetkisine müdahalede bulunulmamaktadır.

Buna göre, … tarih ve … sayılı İnceleme Raporu uyarınca, yetki belgesi verilen Makine Mühendisleri ile ilgili olarak bir takip sisteminin oluşturulması ve Bakanlıkta da bu konuda bir veri tabanı oluşturularak değişikliklerin sürekli izlenmesinin sağlanması, yetki belgesi verilen Makine Mühendisleri ile ilgili denetim mekanizmasının kurularak bu kişilerin yaptıkları iş ve işlemlerle ilgili denetimler yapılması amacıyla sertifikalara sicil numarası verilmesine ve sicil numarası verilmesi işlemlerinin kurulacak elektronik altyapı ile takip edilmesine yönelik düzenlemelerde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

Diğer taraftan; yukarıda izah edildiği üzere; araçların karayolu yapısına ve trafik güvenliğine uygun üretilmesi için gerekli teknik düzenlemeleri hazırlamak ve uygulamaya koymak, araçların teknik düzenlemelere uygunluğunu belgelendirmek veya belgelendirilmesini sağlamak davalı idarenin görevleri arasındadır.

Dava konusu Tebliğin 6. maddesinde, yetkili teknik sorumluların görev ve yükümlükleri düzenlenmiş olup, anılan madde uyarınca; imalatın tip onayına uygunluğunu denetlemek, belirlenen uygunsuzluklar ile iyileştirmeleri ve gerekli tedbirleri firma yönetimine ve Onay Kuruluşuna bildirmek, imalatçı tarafından düzenlenen uygunluk belgelerini imzalamak, tip onayına uygun olmayan uygunsuzluk ve iyileştirme raporlarının takibini yapmak, uygunsuzlukların ve düzeltme tedbirlerinin Onay Kuruluşu tarafından izlenebilmesi için üretimin uygunluğu raporlarına aktarılmasını sağlamak veya koordine etmek, tip onayına uygun olmayan üretimler için uygunluk belgelerini hiçbir şekilde imzalamamak ve firmanın üretimin uygunluğu için gerekli tedbirleri alması uyarısında bulunmak, görev alanı kapsamında bulunan mevzuata ve standartlara ilişkin gelişmeleri, uygulama tarihlerini, detaylarını ve benzeri hususları takip etmek yetkili teknik sorumluların görev ve yükümlülükleri arasında yer almaktadır.

Araçların karayolu yapısına ve trafik güvenliğine uygun üretilmesine ilişkin olarak önemli görev ve yükümlülükleri olan yetkili teknik sorumluların, bu görev ve yükümlülüklerini mevzuata uygun olarak yerine getirebilmeleri için güncel mevzuat ve otomotiv teknolojisine hakim olmaları gerektiği muhakkaktır.

Bu gereklilik karşısında; teknik sorumluların sertifika alabilmeleri için sınava tabi tutulmaları, yetki sertifikalarının geçerlilik süresinin üç yıl olarak belirlenmesi, süresi dolan teknik sorumluların süre bitiminde, mevcut teknik sorumluların da Tebliğin Geçici 1. maddesinde öngörülen geçiş süreci sonunda sınava girmek zorunda olmaları, sınavda başarısız olanların sertifikalarının geçersiz olması yönündeki iptali istenilen düzenlemelerde hukuka aykırılık görülmemiştir.

Nitekim; 27/04/2003 tarih ve 25091 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan ve dava konusu Tebliğin yayımlanmasından önceki dönemde araç projelendirme mühendis yetki belgesi verilmesi konusunda uygulanan Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Makina Mühendisleri Odası Araç Projelendirme Mühendis Yetki Belgesi Yönetmeliği’nin 6. maddesinde de, mühendis belgelerinin geçerlilik süresinin her yıl onaylanmak kaydıyla alındığı tarihten itibaren 5 yıl olduğu, belgelerin yıllık onaylarında belgenin geçerliliğini sürdürebilmesi için belge sahibinin Araç Projelendirme Belgelendirme Kurulu tarafından belirlenen meslek içi eğitimleri tamamlamak zorunda olduğu, gerekli meslek içi eğitimi tamamlayamayan belge sahibinin belgesinin bu koşulu sağlayıncaya kadar geçerliliğini yitireceği düzenlemelerine yer verilmiş, Oda tarafından merkezi düzeyde açılan eğitim kursları ile sınavlara katılmak ve başarılı olmak Araç Projelendirme Mühendis Yetki Belgesi verme koşulları olarak sayılmıştır.

