Danıştay Kararı 10. Daire 2019/6916 E. 2021/5645 K. 18.11.2021 T.

Danıştay 10. Daire Başkanlığı         2019/6916 E.  ,  2021/5645 K.
T.C.
D A N I Ş T A Y
ONUNCU DAİRE
Esas No : 2019/6916
Karar No : 2021/5645

TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1- …
2- …
3- …
4- …

KARŞI TARAF (DAVALI) : … Üniversitesi – … Rektörlüğü
(… Üniversitesi Rektörlüğü) / …

İSTEMİN_KONUSU : … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.

YARGILAMA SÜRECİ :
Dava konusu istem: Davacılar tarafından, yakınları …’in halsizlik, gaz sancısı, kabızlık ve vücutta şişkinlik şikayeti üzerine başvurduğu İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesinde yapılan gecikmeli ve hatalı tedavi ve müdahaleler neticesinde 20/08/2012 tarihinde vefat etmesinde idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle, uğranılan zararlara karşılık her bir davacı için ayrı ayrı 25.000,00 TL olmak üzere toplam 100.000,00 TL maddi, her bir davacı için ayrı ayrı 150.000,00 TL olmak üzere toplam 600.000,00 TL manevi tazminatın ölüm olayının gerçekleştiği tarihten itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesince; Adli Tıp Kurumundan alınan raporlar ve dosyadaki bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilmesinden; davacıların yakınına uygulanan teşhis ve tedavi yöntemlerinde tıbbi tekniklere ve yöntemlere ve genel kabul görmüş teşhis ve tedavi ilkelerine aykırı davranıldığına dair bir bulguya rastlanılmadığı anlaşıldığından, davalı idarenin üzerine atfı kabil hizmet kusuru bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.

TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacılar tarafından, müteveffanın 14/06/2012 tarihinde halsizlik, gaz sancısı, kabızlık ve vücutta şişkinlik şikâyeti üzerine İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. …’ın muayenehanesine başvurduğu, kronik nefrit teşhisi ile 18/06/2012 tarihinde İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi Nefroloji servisine yatırıldığı, özel hastası olmasına rağmen hastane ve tedavi aşamasında Prof. Dr. …’ın hastayla yeterince ilgilenmediği, bu süre zarfında hastanın başka doktor gözetiminde tedavi gördüğü, sonrasında taburcu edildiği, ancak şikayetlerinin devam etmesi üzerine sürekli polikliniğe başvurduğu halde hastalığıyla ilgilenilmediği, ilaç reçete edilerek gönderildiği, ihmal edildiği, İdare Mahkemesince hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu raporları incelendiğinde ise, öncelikle hasta böbrek yetmezliğinden vefat etmesine rağmen Kurulun bünyesinde nefroloji uzmanının bulunmamasının önemli bir eksiklik olduğu, bununla birlikte, raporların tarafsız ve objektif olarak hazırlanmadığı, içeriğinde gereksiz detaylara yer verildiği, sade ve anlaşılır olmadığı, alınan her iki raporun da birbirinin aynısı olduğu, farklı bir üniversite hastanesinden rapor alınması gerektiği, yakınlarının uzun bir sürece yayılan hastalığının takip ve tedavisinde gerekli dikkat ve özenin gösterilmemesi sonucunda çok genç yaşta vefat etmesinde idarenin hizmet kusurunun bulunduğu ileri sürülmektedir.

KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, temyiz isteminin reddi ile İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği savunulmaktadır.

DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : …
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, 18/05/2018 tarih ve 30425 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7141 sayılı Yükseköğretim Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 6. maddesi ile 2809 sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu’na eklenen Ek 182. madde uyarınca İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa adıyla yeni bir üniversite kurulduğu, İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Rektörlüğü ile İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü arasında imzalanan 20/01/2021 tarihli Protokol ile İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Rektörlüğüne bağlı birimlere ait dava ve icra takip işlerinin anılan Rektörlüğe devredildiği görülmüş olup, uyuşmazlık konusu olayın İstanbul Üniversitesi- Cerrahpaşa Tıp Fakültesinde gerçekleştiği, bu nedenle işbu dosyanın da devredilen işler kapsamında olduğu dikkate alınarak, davaya İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Rektörlüğü husumetiyle devam edilmesine karar verildikten sonra, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlenip dosyadaki belgeler incelenerek gereği görüşüldü:

İNCELEME VE GEREKÇE :
MADDİ OLAY :
Dava dosyasının incelenmesinden;
1- Davacılar yakını …’in 14/06/2012 tarihinde halsizlik, gaz sancısı, kabızlık ve vücutta şişkinlik şikâyeti üzerine İç Hastalıkları ve Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. …’ın muayenehanesine başvurduğu, kronik nefrit teşhisi ile 18/06/2012 tarihinde İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi Nefroloji servisine yatırıldığı,
2- Anamnezi alınarak tetkikleri yapılmak suretiyle tedaviye başlandığı, vital takibe alınan hastanın çekilen elektrokardiyografisinin (EKG) normal, sinüs ritminde 75/dk., postreroranterior (PA) akciğer grafisinde patolojinin saptanmadığı, rutinlerinde üre: 109 cr:5.39 ürik asit:6.4 na:138 k:4.16 tespit edilen hastaya postrenal akut böbrek yetersizliği ekartasyonu için acil üriner ultrasonografi (USG) planlandığı, üriner USG’de postrenal patoloji saptanmadığı, 19/06/2012 tarihinde nefroloji tarafından USG eşliğinde renal biyopsi yapılarak biyopsi materyalinin patolojiye gönderildiği, sonucun, “akut nefrotik sendrom” (fokal ve segmental glomerüler lezyonlarla) olarak çıktığı, 22/06/2012 tarihinde yapılan üst gastro intestinal sistem (GİS) endoskopisinde midede hiperplastik polipler saptandığı ve biyopsiler alındığı, 27/06/2012 tarihinde “demir eksikliği anemisi, nefrotik sendrom” tanıları ile “Mesna” ve “Siklofosfamid” ilaçlarının İç Hastalıkları Nefroloji Polikliniği sağlık kurulu raporu ile düzenlendiği, 28/06/2012 tarihinde Endoxan 750 mg, Mesna 750 mg tedavisinin ilk kürünün verildiği ve aynı zamanda steroid tedavisinin, oral deltacortil, sabah 40 mg, akşam 30 mg, toplam 70 mg şeklinde 1 mg/kg/gün’den verilmeye başlanıldığı, hastada “kronik böbrek yetmezliği”, “demir eksikliği anemisi” ve “hipertansiyon” hastalıklarının tespiti ve ilaç tedavilerinin sağlık kurulu raporları ile düzenlendiği ve 18/07/2012 tarihinde 1 hafta sonra nefroloji polikliniği kontrolü önerisiyle taburcu edildiği, çıkış tavsiyeleri olarak, protonex tb 1*1, Euthrox 100 mg 5/7, euthrox 150 mg tb 2/7, Deltacortil 5mg tb sabah 1*5, akşam 1*4 (haftada bir 5 mg azaltılacak) Ostram tb 2*1 Antipotasyum toz 1*1 kaydı düşüldüğü, immunosuppresif tarzı ilaçların doz ayarlanmasının hastaya bırakıldığı,
3- İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesine 02-07-08-09/08/2012 tarihlerinde hastalığına yönelik değişen şikayetlerle başvuruların yapıldığı, 08/08/2012 tarihli reçete ile genel cerrahi ve dermatoloji uzmanlığından konsültasyonların istenildiği, en son olarak hastanın idrar çıkaramama, kusma, halsizlik, yürüyememe şikayeti ile 13/08/2012 tarihinde saat 13.30’da İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi Acil Tıp Ana Bilim Dalına başvurduğu, nefroloji servisine yönlendirildiği, ancak, serviste yer olmadığı, “A=Ç+500 şeklinde hidrasyon yapılması ve yarın dialize girebilir” notunun düşüldüğü, saat 13.50’de İç Hastalıkları ve Nefroloji Polikliniği’nden konsültasyon istenildiği, saat 14.42’de laboratuvar tetkikleri sonucunda, üre:205, kreatinin:4.1, Na.114, Ca:6.8, CRP:123.8, WBC:4.96, hgb:9.77, htc:28.56, APTT:35.1, protrombin zamanı:11.0, INR:0.98, aktivite:108.4 verilerinin elde edildiği, yapılan nefroloji konsültasyonunda, hastada hızlı ilerleyen “glomerülonefrit” tanısının mevcut olduğu, hastanın mevcut klinik ve laboratuvar bulgularına göre (oligüri, üremi ve hiponatremi) geçici hemodiyaliz katateri takılarak hemodiyalize girmesinin uygun olduğu, steroid tedavisinin kademeli olarak kesilmesi, siklofosfamid pulse tedavisinin kesilmesi, üre, kreatinin, sodyum, potasyum ve arter kan gazları, kilo, kan basıncı ve ateş takibinin yapılması, nefrotoksik ilaç verilmemesi, verilecek ilaçların renal doz düzenlemesinin yapılması hususlarının önerildiği, Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji konsültasyonu istenildiği, anılan klinikçe tetkik ve tedaviler düzenlendiği, yine Göğüs Hastalıkları Kliniğinden istenilen konsültasyon sonucunda; “nefrit, endoxan kullandığı, Hipertansiyon (+), bilinen akciğer hastalığı yok, 3 gündür halsizlik, iştahsızlık, ateş, öksürük, balgam şikayeti olduğu, 2 saat önce siyanozu olduğu, fizik muayenede orta alt alanda ralleri olduğu, AKG:Ph:7.42, PC02.37, P02;2.7 (S02:%55, HC03:37, Hb:8.3, Na:lll, CRP.123, WBC:4.95, Na:114, Kreatinin:4.1, üre:205, PAAC:yaygın bilateral infiltrasyon (ARDS ?, yüklenme?, Atipik Pnömoni?), KTO>0.5” görüşlerine yer verildiği, sonrasında hastanın Yoğun Bakım Ünitesi endikasyonu olduğu sonucuna varılarak extübe şekilde acil yoğun bakıma transfer edildiği, “septisemi ve akut böbrek yetmezliği” tanıları ile tedavisi devam eden hastanın 20/08/2012 tarihinde vefat ettiği,
4- Davacılar tarafından, yakınlarının vefat etmesi ile sonuçlanan olayda davalı idarenin hizmet kusuru bulunduğundan bahisle, uğranıldığı öne sürülen zararların tazmini istemiyle 21/05/2013 tarihinde idareye yapılan başvurunun reddi üzerine 17/09/2013 tarihinde bakılan dava açıldığı anlaşılmıştır.
İdare Mahkemesince, olayda idarenin hizmet kusuru bulunup bulunmadığının tespiti amacıyla bilirkişiliğine başvurulan Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulu tarafından düzenlenen … tarih ve … sayılı ilk rapor ve aynı ihtisas kurulunca verilen … tarih ve … sayılı ikinci raporda; kişinin ölümünün kronik böbrek yetmezliği ve gelişen komplikasyonları sonucu meydana geldiği, hastaneye başvurularında muayenesinin yapılarak tanıya varmak amaçlı gerekli tetkiklerin, takiplerin ve tedavilerin yapıldığı, hızlı ilerleyen glomerülonefrit (GN) nedeniyle immunsupresif tedavi ve diğer tedavilerin yapıldığı, 13/08/2012 tarihinde İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Acil Tıp Bölümüne müracaat ettiğinde hızlı ilerleyen kronik böbrek yetmezliği bulunan kişinin mevcut durumunu belirleyebilmek için hastanın değerlendirildiği, rutin tetkiklerinin gönderildiği, radyolojik görüntülemelerinin yapıldığı, damar yolu açıldığı, AKG (arter kan gazı) alındığı, hidrasyonun yapıldığı, nefroloji, enfeksiyon hastalıkları, göğüs hastalıkları ve yoğun bakım hekimi tarafından konsültasyonlarının yapıldığı, yoğun bakım endikasyonu konularak “Septisemi ve Akut Böbrek Yetmezliği” tanıları ile Anestezyoloji ve Reanimasyon Servisine yatırıldığı, takip ve tedavisinin konsültan hekimlerle işbirliği içinde sürdürüldüğü, yapılan işlemlerin tıp kurallarına uygun olduğu cihetle kişinin muayene, takip ve tedavisinde görev alan hekimlere kusur atfedilemeyeceği yönünde görüş verilmiştir.
