YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2018/4742
KARAR NO : 2018/9502
KARAR TARİHİ : 26.11.2018
MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi
SUÇ : Kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği, kamu kurumu zararına dolandırıcılık, görevi kötüye kullanmak
HÜKÜM : 1-Sanık … hakkında kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği ile kamu kurumu zararına dolandırıcılık suçlarından mahkumiyet
2-Sanık … hakkında kamu kurum zararına dolandırıcılık suçundan; Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması
3-Sanıklar … ile … haklarında görevi kötüye kullanmak suçundan; mahkumiyet
4-Sanıklar …, … haklarında; Kamu kurumu zarararına dolandırıcılık suçundan; mahkumiyet
A) Sanık … hakkında “kamu kurumu zararına dolandırıcılık” suçundan verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına yönelik katılan vekilinin temyiz talebinin incelenmesi:
5271 sayılı CMK’nin 231. maddesine göre verilen “hükmün açıklanmasının geri bırakılması” kararlarının, aynı maddenin 12. fıkrasına göre itiraz yoluna gidilebileceği ve temyizinin mümkün olmadığı, sanık hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı yapılan itirazın, Sungurlu Ağır Ceza Mahkemesi’nin 27.03.2012 tarih ve 2012/311 değişik iş sayılı kararı ile reddedilerek kararın kesinleştiği anlaşıldığından; dosyanın incelenmeksizin Mahkemesine gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına İADESİNE,
B) Sanık … hakkında “kamu görevlisinin resmi belgede sahteciliği” suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüne yönelik katılan vekilinin ve sanık müdafiinin temyiz taleplerinin incelenmesi:
Sanığın, 5237 sayılı TCK’nin 53. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde yer alan “velayet hakkından; vesayet ve kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan yoksun bırakılması hükmünün, “kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından” koşullu salıverilme tarihine kadar uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi isabetsizliğinin, Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarihli 2014/140 esas ve 2015/85 karar sayılı iptal kararı ile birlikte infaz aşamasında yeniden değerlendirilmesi mümkün görülmüştür.
Gerekçeli kararda gösterilip tartışılan delillere göre; sanığın suçunun sübutu kabul, oluşa uygun şekilde vasfı tayin edilmiş, cezayı artırıcı ve azaltıcı sebeplerin nitelik ve derecesi takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümde bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan, katılan vekilinin ve sanık müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,
C) Sanık … hakkında “görevi kötüye kullanmak” suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüne yönelik katılan vekilinin ve sanık müdafiinin temyiz taleplerinin incelenmesi:
Sanığın, 5237 sayılı TCK’nin 53. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde yer alan “velayet hakkından; vesayet ve kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan yoksun bırakılması hükmünün, “kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından” koşullu salıverilme tarihine kadar uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi isabetsizliğinin, Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarihli 2014/140 esas ve 2015/85 karar sayılı iptal kararı ile birlikte infaz aşamasında yeniden değerlendirilmesi mümkün görülmüştür.
Gerekçeli kararda gösterilip tartışılan delillere göre; sanığın suçunun sübutu kabul, oluşa uygun şekilde vasfı tayin edilmiş, cezayı azaltıcı sebebin nitelik ve derecesi takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümde bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan, katılan vekilinin ve sanık müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,
D) Sanık … hakkında “kamu kurumu zararına dolandırıcılık” suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüne yönelik katılan vekilinin ve sanık müdafiinin temyiz taleplerinin incelenmesi:
Yapılan yargılamaya, gerekçeli kararda gösterilip tartışılan delillere uygun şekilde Mahkemenin oluşan inanç ve takdirine göre, sanık müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının, katılan vekilinin ise yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1- Kamu kurumu zararına dolandırıcılık suçu nedeniyle, TCK’nin 158. maddesinin 1. fıkrasının son paragrafı gereğince gün olarak belirlenecek temel cezanın, suçtan elde edilen menfaatin iki katının gün karşılığı miktardan az olması halinde, suçtan elde edilen menfaatin iki katının gün karşılığının temel ceza olarak belirlenmesi; artırma ve indirmelerin belirlenen gün üzerinden yapılması, daha sonra gün karşılığı tespit edilerek sonuç para cezasının saptanması gerekirken; suçtan elde edilen menfaatin iki katının sonuç para ceza olarak belirlenmesi nedeniyle eksik para cezası tayin edilmesi,
2- Sanığın, 5237 sayılı TCK’nin 53. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde yer alan “velayet hakkından; vesayet ve kayyımlığa ait bir hizmette bulunmaktan yoksun bırakılması hükmünün, “kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri açısından” koşullu salıverilme tarihine kadar uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi; TCK’nin 53. maddesinin uygulanmasının, hükümden sonra yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarihli 2014/140 esas ve 2015/85 karar sayılı iptal kararı uyarınca yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, katılan vekilinin temyiz itirazları bu kapsamda yerinde görülmüş olduğundan, hükmün belirtilen nedenlerden dolayı 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi uyarınca uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nin 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA; ancak yeniden yargılama yapılmasına gerek olmadan bu aykırılıklar 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nin 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün olduğundan; hüküm fıkrasının, sanık … hakkında “kamu kurumu zararına dolandırıcılık” suçundan kurulan hükümle ilgili (1) numaralı bölümün;
