Danıştay Kararı 10. Daire 2019/3020 E. 2021/5947 K. 30.11.2021 T.

Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2019/3020 E.  ,  2021/5947 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2019/3020
Karar No : 2021/5947

TEMYİZ EDEN (DAVACI) : …Pet. Ürün. İnş. Nak. Gıda Reklam Ajansı San. Tic. Ltd. Şti.
VEKİLİ : Av. …

TEMYİZ EDEN (DAVALI) : …Bakanlığı
1. Hukuk Müşaviri Yrd. …

DİĞER DAVALI : …Valiliği / …
VEKİLİ : Av. …

İSTEMLERİN_KONUSU : …. İdare Mahkemesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararının, davacı tarafından esas yönünden, davalı İçişleri Bakanlığı tarafından vekalet ücreti yönünden temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacı şirket tarafından, Mersin ilinde, 01/06/2013- 04/06/2013 tarihleri arasında İstanbul Taksim Meydanındaki gezi olaylarını protesto etmek amacıyla yapılan gösterilerde şirketlerine ait reklam materyallerinin kullanılamaz hale geldiğinden bahisle uğradıklarını iddia ettiği zararlarının karşılanması amacıyla yapılan başvurunun reddine ilişkin Mersin Valiliği 1 No’lu Zarar Tespit Komisyonunun …tarih ve …sayılı işleminin iptali ile 400.000,00 TL maddi, 50.000,00 TL manevi zararın kanuni faizi ile birlikte tazminine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: …. İdare Mahkemesince, olayda, davacının uğramış olduğu zararın Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zarar Tespit Komisyonu Başkanlığı tarafından tespit edilip idare tarafından ödenebilmesi için, zararın 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında meydana gelmesinin zorunlu olduğu, anılan Kanuna göre ise zararın tazmin edilebilmesi için, zararın terör eylemlerinden kaynaklaması gerektiği, bu durumda, gezi eylemlerinin 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun’un yollamada bulunduğu 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 1. maddesinde belirtilen ”terör eylemi” tanımına uygun olmadığı görüldüğünden, tesis edilen dava konusu işlemde hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : Davacı tarafından, dava konusu olayın, 3713 sayılı Kanun’da belirtilen terör eylemi tanımına uyduğu, davalı idarelerin olayın meydana gelmesinde gerek kusurlu gerek kusursuz sorumluluğunun bulunduğu, sabit olan zararlarının sosyal risk ilkesi uyarınca tazmin edilmesi gerektiği ileri sürülmektedir.
Davalı İçişleri Bakanlığı tarafından, maddi tazminata yönelik nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, maktu vekalet ücretine hükmedilmesinde hukuki isabet bulunmadığından kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.

TARAFLARIN_SAVUNMASI : Taraflarca karşılıklı olarak temyiz istemlerinin reddi gerektiği savunulmaktadir.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …

DÜŞÜNCESİ : Mahkeme kararının kısmen onanması, kısmen bozulması gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE :

MADDİ OLAY :
Davacı şirket tarafından, Mersin ilinde, 01/06/2013- 04/06/2013 tarihleri arasında İstanbul Taksim Meydanındaki gezi olaylarını protesto etmek amacıyla yapılan gösterilerde şirketlerine ait reklam materyallerinin kullanılamaz hale geldiğinden bahisle uğradıklarını iddia ettiği zararlarının karşılanması amacıyla yapılan başvurunun, Mersin Valiliği 1 No’lu Zarar Tespit Komisyonunun …tarih ve …sayılı kararıyla; Mersin Büyükşehir Belediyesi sınırları ve mücavir alanları dahilinde bulunan ana cadde, bulvar, kavşak, sokak ve ana arterlerinde bulunan kent mobilyalarının yapılması, mevcut reklam materyallerinin yenilenmesi ve reklam işletmesinin kiralanmasına ilişkin Mersin Büyükşehir Belediye Encümeninin 18/07/2012 tarihli kararıyla 7 yıl süre ile davacı şirketin kiralamış olduğu reklam materyallerine yasa dışı terör örgütü yandaşları tarafından verilen toplam 247.184,00 TL zararla ilgili “mala zarar verme” suçundan işlem yapıldığı ve suçun 5233 sayılı Kanun’un 1. ve 2. maddesi kapsamında olmadığından bahisle reddine karar verilmesi üzerine anılan işlemin iptali ve 50.000,00 TL müspet, 350.000,00 TL maddi, 50.000,00 TL manevi zararının kanuni faizi ile birlikte tazminine karar verilmesi istemiyle bakılan dava açılmıştır.

