Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2012/15253 E. 2012/13637 K. 22.11.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/15253
KARAR NO : 2012/13637
KARAR TARİHİ : 22.11.2012

MAHKEMESİ : AKŞEHİR 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 27/09/2011
NUMARASI : 2008/489-2011/744
Yanlar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın, kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalı vekilince yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;
Dava, ehliyetsizlik ve muris muvazaası hukuksal nedenlerine dayalı tapu iptal ve pay oranında tescil, mümkün olmaz ise tenkis isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, davacının, miras bırakan babası K… K…’nin 6523 parsel sayılı taşınmazını davalı kızına satış suretiyle devrettiğini, temlikin mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu, öte yandan Alzheimer teşhisi konulan murisin akit tarihinde ehliyetli olmadığını ileri sürerek, tapu iptal ve miras payı oranında tescil, mümkün olmadığı takdirde tenkis istekli eldeki davayı açtığı, miras bırakanın 17.09.2007 tarihinde öldüğü, geride mirasçı olarak davacı ve davalı kızları ile dava dışı eşi Faden Keçeci ve çocukları Y… A… ile N…T…’un kaldıkları anlaşılmaktadır.
Dava dilekçesinin açıklanan içeriği ve iddianın ileri sürülüş biçiminden, davada ehliyetsizlik ve muris muvazaası hukuksal nedenlerine, mümkün olmadığı takdirde tenkise dayanıldığı açıktır.
Hemen belirtilmelidir ki; Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 11.4.1990 gün ve 1990/1-152-1990/236 sayılı kararında da vurgulandığı üzere, davada dayanılan maddi olaylar bakımından birkaç hukuki nedenin bir arada gösterilmesinde ilke olarak usul ve yasaya aykırı bir yön yoktur.
Bilindiği üzere, davranışlarının, eylem ve işlemlerinin sebep ve sonuçlarını anlayabilme, değerlendirebilme ve ayırt edebilme kudreti (gücü) bulunmayan bir kimsenin kendi iradesi ile hak kurabilme, borç (yükümlülük) altına girebilme ehliyetinden söz edilemez. Nitekim Medeni Kanunun “fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir” biçimindeki 9. maddesi hükmüyle hak elde edilebilmesi, borç ( yükümlülük ) altına girilebilmesi fiil ehliyetine bağlamış, 10. maddesinde de fiil ehliyetinin başlıca koşulu olarak ayırtım gücü ile ergin ( reşit ) olma kabul edilmiş, “ ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan bir ergin kişinin fiil ehliyeti vardır. ” hükmü getirilmiştir. “ Ayırtım gücü ” eylem ve işlem ehliyeti olarak da tarif edilerek aynı yasanın 13. maddesinde “yaşının küçüklüğü yüzünden veya akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk ya da bunlara benzer sebeplerden biriyle akla uygun biçimde davranma yeteneğinden yoksun olmayan herkes bu kanuna göre ayırt etme gücüne sahiptir.” denmek suretiyle açıklanmış, ayrıca ayırtım gücünü ortadan kaldıran önemli nedenlerden bazılarına değinilmiştir. Önemlerinden dolayı bu ilkeler, söz konusu Yasa ile öteki yasaların çeşitli hükümlerinde de yer almışlardır.