Öte yandan; MARTOY, TORTOY, MOTOY ile Araçların İmal, Tadil ve Montajı Hakkında Yönetmeliğin farklı araçlar ve/veya farklı işlemlere ilişkin olmaları nedeniyle; yetkili teknik sorumluların anılan Yönetmelikler kapsamında faaliyet gösterebilmeleri için her bir Yönetmelik yönünden ayrı yetki sertifikası almaları, araçların karayolu yapısına ve trafik güvenliğine uygun üretilmesi amacına uygun olduğundan, dava konusu Tebliğin 11. maddesinin 1. fıkrasında bu yönüyle de hukuka aykırılık görülmemiştir.

Ayrıca; her ne kadar, davacı Oda tarafından, düzenlemede sınavın kimlere yapılacağının ve eski belge sahiplerinin durumunun net olmadığı ileri sürülmekte ise de; dava konusu Tebliğin 11. maddesinin 2. fıkrasında, Tebliğ kapsamında yeni görev alacak teknik elemanların, Geçici 1. maddede belirtilen teknik sorumluların ve yetki sertifikasının süresi dolan teknik sorumluların sınava girmek zorunda oldukları düzenlemesine yer verilmiş olması, dava konusu Tebliğin yayımından önce yetki belgesi bulunan teknik sorumlulara ilişkin olarak da Geçici 1. maddeyle geçiş süresi öngörülmüş olması karşısında, davacının bu yöndeki iddiaları yerinde görülmemiş ve iptali istenen fıkrada bu yönüyle de hukuka aykırılık görülmemiştir.

Dava konusu Tebliğin 12. maddesinin 1. fıkrasının incelenmesi:

İptali istenilen fıkrada, yetkili teknik sorumluların yetki sertifikasının ve uygunluk belgesini imzalamaya yetkili kişilerin imza yetkisinin askıya alınmasına ve iptaline ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir.

İdarenin düzenleme yetkisi ikincil nitelikte olup Anayasa’ya göre, idarenin, düzenleme yetkisini kanunlar çerçevesinde ve kanunlara uygun olarak kullanması gereklidir. Kanunun öngördüğü düzenleme yetkisinin, yine Kanunda belirtildiği gibi kullanılması zorunludur.

Ayrıca, normlar hiyerarşisi olarak bilinen temel hukuk ilkesine göre, normlar arasında altlık ve üstlük ilişkisi söz konusu olmakta ve her norm geçerliliğini bir üst hukuk normundan almaktadır. Başka bir anlatımla normlar hiyerarşisi, her türlü normun hiyerarşik olarak bir sıra dahilinde sıralanması ve birbirine bağlı olması anlamına gelmekte olup; bunun doğal sonucu olarak, hiyerarşik sıralamada daha altta yer alan normun, kendisinden üstte bulunan norma aykırı hükümler içeremeyeceği, bir başka deyişle alt norm niteliğindeki düzenleyici işlemlerin, bir hakkın kullanımını üst normda öngörülmeyen bir şekilde daraltamayacağı veya kısıtlayamayacağı; dolayısıyla, düzenleyici bir işlemin kendinden önce gelen üst norm hükümlerine aykırı düzenlemeler getiremeyeceği kabul edilmektedir.

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlığa bakıldığında, davalı idarenin dava konusu alandaki düzenleme yetkisinin ve bu yetkinin hukuka uygun olarak kullanılıp kullanılmadığının irdelenmesi gerekmektedir.