A) İDARE MAHKEMESİ KARARININ, DAVA KONUSU İŞLEMİN İPTALİ İSTEMİNİN REDDİNE İLİŞKİN KISMININ İNCELENMESİ:

İLGİLİ MEVZUAT:
5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun’un 2. maddesinin 1. fıkrasında, “Bu Kanun, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 1 inci, 3 üncü ve 4 üncü maddeleri kapsamına giren eylemler veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel kişilerinin maddi zararlarının sulhen karşılanması hakkındaki esas ve usullere ilişkin hükümleri kapsar.” hükümüne yer verilmiştir. Anılan Kanun’un 2. maddesinin 2. fıkrasının (d) bendine göre, terör dışındaki ekonomik ve sosyal sebeplerle uğranılan zararlar ile güvenlik kaygıları dışında kendi istekleriyle bulundukları yerleri terk edenlerin bu sebeple uğradıkları zararlar, Kanunun kapsamı dışında tutulmuştur.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
İdare ve vergi mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen kararın, dava konusu işlemin iptali isteminin reddine ilişkin kısmı usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bu kısmının bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

B) İDARE MAHKEMESİ KARARININ, MADDİ VE MANEVİ TAZMİNAT İSTEMİ YÖNÜNDEN İNCELENMESİ:

İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk Milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olduğu; 5. maddesinde, Devletin temel amaç ve görevlerinin, Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak olduğu; 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, aynı maddenin son fıkrasında, idarenin eylem ve işlemlerinden doğan (maddi ve manevi) zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır.

