Yargıtay Kararı 1. Hukuk Dairesi 2012/708 E. 2012/5665 K. 15.05.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/708
KARAR NO : 2012/5665
KARAR TARİHİ : 15.05.2012

MAHKEMESİ : ÇATALCA 1. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 16/09/2011
NUMARASI : 2008/328-2011/368
Davacılar tarafından davalılar aleyhine açılan tapu iptali ve tescil davasının yapılan yargılamasında mahkemece davanın kabulüne dair verilen kararın davacılar vekili ile davalıÖ. vekili tarafından süresinde duruşma istekli temyiz edilmiş olmakla, duruşma günü olarak saptanan 15.5.2012 Salı günü için yapılan tebligat üzerine temyiz eden vekili Avukat F. G. ile diğer temyiz eden davacılar A.A. vd.vekili Avukat H. K. geldiler, davetiye tebliğine rağmen temyiz edilen diğer davalı asiller gelmediler, yokluklarında duruşmaya başlandı, süresinde verildiği ve kayıt olunduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra gelen vekillerin sözlü açıklamaları dinlendi, duruşmanın bittiği bildirildi, iş karara bırakıldı. Bilahare Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
Dava, tapu iptali ve tescil, olmadığı takdirde tazminat isteğine ilişkindir.
Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden; davacı A..’in dava konusu 1612, 1615, 2035 ve 2036 parsel sayılı taşınmazları ile davacı S.’in 1614 sayılı parselinin davalı A.’e satışı konusunda 12.11.2007 tarihinde düzenledikleri vekaletnamelere istinaden vekil davalı Eyüp tarafından, aynı gün satış suretiyle davalı A. Küçükbalık’a temlik edildiği, A.’in de anılan taşınmazları 17.07.2008 tarihinde aynı yolla davalıÖ.’e devrettiği anlaşılmaktadır.
Davacılar, çekişmeli taşınmazlarının teminat olarak verilmesi halinde davalı A.’ten altın temin edileceği yönünde davalılar C.ve A.’ın beyan ve bu yönde iknaları nedeniyle A.’ın gösterdiği davalı E.’ü vekil tayin ettiklerini, ancak kendilerine vaat edilen altınların teslim edilmediğini, bilahare de düzenlemiş oldukları vekaletnameler kullanılarak taşınmazlarının davalı A.’e satış suretiyle devredildiğini ve A.’in de taşınmazları aynı yolla davalıÖ.’e temlik ettiğini öğrendiklerini, anılan tüm temliki işlemlerin muvazaalı olduğunu ileri sürerek, eldeki davayı açmışlardır. Her ne kadar mahkemece; taraflar arasındaki ilişkinin, özellikle ilk ele yapılan temlikin vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuksal nedenine dayalı olduğu yönünde somut olay nitelendirilerek neticeye gidilmiş ise de; yukarıda değinilen olgular gereğince davalı E.’e verilen vekaletnamelerin bizatihi taşınmazların davalı A.’e temliki şartını içerdiği ve vekil A.
tarafından da bu devrin gerçekleştirildiği gözetildiğinde, ilk el A.’e yapılan temlikin vekalet görevinin kötüye kullanılması olarak nitelendirilmesinin doğru olduğunu söyleyebilme olanağı yoktur. Vekaletnamelerin davalı E.’e verilmesinin altındaki gerçeğin, davalı A. tarafından temin edilecek altınların davacılara verilmesi ve davacılar tarafından satıldıktan sonra kârın bölüşülmesine ilişkin olduğu, oysa davalı A. tarafından altınların temin edilerek davacılara verilmediği ve davacıların hileye maruz bırakılmak suretiyle taşınmazlarının temlike konu edildikleri iddia edildiğine göre, ilk el bakımından taraflar arasındaki çekişmenin hile hukuksal nedenine dayandığı açıktır. O halde, mahkemece, nitelendirmede hataya düşülerek hile hukuksal nedeni bakımından bir araştırma yapılmaksızın hüküm kurulmuş olması isabetsizdir.
Bilindiği üzere; hile, genel olarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevketmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak,veya esasen var olan hatalı bir kanıyı koruma yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır. Hata da yanılma hilede yanıltma söz konusudur. B.K’nun 28/l maddesinde açıklandığı üzere taraflardan biri diğer tarafın kasıtlı aldatmasıyla sözleşme yapmaya yöneltilmişse hata esaslı olmasa bile aldatılan taraf için sözleşme bağlayıcı sayılamaz.Değinilen koşulların varlığı halinde aldatılan taraf hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable Ş.) olarak ortadan kaldırabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir.
