YARGITAY KARARI
DAİRE : 10. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/23913
KARAR NO : 2013/25772
KARAR TARİHİ : 26.12.2013
Mahkemesi :İş Mahkemesi
No : 2012/598-2013/575
Dava, rücuen tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak ilamında belirtildiği şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir.
Hükmün davacı ve davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine, temyiz isteğinin süresinde olduğu anlaşıldıktan ve Tetkik Hakimi ….. tarafından düzenlenen raporla dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra işin gereği düşünüldü ve aşağıdaki karar tespit edildi.
İş kazası sonucu ölen sigortalının hak sahiplerine bağlanan gelir nedeniyle uğranılan Kurum zararının tahsili istemine ilişkin davada bozma öncesi yapılan yargılama sonunda davanın reddine dair verilen kararın Kurum vekili tarafından temyizi üzerine Dairemizin 20.9.2012 tarih ve 2011/8808 esas ve 2012/15648 karar sayılı kararı ile bozulmuştur.
Mahkemece bozma ilamı sonunda yapılan yargılama sonunda davanın kabulüne karar verilmiş ise de; bozma ilamının davalıya yöntemince tebliğ edilmediği anlaşılmaktadır.Tebligat Kanunu’nun 35. maddesini 2. fıkrası 6099 sayılı Yasa ile değiştirilmiş olup, anılan değişiklik uyarınca; doğrudan TK 35. maddeye göre tebligat yapılabilmesi için daha önce tebligat yapılmış olması ya da, gerçek kişiler bakımından söz konusu adresin adres kayıt sisteminde belirtilen yerleşim yeri adresi olması, tüzel kişiler bakımından ise ticaret sicili adresi olması gerekmektedir.
Yargılamanın sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi, iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz toplanıp tartışılabilmesi, davanın süratle sonuçlandırabilmesi, öncelikle tarafların yargılama gününden haberdar edilmesi ile mümkündür. Kişinin hangi yargı merciinde duruşmasının bulunduğunu, hakkındaki iddia ve isnatların nelerden ibaret olduğunu bilebilmesi, usulüne uygun olarak tebligat yapılması ile sağlanabilir. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 73. (HMK 27.) maddesi hükmünde çok açık bir şekilde vurgulanan temel kurala göre, mahkeme, tarafları dinlemeden, onları iddia ve savunmalarını bildirmeleri için usulüne uygun olarak davet etmeden hükmünü veremez. Bu bakımdan, davetin ve bunun yazılı şeklinin, (davetiyenin) davadaki önemi büyüktür. Asıl olan, tarafların huzurunda yargılamanın yürütülmesi olmakla birlikte, hukuk mahkemelerinde, taraflar yargılamaya
katılmasalar bile, mutlaka duruşmadan haberdar edilmelidirler. Duruşmaya gelinmese dahi, ilgilinin yokluğunda davaya devam edilip karar verilmesine usulün olanak tanıdığı hallerde; açıklanan biçimdeki uyarıyı taşıyan davetiyenin tebliğ edilmesinden ve yasaya uygun biçimde taraf teşkilinin tamamlanmasından sonra işin esasına girilmesi, deliller toplanarak bir sonuca ulaşılması gereklidir. Değinilen işlemleri nedeniyle tebligat, bilgilendirme yanında belgelendirme özelliği de bulunan bir usul işlemidir. Bu nedenle tebliğ ile ilgili 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümleri tamamen şeklidir. Kanunun amacı, tebliğin muhatabına ulaşması, konusu ile ilgili olarak kişilerin bilgilendirilmesi ve bu hususun belgeye bağlanmasıdır. Hal böyle olunca, kanun hükümlerinin en ufak ayrıntılarına kadar uygulanması zorunludur.
Bozma ilamı, davalıya yöntemince tebliğ edilmemiş olup, yöntemince taraf teşkili sağlanmadan ve davalıya savunma hakkı verilmeden yargılamaya devam olunarak davanın esasına girilip, karar verilmiş olması isabetsiz bulunmuştur.
Yukarıda belirtilen gerekçelerle bozma ilamı yöntemince davalıya tebliğ edilmeksizin karar verilmiş olması hükmedilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.
O halde, taraf vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün sair yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA, temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine, 26.12.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.