YARGITAY KARARI
DAİRE : 1. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2012/684
KARAR NO : 2012/3228
KARAR TARİHİ : 22.03.2012
MAHKEMES: KARATAŞ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ : 27/09/2011
NUMARASI : 2010/219-2011/215
Taraflar arasında görülen davada;
Davacı, davalı ve dava dışı kişilerle birlikte paydaşı olduğu .. parsel sayılı taşınmazda payını kullanamadığını, davalının payından çok fazla yer kullandığını ileri sürerek, payına isabet eden kısma elatmanın önlenmesi ve ecrimisile karar verilmesini istemiştir.
Davalı, paydaş oldukları çok sayıda taşınmaz olduğunu ve kök murislerce yapılan taksime göre kullanıldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, harici taksim veya fiili kullanım biçimi oluşmadığı gerekçesiyle paya vaki müdahalenin men’ine, davalının kötüniyetli olduğu kanıtlanamadığından ecrimisil isteğinin ise reddine karar verilmiştir.
Karar, taraflarca süresinde temyiz edilmiş olmakla; Tetkik Hakimi raporu okundu, düşüncesi alındı. Dosya incelendi, gereği görüşülüp, düşünüldü.
Dava, paydaşlar arasında elatmanın önlenmesi ve ecrimisil isteklerine ilişkin olup, mahkemece pay oranında elatmanın önlenmesi isteğinin kabulüne, ecrimisil isteğinin ise reddine karar verilmiştir.
Dosya içeriği ve toplanan delillerden, tarla vasıflı .. parsel sayılı taşınmazın, davacı, davalı ve dava dışı pek çok kişi adına paylı mülkiyet üzere kayıtlı olduğu anlaşılmaktadır.
Hemen belirtilmelidir ki, taraflar arasındaki çekişmenin TMK’nun 688 ve devamı maddelerinde öngörülen paylı mülkiyet hükümleri uygulanmak suretiyle çözüme kavuşturulması gerekeceği kuşkusuzdur.
Bilindiği üzere, Paylı mülkiyette taşınmazdan yararlanamayan paydaş, engel olan öteki paydaş veya paydaşlardan payına vaki elatmanın önlenilmesini her zaman isteyebilir. Hatta elbirliği mülkiyetinde dahi paydaşlardan biri öteki paydaşların olurlarını almadan veya miras şirketine temsilci atanmadan tek başına ortak taşınmazdan yararlanmasına engel olan ortaklar aleyhine elatmanın önlenilmesi davası açabilir. Ancak, o paydaşın, payına karşılık çekişmesiz olarak kullandığı bir kısım yer varsa açacağı elatmanın önlenilmesi davasının dinlenme olanağı yoktur. Yerleşmiş Yargıtay İçtihatlarına ve aynı doğrultudaki bilimsel görüşlere göre payından az yer kullandığını ileri süren paydaşın sorununu elatmanın önlenilmesi davası ile değil, kesin sonuç getiren taksim veya şuyun satış yoluyla giderilmesi davası açmak suretiyle çözümlemesi gerekmektedir.
Öte yandan, yurdumuzda sosyal ekonomik nedenlerle kırsal kesimlerden kentlere aşırı akım, nüfus çoğalması, büyük mesken ve işyeri ihtiyacı nedeniyle hızlı yapılaşma karşısında görevli mercilerin aciz kalmaları veya çeşitli nedenlerle göz yummaları sonucu, izinsiz, ruhsatsız, resmi kayıtlara bağlanmayan büyük yerleşim alanları oluştuğu, bu arada paylı taşınmazların tapuda resmi ifrazları yapılmadan paydaşlar arasında haricen veya fiilen taksim edilip üzerlerine büyük mahalleler hatta beldeler yapıldığı bir gerçektir. Bilindiği üzere M.K.nun 706, B.K.nun 2l3, T.K.nun 26. maddeleri hilafına tapulu taşınmazlarda harici veya fiili taksim ile payların mülkiyeti ana taşınmazdan ayrılamaz. Ne var ki, taşınmazın kullanma biçimi tüm paydaşlar arasında varılan bir anlaşma ile belirlenmiş yada fiili bir kullanma biçimi oluşmuş, uzun süre paydaşlar bu durumu benimsemişlerse kayıtta paylı, eylemsel olarak ( fiilen) bağımsız bu oluşumun tapuda yapılacak resmi taksime veya şuyun satış suretiyle giderilmesine yahut o yerde bir imar uygulaması yapılmasına kadar korunması, ” ahde vefa” kuralının yanında M.K.nun 2. maddesinde düzenlenen iyi niyet kuralının da bir gereğidir. Aksi halde, pek çok kimse zarar görecek toplum düzeni ve barışı bozulacaktır.
O halde, paydaşlar arasındaki elatmanın önlenilmesi davalarında öncelikle tüm paydaşları bağlayan harici bir taksim sözleşmesi ve özel bir parselasyon planın olup olmadığı veya fiili kullanma biçiminin oluşup oluşmadığı üzerinde özenle durulmalı, varsa çekişmeli yerin kimin kullanımına terk edildiği saptanılmalı, harici veya fiili taksim yoksa uyuşmazlık yukarıda değinildiği gibi, M.K.nun müşterek mülkiyet hükümlerine göre çözümlenmelidir.
Somut olaya gelince; mahkemece yapılan araştırma ve incelemenin yukarıda değinilen ilkeler gözetildiğinde hükme elverişli olduğunu söyleyebilme olanağı yoktur. Zira paydaşlar arasında parsel bazında taksim yapılarak kullanım tarzının belirlenmesi paylı mülkiyet hükümlerine uygun düşmez. Her bir parsel için ayrı ayrı olmak üzere öncelikle paydaşlar arasında kullanma biçimi belirlemek bakımından harici bir taksim yapılıp yapılmadığının araştırılması, harici bir taksim yapılmamış ise tüm paydaşları kapsar şekilde eylemli olarak fiili kullanım biçiminin oluşup oluşmadığı, böylesi bir durum bulunmaması halinde de davacının taşınmazda ama payından az, ama çok kullanabileceği bir yer bulunup bulunmadığı, bir başka ifadeyle davacı yönünden intifadan men olgusunun gerçekleşip gerçekleşmediğinin tereddüte yer bırakmayacak şekilde açıklığa kavuşturulması, bunun sonucu olarak taşınmazın tamamının davalı tarafça kullandığının belirlenmesi halinde davacının payı oranında elatmanın önlenmesine ve belirlenecek ecrimisilin hüküm altına alınması gerekeceği tartışmasızdır. Öte yandan bir kimsenin kullandığı taşınmazın paylı mülkiyete tabi olduğunu ve başka paydaşların bulunduğunu bildiği halde tamamını kullanmış olması durumunda iyiniyetli olarak kabul edilemez.
Mahkemece, çekişme konusu taşınmazda kullanılan yerin neresi olduğu ve kimin hangi kısmı kullandığını belirten denetime imkan verecek kroki düzenlettirilmeden ve taşınmazın kullanım şekli saptanmadan hükme elverişli olmayacak şekilde toplanan delillerle yetinilerek karar verilmiş olması isabetsizdir.
Hal böyle olunca, yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda hükme yeterli araştırma ve inceleme yapılarak, hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi için karar bozulmalıdır.
Tarafların temyiz itirazının kabulü ile, hükmün açıklanan nedenlerle (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK.’nın 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 22.03.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.