Danıştay Kararı 10. Daire 2019/6594 E. 2021/5887 K. 29.11.2021 T.

Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2019/6594 E.  ,  2021/5887 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No: 2019/6594
Karar No: 2021/5887

TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- …
2-…
VEKİLİ : Av. …
KARŞI TARAF (DAVALI) :… Üniversitesi Rektörlüğü
VEKİLİ : Av. …

MÜDAHİL (DAVALI YANINDA) : …
VEKİLLERİ : Av. …, Av. …

İSTEMİN_KONUSU :… İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılardan, … (…) …’ın doğum için başvurduğu Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde yapılan geç ve hatalı uygulamalar sonucu kaburgasının kırılmasında ve bebeğin engelli doğarak bir süre sonra hayatını kaybetmesinde idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle uğranılan zararlara karşılık … için 75.000,00 TL, … için 100.000,00 TL manevi tazminatın idarenin temerrüde düşürüldüğü tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince; tüm dosya içeriği ve alınan bilirkişi raporundaki görüşlerin birlikte değerlendirilmesinden, gerek doğum öncesi, gerek doğum süreci, gerekse doğum sonrası bakımından davalı idare tıbbi personelinin tıp biliminin uygulama ve literatürüne göre herhangi bir ihmal yahut kusurları olduğuna dair hiçbir somut tespit ve bulgu olmadığı gibi, bu yönde bir kusur bulunmadığı yolunda bilimsel saptamanın varlığı karşısında, davalı idareye atfı kabil bir hizmet kusuru bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ_EDENLERİN_İDDİALARI : Davacılar tarafından, dosya kapsamında sunulan dilekçelerle davalı idarenin hizmet kusurunun sebeplerinin açık ve net olarak belirtilmesine rağmen, eksik ve yetersiz bilirkişi raporuna istinaden kurulan hükmün, Adli Tıp Kurumuna bilirkişi incelemesi yaptırılmasını teminen bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.

KARŞI_TARAFIN_SAVUNMALARI : Davalı idare ve müdahil tarafından, savunma verilmemiştir.

DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Davacı … (… ), gebelik takibini Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde yaptırmış, 14/12/2011-31/07/2012 tarihleri arasında belirli aralıklarla muayene edilmiş, 25/06/2012 tarihinde amniyon sıvısı azalması (oligohidroamniyoz) şikayeti ile başvurmuş, NST (bebeğin kalp atışlarının kontrol edildiği Non Stres Test) reaktif, amniyon sıvısı indeksinin (AFI) 5-6 cm olduğu tespit edilmesi üzerine yatarak tedavi uygulanmış, en son 29/06/2012 tarihinde USG (ultrasonografi) ile kontrol sağlanmış, 04/08/2012 tarihinde 39 haftalık miadında gebe iken suyunun gelmesi üzerine aynı hastaneye başvurmuş, erken membran rüptürü (gebelik zarı yırtılması) tespit edilmiş, normal doğum için tam açıklık sağlanana kadar bekletilmiş, 05/08/2012 tarihinde saat 13.00 civarı doğuma yardımcı olması açısından suni sancı ilacı olarak dinoproston yazılmış, fakat misoprostol kullanılmış, yaklaşık 48 saat sonunda, 06/08/2012 tarihinde saat 02.00’de amniyon sıvısı bebeğin kakasını yapması nedeniyle mekonyumlu gelmiş, kristaller manevrası (annenin karnına rahmin üst kısmından aşağıya doğru bası uygulanması), 2 defa vakum yöntemi ve epizyotomi (kesi) gerçekleştirilmiş, saat 02.30’da çekilen NST’de kısa süreli variabilite kaybı ve atipik variabl deselrasyonlar bulunması nedeniyle çıkım aşamasında kalan bebekte stres (fetal distres) ve bradikardi geliştiği anlaşılmış, saat 02.45’te, acilen sezaryene alınmış ve saat 03.00 civarı 3430 gr ağırlığında düşük apgarlı, mekonyum ile boyalı bir erkek çocuk doğurtulmuş, doğumdan sonra morarma, spontan solunumun ve kalp atımının olmaması nedeni ile doğum salonunda aspire edilerek ambulanıp entübe edilmiş, yenidoğan yoğun bakıma alınmış, hipotermi tedavisi gerekli olduğundan Zekai Tahir Burak Kadın Sağlığı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne sevk edilmiş, böbrek fonksiyonları bozulan bebek 18 gün entübasyon sonrası 31/08/2012 tarihinde taburcu edilmiş ve doğumun yapıldığı Üniversite Hastanesine ait sağlık merkezine sevk edilmiş, davalı idare sağlık merkezindeki tedavisinin ardından 26/09/2012 tarihinde taburcu edilmiş ve sonrasında bebek vefat etmiştir.
