Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2013/499 E. 2014/8224 K. 02.05.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/499
KARAR NO : 2014/8224
KARAR TARİHİ : 02.05.2014

MAHKEMESİ : İSTANBUL 51. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 08/02/2011
NUMARASI : 2007/232-2011/36

Taraflar arasında görülen davada İstanbul 51. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 08/02/2011 tarih ve 2007/232-2011/36 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi asıl ve birleşen davalarda davacılar vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 29/04/2014 günü hazır bulunan asıl davada davacı ile birleşen davada davacı vekili Av. U.. K.. ile asıl ve birleşen davada davalı vekili Av. A.. K.. dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacılar vekili asıl ve birleşen davalarda, müvekkillerinin donatanı ve acentesi oldukları gemilere davalının liman hizmeti verdiğini, hizmet bedelleri ödendiği halde davalının gecikme bedeli olarak 344.348.909.381 TL daha istediğini, büyük kapasiteli yolcu gemilerinin hizmet alımlarının ve seferlerinin aksamaması için davalıya toplam 5 adet çek verildiğini, 30.11.2003 tarihli çek dışındakilerin bedellerinin ödendiğini ileri sürerek, asıl davada davacı acentenin çeklerden dolayı davalıya borçlu olmadığının tespitine, birleşen davada davacı donatandan tahsil edilen bedele karşılık şimdilik 500.000 USD’nin istirdadına karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili, davaların reddini istemiştir.
Mahkemece, Dairemize ait 09.04.2007 tarihli ilama dayanılarak, Liman Hizmetleri Tarifesi’ne göre asıl ve birleşen davaların konusu alacak ve fer’ilerinden donatan ile birlikte acentelerin de sorumlu olduğundan asıl davayı açan acente ile birleşen davayı açan donatanın aktif husumet ehliyetlerine sahip oldukları, birleşen davaya konu istirdadı talep edilen olayda söz konusu bedellerin sulh sözleşmesine istinaden ödenmiş olması, asıl davaya konu menfi tespiti ve iadesi istenen çeklere ilişkin ise alacağın bir kısmının ihtirazi kayıt ileri sürülmeden, bir kısmının da birleşen davada bahsi geçen sulh sözleşmesine istinaden ödenmesi ile davalının beyanı nazara alınarak asıl davanın kabulü ile birleşen davanın reddine karar verilmesi gerekirken, bir zühul eseri kısa karara asıl davanın reddine ve birleşen davanın reddine yazılmış olduğundan ve ara karara uygun karar yazılması gerektiğinden asıl ve birleşen davaların reddine karar verilmiştir.
Kararı, asıl ve birleşen davalarda davacılar vekili temyiz etmiştir.
1- HUMK’nın 376. maddesi (HMK’nın 186. m.) uyarınca, tarafların tüm delilleri toplanıp inceledikten ve son sözleri dinlenip duruşmanın bittiği bildirildikten sonra hakimin, aynı Yasa’nın 388. maddesi (HMK’nın 297. m.) uyarınca, kararı gerekçesi ile birlikte yazması ve hüküm sonucunu 389. maddede (HMK’nın 298. m.) öngörülen biçimde tefhim etmesi asıldır. Ne var ki uygulamada, Yasa’nın 381/son fıkrası (HMK’nın 294. m.) hükmüne dayanılarak, zorunlu nedenlerle sadece hükmün sonucu tutanağa geçirilip tefhim edilmekte, gerekçeli karar daha sonra yazılmaktadır.
İşte bu gibi hallerde gerekçeli kararın, HUMK’nın 389. maddesi (HMK’nın 298. m.) uyarınca tarafların hak ve yükümlülüklerini açıkça gösteren ve tefhim ile aleniyet ve hukuki varlık kazanan kısa karara uygun olması zorunludur. Esasen kısa kararı yazıp tefhim etmekle davadan el çekmiş olan hakimin artık bu kararını değiştirmesine yasal olanak yoktur. Öte yandan, kısa kararla gerekçeli kararın çelişkili olması yargılamanın aleniyetine, kararların alenen tefhim edilmesine ilişkin Anayasa’nın 141. maddesi ile yukarıda değinilen buyurucu nitelikteki yasa maddelerine de aykırı bir durum yaratır. Ayrıca anılan husus kamu düzeni ile ilgili olup, gözetilmesi yasa ile hakime yükletilmiş bir ödevdir. Aksi düşünce ve uygulama yargının, yargıcın ve kararlarının her türlü düşünceden uzak, saygın ve güvenilir olması ilkesi ile de bağdaşmaz.
Somut uyuşmazlıkta da mahkemece kurulan hükmün gerekçe kısmında asıl davanın kabulü, birleşen davanın reddi gerektiği belirtildiği halde, taraflara tefhim edilen kısa kararda sehven asıl ve birleşen davaların reddine karar verildiği bildirildiğinden, asıl ve birleşen davaların reddine karar verilmiş, böylece kararın gerekçe kısmı ile hüküm kısmı arasında çelişki oluşmuştur. Bu durum karşısında mahkemece 10.04.1992 gün ve 1992/7 Esas, 1992/4 sayılı Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kararı çerçevesinde, bu kısa kararla bağlı kalınmadan, yeni bir kısa ve buna uygun gerekçeli karar verilmek üzere hükmün bozulması gerekmiştir.
2- Bozma neden ve şekline göre, asıl ve birleşen davalarda davacılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelemesine şimdilik gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle asıl ve birleşen davalarda davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle asıl ve birleşen davalarda davacılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, takdir olunan 1.100,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınarak asıl ve birleşen davalarda davacılara verilmesine, ödedikleri temyiz peşin harcın istekleri halinde temyiz eden asıl ve birleşen davalarda davacılara iadesine, 02/05/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.