Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2011/12989 E. 2012/7265 K. 13.06.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/12989
KARAR NO : 2012/7265
KARAR TARİHİ : 13.06.2012

MAHKEMESİ : SANDIKLI ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 22/06/2010
NUMARASI : 2004/734-2010/506
Yanlar arasında görülen tapu iptal ve tescil ile sözleşmenin iptali davası sonunda, yerel mahkemece davanın, reddine ilişkin olarak verilen karar davacılar vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
Dava, tapu iptal ve tescil ile sözleşmenin iptali isteğine ilişkin olup, mahkemece, davanın reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriğinden ve toplanan delillerden; davacıların, miras bırakanları A. İ.’in, eşi davacı F.ile ayrı yaşadığı dönemde eşinin açmış olduğu nafaka davasından sonra mallarını kaçırmak amacıyla çekişmeli 2688 sayılı parselin tamamı ile 2757 sayılı parseldeki payını muvazaalı olarak kız kardeşi olan davalı F.’ya satış suretiyle temlik ettiğini; ayrıca, aynı amaçla noterlikçe düzenlenen sözleşmeyle de diğer taşınmazlardaki miras paylarını davalıya devrettiğini, ileri sürerek, eldeki davayı açtıkları anlaşılmaktadır.
O halde, iddianın ileri sürülüş biçimine ve içeriğine göre, davada muris muvazaası hukuksal nedenine dayanıldığı tartışmasızdır.
Bilindiği üzere, uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türü dür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçek-ten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve l.4.1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26.maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Öte yandan miras bırakan sağlığında hak dengesini gözeten kabul edilebilir ölçüde ve tüm mirasçıları kapsar biçimde bir paylaştırma yapmışsa mal kaçırmak kastından söz edilmeyeceğinden olayda 1.4.1974 tarih 1/2 sayılı Yargıtay İnançları Birleştirme Kararının uygulanamayacağı da kuşkusuzdur.
Hal böyle olunca, miras bırakandan tüm mirasçılarına intikal eden taşınır taşınmaz mallar ve haklar araştırılmalı, tapu kayıtları ve varsa öteki delil ve belgeler mercilerinden getirtilmeli her bir mirasçıya nakledilen malların ve hakların nitelikleri ve değerleri hakkında uzman bilirkişiden rapor alınmalı böylece yukarda değinilen anlamda bir paylaştırma kastının bulunup bulunmadığı açıklığa kavuşturulmalıdır.
Somut olaya gelince; miras bırakan ile davalı arasında düzenlenen miraspayı devir sözleşmesine ilişkin istek bakımından, 1.4.1974 tarih, 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının uygulama yeri bulunmadığından, sözleşmenin iptali isteği yönünden davanın reddine karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik yoktur. Davacıların, bu yöne ilişkin temyiz itirazları yerinde değildir, reddine.
Davacıların diğer temyiz itirazlarına gelince; miras bırakan tarafından davalıya satış yoluyla temlik edilen çekişmeli 2688 ve 2757 parsel sayılı taşınmazlar yönünden, koşulların varlığı halinde 1.4.1974 tarih 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı gözetilmek suretiyle bir karar verilmesi gerekeceği açıktır.
Ne var ki, Mahkemece, hukuki nitelendirmede yanılgıya düşülerek, bu yönde hüküm kurmaya elverişli ve yeterli bir araştırma yapılmış değildir.
O halde, davada, muris muvazaası hukuksal nedenine dayanıldığı gözetilerek, yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde, tarafların delilleri eksiksiz toplanmak suretiyle tahkikat yapıldıktan sonra, miras bırakan tarafından, çekişmeli 2688 ve 2757 parsel sayılı taşınmazların davalıya yapılan temlikinin, mirasçıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olup olmadığının kuşkuya yer vermeyecek şekilde ortaya çıkartılması, hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, hukuki nitelendirmede yanılgıya düşülerek, eksik soruşturmayla yetinilmek suretiyle yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir. Davacılar vekilinin bu yöne ilişkin temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.’nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 13.6.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.