Mahkeme tarafından, söz konusu raporlar hükme esas alınarak davanın reddine karar verilmiştir.

İLGİLİ MEVZUAT:
Anayasanın 125. maddesinde, idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtildikten sonra, son fıkrasında, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu hükme bağlanmış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 2/1-b maddesinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır.
Genel anlamı ile tam yargı davaları, idarenin faaliyetlerinden ötürü, hakları zarara uğrayanlar tarafından idare aleyhine açılan tazminat davalarıdır. Bu tür davalarda mahkeme, hem olayın maddi yönünü, başka bir ifadeyle zararı doğuran işlem veya eylemleri, hem de bundan çıkabilecek hukuki sonuçları tespit edecektir.
İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.
Tam yargı davalarında, öncelikle zarara yol açtığı öne sürülen idari işlem veya eylemin hukuka uygunluğunun denetlenmesi esas alındığından, olayın oluşumu ve zararın niteliği irdelenip, idarenin hizmet kusuru olup olmadığının araştırılması, hizmet kusuru yoksa kusursuz sorumluluk ilkelerinin uygulanıp uygulanmayacağının incelenmesi, tazminata hükmedilirken de her halde sorumluluk sebebinin açıkça belirtilmesi gerekmektedir.
İdarenin yürütmekle görevli olduğu bir hizmetin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanabilen hizmet kusuru; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hallerinde gerçekleşmekte ve idarenin tazmin yükümlülüğünün doğmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda hizmet kusuru, özel hukuktaki anlamından uzaklaşarak nesnelleşen, anonim bir niteliğe sahip, bağımsız karakteri olan bir kusurdur. Hizmet kusurundan dolayı sorumluluk, idarenin sorumluluğunun doğrudan ve asli nedenini oluşturmaktadır.
İdarelerin kamu hizmetlerinin gereği gibi işlemesini sağlayacak organizasyonları yaparak yeterli araç ve gereçle donatılmış bina, tesis ve araçlarda hizmetin özelliğine uygun olarak seçilen ve yetişmiş personelle hizmeti yürütmek yükümlülüğünün bulunduğu da tartışmasızdır.
Zarar gören kişinin hizmetten yararlanan durumunda olduğu ve hizmetin riskli bir nitelik taşıdığı sağlık hizmetinde, idarenin tazmin yükümlülüğünün doğması için; zararın, idarenin hizmet kusuru sonucu meydana gelmiş olması gerekmektedir.
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 31. maddesiyle “bilirkişi” konusunda atıfta bulunulan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 450. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ve aynı Kanun’un 447. maddesinin 2. fıkrası ile mevzuatta 1086 sayılı Kanun’a yapılan atıfların, 6100 sayılı Kanun’un bu hükümlerin karşılığını oluşturan maddelerine yapılmış sayılacağı hüküm altına alınmıştır.
6100 sayılı Kanun’un “Bilirkişi raporunun verilmesi” başlıklı 280. maddesinde; bilirkişinin, raporunu, varsa kendisine incelenmek üzere teslim edilen şeylerle birlikte bir dizi pusulasına bağlı olarak mahkemeye vereceği; raporun verildiği tarihin rapora yazılacağı ve duruşma gününden önce birer örneğinin taraflara tebliğ edileceği, “Bilirkişi raporuna itiraz” başlıklı 281. maddesinin 1. fıkrasında ise; tarafların, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri düzenlenmiştir.
