Danıştay Kararı 10. Daire 2016/1022 E. 2021/6106 K. 08.12.2021 T.

Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2016/1022 E.  ,  2021/6106 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2016/1022
Karar No : 2021/6106

TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- …
VEKİLİ: Av. …

2- …
3- …
VEKİLLERİ: Av. …

KARŞI TARAF (DAVALI) : …Bakanlığı / …
VEKİLİ : 1. Huk. Müş. Yrd. …

İSTEMİN_KONUSU : …. İdare Mahkemesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılardan …’in 01/06/2013 tarihinde İstanbul Taksim Gezi Parkında yapılacak yenileme projesini protesto eden kalabalığı görerek eyleme katılmaya çalıştığı sırada polisin attığı biber gazı fişeğinin kafasına isabet etmesi neticesinde ağır yaralandığı, uzun süre tedavi gördüğü, %84 oranında kalıcı sakatlığa maruz kaldığı, çalıştığı işten çıkarıldığı ve yüksekokul öğrenimine ara vermek durumunda kaldığı, ayrıca bu durumun kendisi ile birlikte babasının ve abisinin de manevi zararına yol açtığı ileri sürülerek davacılardan … için 10.000,00 TL maddi, 300.000,00 TL manevi, baba … ve kardeş … için ayrı ayrı 20.000,00 TL manevi olmak üzere toplam 350.000,00 TL tazminatın olay tarihinden işletilecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: …. İdare Mahkemesince; idarenin tazminat sorumluluğuna gidilebilmesi için, kişilerde meydana gelen zarar ile idari faaliyet arasında açık, net ve şüpheden uzak bir bağlantının olması ve zararın, idarenin doğrudan bir fiilinden kaynaklanması veya idarenin bu zararın meydana gelmesinde denetim görevini yerine getirmemek suretiyle dolaylı bir şekilde zarara sebebiyet vermesi gerektiği, somut olayda ise davacılardan …’in kafasında meydana gelen yaralanmanın, toplumsal olaylara müdahalede bulunan kolluk personelince kullanılan ekipmanın çarpması sonucu oluştuğuna yönelik dava dosyasında hiç bir somut delil, bilgi, belge ve tanık beyanı bulunmadığı dolayısıyla davacılarda meydana geldiği belirtilen zararın idarenin eylemi nedeniyle oluştuğuna dair illiyet bağının ortaya konulamadığı, ve oluşan zararlardan idarenin sorumlu tutulamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından; dosyaya sunulan epikriz raporuna göre …’in, başına yakın mesafeden isabet eden künt travma yaratan ateşli silah yaralanması sonucu tedavi gördüğü, olay günü Gezi Parkı protestoları olarak bilinen eylemlere katılmak üzere eylemlerin yapıldığı alana gitmeye çalıştığı, kolluk kuvvetlerinin orantısız müdahalesi sonucu ağır yaralandığı, uzun süre hastanede tedavi gördüğü ve %84 oranında engelli kaldığı, olay günü polise karşı olumsuz bir davranışta bulunmadığı, kendisine müdahale edilmeden önce herhangi bir uyarıda bulunulmadığı, davanın reddine karar veren İdare Mahkemesince resen araştırma ilkesine aykırı yargılama yapıldığı ileri sürülerek kararın bozulması istenilmektedir.

KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı idare tarafından temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE :

MADDİ OLAY :
Davacılardan …’in Kocaeli ilinde ikamet ettiği, 01/06/2013 tarihinde İstanbul’da bulunduğu esnada, kamuoyunda Gezi Parkı eylemleri olarak bilinen protesto gösterilerine katılmak maksadıyla Beyoğlu ilçesinde bulunan Meşrutiyet Caddesi’nden Galatasaray Meydanı’na doğru hareket etmek isterken olay yerinde bulunan polisler tarafından atılan biber gazı kapsülünün başına isabet etmesi sonucu ağır yaralandığı iddia edilmektedir.
…, kendi beyanına göre, olay yerine ambulans gelmemesi nedeniyle arkadaşları tarafından Okmeydanı Eğitim ve Araştırma Hastanesine götürülerek tedavi altına alınmış, burada hakkında düzenlenen Hasta Epikriz Raporunda, sol frondalde yaklaşık 8 cm kenarları düzensiz ve yanık izleri olan altında kırık palpe edilebilen hastanın şuuru kapalı olarak acil servise getirildiği, başına yakın mesafeden isabet eden künt travma yaratan ateşli silah yaralanması sonucu yüksek hayati riski nedeniyle acilen operasyona alındığı, 11/06/2013 tarihine kadar yoğun bakımda tedavi edildiği ve 21/06/2013 tarihinde taburcu edildiği bilgilerine yer verilmiştir. Aynı hastanenin Engelli Sağlık Kurulu tarafından 17/02/2014 tarihinde düzenlenen Rapora göre, …’de “Frontal BB Sendromu, Epilepsi, Posttravmatik Stres Bozukluğu, Sol Total İşitme Kaybı” bulunduğu, engel durumuna göre tüm vücut fonksiyon kaybı oranının %84 ve sürekli olduğu tespitlerine yer verilmiştir.
10/06/2013 tarihinde davacılardan …’in şikayeti üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca açılan soruşturma kapsamında hazırlanan 07/10/2013 tarihli İstanbul Adli Tıp Şube Müdürlüğü raporunda, yaralanmanın kişinin yaşamını tehlikeye soktuğu, basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte olmadığı, baş bölgesinde oluşan kırığın yaşam fonksiyonlarına etkisinin ağır (5) derece olduğu belirtilmiştir.
Davacılar tarafından; …’in olaydan önce sigortalı olarak çalıştığı, aynı zamanda Sakarya Üniversitesi Meslek Yüksek Okulu Gaz ve Tesisatı Teknolojisi Bölümü öğrencisi olduğu, olay nedeniyle uzun süre tedavi gördüğü ve 3 ay boyunca çalışamadığı, eğitimine ara vermek zorunda kaldığı, tedavisi için harcamalar yapmak zorunda kaldığı, kendisine bu süre zarfında akrabaları tarafından bakıldığı, tüm bunlara rağmen şifa bulamadığı, epilepsi hastası olduğu, sol kulağında kalıcı işitme kaybı oluştuğu, oluşan bu zararların kolluk görevlilerinin ağır hizmet kusuru sonucu gerçekleştiği ileri sürülerek, maddi ve manevi zararlarının karşılanması amacıyla 01/10/2013 tarihinde İçişleri Bakanlığına yapılan ön karar başvurusunun …tarih ve …sayılı işlemle reddi üzerine bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.

İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesi, 1. fıkrası, (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, yani zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetimi yapılacağından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmektedir. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
Öte yandan; 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un bireysel başvuruyu düzenleyen dördüncü bölümünde yer alan 45. maddesinde, herkesin, Anayasa’da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabileceği düzenlenmiş; 46. maddesinde, bireysel başvuru hakkına, ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenlerin sahip olduğu belirtilmiş; 50. maddesinde, tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosyanın ilgili mahkemeye gönderileceği, yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkemenin, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde karar vereceği; 66. maddesinde ise, Mahkeme kararlarının kesin olduğu ve Mahkeme kararlarının devletin yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını gerçek ve tüzel kişileri bağladığı hüküm altına alınmıştır.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
…. İdare Mahkemesince, …Cumhuriyet Başsavcılığınca oluşturulan soruşturma dosyası kapsamında elde edilen bilgi ve belgelerden dava dosyasına dahil edilenler ile davacının olaydan sonra almış olduğu sağlık raporları değerlendirilmek suretiyle işbu temyiz incelemesine konu davanın reddi yolundaki kararın verildiği görülmektedir.
Bakılmakta olan davaya konu olay ile ilgili olarak davacı … tarafından, kolluk görevlilerinin Gezi Parkı eylemleri esnasında orantısız güç kullanmak suretiyle yaşamsal tehlike oluşacak şekilde yaralanmasına sebep olduğu, bu olayla ilgili etkin bir soruşturma yürütülmemesi sebebiyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddialarıyla Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvuru üzerine Anayasa Mahkemesi tarafından …sayılı başvuruya ilişkin olarak verilen 13/01/2021 tarihli kararda; başvurucunun, kolluk görevlileri tarafından kullanılan bir gaz silahından çıkan fişeğin başına isabet etmesi sonucu hayati tehlike geçirecek şekilde yaralandığı iddiasının, tanık B.Ö.nün ifadesi ile soruşturma dosyasında mevcut tıbbi belge ve adli raporlarla doğrulandığı, ayrıca Cumhuriyet Başsavcılığının, başvurucunun kolluk görevlilerinin güç kullanımı sonucu yaralandığını değerlendirerek açık kimlik bilgileri tespit edilemeyen ve İstanbul Emniyet Müdürlüğünde çalışan ilgili kolluk görevlileri hakkında daimi arama kararları verdiği, kolluk görevlilerince düzenlenen tutanaklarda ne söz konusu gaz fişeklerini atan silahların kim tarafından, nerede, nasıl ve neden kullanıldığına ne de başvurucunun nasıl yaralandığına dair bir açıklamanın yer almadığı, ayrıca olay hakkında yürütülen soruşturmada bahse konu silahların mutlak zorunlu bir durumda kullanıldığının ortaya konulmadığı, bu nedenle başvurucunun ciddi biçimde yaralanmasına neden olan güç kullanımının mutlak zorunlu bir durumda vuku bulduğunun söylenemeyeceği, anılan tespit sonrasında incelenmesi gereken hususun, gaz silahı kullanan kolluk görevlilerinin bu konuda bir eğitim almış olup olmadığı ile operasyonun planlama ve kontrolü kapsamında yürütülen işlemlerin ve alınan tedbirlerin neler olduğu, kolluk görevlilerinin zor kullanma yetkisini düzenleyen mevzuatın bu silahların keyfi ve aşırı kullanımına engel olacak ve kişiyi istenmeyen kazalara karşı koruyacak güvenceleri içerip içermediği olmasına rağmen, Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü soruşturmada yer alan eksikliklerin aktarılan hususlara yönelik bir değerlendirme yapılmasına imkan vermediği, sonuç olarak müdahaleyi gerektiren bir duruma sebep olan kişilerden olduğu ortaya konulamayan başvurucunun bu müdahaleden etkilenmemesi için kolluk görevlilerinin gerekli tedbirleri almadıkları ve olaya müdahaleleri sırasında kontrolsüz bir şekilde gaz fişeği atmak suretiyle yaralanmasına sebep oldukları kanaatine varıldığı, bu suretle başvurucunun yaşam hakkının maddi ve usul boyutlarının ihlal edildiği gerekçesiyle …’e 80.000,00 TL manevi tazminatın ödenmesine karar verildiği anlaşılmaktadır. (…, B. No: 2017/29596, 13/1/2021, § 12,13,15)
Bu durumda, Anayasa Mahkemesince verilen kararda belirtildiği üzere, davacılardan …’in kolluk müdahalesine maruz kalması gereken kişilerden olduğuna ilişkin herhangi bir delil bulunmazken, kolluk görevlilerince kontrolsüz biçimde gaz fişeği atılmak suretiyle yaralandığı ortaya konulduğundan, davacılarda meydana gelen maddi ve manevi zararların idarenin kusurlu bir eylemi sonucu oluştuğu anlaşılmakla, meydana gelen zararların kusur sorumluluğu ilkesi kapsamında davalı idarece tazmini gerekmektedir.
Bu itibarla; davacılarda meydana geldiği ileri sürülen zararların idarenin eylemi nedeniyle oluştuğuna dair illiyet bağının ortaya konulamadığı gerekçesiyle davanın reddi yolunda verilen İdare Mahkemesi kararında hukuka uyarlık bulunmamaktdır.
Öte yandan; İdare Mahkemesince yeniden yapılacak yargılamada, davacılardan …’in maddi zararları somut belge ve delillerle ortaya konulmak suretiyle hesaplanarak; davacıların manevi zararlarının ise, …’in Anayasa Mahkemesine yaptığı bireysel başvuru sonucunda verilen kararın gerekçesinde yer verildiği üzere, kolluk görevlilerinin eylemleri ve bu konu hakkında yürütülen ceza soruşturmasının etkisizliği nedenleriyle yaşam hakkının maddi ve usul boyutunun ihlal edildiği gerekçesiyle hükmedilen 80.000,00 TL manevi tazminat miktarı gözetilerek hüküm kurulması gerekmektedir.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacıların temyiz isteminin KABULÜNE,
2. Davanın reddine ilişkin temyize konu …. İdare Mahkemesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine,
4. 2577 sayılı Kanun’un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 15 (on beş) gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 08/12/2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.