YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/265
KARAR NO : 2012/5664
KARAR TARİHİ : 15.05.2012
MAHKEMESİ : ADANA 3. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 15/09/2011
NUMARASI : 2009/419-2011/617
Davacı tarafından davalı aleyhine açılan tapu iptali ve tescil ve ecrimisil davasının yapılan yargılamasında mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen kararın davacı M. vekili ile davalılar E. ve A. vekilince süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 15.05.2012 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz edenler vekili Avukat gelmedi, diğer temyiz eden davacı M.A. vekili Avukat H. D., temyiz edilen müdahil davacılar E.A. vd. vekili Avukat Ö.B.geldiler duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil ile ecrimisil isteklerine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; çekişme konusu 169 ada 50 parsel sayılı taşınmazın miras bırakan A. ve kardeşleri adına kayıtlı iken, pay temlikleri görüp, 22.03.1989 tarihinde tamamı alım ile davalı E. adına kaydedildikten sonra 11.12.1989 tarihinde tamamının satış ile muris adına tescil edildiği ve miras bırakanın maliki olduğu bu taşınmazının davalı A.’a satışı konusunda satış vaadinde bulunarak tapuda ferağı için de dava dışı İ.. A..’i vekil tayin ettiğine dair Adana 4. Noterliği’nde 09.07.2004 tarihli taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ve ferağı havi vekaletname düzenlediği, adı geçen vekili tarafından da taşınmazın anılan vekaletname dayalı olarak 13.07.2004 tarihinde ve satış suretiyle davalı A. Turhak’a temlik edildiği, taşınmaz kaydına 25.08.2004 tarihinde muris lehine 10 yıllık kira şerhi verildiği, A.’ın da taşınmazı 16.04.2009 tarihinde satış yoluyla davalı E. A..’e devrettiği anlaşılmaktadır.
Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide “muris muvazaası” olarak tanımlanan muvazaa,niteliği itibariyle nispi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu Muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.
Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarında ve l-4-1974 tarih 1/2 sayılı İnançları Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Medeni Kanunun 706, Borçlar Kanunun 213 ve Tapu Kanunun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.
Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun içinde ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, miras bırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.
Somut olaya gelince; davalı tarafın dayandığı banka dekontunda, ilk el davalı A.’ın, taşınmazın satışına ilişkin olmak üzere 80.000.-TL.’sını miras bırakan A.’in mevduat hesabına, “taşınmazın satışına ilişkin olduğu” da gösterilerek yatırdığı görülmektedir. Anılan bu belgenin sıhhati konusunda bir irade beyanında bulunulmadığı gibi, aksi de kanıtlanmış değildir.
Öte yandan; çekişmeli taşınmazın miras bırakan tarafından A.’a temlikinin altında yatan gerçek, taşınmazı sonradan edinen ve ikinci el konumunda bulunan E.’un talimatı olup, gerçekte O’nun taşınmazı muristen satın aldığına ilişkin E.’un Emniyetteki ifadesi, mahkemece muris muvazaasının hukuki gerekçesi olarak kabul edilerek, bu gerekçeyle 01.04.1974 tarih ve ½ Sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının uygulanması cihetine gidilmiş ise de, böylesi bir savunmada anılan İçtihadı Birleştirme Kararının uygulama yeri bulunmadığı, Borçlar Kanununun genel muvazaayı saptayan 18. maddesi şumulü kapsamında olduğu kabul edilmelidir.
Öyleyse; bu olgular yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde değerlendirildiğinde, davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı gerekçeyle yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir.
Bozma nedenine göre davacı M.’nin temyiz itirazlarının reddine. Davalılar A. ve E.’un temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.’nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 15.05.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.