15/07/2018 tarih ve 30479 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 4 no.lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile yapılan değişiklik neticesinde yeniden düzenlenen Adli Tıp Kurumuna ilişkin olarak Kararnamenin 2. maddesinde, adalet işlerinde bilirkişilik görevi yapmak üzere Adalet Bakanlığına bağlı Adli Tıp Kurumu kurulduğu; 3. maddesinde, Adli Tıp Kurumunun, mahkemeler ile hakimlikler ve savcılıklar tarafından gönderilen adli tıp ile ilgili konularda bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmekle yükümlü olduğu; 7. maddesinin 5. fıkrasında, Adli Tıp Üçüncü Üst Kurulunun, Adli Tıp Birinci, Yedinci ve Sekizinci İhtisas Kurulları başkan ve üyelerinden oluşacağı; 16. maddesinde, Adli Tıp Üst Kurullarının, adli tıp ihtisas kurulları ve ihtisas daireleri tarafından verilip de mahkemeler, hâkimlikler ve savcılıklarca kapsamı itibarıyla yeterince kanaat verici nitelikte bulunmadığı, sebebi de belirtilmek suretiyle bildirilen işleri, adli tıp ihtisas kurullarınca oybirliğiyle karara bağlanamamış olan işleri, adli tıp ihtisas kurullarının verdiği rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile ihtisas dairelerinin rapor ve görüşleri arasında ortaya çıkan çelişkileri, adli tıp ihtisas kurulları ile Adli Tıp Kurumu dışındaki sağlık kuruluşlarının heyet hâlinde verdikleri rapor ve görüşler arasında ortaya çıkan çelişkileri konu ile ilgili uzman üyelerin katılımıyla inceleyeceği ve kesin karara bağlayacağı; “İhtisas Dairelerinin Görevleri” başlıklı 17. maddesinin (g) bendinde, Sekizinci İhtisas Kurulu’nun görevi, ölümle sonuçlanan tıbbî uygulama hatalarına ilişkin işler hakkında bilimsel ve teknik görüşlerini bildirmek olarak düzenlenmiştir.

HUKUKİ DEĞERLENDİRME:
Uyuşmazlıkta, dava dilekçesi ekinde dosyaya sunulan Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Emekli Öğretim Üyesi Adli Tıp Uzmanı Prof. Dr. … ve İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Uzmanı Prof. Dr. … tarafından hazırlanan 31/03/2013 tarihli raporda; -özetle- kresentik glomerülonefritin (GN) glomerüllerdeki epitelyal hücrelerin çoğalması, başta monosit-makrofajlar olmak üzere T lenfositlerinin infiltrasyonuyla birlikte giden bir patoloji olarak böbrek fonksiyonlarında hızlı bir bozulmaya neden olduğu, tedavi edilmezse çoğu kez gün, hafta ya da aylar içinde son dönem böbrek hastalığına yol açtığı, bazı olgularda yatışları süresinde diyaliz gereksiniminin ortaya çıktığı, bunlara ilaç tedavisi uygulandığı, bazı olgularda renal replasman tedavisi aldığı (renal transplantasyon) bazısının da stabil böbrek fonksiyonlarla poliklinikte izlenmesi gerektiği, bu olguların yakın takip gerektiren, ağır formlarında diyaliz ve böbrek transplantasyonu tedavisi uygulanan olgular olduğu, mevcut olguda hastaya bu tanının konulmuş olduğu, ancak izlem ve tedavi aşamasının olması gerektiği gibi yürütülmediği, hasta taburcu edildikten sonra gelişen yaygın ödem, genital ve ağız enfeksiyonları, halsizlik, bulantı, kusma gibi semptomların dikkatli değerlendirilmediği ve göz ardı edildiği, yine bu tür hastaların tedavisinde kullanıldığı belirtilen siklofosfamid ve steroidlerin çok sayıda yan etkisi bulunan ilaçlar olduğunun bilindiği, Siklofosfamid kullanımına bağlı kemik iliği baskılanması, hemorajik sistit, saç kaybı, elektrolit dengesizlikleri, bulantı ve kusmayla çıkan gastrointestinal hasar ve akciğerlerde hasarlanma görülebildiği, literatürde böbrek yetmezliği hastalarında kullanılan ilacın sürdürme dozunun azaltılması gerekebileceğinin belirtildiği, bu nedenle hastanın yakın takibi ve takip sürecinde gelişebilecek değişikliklere karşı doz ayarlaması yapılmasının zorunluluk olduğu, mevcut olguda iki immunsupresif ilaç (Endoxan, Mesna) ve steroid (Prednol sonrasında Deltacortil) tedavisinin birlikte verildiği, hastada enfeksiyonlara karşı savunmasız olma gibi ciddi etkiler olmasına rağmen yakın takip yapılmadığından ilaçların doz ayarlamasının doğru şekilde düzenlenmediği, hasta doktoru ile irtibata geçtiğinde bunların ilaçların yan etkisi olduğunun söylendiği, ancak gereken müdahalelerin yapılmadığı, hekimin hastasını terk etmesinin ancak onu aydınlatıp, onayını alıp başka bir hekime devretmesi ile olabileceği, hastanın hekimine güvendiği, tavsiyeleri doğrultusunda hareket ettiği, ancak hekimin özen yükümlülüğüne aykırı davranarak hastayı olması gereken düzeyde ve yakından izlemediği, hasta yakınlarının ısrarlı talebi üzerine sadece telefonla ilaç önerilerinde bulunduğu, hastanın ancak çok ağırlaştığında geç bir dönemde acile başvurması sonucu hastaneye yatırılabildiği, hastanın aynı günün akşamı yoğun bakım ünitesine kaldırıldığı, enfeksiyona bağlı böbrek yetmezliğinin akut yetmezliğe dönüştüğü, yaygın akciğer enfeksiyonuna bağlı solunum yetmezliği geliştiği, yine hastada ilaç yan etkisine bağlı ağız içi mantar enfeksiyonu ve genital herpes enfeksiyonunun tabloya eşlik ettiği, yoğun bakım notunda hastanın 13.30’da acil birimine başvurduğunun, yoğun bakım ünitesi tarafından 20.30’da değerlendirildiğinin yazılı olduğu, hastanın acil birimine halsizlik, idrar çıkaramama, yürüyememe, solunum güçlüğü, ağızda plaklar, yutamama şikayetleri ile ağır bir tabloda başvurduğu, 7-8 saatlik bir gecikme ile yoğun bakım tarafından değerlendirildiği, ağır bir tabloda olan hasta için bu sürenin çok önemli olduğu, geç müdahale edilmesinin durumunu daha da ağırlaştırdığı, hastaya ait yoğun bakım notlarında böbreklere toksik ilaç verilmemesi, verilecek ilaçların doz düzenlemesinin yapılması gerektiğinin özellikle belirtildiği, hastanın kullanmakta olduğu siklofosfamidin kesilmesi, steroidin kademeli kesilmesinin önerildiği, ancak hastada bu müdahalelerin zamanında uygulanmamasının, hastanın kurtulma ihtimalini ortadan kaldırdığı” tespit ve görüşlere yer verildiği görülmektedir.
Öte yandan, müteveffada glomerülonefrit, kronik böbrek yetmezliği olduğu ve bu nedenle 14/06/2012-18/07/2012 tarihlerinde takip edildiği, taburcu edilirken 1 hafta sonra nefroloji polikliniği kontrolünün önerildiği, hastanın taburcu edildikten sonra söz konusu öneriye yönelik başvurularının olduğu, durumunun 13/08/2012 tarihinde ağırlaşması akabinde kaldırıldığı yoğun bakım ünitesinde tedavisi devam ederken 20/08/2012 tarihinde vefat ettiği dikkate alındığında, hastanın öyküsünde var olan akut böbrek yetmezliği ve hızlı ilerleyen glomerülonefritin hekimlerce bilindiği, 14/06/2012 tarihli başvurusundan taburcu edildiği tarihe kadar kullanılan immunosuppresif türü ilaç tedavisinde kan enzimleri, karaciğer enzimleri ve böbrek enzimleri takip edilmişken düzelme olduğu kanaati ile 18/07/2012 tarihinde taburcu edildikten kısa bir süre sonra durumunun ağırlaştığı, durumu ağırlaşana kadarki süreçte böbrek değerlerinin takip edildiğine, takip edilmesi konusunda uyarılarda bulunulduğuna dair dosyada bilgi ve belgenin olmadığı, sadece taburcu edilirken 1 hafta sonra nefroloji kontrolünün yazıldığı, kişi tarafından önerilere uygun olarak 02-07-08-09/08/2012 tarihlerinde başvurular yapıldığı, fakat bu başvurularında klinik durumunda herhangi bir ağırlaşma olup olmadığının tespitine yönelik bir tetkik sonucunun dosyada olmadığı, taburculuktan sonra ilaç dozlarının ayarlanmasının kişiye bırakıldığı, dosyada böbrek yetmezliği tanısı olmasına ve bir çok konsültasyonda diyalize bağlanması gerektiği belirtilmesine rağmen, diyalize bağlı takip yapılıp yapılmadığına ve taburcu edildikten sonra hastaneye