Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2012/1113 E. 2012/3838 K. 02.04.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/1113
KARAR NO : 2012/3838
KARAR TARİHİ : 02.04.2012

MAHKEMESİ : İZMİR 5. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 02/11/2011
NUMARASI : 2010/611-2011/442
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, davalı eski eşi ile birlikte dava konusu bağımsız bölüme yarı yarıya malik olduklarını, davalının anılan bağımsız bölümü rızası olmaksızın tek başına kullandığını ve bedel de ödemediğini ileri sürerek, payı oranında müdahalenin önlenmesine ve ecrimisile karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, haksız müdahalenin keşfen saptandığı gerekçesiyle davacının payına yönelik müdahalenin önlenmesine ve kısmen ecrimisile karar verilmiştir.
Karar, davalı tarafından süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
Dava, paydaşlar arasında elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteklerine ilişkin olup; davacı, davalının ihtara rağmen taşınmazın tamamını kullanmaya devam ettiğini ileri sürerek eldeki davayı açmış; davalı ise, T.M.K.’nun 693/2. maddesi çerçevesinde hüküm kurulması gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, davacının payına vaki elatmanın önlenmesine ve kısmen ecrimisile karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, kat irtifakı kurulu 3862 ada 4 sayılı parseldeki çekişme konusu 19 numaralı bağımsız bölümün 2008 yılında boşanmış olan taraflar adına yarı yarıya kayıtlı bulunduğu, tarafların boşanmadan önce anılan bağımsız bölümde küçük çocuklarıyla birlikte oturdukları, boşanmadan sonra da küçük çocuklar ile davalı annenin taşınmazda oturmaya devam ettikleri anlaşılmaktadır.
Saptanan olgular karşısında, taraflar arasında mülkiyet uyuşmazlığı bulunmadığı, çekişmenin, söz konusu bağımsız bölümün kullanma ve yararlanma biçiminden kaynaklandığı tartışmasızdır.
Bilindiği üzere, 1 Ocak 2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı T.M.K.’nda paylı mülkiyet 688 ilâ 700. maddelerinde düzenlenmiş, düzenlemede, genellikle 1926 tarihli önceki Kanun hükümleri dikkate alınmış, “Yönetim ve Tasarrufa” ilişkin bazı konularda açıklık sağlanmış, bu arada 693. madde ile de önceki Kanun’dan farklı bir hüküm getirilmiştir.
Değinilen maddede aynen; “Paydaşlardan her biri, diğerlerinin hakları ile bağdaştığı ölçüde paylı maldan yararlanabilir ve onu kullanabilir. Uyuşmazlık halinde yararlanma ve kullanma şeklini hakim belirler. Bu belirleme, paylı malın kullanılmasının zaman veya yer itibarıyla paydaşlar arasında bölünmesi biçiminde de olabilir. Paydaşlardan her biri, bölünemeyen ortak menfaatlerin korunmasını diğer paydaşları temsilen sağlayabilir” ifadelerine yer verilmiştir. Önceki Kanun’da bu maddeyi tam olarak karşılayan bir hüküm mevcut değildir. Özellikle, hükümet gerekçesinde belirtildiği gibi, maddenin ikinci fıkrası ile paydaşlar arasında, paylı malı kullanma ve bu maldan yararlanma şekliyle ilgili olarak ortaya çıkacak uyuşmazlıkların çözümünde hakimin yetkili olduğu, bu bölünmenin paylı malın kullanılmasının zaman veya yer itibariyle bölünme biçiminde mümkün olacağı dile getirilmiş; hakime tanınan yetki, paylı malın yer itibariyle oldugu kadar, zaman bakımından da bölünebileceği esasına dayandırılmıştır.
Kanun’un paylı mülkiyete ilişkin hükümleri bütün olarak incelendiğinde, 688. maddeden 695. maddeye kadar paylı taşınmazda yönetim, tasarruf, yararlanma, koruma, giderlere katılma ve bu konularda paydaşlarca verilen kararların etkisi düzenlenmiş, bu suretle paydaşların mülkiyet haklarını bir çekişmeye meydan vermeden, uyum ve düzen içerisinde kullanmaları amaçlanmıştır. Böyle bir amacın gerçekleşme olasılığı bulunmayan hallerde, sorunlu paydaş yönünden paydaşlıktan çıkarma (md. 696, 697) ve nihayet paylı mülkiyetin sona ermesi (md. 698-699) düşünülmüştür.
Görüldüğü üzere kanun koyucu, öncelikle, kimi halde devamı zorunlu paylı mülkiyet ilişkisinin ayakta tutulmasına özen göstermiş, paydaşlık ilişkisinin ve paydaşlığın sona erdirilmesini son çare olarak amaçlamıştır.
Kanunun bu amacı 693/2. maddesi ile birlikte değerlendirildiğinde, mülkiyet çekişmesi ve sorunu olmayan paylı taşınmazlarda, kullanma ve yararlanma biçimi yönünden hakimin müdahale zorunluluğu bulunduğu kuşkusuzdur.
O halde hakim, paydaşlık ilişkisinin devamında fayda ve zorunluluk olan hallerde, paydaşların sicilden kaynaklanan haklarını ihlal etmeksizin, diğer paydaşların hakları ile bağdaştığı ölçude, somut olayın özelligini, tasınmazın konumunu, kullanma amaçlarını, niteliklerini, yöresel örf ve adetlerini, tarafların ihtiyaçlarını gözetmek suretiyle paylı malın kullanılmasının zaman veya yer itibariyle paydaşlar arasında ne şekilde bölünebileceğini saptayıp buna göre karar vermek durumundadır.
Bunun için de, taşınmaz başında keşif yapılarak, uzman bilirkişilerden belirtilen ölçütleri yansıtan, paylı taşınmazın zaman ve yer olarak bölünme biçimini belirleyen, çeşitli seçenekleri içeren rapor alınması, bunlardan en uygun olanına hükmedilmesi kaçınılmazdır.
Hal böyle olunca, mahkemece yukarda sözü edilen ilkeler çerçevesinde araştırma ve inceleme yapılması, ondan sonra bir karar verilmesi yerine, yazılı biçimde hüküm kurulması doğru değildir.
Davalının temyiz itirazı açıklanan nedenlerden ötürü yerindedir. Kabulüyle, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.’nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 02.04.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.