Davacılar tarafından 01/08/2013 tarihinde idareye tazminat ödenmesi istemiyle yapılan başvurunun 27/08/2013 tarihinde reddi üzerine 11/10/2013 tarihinde bakılmakta olan dava açılmıştır.
Öte yandan, davacılar tarafından, ilgili hekimler hakkında yapılan şikayet üzerine davalı Üniversite tarafından yapılan soruşturma sonucu verilen men-i muhakeme kararı, Danıştay Birinci Dairesinin 25/02/2014 tarihli ve E:2014/306, K:2014/279 sayılı kararıyla onanmıştır.
Davacılar tarafından, doğum öncesi gebelik kontrollerinin doğumun yapıldığı hastanede gerçekleştirildiği, amniyon sıvısı azlığı nedeniyle doğumdan önce de aynı hastanede yatarak tedavi görüldüğü, pelvimetrik uyumsuzluk (pelvis çatısının dar olması) ve amniyon sıvısı azlığının söz konusu olduğu, gebenin öyküsünün bilinmesine ve 04/08/2012 tarihinde suyunun gelmesine rağmen iki gün boyunca doğuma alınmadığı, tam açıklık için beklenildiği, oysa pelvimetrik uyumsuzluğu, erken membran rüptürü olan ve suyu gelen gebenin hemen sezaryene alınması gerektiği, gebenin suyunun boşalması nedeniyle susuz kalmanın ve normal doğuma zorlamanın, bu kapsamda 3 kez vakumla çekilmenin etkisiyle bebeğin strese girdiği, öte yandan doktorlar tarafından doğumu hızlandırmak için verilen “misoprostol” adlı ruhsatsız ilacın anne karnındaki bebeği daha fazla strese soktuğu, bu stres sonucu mekonyum (kakasını) yutan ve sonrasında doğum kanalına sıkışarak oksijensiz kalan bebeğin çok geç sezaryene alındığı, ameliyat tutanağında ameliyat ekibinde olduğu belirtilen Yrd. Doç. Dr. …’ın ameliyata katılmadığı, telefonla müdahalede bulunduğu, ayrıca doğum sırasında uygulanan kristaller manevrası nedeniyle gebenin kaburgasının kırıldığı, normal doğum ve sezaryen onamı alınıp bilgilendirilmedikleri ileri sürülmüştür.