başvurusu olan kişinin nefroloji kliniğine başvurup başvurmadığına ilişkin dosyada bilgi bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Bu durumda, uyuşmazlığın çözümü için yukarıda belirtilen eksikliklere ilaveten, hastanın, değerlerinde düzelme sağlandığı kanaatine varılarak taburcu edilmesinden kısa bir süre sonra vefat ettiği görüldüğünden, düzelme sağlandığı değerlendirilen kişinin bu kadar kısa sürede durumunun ağırlaşmasının mümkün olup olmadığı, başka bir ifadeyle hastanın durumunun düzeldiğine yönelik tespitin doğru olup olmadığı, hastanın durumunun kısa sürede ağırlaşmasının nedenleri, kısa sürede ölümle sonuçlanacak kadar durumu ağırlaşan bir hastanın taburcu edilmesinin uygun olup olmadığı, böbrek sıkıntısı olan hasta için hastanede yattığı süre içinde bağışıklığı baskılayıcı ve böbrekleri de etkileyebilecek olan tedavide kullanılan ilaçların dozlarının ve kullanılan ilaçların uygun olup olmadığı, böbrekleri daha az etkileyecek ve kişideki rahatsızlığın giderilmesine yönelik başka tedavi seçenekleri olup olmadığı, taburcu edilirken riskleri bulunan ve hekimin yakın takibi gereken ilaçların doz ayarlamasının kişiye bırakılmasının doğru bir yaklaşım olup olmadığı, ilaçların kullanımında eş zamanlı olarak böbrek ve karaciğer enzimlerini de kontrol ettirmesi gerektiği yönünde hastaya bilgilendirme yapılması gerekip gerekmediği, taburcu edildikten kısa bir süre sonra vefat eden kişinin yatarak ilaç tedavisi yapılması süresinin uzatılması gerekip gerekmediği, söz konusu tedavi süresinin kısa olup olmadığı, zaten böbrek rahatsızlığı olan bir hastanın glomerülonefrit tanısıyla hastanede yattığı sürede ilaç tedavisi sürerken diyalize bağlanmasının gerekip gerekmediği, gerekiyorsa bağlanmamasının eksiklik olup olmadığı, taburcu edildikten sonra başvurusu olan kişinin nefroloji kiniğine başvurmuşsa nefroloji tarafından yapılan tetkik ve yönlendirmelerde eksiklik ve/veya hata olup olmadığı hususlarının ve davacılar tarafından dosyaya sunulan uzman mütalaasında vurgulanan eksikliklerin açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.
Bu itibarla, dava konusu uyuşmazlığın çözümünde hükme esas alınan raporun yukarıda sayılan hususları karşılamadığı açık olup, konu ile ilgili uzmanlardan oluşacak Adli Tıp Üçüncü Üst Kurulundan (olayda ilgisi bulunduğundan nefroloji uzmanı, genel cerrahi uzmanı, iç hastalıkları uzmanı, klinik mikrobiyoloji ve enfeksiyon hastalıkları uzmanı, patoloji uzmanının da bulunduğu) tarafların tüm iddia ve itirazlarını karşılayacak yeni bir rapor istenerek uyuşmazlığın çözülmesi gerektiğinden, yapılan tüm tıbbi uygulamaların yeterli bilgi içermeyen bilirkişi raporuna dayalı olarak eksik inceleme sonucu verilen İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet görülmemiştir.
Ayrıca, işbu davanın ihbarı için, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 31. maddesi ile anılan maddenin atıfta bulunduğu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 61. ve devamı maddeleri hükümleri uyarınca gerekli koşulların oluştuğu anlaşılmakta olup; Mahkemece, bozma üzerine yeniden yapılacak yargılamada dava konusu olayda idare ile arasında rücu ilişkisi doğabilecek kişi veya kişilerin tespit edilerek davaya müdahil olabilme haklarını kullanabilmelerini teminen davanın ilgililere re’sen ihbarı gerektiği açıktır.

KARAR SONUCU :
Açıklanan nedenlerle;
1. Davacıların temyiz istemlerinin KABULÜNE,
2. Davanın reddine ilişkin temyize konu … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA,
3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine,
4. 2577 sayılı Kanun’un (Geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 18/11/2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.