635 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin, dava konusu Tebliğin yayımlandığı tarihte yürürlükte olan 7. maddesinin 1. fıkrasının (g) bendinde; davalı idareye, sanayi ürünlerine ilişkin teknik düzenlemeler kapsamında yetkilendirilecek onaylanmış ve uygunluk değerlendirme kuruluşları ile teknik hizmet kuruluşlarının görevlendirilmesini geçici olarak durdurma veya iptal etme görevi verilmiş olmakla birlikte, anılan maddede davalı idareye otomotiv mevzuatı kapsamında yetkilendirilmiş mühendislerin/teknik sorumluların yetki sertifikaları ile imza yetkilerinin askıya alınmasına, iptal edilmesine veya bu konuda düzenleme yapılabilmesine ilişkin bir görev verilmemiştir.

Bu hususun, araçların teknik düzenlemelere uygunluğunu belgelendirmek veya belgelendirilmesini sağlamak görevi kapsamında olduğunun kabulü de mümkün değildir.

Bu durumda; dava konusu Tebliğin 12. maddesinin 1. fıkrasında, dayanağı 635 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile davalı idareye verilmeyen bir yetkinin ilk elden düzenlendiği görülmekle, yetkili teknik sorumlu olarak görev yapan kişilerin bir daha bu görevi yapamamaları sonucunu doğuracak yaptırımların daha üst bir normda düzenlenmeden doğrudan tebliğde düzenlenmesinin mümkün olmadığı sonucuna varılmış olup, dava konusu Tebliğin 12. maddesinin 1. fıkrasında hukuka uyarlık görülmemiştir.

Dava konusu Tebliğin 16. maddesinin 1. fıkrasının (ğ) bendinin incelenmesi:

İptali istenilen bentte, düzenlenen sınavların sonuçlarına itiraz edilmesi durumunda Bakanlık bünyesinde oluşturulacak komisyonunun oluşumuna ve komisyonunun kararlarını ne şekilde alacağına ilişkin hususlar düzenlenmiştir.

Anayasa Mahkemesi’nin 05/11/2008 tarih ve 27045 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, 17/04/2008 tarih ve E:2005/5, K:2008/93 sayılı kararında; “Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin temel ilkelerinden biri “belirlilik”tir. Bu ilkeye göre, yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi de gereklidir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı olup birey, yasadan, belirli bir kesinlik içinde, hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların idareye hangi müdahale yetkisini doğurduğunu bilmelidir. Ancak bu durumda kendisine düşen yükümlülükleri öngörebilir ve davranışlarını ayarlar. Hukuk güvenliği, normların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.

Yasa kuralı, ilgili kişilerin mevcut şartlar altında belirli bir işlemin ne tür sonuçlar doğurabileceğini makul bir düzeyde öngörmelerini mümkün kılacak şekilde düzenlenmelidir. “Öngörülebilirlik şartı” olarak nitelendirilen bu ilkeye göre, yasanın uygulanmasında takdirin kapsamı ve uygulama yöntemi, bireyleri keyfi ve öngöremeyecekleri müdahalelerden koruyacak düzeyde açıklıkla yazılmalıdır. Belirlilik, kişilerin hukuk güvenliğini korumakla birlikte idarede istikrarı da sağlar.” denilmektedir.

İdarenin sahip olduğu takdir yetkisi doğrultusunda, kanunlara aykırı olmamak koşuluyla, kendi görev alanında yapacağı düzenlemelerin kapsam ve sınırlarını açık bir şekilde ortaya koymak suretiyle faaliyet göstermesi, hukuk güvenliği, idari işlemlerin belirliliği ve idari istikrar ilkelerinin gereğidir. Hukuk devleti ilkesi uyarınca, idari düzenlemelerin, öngörülebilir olması ve keyfiliğe neden olabilecek uygulamalara yol açmaması gerekmektedir. Hukuk devletinde kişiler, kendilerine uygulanacak hukuk kurallarının neler olduğunu önceden bilme ve davranışlarını ona göre ayarlayabilme imkanına sahip olmalıdır. Kişilerin, haklarını kullanırken belli kısıtlamalara tabi olacağını önceden bilmesi ve bu kısıtlamaların da somut, objektif ve öngörülebilir nitelikte ve netlikte olması gerekmektedir.