Davalı tarafından, vajinal doğum (normal doğum) yaptırılması hususunda anne ve eşinden onay alındığı, bebeğin çıkımda olduğu sırada doğum kanalına takılması neticesinde acil koşullarda sezaryen ile doğuma geçildiği, sezaryen doğum sırasında bebeğin bulunduğu rahim içi sıvıya bebeğin bağırsak içeriğinin boşaldığının ve bebeğin boynuna göbek kordonu dolandığının anlaşıldığı, sezaryen gerektiren bebek kalp hızı bozuklukları olmadıkça amniyotik sıvının mekonyumlu olmasının tek başına sezeryan gerekçesi olmadığı, olayda bebeğin amniyotik sıvısının mekonyumlu olduğunun doğum eylemi takip edilirken saptanmadığı, durumun sezaryenden önce doğum masasına alınan hastanın bebeğinin başı doğurtulmaya çalışılırken ve daha sonra sezaryen sırasında saptandığı, doğumunun yaklaşık 48 saat içerisinde gerçekleşmesinin uygun olduğu, suni sancı için kullanılan ilacın aşırı dozda kullanılmasının rahmin düzensiz ve çok kasılmasına neden olarak bebekte oksijen sıkıntısına yol açacağı, bu nedenle düşük doz kullanılması ve annenin doğum eyleminin iyi izlenmesi gerektiği, ilacın gebeye 25 mikrogram dozunda ve yan etki olması durumunda ilacın kalan kısmının vajinadan çekilmesine olanak sağlayacak şekilde vajina kubbesine bir kez uygulandığı, ilacın verilmesini takip eden süreçte bebek kalp hızı grafileri (NST) çekilerek bebek sağlığının izlendiği, amniyotik (bebeğin içinde bulunduğu rahim içi) sıvıya mekonyum (bebeğin kalın bağırsak içeriği) çıkışını gösteren bir bulgu gelişmediği ileri sürülmüştür.
İdare Mahkemesince, Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalında görevli üç öğretim üyesine talimat yoluyla yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu düzenlenen 26/06/2015 tarihli raporda; gebeliği sırasında davacıya yapılan tetkik ve verilen antenatal bakımın güncel tıp uygulamalarına uygun olduğu, erken membran rüptürü görülen davacıya doğum süresinin 18 saati geçmesi nedeniyle antibiyotik (ampisilin sulbaktan) uygulanmasının yerinde olduğu, servikal olgunlaşmanın sağlanması için misoprostol isimli ilacın 25 mikrogram dozunda intavajinal olarak uygulamasının ve ardından NST takibi yapılmasının güncel tıp uygulamalarına uygun olduğu, vakumun doğumun ikinci evresini kısaltmak amacı ile uygulanan bir müdahale olduğu ve 2-3 kez uygulanmasına rağmen doğumun gerçekleşmemesi halinde sezaryen ile doğuma geçilmesi gerektiği, olayda da davacıya 2 defa vakum uygulanmasına rağmen doğumun gerçekleşmemesi ve NST takiplerindeki bulgular doğrultusunda sezaryen ameliyata geçildiği; davacılar tarafından, pelvimetrik uyumsuzluk olduğu ileri sürülmekte ise de, annede pelvis darlığı bulgusunun olmadığı; sezaryen ameliyata geç kalındığı iddiası yönünden, 06/08/2012 tarihinde tam açıklığın sağlandığı saat 02.00’a kadar doğum eyleminde uzama olmadığı, dolayısıyla sezaryen gerekliliğinin doğmadığı, saat 02.30’da çekilen NST’de kısa süreli variabilitenin kaybı ve atipik variabl deselrasyonlar bulunması nedeni ile fetal iyilik halinin olumsuz olabileceğine dair şüpheler olduğu ve bu bulgular ortaya çıktıktan sonra 30 dakika içinde doğumun sezaryen ile gerçekleştirilmiş olmasının güncel tıp literatürüne uygun olduğu, fetal distress bulgusu olmadığı sürece normal doğumun; anılan bulgu saptandığında ise sezaryen ile doğumun gerçekleştirilmesinin uygun yaklaşım olduğu, böyle bir bulgu olmadığında doğumun sezaryen ile gerçekleştirilmesinin mekonyum aspirasyonu açısından avantaj sağlayıp sağlamadığının bilimsel açıdan ortaya konmamış olduğu; bebeğin doğum sonrası kan gazında asidoz saptanması, apgar skorunun düşük olması, böbrek ve solunum yetmezliği ve konvülzyonların izlenmesinin perinatal asfiksi ile uyumlu olduğu, bu olguların bir bölümünün doğum öncesi dönemde anne karnında meydana geldiği, diğer bölümün ise plasentanın ani olarak ayrılması, kordon problemleri, ıkınmanın yetersizliğine bağlı bebeğin uzun süre doğum kanalında beklemesi, metabolik hastalıklar, depo hastalıkları, genetik geçişli sendromlar, intrauterin enfeksiyonları gibi nedenler ile meydana gelebileceği, somut olayda bebekte ortaya çıkan asfiksinin