Öte yandan, Medeni Kanununun 15. maddesinde de ifade edildiği üzere, ayırtım gücü bulunmayan kimsenin geçerli bir iradesinin bulunmaması nedeniyle, kanunda gösterilen ayrık durumlar saklı kalmak üzere, yapacağı işlemlere sonuç bağlanamayacağından, karşı tarafın iyi niyetli olması o işlemi geçerli kılmaz. (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı 11.6.1941 tarih 4/21)
Sözü edilen ilkelerin ve yasa maddelerinin ışığı altında olaya yaklaşıldığında, bir kimsenin ehliyetinin tespitinin şahıs ve mamelek hukuku bakımından doğurduğu sonuçlar itibariyle ne kadar büyük önem taşıdığı kendiliğinden ortaya çıkar. Bu durumda, tarafların gösterecekleri tüm delillerin toplanılması, tanıklardan bu yönde açıklayıcı, doyurucu somut bilgiler alınması, varsa ehliyetsiz olduğu iddia edilen kişiye ait doktor raporları, hasta müşahede kağıtları, film grafilerinin eksiksiz getirtilmesi zorunludur. Bunun yanında, her ne kadar HUMK’un 286. maddelerinde (HMK 282. madde) belirtildiği gibi bilirkişinin “ rey ve mutaalası ” hakimi bağlamaz ise de, temyiz kudretinin yokluğu, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, akıl zayıflığı, sarhoşluk gibi salt biyolojik nedenlere değil, aynı zamanda bilinç, idrak, irade gibi psikolojik unsurlara da bağlı olduğundan, akıl hastalığı, akıl zayıflığı gibi biyolojik ve buna bağlı psikolojik nedenlerin belirlenmesi çok zaman hakimlik mesleğinin dışında özel ve teknik bilgi gerektirmektedir.
Hele ayırt etme gücünün nisbi bir kavram olması, kişiye, eyleme ve işleme göre değişmesi, bu yönde en yetkili sağlık kurulundan, özellikle Adli Tıp Kurumundan rapor alınmasını zorunlu kılmaktadır. Esasen Medeni Kanunun 409/2. maddesi akıl hastalığı veya akıl zayıflığının bilirkişi raporu ile belirleneceğini öngörmüştür.
Somut olaya gelince; eksiğin tamamlanması yoluyla getirtilen kayıtlardan çekişmeye konu 6523 parsel sayılı taşınmazın geldilerinden olan 6311 parsel sayılı taşınmaz miras bırakana ait iken 18.11.1997 tarihinde davalı kızına kayıtsız şartsız bağışladığı, bu parsel ile miras bırakana ait 1892 nolu parselin tevhit edilmesi ile 6522 nolu parselin oluştuğu ve 97/619 payının davalı adına, bakiye 522/619 payının ise muris adına tescil edildiği, daha sonra 6522 parselin de 24.11.2004 tarihinde ifraz edilerek çekişme konusu 6523 parsel ile 6524 parselin oluştuğu, her iki parselin aynı paylarla muris ve davalı adına kaydedildikten sonra 24.11.2004 tarihinde yapılan taksime istinaden 6523 nolu parselin davalıya, 6524 parselin ise miras bırakana isabet ettiği, ne var ki, bağış tarihi olan 18.11.1997 tarihi itibariyle miras bırakanın ehliyetli olup olmadığı yönünde araştırma yapılmadan, yalnızca 2004 yılı itibariyle ehliyetli olup olmadığı konusunda değerlendirme yapılarak ve bu tarih itibariyle Adli Tıp Kurumundan rapor alınmak suretiyle sonuca gidilmiş olduğu anlaşılmaktadır.
O halde, bağış tarihi itibariyle miras bırakanın ehliyetli olup olmadığının saptanması, bakımından tarafların bu yönde bildirecekleri tüm delillerin toplanması, dosyanın Adli Tıp Kurumu’na gönderilmesi, bağış tarihi itibariyle miras bırakanın ehliyetli olup olmadığı yönünde rapor alınması, ehliyetli olduğunun saptanması halinde ise, muvazaa iddiası yönünden, çekişme konusu taşınmazın davalıya temlikinin satış değil kayıtsız şartsız bağış olduğu ve bu durumda 1.4.1974 tarih, ½ sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının olayda uygulanma yerinin bulunmadığı gözetilerek, davacının terditli isteği olan tenkis isteği değerlendirilmek suretiyle varılacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken, eksik soruşturma ile yetinilerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir.
Davalı vekilinin temyiz itirazları açıklanan nedenlerden ötürü yerindedir. Kabulüyle, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.’nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 22.11.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.