İdarenin hukuki sorumluluğu, kamusal faaliyetler sonucunda, idare ile bireyler arasında bireyler zararına bozulan ekonomik dengenin yeniden kurulmasını, idari etkinliklerden dolayı bireylerin uğradığı maddi ve manevi zararların idarece tazmin edilmesini sağlayan hukuksal bir kurumdur. Bu kurum, kamusal faaliyetler nedeniyle bireylerin mal varlığında ortaya çıkan eksilmelerin ya da artış olanağından yoksunluğun giderilebilmesi, yine bu suretle kişi varlığında oluşan manevi zararların karşılanabilmesi için aranılan koşulları, uygulanması gereken kural ve ilkeleri içine almaktadır.
İdare, Anayasanın 125. maddesinde de belirtildiği üzere, kural olarak yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
Bunun yanında, idarenin faaliyet alanıyla ilgili, önlemekle yükümlü olduğu halde önleyemediği bir takım zararları da nedensellik bağı aramadan sosyal risk ilkesi gereği tazmin etmesi gerekmektedir. İdarenin kusura dayalı ya da kusursuz sorumluluğu yanında, Anayasanın öngördüğü sosyal hukuk devleti anlayışına uygun olarak ve bu temel üzerinden, kolektif sorumluluk anlayışı çerçevesinde bilimsel ve yargısal içtihatlar ile geliştirilen sosyal risk ilkesi, Anayasa’nın yukarıda öngördüğü amaçların gerçekleştirilmesine yöneliktir.
Sosyal risk ilkesi ile toplumun içinde bulunduğu koşullardan kaynaklanan, idarenin faaliyet alanında meydana gelmekle birlikte, yürütülen kamu hizmetinin doğrudan sonucu olmayan, toplumsal nitelikli riskin gerçekleşmesi sonucu oluşan, salt toplumun bireyi olunması nedeniyle uğranılan özel ve olağan dışı zararların da topluma pay edilerek giderilmesi amaçlanmıştır.
Bu bağlamda, yargısal ve bilimsel içtihatlarla geliştirilen sosyal risk ilkesinin uygulama alanına; “terör olayları”nın yanı sıra, ani bir şekilde gelişmesi nedeniyle idarece öngörülemeyen ve engellenemeyen, müdahale edilmesi halinde daha ağır sonuçların doğması kaçınılmaz olan geniş çaplı “toplumsal olaylar” ile sınırlarımıza komşu bir ülkede yaşanan “iç savaş” veya “toplumsal kargaşa” nedeniyle ülkemiz sınırlarında oluşan özel ve olağan dışı zararların da dahil olduğunun kabulü gerekmektedir.
Zira, bahse konu olaylar sonucu oluşan zararlar; idarenin faaliyet alanıyla ilgili olmakla birlikte yürütülen kamu hizmetinin doğrudan sonucu olmayan, dolayısıyla idari faaliyet ile illiyet bağı kurulamayan, toplumsal nitelikli riskin gerçekleşmesi sonucu oluşan ve salt toplumun bireyi olunması nedeniyle uğranılan özel ve olağan dışı zararlardır. Bu itibarla, söz konusu zararların, belirtilen nitelikleri itibarıyla, zarara uğrayan kişilerin üzerinde bırakılmayarak topluma pay edilmek suretiyle tazmin edilmesi hakkaniyet gereği olup, sosyal hukuk devleti ilkesine de uygun düşecektir.
Bilindiği üzere, 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun, “terör olayları sonucu uğranılan maddi zararlar” bakımından sosyal risk ilkesinin yasalaşmış hali olup, anılan Kanun’un yürürlüğünden sonra meydana gelen terör olayları nedeniyle uğranılan maddi zararların, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 13. maddesi hükümleri (genel hükümler) çerçevesinde sosyal risk ilkesi uyarınca tazminine hukuki olanak bulunmamaktadır.
Bununla birlikte, 5233 sayılı Kanun’un yürürlüğünden önce meydana gelen terör olayları nedeniyle uğranılan maddi ve manevi zararlar ile 5233 sayılı Kanun’un yürürlüğünden sonra meydana gelen terör olayları nedeniyle uğranılan manevi zararların yanı sıra, -zaman sınırlaması olmaksızın- yukarıda özellikleri genel olarak aktarılan “toplumsal olaylar” ve “sınır ülkelerde yaşanan iç savaş ya da toplumsal kargaşa” sonucu ülkemiz sınırlarında oluşan özel ve olağan dışı zararların genel hükümler çerçevesinde sosyal risk ilkesi uyarınca tazminine herhangi bir engel bulunmamaktadır.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Dava dosyasının incelenmesinden; dava konusu olaya ilişkin 02/06/2013 ve 03/06/2013 tarihli olay tutanaklarında; İstanbul Taksimdeki Gezi Parkı olaylarını protesto etmek amacıyla, 01/06/2013 ve 02/06/2013 tarihlerinde bazı siyasi partiler, dernekler, sivil toplum kuruluşlarından oluşan gruplar halinde şehrin çeşitli semtlerinde toplanan protestocuların hükümet aleyhine sloganlar atarak eylem yaptığının, söz konusu olaylarda İl Emniyet Müdürlüğüne ve vatandaşlara ait araçların hasar gördüğünün, Adnan Menderes Bulvarı üzerinde bulunan bir çok reklam panosu, otobüs durakları, çöp kutularının sökülmek/kırılmak suretiyle hasar gördüğünün, olaylar sonunda 02/06/2013 tarihinde 31 kişinin, 03/06/2013 tarihinde 28 kişinin yakalandığının belirtildiği,