anne karnında meydana gelmediğinin 06/08/2012 tarihinde saat 02.30’a kadar çekilen NST’lerden anlaşıldığı, öte yandan bebeğin doğum sonrası gerçekleştirilen pediyatrik nöroloji konsültasyonlarında “peinatal asfiksi veya sendromik durumlar” ayırıcı tanısının konulduğu, dolayısıyla bebekte ortaya çıkan perinatal asfiksinin doğum sırasında meydana gelen hadiselerden kaynaklanmış olabileceği gibi altta yatan sendromik durumla da ilişkili olabileceği, sonuç olarak mevcut klinik tablosunun akut (ani) başlangıçlı perinatal asfiksiden kaynaklandığı, fetal distress bulguları saptandığında doğumun sezaryen ile gerçekleştirilmiş olması nedeniyle doğum eyleminin takibi ve doğumun gerçekleştirilmesi aşamalarında dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı ihmali ya da icrai bir davranış ve tıbbi uygulama bulunmadığı, dolayısıyla kusursuz olunduğu yönünde görüşlere yer verilmiştir.
Mahkeme tarafından söz konusu rapor hükme esas alınarak davanın reddine karar verilmiştir.

İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, başka bir ifadeyle zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütmek yükümlülüğünün bulunduğu da tartışmasızdır.
Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 31. maddesiyle “bilirkişi” konusunda atıfta bulunulan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 450. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ve aynı Kanun’un 447. maddesinin 2. fıkrası ile mevzuatta 1086 sayılı Kanun’a yapılan atıfların, 6100 sayılı Kanun’un bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılacağı hüküm altına alınmıştır.
6100 sayılı Kanun’un “Bilirkişi raporunun verilmesi” başlıklı 280. maddesinde; bilirkişinin, raporunu, varsa kendisine incelenmek üzere teslim edilen şeylerle birlikte bir dizi pusulasına bağlı olarak mahkemeye vereceği; raporun verildiği tarihin rapora yazılacağı ve duruşma gününden önce birer örneğinin taraflara tebliğ edileceği, “Bilirkişi raporuna itiraz” başlıklı 281. maddesinin 1. fıkrasında ise; tarafların, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri düzenlenmiştir.
2659 sayılı Adli Tıp Kurumu Kanunu’yla kurulan Adli Tıp Kurumu, 15/07/2018 tarih ve 30479 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile yapılan değişiklik neticesinde yeniden düzenlenmiş olup; Kararnamenin 2. maddesinde, adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu kurulduğu; 3. maddesinde, Adli Tıp Kurumunun, mahkemeler ile hakimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen adli tıp ile ilgili konularda bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmekle yükümlü olduğu; 16. maddesinde, Adli Tıp Üst Kurullarının, adli tıp ihtisas kurulları ve ihtisas daireleri tarafından verilip de mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklarca kapsamı itibarıyla yeterince kanaat verici nitelikte bulunmadığı, sebebi de belirtilmek suretiyle bildirilen işleri, adli tıp ihtisas kurullarınca oybirliğiyle karara bağlanamamış olan işleri, adli tıp ihtisas kurullarının verdiği rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile ihtisas dairelerinin rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile Adli Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının heyet hâlinde verdikleri rapor ve görüşler arasında ortaya çıkan çelişkileri konu ile ilgili uzman üyelerin katılımıyla inceleyeceği ve kesin karara bağlayacağı; “İhtisas Dairelerinin Görevleri” başlıklı 17. maddesinin (g) bendinde, Sekizinci İhtisas Kurulu’nun görevi, ölümle sonuçlanan tıbbî uygulama hatalarına ilişkin işler hakkında bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmek olarak öngörülmüştür.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Mahkemece, alınan rapora istinaden davanın reddine karar verilmiş ise de; dosyadaki bilgi ve belgelerden, davacının (gebenin) doğumun gerçekleştiği hastanede gebeliği sırasında amniyon sıvısı azlığı nedeniyle tedavi gördüğü ve miadına gebe iken suyunun gelmesi üzerine aynı hastaneye başvurduğu, öyküsünün hastanece bilindiği ve erken membran rüptürünün söz konusu olduğu anlaşılmaktadır.