Dava konusu Tebliğin 16. maddesinin 1. fıkrasının iptali istenen (ğ) bendinin incelenmesinden; yapılan sınavlara itiraz edilmesi durumunda kurulması öngörülen itiraz komisyonunun “ilgili birim amiri, daire başkanları ve personeli olacak şekilde” oluşturulacağının ifade edildiği, bu durumda itiraz komisyonunun hangi daire başkanları ve personelinden, toplamda kaç kişiden oluşacağının net olarak belirlenmediği, belirlenebilir nitelikte de olmadığı, soru hazırlama niteliği ağır basan sınav komisyonu için öngörülen çoğulcu yapının sağlayacağı yararların aksine itiraz komisyonu için, sınav sorularına veya sonuçlarına yapılacak itirazların bu konuda uzman kişilerce incelenip incelenmeyeceği hususundaki belirsizliğin, hukuki belirlilik ve hukuki güvenlik ilkeleriyle bağdaşmadığı sonucuna varılmaktadır.

Öte yandan; komisyonun kararlarını oy birliği ile alacağının kurala bağlandığı, komisyon kararlarında belirli bir çoğunluk şartı aranması gerekliliği tabii olmakla birlikte, oy birliği şartı aranmasının komisyonu karar alamaz hale getirebileceği hususunun göz ardı edildiği, oy birliğinin sağlanamadığı hususlarda ne şekilde ve ne yönde karar alınacağının belirtilmediği, oy çokluğu halinde itirazın ne şekilde sonuçlandırılacağı hususunun açıkça düzenlenmesi gerekirken, bu yönde bir düzenleme yapılmamasının da hukuki belirlilik ve hukuki güvenlik ilkeleriyle bağdaşmadığı sonucuna varılmaktadır. İdarenin savunmasında da bu karar alma usulünün tercih edilmesinin sebep ve gerekçelerine ilişkin açıklamaya yer verilmediği görülmektedir.

Bu durumda; dava konusu düzenlemenin niteliği, içeriği ve kapsamının açık, net ve anlaşılır olmadığı, tam tersine belirsizlik içerdiği anlaşılmakta olup, itiraz komisyonunun oluşumuna ve çalışma şekline ilişkin bendin 1. ve 2. cümlelerinin hukuki belirlilik ve hukuki güvenlik ilkeleriyle bağdaşmadığı, idari işlemlerin belirliliği ve idari istikrar ilkelerine aykırı oldukları, bu nedenle iptallerine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

Dava konusu Tebliğin 16. maddesinin 1. fıkrasının iptali istenen (ğ) bendinin 3. cümlesinde ise, komisyon kararlarının ilgili kişilere bildirileceği düzenlemesine yer verilmiştir.

Anılan bendin 2. ve 3. cümlesine ilişkin olarak verilen iptal kararı, sınav sonuçlarına yönelik itirazların incelenerek karara bağlanması için oluşturulması öngörülen itiraz komisyonunun oluşumunun ve çalışma şeklinin hukuki belirlilik ve hukuki güvenlik ilkeleriyle bağdaşmadığı gerekçesine dayanmakta olup, davalı idare tarafından iptal kararının gerekçeleri karşılanarak, itiraz komisyonu kurulmasına yönelik bir düzenleme yapılmasının önünde hukuki bir engel yoktur.

Anayasa’nın “Dilekçe, bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakkı” başlıklı 74. maddesinde, vatandaşlar ve karşılıklılık esası gözetilmek kaydıyla Türkiye’de ikamet eden yabancıların kendileriyle veya kamu ile ilgili dilek ve şikayetleri hakkında, yetkili makamlara ve Türkiye Büyük Millet Meclisine yazı ile başvurma hakkına sahip oldukları, kendileriyle ilgili başvurmaların sonucunun gecikmeksizin, dilekçe sahiplerine yazılı olarak bildirileceği; “Yargı yolu” başlıklı 125. maddesinde ise, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu, idari işlemlere karşı açılacak davalarda sürenin yazılı bildirim tarihinden başlayacağı hüküm altına alınmıştır.

