YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/4615
KARAR NO : 2014/11284
KARAR TARİHİ : 12.06.2014
MAHKEMESİ : İSTANBUL 35. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 19/11/2012
NUMARASI : 2011/216-2012/289
Taraflar arasında görülen davada İstanbul 35. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 19/11/2012 tarih ve 2011/216-2012/289 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 10/06/2014 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı vekili Av. S. Z. Ş. G. dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkiline alışveriş karşılığında verilen çekin karşılıksız çıktığını, yapılan takibin de semeresiz kaldığı gibi keşideci hakkında Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından iflas kararı verildiğini, davalı bankanın dava dışı keşideciye çek karnesi verirken gerekli araştırma ve incelemeleri yapmadığını, basiretli davranmadığını, gelişi güzel verilen çek karnesinden keşide edilen çek nedeniyle müvekkilinin zarara uğradığını, davalı bankanın çek karnesi verdiği kişi olan Y. S. hakkında karşılıksız çek keşide etmek suçundan dava olduğunu bu dava sırasında Yavuz Sarı isimli kişinin kimlik bilgileri kullanılmak suretiyle çek karnesi alındığının anlaşıldığını ileri sürerek şimdilik 10.000 TL ile yapılan giderlere istinaden 1.000 TL’nın faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, müvekkilinin tüm araştırmaları ve incelemeleri yaparak ilgili firmaya çek karnesi verdiğini, firmanın iflas tarihinin çok daha sonra olduğunu, firmanın yaptırılan istihbaratlarının çek karnesi vermeye uygun olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
Mahkemece iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre davalı banka ile dava dışı şirketin ticari ilişkisi 2006 yılı başlarında oluşmuş olup, 2006 yılında verilen çek karnesi ile ilgili karşılıksız kalan bir çek olmadığı, karşılıksız çeklerin 2007 yılında verilen çek karnelerine ilişkin olduğu, dava dışı şirket 12 ayrı banka tarafından çek karnesi verilmeye uygun bulunduğu, karşılıksız çeklerin şirket ortaklarının el değiştirmesinden sonra başladığı, çek karnesi verildiği tarihte davalı şirketin ödeme güçsüzlüğü veya iflas halinin bulunmadığı, çek karnesi verilirken ibraz edilirken resmi belgelerin sahteliğine ilişkin bir ceza kararının da olmadığı, Yavuz Sarı sahte ismi ile yargılama yapılan dosyalardaki iadei muhakeme sonuçları davalı bankanın çek karnesini verdiği tarihteki şartları da değiştirmeyeceği, davalı bankanın çek hesabı açarken mevzuat gereği ihmal ettiği, yerine getirmediği, eksik bıraktığı bir araştırma bulunmadığı, çek karnesinin verilmesi ile davacının zararı arasındaki illiyet bağı olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, keşideci hakkında davalı bankanın çek hesabının açılışı sırasında 3167 sayılı Kanun’un ve ilgili yasal mevzuatın gereklerini yerine getirmediği, yeterli araştırma yapmadan keşideciye çek karnesi verdiği ve çekin karşılığının bulunmadığı iddialarına dayalı olarak,banka aleyhine açılan tazminat istemine ilişkindir. Bir banka yada özel finans kurumu, çek hesabı açarken müşterisinin kimliği, ekonomik durumu ve ikameti v.s konularında gerekli araştırma ve incelemeyi yapmadan çek karnesi vermiş ve çek karşılıksız çıkmış ise dava tarihinde yürürlükte bulunan 5941 sayılı Çek Kanunu’nun 2. maddesinin (1). ve (3). fıkrası ile TTK’nın 20/2. maddelerinde öngörülen basiret ve itinayı göstermemek suretiyle birinci derecede ve daha ağır bir biçimde kusurlu olduğunun ve bu davranışının sonuçlarına katlanması gerektiğinin kabulü icap eder. Çekin hamili de ticari ilişkide bulunduğu kişilerin ekonomik durumu ve ödeme kabiliyetini araştırıp sonucuna göre ilişki kurmak, bu suretle özenli davranmak durumundadır. Yukarıda anılan Çek Kanunu’nun 2/1 fıkrası “bankalar, çek hesabı açılması ile ilgili olarak bu Kanunla kendilerine verilen görev ve yükümlülükleri yerine getirirken, çek hesabı açtırmak isteyenin yasaklı olup olmadığını bu Kanun hükümlerine göre araştırırlar; ayrıca ilgili kişinin ekonomik ve sosyal durumunun belirlenmesinde gerekli basiret ve özeni gösterirler.” hükmünü, 3. fıkrası ise “Çek hesabı ilgilinin, vekilin veya yasal temsilcisinin imzası olmadan açılamaz. Çek hesabı açılmasını veya mevcut çek hesabından çek defteri verilmesini isteyen kişi, her defasında tacir veya esnaf ve sanatkâr olup olmadığı ve kendisi hakkında çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı bulunmadığı hususunda bankaya yazılı beyanda bulunur. Tüzel kişiler adına verilecek beyannamede ayrıca, tüzel kişinin yönetim organında görev yapan, temsilcisi olan veya imza yetkilisi olan kişilerin çek düzenleme ve çek hesabı açma yasağı bulunmadığı belirtilir.” hükmünü haizdir.
Somut olayda, mahkemece davalı bankanın 3167 sayılı Kanun’un 3. maddesinde öngörülen belgeleri aldığı ve bundan sonra çek hesabını açtığı, karşılıksız çeklerin şirket hisse devrinden sonra keşide edildiği bu nedenle oluşan zarar bakımından davalı bankaya kusur izafe edilemeyeceği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de, yapılan değerlendirme dosya kapsamı ile uyuşmamaktadır. Zira, davalı bankanın dava dışı şirketin ortaklarından hisseleri devir alan ve şirketi temsile yetkili ve yine dava konusu çeki tanzim eden Y. S. adlı kişinin ekonomik ve sosyal durumunu yasa maddesi hükmüne göre araştırıp araştırmadığı, bu kişiye ait imza sirkülerini alıp almadığı, hisse devrinin bankaya bildirilip bildirilmediği hususları açıklığa kavuşturulmamış olup, davacı vekili de alınan bilirkişi raporuna 06.07.2012 tarihli dilekçesi ile ciddi itirazlarda bulunmuştur. O halde mahkemece uyuşmazlığın 5941 sayılı Çek Kanunu’nun 2. maddesinin (1). ve (3). fıkrası hükümleri ve yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde ele alınmak ve sonucuna göre karar verilmek gerekirken, eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamış, kararın davacı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 1.100,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınıp, davacıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 12/06/2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.