Olaylar sonrasında açılan ceza davasında, …. Asliye Ceza Mahkemesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararıyla, kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme, kamu malına zarar verme, kamu görevlisine hakaret, direnme, etkin direnme, toplantı ve yürüyüşe silahla katılma, kışkırtma suçlarından yargılanan sanıkların beraatlerine; toplantı ve yürüyüşe silahla katılma suçundan yargılanan 3 sanığın ise atılı suçu işlediği gerekçesiyle hapis cezasıyla mahkumiyetlerine, verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği,
Davacı şirket yetkilisi tarafından yapılan şikayet üzerine Mersin Cumhuriyet Başsavcılığının 20/09/2013 tarihli kararı ile “mala zarar verme” suçu sebebiyle failler tespit edilemediğinden zamanaşımı süresinin sonuna kadar arama kararı verildiği anlaşılmaktadır.
İdare Mahkemesi kararının, komisyon kararının iptali istemi yönünden davanın reddine yönelik bulunan ve Dairemizce yukarıda onanan kısmında da belirtildiği gibi, dosya kapsamındaki olay tutanakları, soruşturma ve kovuşturma makamları kararları birlikte dikkate alındığında, davacı şirketin zarar iddiasını dayandırdığı eylemlerin, bir terör olayı olmadığı, toplumsal olay niteliğinde bulunduğu, dolayısıyla 5233 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmesine olanak bulunmadığı kuşkusuzdur.
Bununla birlikte, davacı şirket, komisyon kararının iptali isteminin yanı sıra bu olaylardan dolayı uğradığını ileri sürdüğü maddi ve manevi zararların tazminini de talep etmiş, ancak Mahkemece bu husus değerlendirilmeyerek istem hakkında herhangi bir hüküm kurulmamıştır. Oysa davacının maddi ve manevi tazminat isteminin, olayın terör olayı olmaması nedeniyle 2577 sayılı Kanun kapsamında genel hükümlere göre öncelikle hizmet kusuru, kusur sorumluluğu bulunmadığına kanaat getirilmesi halinde kusursuz sorumluluk, idari faaliyet ile illiyet bağı kurulamadığı takdirde ise sosyal risk esasları çerçevesinde değerlendirilerek karara bağlanması gerekmektedir.
Dosya bu çerçevede incelendiğinde; uyuşmazlığa konu zararın doğmasına neden olduğu ileri sürülen toplumsal olayların meydana gelmesinde ve engellenememesinde, olayların ani bir şekilde toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı bağlamında başlayıp geliştiği ve müdahale edilmesi halinde daha ağır sonuçların doğmasının kaçınılmaz olduğu gözetildiğinde, davalı idarenin herhangi bir hizmet kusuru bulunmadığı gibi; oluştuğu iddia edilen zarar ile idari faaliyet arasında doğrudan bir neden-sonuç ilişkisi (illiyet bağı) kurulamadığından kusursuz sorumluluğunun da olmadığı; ancak olaylarla ilgisi bulunmayan davacı şirkete ait taşınır eşyada, salt söz konusu olayın yaşandığı umuma açık yerlerde bulunması nedeniyle oluşan hasarın, bir başka ifadeyle, toplumsal nitelikli riskin gerçekleşmesi sonucu davacı şirketin uğradığı, kamu külfeti olmaktan çıkıp özel ve olağan dışı hal alan zararın, davacı üzerinde bırakılmayarak tüm topluma pay edilmesi suretiyle davalı idarece sosyal risk ilkesi uyarınca tazmini gerektiği sonucuna varılmıştır.
Bu itibarla, Mahkemece anılan istem hakkında hüküm kurulmamasında hukuka ve usul hükümlerine uyarlık bulunmamaktadır.
Öte yandan, Mahkemece tazminat istemi değerlendirilirken davacı şirketin uğradığı zarar nedeniyle sigorta şirketinden veya idareden ödeme alıp almadığı hususunun araştırılarak mükerrerliğe sebep olmayacak şekilde karar verilmesi gerektiği açıktır.
Diğer taraftan; davalı idarece, idareleri lehine maktu vekalet ücretine hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğu ileri sürülerek kararın bozulması istenilmiş ise de; işbu bozma kararı uyarınca Mahkemece yeniden bir karar verileceğinden, davalı idarenin anılan istemi hakkında bu aşamada inceleme yapılmamıştır.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacının temyiz isteminin kısmen kabulüne, kısmen reddine,
2. Davanın reddine ilişkin temyize konu …. İdare Mahkemesinin …tarih ve E:…, K:…sayılı kararının, dava konusu işleme ilişkin kısmının ONANMASINA, maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin hüküm kurulmaması yönünden BOZULMASINA,
3. Bozulan kısım hakkında yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine,
4. 2577 sayılı Kanun’un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 30/11/2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.