Bu durumda, uyuşmazlığın çözümü için gerekli görüldüğünden;
1- Davacının daha önce amniyon sıvısı azlığı tanısıyla yatarak tedavi gördüğü dikkate alındığında, suyunun gelmesi şikayetiyle başvurduğu 04/08/2012 tarihinden tam açıklığın sağlandığı 06/08/2012 tarihi saat 02.00’a kadar bekletilmesinin uygun olup olmadığı, bu süreçte amniyon sıvı seviyesinin takibinin gerekli şekilde yapılıp yapılmadığı ve bu seviyenin beklemeye izin verecek aralıkta yer alıp almadığı, amniyon sıvısı seviyesinin kontrolü sağlanmamışsa bu durumun bir eksiklik olup olmadığı,
2- ÇKS (Çocuk Kalp Sesi), NST (Non Stres Test) ve suyu gelen gebenin amniyon sıvısı takibine yönelik USG (ultrasonografi) tetkiklerinin bulunup bulunmadığı, bu tetkiklerin birlikte takip edilmesi gerekip gerekmediği, ne kadarlık sürelerle tekrarlanması gerektiği, bu kayıtlar varsa doğum için yatıştan doğumun yapıldığı saate kadar uygun sürede düzenli tutulup tutulmadığı, kayıtlar yönünden eksiklik bulunup bulunmadığı,
3- Gebede pelvimetrik uyumsuzluğun (pelvis çatısının dar olması) söz konusu olup olmadığı, çatısı dar ise normal doğum için bekletilmesinin uygun bir yaklaşım olup olmadığı,
4- Normal doğum için kasılmaları sağlamak açısından verilen suni sancı ilacı olarak uygulanan “misoprostol” isimli ilacın ruhsatının olup olmadığı ve doğum eylemine olumsuz etkisi bulunup bulunmadığı, reçete edilen “dinoproston” yerine “misoprostol” adlı ilacın verilmesinin doğru bir yaklaşım olup olmadığı, verilen dozun uygun olup olmadığı, ilaç verilirken ve sonrasında bebeğin durumunun takibinde eksiklik olup olmadığı,
5- Normal doğum esnasında bebeğin doğum kanalında ne kadar beklediği ve bu sürecin sonuca etkisi, doğum yaklaşık 48 saatlik sürede gerçekleştiğinden olayda uzamış doğum eylemi olup olmadığı, bu bakımdan yapılan tıbbi uygulamalar dışında başka bir müdahale yönteminin denenmesinin gerekip gerekmediği,
6- Uygulanan vakum yönteminin çocukta meydana gelen duruma etkisi olup olmadığı, olumsuz etkisi varsa bu durumun uygulama hatasından mı kaynaklandığı, yoksa uygulamanın komplikasyonu olarak mı değerlendirilmesi gerektiği,
7- Doğduğunda kordon dolanması ve mekonyum aspirasyonu olan bebeğin bu durumunun doğum anına kadar çekilecek görüntülemelerde fark edilip edilemeyeceği, fark edilmemesinin eksiklik olup olmadığı,
8- Doğduğunda kalp atımı olmayan çocuğa yapılan pediatrik ve nörolojik muayene ve tedaviler yönünden hastane uygulamalarının yerinde ve yeterli olup olmadığı, çocuğun Mersin’den Ankara’ya (Zekai Tahir Burak Kadın Sağlığı Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne) sevk edilmesinin uygun olup olmadığı,
9- Davacı … (…)’ın kristaller manevrası sırasında kaburgasının kırılıp kırılmadığı, kırılmışsa bu durumun kristaller manevrasının hatalı uygulanmasından mı kaynaklandığı, yoksa uygulamanın komplikasyonu olarak mı değerlendirilmesi gerektiği,