Bu durumda; hukuka uygun bir şekilde kurulacak itiraz komisyonu tarafından alınacak kararların ilgililerine bildirilmesi Anayasa’nın belirtilen maddelerinin gereği olduğundan, dava konusu Tebliğin 16. maddesinin 1. fıkrasının iptali istenen (ğ) bendinin 3. cümlesinde hukuka aykırılık görülmemiştir.

Dava konusu Tebliğin Geçici 1. maddesinin incelenmesi:

İptali istenilen maddede; dava konusu Tebliğin yayımından önce yetki belgesine sahip olan teknik sorumluların yetki belgelerinin geçerlilik sürelerine ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir.

Dava konusu Tebliğin yayımı tarihinden altı ay sonra yürürlüğe gireceği ve bu tarihten itibaren yapılacak ilk sınavdan altı ay sonra mevcut yetki belgelerinin geçersiz hale geleceği; sonuç olarak bir yılı aşkın bir geçiş sürecinin öngörüldüğü anlaşıldığından, yukarıda da izah edildiği üzere, dava konusu Tebliğin yayımlanmasından önce uygulanan mevzuata göre yetki belgelerinin her yıl yeniden vize edilmek suretiyle kullanıldığı da göz önüne alındığında, iptali istenen maddede bu yönüyle hukuka aykırılık görülmemiştir.

Öte yandan; dava konusu Tebliğin yayımından önce yetki belgesine sahip olan teknik sorumluların, araçların karayolu yapısına ve trafik güvenliğine uygun üretilmesine ilişkin görev ve yükümlülüklerini mevzuata uygun olarak yerine getirebilmeleri için güncel mevzuat ve otomotiv teknolojisine hakim olmalarını sağlamak amacıyla, diğer teknik sorumlular gibi sınava tabi tutulmaları ve sınavda başarılı olmaları durumunda sertifikalandırılmaları gerekmekte olup, iptali istenen maddede bu yönüyle de hukuka aykırılık görülmemiştir.

KARAR SONUCU :

Açıklanan nedenlerle;

1. 26/10/2016 tarih ve 29869 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Yetkili Teknik Sorumluların Görev, Yükümlülük ve Sertifikalandırılmasına Dair Tebliğin (SGM-2016/22) 12. maddesinin 1. fıkrasının İPTALİNE oy çokluğuyla,

2. 26/10/2016 tarih ve 29869 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Yetkili Teknik Sorumluların Görev, Yükümlülük ve Sertifikalandırılmasına Dair Tebliğin (SGM-2016/22) 16. maddesinin 1. fıkrasının (ğ) bendinin, 1. cümlesinin oy çokluğuyla, 2. cümlesinin oy birliğiyle İPTALİNE

3. 26/10/2016 tarih ve 29869 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Yetkili Teknik Sorumluların Görev, Yükümlülük ve Sertifikalandırılmasına Dair Tebliğin (SGM-2016/22) 4. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendi, 5. maddesinin 1. ve 4. fıkraları, 7. maddesinin 2. fıkrası, 9. maddesinin 3. fıkrası, 10. maddesinin 3. fıkrası, 11. maddesinin 1. ve 4. fıkraları, 13. maddesinin 3. fıkrası, 14. maddesinin 1. fıkrası, 16. maddesinin 1. fıkrasının (ğ) bendinin 3. cümlesi ile Geçici 1. maddesi yönünden DAVANIN REDDİNE oy birliğiyle,

4. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam … TL yargılama giderinin haklılık oranına göre 5/6’sı olan … TL’nin davacı üzerinde bırakılmasına, 1/6’sı olan … TL’nin ise davalı idareden alınarak davacıya verilmesine,

5. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca belirlenen … TL vekâlet ücretinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine, … TL vekâlet ücretinin ise davacıdan alınarak davalı idareye verilmesine,

6. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,

7. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 (otuz) gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 09/11/2021 tarihinde karar verildi.