1- (a) bendinde yer alan “cezalandırılmasına,” ibaresinden sonra gelmek üzere “ancak TCK’nin 158. maddesinin 1. fıkrasının son paragrafı gereğince temel para cezası, suçtan elde edilen 291.124,61 TL menfaatin iki katının gün karşılığından az olamayacağından, sanığın 5 yıl hapis ve (Mahkemece belirlenen 50 TL gün karşılığı üzerinden) 11644 gün adli para cezası ile cezalandırılmasına” ibaresinin eklenmesi,
2- (b) bendinde yer alan “7500” ibaresinin metinden çıkarılarak yerine “17466” ibaresinin yazılması,
3- (c) bendinde yer alan tüm ibarenin metinden çıkarılması ve yerine (d) bendindeki ibarenin yazılması,
4- (e) bendinin, (d) bendi olarak değiştirilmesi ve bu bentte yer alan “485.207,00” ibaresinin metinden çıkarılarak yerine “1455 gün” ibaresinin yazılması,
5- (d) bendinden sonra gelmek üzere ve metinden çıkarılan (d) bendindeki Mahkemenin gün karşılığını 50 TL olarak belirlemesi dikkate alınarak “e- 5237 sayılı TCK’nin 52. maddesinin 1 ve 2. fıkraları gereğince, sanığın ekonomik durumu ve diğer şahsi halleri göz önüne alınarak, sanığa verilen gün para cezasının günlüğü takdiren ve teşdiden 50 TL üzerinden 727.750 TL adli para cezasına çevrilerek sanığın sonuç olarak 6 yıl 3 ay hapis ve 727.750 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına” ibaresinin eklenmesi,
6- (g) bendinde yer alan ibarenin metinden çıkarılması ve yerine “Sanık … hakkında, Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarihli 2014/140 esas ve 2015/85 karar sayılı iptal kararı ile oluşan durumuna göre 5237 sayılı TCK’nin 53. maddesinin 1 ve 2. fıkraları ile 3. fıkrasının birinci cümlesinin uygulanmasına” ibaresinin yazılması suretiyle, diğer yönlerinde isabetsizlik bulunmayan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA,
E) Sanık … hakkında “kamu kurumu zararına dolandırıcılık” suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüne yönelik katılan vekilinin ve sanık müdafiinin temyiz taleplerinin incelenmesi:
5237 sayılı TCK’nin 53. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendinde yer alan haklardan sanığın sadece kendi alt soyu üzerindeki velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri yönünden koşullu salıverilme tarihine kadar uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi isabetsizliğinin, Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarihli 2014/140 esas ve 2015/85 karar sayılı iptal kararı ile birlikte infaz aşamasında yeniden değerlendirilmesi mümkün görülmüştür.
Gerekçeli kararda gösterilip tartışılan delillere göre; sanığın suçunun sübutu kabul, oluşa uygun şekilde vasfı tayin edilmiş, cezayı azaltıcı sebebin nitelik ve derecesi takdir kılınmış, savunması inandırıcı gerekçelerle reddedilmiş, incelenen dosyaya göre verilen hükümde bir isabetsizlik görülmemiş olduğundan, katılan vekilinin ve sanık müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA,
F) Sanık … hakkında “görevi kötüye kullanmak” suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüne yönelik katılan vekilinin ve sanığın temyiz taleplerinin incelenmesi:
Yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;
1-Sanık hakkında tekerrüre esas alınan … 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 16.11.2006 tarihli, 2006/53 esas ve 2006/567 karar sayılı ilamındaki mahkumiyetin, tehdit suçuna ilişkin olması ve hükümden sonra 02/12/2016 tarihinde 29906 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 34. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK’nin 253. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendine eklenen alt bentler arasında yer alan ve 5237 sayılı TCK’nin 106/1. maddesinde tanımı yapılan tehdit suçunun da uzlaşma kapsamına alındığının anlaşılması karşısında; 5237 sayılı TCK’nin 7/2. maddesi uyarınca; ”Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur.” hükmü de gözetilerek, 6763 sayılı Kanun’un 35. maddesi ile değişik CMK’nin 254. maddesi uyarınca aynı Kanun’un 253. maddesinde belirtilen esas ve usule göre uzlaştırma işlemleri yerine getirildikten sonra sonucuna göre sanığın hukuki durumunun ve hakkında bu ilam uyarınca TCK’nin 58. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağının yeniden değerlendirilmesinin gerekli olması,
2-Hükümden sonra 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 08/10/2015 tarih ve 2014/140-2015/85 karar sayılı kararı ile, 5237 sayılı TCK’nin 53. maddesinin bazı hükümlerinin iptal edilmesi nedeniyle, bu maddenin uygulanması açısından, sanığın durumunun yeniden belirlenmesinde zorunluluk bulunması,
Bozmayı gerektirmiş, katılan vekilinin ve sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebeplerden dolayı 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nin 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA,
G) Sanık … hakkında “kamu kurumu zararına dolandırıcılık” suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüne yönelik katılan vekilinin ve sanık müdafiinin temyiz taleplerinin incelenmesinde:
… Milli Eğitim İl Müdürlüğü mutemetliğinde Veri Hazırlama ve Kontrol İşletmeni olarak görev yapan sanık …’nin, diğer sanık …’ün haksız yere elde ettiği paraların bir kısmını kendi maaş hesabına aktarmasına izin vererek yardım eden sıfatıyla kamu kurumu zararına dolandırıcılık suçuna iştirak ettiği kabul edilmiş ise de; sanık …’nin …’nın hesabına yanlışlıkla para aktardığını savunarak suçlamayı kabul etmemesi, sanık …’ün de bu savunmayı doğrulanması karşısında, sanığın atılı suçu işlediğine ilişkin delil bulunmadığı ve bu nedenle yüklenen suçun sanık tarafından sabit olmadığı gözetilmeden, sanık hakkında beraat yerine mahkûmiyet hükmü kurulması,
Bozmayı gerektirmiş, katılan vekilinin ve sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nin 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 26.11.2018 tarihinde oy birliği ile karar verildi.