Öte yandan, hile her türlü delille isbat edilebileceği gibi iptal hakkının kullanılması hiç bir şekle bağlı değildir.Hilenin öğrenildiği tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde karşı tarafa yöneltilecek bir irade açıklaması, defi yahut dava yoluyla da kullanılabilir.
Somut olaya gelince; mahkemece toplanan ve toplanacak olan delillerin yukarıda değinilen ilkeler çerçevesinde değerlendirilerek hile olgusunun varlığının kabulü halinde, ikince el durumunda bulunan davalıÖ. yönünden TMK.nun 1023.maddesinin koşullarının araştırılmasının gerekeceği tartışmasızdır.
Bilindiği gibi, hukukumuzda, diğer çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi kişilerin huzur ve güven içerisinde alış verişte bulunmaları satın aldıkları şeylerin ilerde kendilerinden alınabileceği endişelerini taşımamaları, dolayısıyla toplum düzenini sağlamak düşüncesiyle, alan kişinin iyi niyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bu amaçla Medeni Kanunun 2.maddesinin genel hükmü yanında menkul mallarda 988 ve 989, tapulu taşınmazların el değiştirmesinde ise 1023.maddesinin özel hükümleri getirilmiştir.
Öte yandan bir devleti oluşturan unsurlardan biri insan unsuru ise bunun kadar önemli olan ötekisi topraktır İşte bu nedenle Devlet, nüfus sicilleri gibi tapu sicillerinin de tutulmasını üstlenmiş, bunların aleniliğini (herkese açık olmasını) sağlamış, iyi ve doğru tutulmamasından doğan sorumluluğu kabul etmiş, değinilen tüm bu sebeplerin doğal sonucu olarak da tapuya itimat edip, taşınmaz mal edinen kişinin iyi niyetini korumak zorunluluğunu duymuştur. Belirtilen ilke M.K.nun 1023.maddesinde aynen “tapu kütüğündeki sicile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan 3 ncü kişinin bu kazanımı korunur” şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024.maddenin 1.fıkrasına göre “Bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken 3 ncü kişi bu tescile dayanamaz” biçiminde öngörülmüştür.
Ne varki; tapulu taşınmazların intikallerinde, huzur ve güveni koruma, toplum düzenini sağlama uğruna, tapu kA.da ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden iktisapta bulunan kişinin, iyi niyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır. Gerçekten bir yanda tapu sicilinin doğruluğuna inanarak iktisapta bulunduğunu ileri süren kimse diğer yanda ise kendisi için maddi, hatta bazı hallerde manevi büyük değer taşıyan ayni hakkını yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalan önceki malik bulunmaktadır.
Bu nedenle yüzeysel ve şekilci bir araştırma ve yaklaşımın büyük mağduriyetlere yol açacağı, kişilerin Devlete ve adalete olan güven ve saygısını sarsacağı ve yasa koyucunun amacının ilk bakışta, şeklen iyi niyetli gözükeni değil, gerçekten iyiniyetli olan kişiyi korumak olduğu hususlarının daima gözönünde tutulması, bu yönde tüm delillerin toplanıp derinliğine irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir.
Nitekim bu görüşten hareketle “kötü niyet iddiasının def’i değil itiraz olduğu, iddia ve müdafaanın genişletilmesi yasağına tabii olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve mahkemece kendiliğin den (resen) nazara alınacağı ilkeleri 8.11.1991 tarih l990/4 esas l99l/3 sayılı İnançları Birleştirme Kararında kabul edilmiş, bilimsel görüşlerde aynı doğrultuda gelişmiştir.
Hal böyle olunca, yukarıda değinilen ilkeler gözetilmek suretiyle araştırma, soruşturma ve inceleme yapılması, toplanan ve toplanacak olan delillerin birlikte irdelenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere hüküm kurulmuş olması doğru değildir.
Kabule göre de, yargılama sırasında çekişme konusu taşınmazların keşfen belirlenen değerleri itibariyle noksan harcın tamamlandığı gözetilerek, belirlenen ve harcı tamamlanan dava değeri üzerinden harç ve vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, dava dilekçesinde gösterilen değere göre eksik harç ve vekalet ücreti takdir ve tayini de isabetsizdir.
Davacılar vekili ile davalıÖ. vekilinin temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile, hükmün açıklanan nedenlerden ötürü (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.’nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 21.12.2011 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık Ücret Tarifesinin 14. maddesi gereğince gelen temyiz eden taraflardan davacılar vekili ve Davalı Ö. Niziplioğlu vekili için 900.00.’er -TL. duruşma avukatlık parasının karşılıklı olarak alınıp birbirlerine verilmesine 15.5.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.