(X)- KARŞI OY :

Dava konusu Tebliğin 16. maddesinin 1. fıkrasının (ğ) bendinde “Bakanlık, düzenlenen sınavlara teknik elemanlar tarafından sonuçların açıklanmasına müteakip on iş günü içinde itiraz edilmesi durumunda, inceleme yapılması ve kişiye bilgi verilmesi için ilgili birim amiri, daire başkanları ve personeli olacak şekilde itiraz komisyonu oluşturulur. Komisyon kararı oy birliğiyle alınır. Komisyon kararları ilgili kişilere bildirilir.” hükmüne yer verilmiştir.

Anılan maddede yer alan “ilgili birim amiri”nin, “daire başkanları”nın ve “personeli”nin davalı idarenin teşkilatının düzenlendiği mevzuata göre belirlenmesi mümkün olduğundan bu hususta belirsizlik olmadığı, düzenlemenin idarenin teşkilat yapısındaki isim ve görev değişikliklerine uyum sağlayabilecek nitelikte olmasının amaçlandığı sonucuna varıldığından, iptali istenen bendin ilk cümlesinde bu nedenle hukuka aykırılık bulunmadığı ve bu kısım yönünden davanın reddi gerektiği oyuyla, Müşterek Kurul kararına, dava konusu Tebliğin 16. maddesinin 1. fıkrasının (ğ) bendinin ilk cümlesi yönünden katılmıyorum.

(XX)-KARŞI OY :

Dava konusu Tebliğin “Sertifikanın ve imza yetkisinin askıya alınması veya iptali” başlıklı 12. maddesinin 1. fıkrasında, Tebliğ ve ilgili otomotiv mevzuatı hükümlerine ve gerektirdiği hususlara aykırı hareket ettiği veya usulsüz işlem yaptığı şikâyet üzerine veya piyasa gözetim ve denetim esnasında da dâhil olmak üzere, Bakanlık veya kurum/kuruluş tarafından tespit edilen yetkili teknik sorumlunun yetki sertifikasının ve uygunluk belgesini imzalamaya yetkili kişilerin imza yetkisinin otuz günlüğüne askıya alınacağı, askı süresinde uygunsuzluğunu düzeltmeyenlerin sertifikalarının iptal edileceği, yetki sertifikası iki kez iptal edilenlerin yetkili teknik sorumlu olmak için başvuru yapamayacakları düzenlemelerine yer verilmiştir.

635 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 7. maddesinin 1. fıkrasının (ğ) bendi uyarınca araçların teknik düzenlemelere uygunluğunu belgelendirmek veya belgelendirilmesini sağlamak davalı idarenin görevlerindendir.

26/10/2016 tarih ve 29869 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Araçların İmal, Tadil ve Montajı Hakkında Yönetmeliğin 28. maddesi uyarınca da, davalı idare her türlü alt düzenleyici işlemi yapmaya yetkilidir.

Tebliğ ve ilgili otomotiv mevzuatı hükümlerine ve gerektirdiği hususlara aykırı hareket eden, usulsüz işlem yaptığı tespit edilen teknik sorumlulara uygulanacak yaptırımların belirlenmesi, davalı idarenin 635 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile belirlenen görevleri arasında olup, Araçların İmal, Tadil ve Montajı Hakkında Yönetmeliğin 28. maddesi uyarınca bu yaptırımların Tebliğde düzenlenmesinde hukuken bir sakınca bulunmamaktadır.

Esasen, araçların teknik düzenlemelere uygunluğunu denetleyip onaylayacak yetkili teknik sorumluların belgelendirilmesi için aranacak kriterleri belirlemek ve bu kişileri belgelendirmekle görevli kılınan idarenin, aranan kriterleri taşımadığını tespit etmesi halinde yetkili teknik sorumlular hakkında -görevlerinin önemi de gözetilerek- gerekli yaptırımı uygulaması, idareye 635 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile verilen görevin tamamlayıcısı niteliğinde bulunmakta olup, bu husus yetkide paralelliğin de doğal sonucudur.

Bu durumda; davalı idarenin mevzuatta belirlenen görev ve yetkilerine dayanılarak hazırlanan dava konusu Tebliğin 12. maddesinin 1. fıkrasında hukuka aykırılık bulunmadığı ve bu fıkra yönünden de davanın reddi gerektiği oyuyla Müşterek Kurul kararına bu fıkra yönünden katılmıyorum.