YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2020/4475
KARAR NO : 2024/327
KARAR TARİHİ : 11.01.2024
MAHKEMESİ:Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2015/93 E., 2016/12 K.
SUÇLAR : Resmi belgede sahtecilik, başkasının kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması
HÜKÜMLER: Mahkumiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: Bozma
Sanık hakkında kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteklerinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteklerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
… 23. Asliye Ceza Mahkemesinin, 12.01.2016 tarihli ve 2015/93 Esas, 2016/12 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında;
Resmi belgede sahtecilik suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 204 üncü maddesinin birinci fıkrası, 62 ve 53 üncü maddesi uyarınca, 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına,
Başkasının kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 268 inci maddesinin birinci fıkrasının yollamasıyla 267 inci maddesinin birinci fıkrası, 269, 62 ve 53 üncü maddesi uyarınca, 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
1. Sanığın temyiz istemi, verilen cezanın fazla olduğuna, ilişkindir.
2. Cumhuriyet savcısının temyiz istemi, resmi belgede sahtecilik suçundan zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerektiğine, başkasının kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçunun ise oluşmadığına ilişkindir.
III. OLAY VE OLGULAR
1. Hakkında yakalamalar bulunan sanığın, yapılan incelemelere ve yazışmalara göre muhtarlıktan aldığı talep belgesi ile nüfus müdürlüğünden temin ettiği tespit edilen, kardeşi adına bilgiler içeren nüfus cüzdanı ile havalanında bulunduğu sırada kolluk görevlilerince kimlik bilgileri sorulduğunda bahse konu kimliği sunup kendisini de kardeşi olarak tanıtması, görevlilerce tanınması üzerine gerçek kimlik bilgilerine göre tutanak düzenlenmesi biçimindeki eylem nedeniyle hakkında kamu davası açılmıştır.
2. Sanığın atılı suçu ikrar ettiği, alınan bilirkişi raporuna ve sonucunda göre yapılan yazışma cevapları ve belgelerin dosya arasına alındığı anlaşılmıştır.
3. Mahkeme tarafından sanığın ikrarı, bilirkişi raporu, kurum yazı cevapları ve tüm dosya kapsamına göre sanığın atılı suçları işlediği kabul ederek temyize konu mahkumiyet kararı verilmiştir.
IV. GEREKÇE
A. Sanık hakkında Başkasına Ait Kimlik veya Kimlik Bilgilerinin Kullanılması Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden
5237 sayılı Kanun’un 268 inci maddesinde tanımlanan başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması suçunun oluşması için; failin işlediği suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemek amacıyla, başkasına ait kimlik veya kimlik bilgilerinin kullanılması, aynı Kanun’un 267 nci maddesinin birinci fıkrasında tanımlanan iftira suçunun oluşması için ise, yetkili makamlara ihbar veya şikâyette bulunmak suretiyle işlemediğini bildiği halde hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat etmesi gerekir. 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Kimliği bildirmeme” başlığını taşıyan 40 ıncı maddesinin birinci fıkrası ise “Görevle bağlantılı olarak sorulması halinde kamu görevlisine kimliği veya adresiyle ilgili bilgi vermekten kaçınan veya gerçeğe aykırı beyanda bulunan kişiye, bu görevli tarafından elli Türk Lirası idari para cezası verilir.” hükmünü haiz olup, bu kabahat fiili ile 5237 sayılı Kanun’un 206 ncı maddesinde düzenlenen suç arasındaki fark, beyanın resmi belge düzenlenmesi sırasında yapılıp yapılmadığıdır. Kamu görevlisinin, görevi nedeniyle resmi belge düzenlediği sırada yalan beyanda bulunulması halinde 5237 sayılı Kanun’un 206 ncı maddesi uygulanacaktır. Resmi belge düzenlenmesi sırasında olmayıp da kamu görevinin gereği gibi yerine getirilebilmesi için, kamu görevlisinin göreviyle bağlantılı olarak sorması durumunda, kimliği hakkında gerçeğe aykırı beyanda bulunulması halinde 5326 sayılı Kanun’un 40 ıncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca idari para cezası verilmesi gereklidir.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; olay tarihinde hakkında herhangi bir soruşturma ve kovuşturma bulunmayan sanığın, kolluk görevlilerince kimliği sorulduğunda görevli polis memurlarına kardeşi adına düzenlenmiş sahte nüfus cüzdanını göstermesi, akabinde görevlilerce sanığın tanınması nedeniyle sanığın gerçek ismini polislere söylemesi ve gerçek kimlik bilgileri ile tutanak düzenlenmesi biçimindeki somut olayda, resmi belgenin düzenlenmesinde yalan beyan suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı; bununla birlikte sanığın, işlediği suç nedeniyle kendisi hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılmasını engellemediği, başkasının kimliğini ya da kimlik bilgilerini kullanarak kendisini suçsuz, kimliğini ya da kimlik bilgilerini kullandığı gerçek kişiyi ise işlemediği bir suçun faili olarak göstermediği anlaşıldığından 5237 sayılı Kanun’un 268 inci maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen suçun unsurlarının da oluşmayacağı, sanığın eyleminin 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 40 ıncı maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen “kimliği hakkında gerçeğe aykırı beyanda bulunmak” kabahatini oluşturduğu gözetilmeden hüküm kurulması, hukuka aykırı bulunmuştur.
B. Sanık Hakkında Resmi Belgede Sahtecilik Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden
Yargılama sürecindeki işlemlerin usul ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdani kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, suçun sübutu konusunda bir isabetsizlik görülmemiştir.
Ancak;
1. Oluş ve kabule göre sanık hakkında zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,
2. Sanık hakkında cezasının ikinci kez mükerrirlere özgü infaz rejimine çektirilmesine imkan olmadığı ve hüküm fıkrasında da bu hususa değinilmediği halde hükmün gerekçesinde cezasının ikinci kez mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmesi,
Nedenleriyle hukuka aykırılık bulunmuştur.
V. KARAR
A. Sanık hakkında Başkasına Ait Kimlik veya Kimlik Bilgilerinin Kullanılması Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden
Gerekçe bölümünün (A) bendinde başlığında açıklanan nedenlerle … 23. Asliye Ceza Mahkemesinin, 12.01.2016 tarihli ve 2015/93 Esas, 2016/12 Karar sayılı kararına yönelik sanık ve Cumhuriyet savcısının temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün Tebliğnameye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA; ancak sanığın eylemine uyan 5326 sayılı Kanun’un 40 ıncı maddesinin birinci fıkrasında öngörülen idari para cezasının miktarına göre, aynı Kanun’un 20 nci maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendinde yazılı zamanaşımının, eylemin gerçekleştiği 19.01.2015 tarihinden temyiz inceleme tarihine kadar gerçekleştiği anlaşıldığından ve yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyen bu hususta 1412 sayılı Kanun’un 322 ve 5326 sayılı Kanun’un 24 üncü maddelerinin verdiği yetkiye dayanılarak karar verilmesi mümkün bulunduğundan, 5326 sayılı Kanun’un 20 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca sanık hakkında İDARİ PARA CEZASI VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,
B. Sanık Hakkında Resmi Belgede Sahtecilik Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden
Gerekçeli bölümünde açıklanan nedenlerle … 23. Asliye Ceza Mahkemesinin, 12.01.2016 tarihli ve 2015/93 Esas, 2016/12 Karar sayılı kararına yönelik sanık ve Cumhuriyet Savcısının temyiz istekleri yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesinin birinci fıkrası gereği Tebliğname’ye uygun olarak oy birliğiyle BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
11.01.2024 tarihinde karar verildi.