10- Davacılar tarafından, ameliyat notunda müdahil doktorun doğum ekibinde yer aldığının belirtilmesine rağmen doğuma katılmadığı, bu durumun tek başına hizmet kusuru olduğu iddia edilmiş olup; doğumun gerçekleştiği 04-06/08/2012 tarihlerinde icap nöbetçisinin müdahil hekim değil, Yrd. Doç. … olduğu, müdahil hekimin davacının gebeliğinin son 2 ayını takip etmesi nedeniyle 05/08/2012 tarihinde saat 11.00’a kadar takibini gerçekleştirdiği ve doğum ekibinde yer alan asistan hekimlerin telefonla yönelttiği sorulara cevap verdiği, doğum eylemine başkaca herhangi bir katılımının olmadığı, doğum sırasında oluşan davaya konu müdahalelerden sezaryen ameliyatı bittikten sonra hastaneye intikal etmesi ile bilgi sahibi olduğu, doğuma katılan kadın hastalıkları ve doğum ana bilim dalında görevli araştırma görevlisi asistan hekimler Dr. … ve Dr. …’ün sorumlu hekim olarak Sosyal Güvenlik Kurumu kuralları gereği yetkisi bulunmadığından resmi evrakta ekip sorumlusu olarak müdahil hekimin ismine yer verildiği, öte yandan, asistan hekimler tarafından hastanın acilen sezaryene alınması nedeniyle o saatte odasında çalışmakta olan icapçı hekim Yrd. Doç. Dr. … ‘a haber verme fırsatı bulamadıklarının ifade edildiği dosyadaki belgelerden anlaşılmaktadır. Bu çerçevede, somut doğum vakasının niteliği ile Yataklı Tedavi Kurumları İşletme Yönetmeliği dikkate alındığında, icapçı hekimin mutlaka doğum eylemine katılması gerekip gerekmediği, asistanlar tarafından doğumun gerçekleştirilmesinin ve icapçı hekime haber verilmemesinin eksiklik olup olmadığı, bu eksikliğin zararlı sonuca etkisi,
hususlarının açıklığa kavuşturulması gerekmekte olup, yukarıda aktarılan konularda yetersiz veya hiç açıklama içermeyen bilirkişi raporuna dayanılarak eksik inceleme sonucu verilen temyize konu İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.
Bu itibarla, konu ile ilgili uzmanlardan oluşacak Adli Tıp Kurulundan (olayda ilgisi bulunduğundan kadın hastalıkları ve doğum uzmanı, çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı, çocuk nöroloji uzmanı, neonatoloji uzmanının da bulunduğu) tarafların tüm iddia ve itirazlarını karşılayacak yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırılması gerekmektedir.
Ayrıca, işbu davanın ihbarı için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 31. maddesi ile anılan maddenin atıfta bulunduğu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 61. ve devamı maddeleri hükümleri uyarınca gerekli koşulların oluştuğu anlaşılmakta olup; Mahkemece, bozma üzerine yeniden yapılacak yargılamada dava konusu olayda idare ile arasında rücu ilişkisi doğabilecek … dışındaki diğer kişi veya kişilerin tespit edilerek davaya müdahil olabilme haklarını kullanabilmelerini teminen davanın ilgililere re’sen ihbarı gerektiği de açıktır.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacıların temyiz istemlerinin KABULÜNE,
2. Davanın reddine ilişkin temyize konu … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine,
4. 2577 sayılı Kanun’un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen 15 (on beş) gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 29/11/2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.