Yargıtay Kararı 11. Hukuk Dairesi 2013/16350 E. 2014/5141 K. 17.03.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/16350
KARAR NO : 2014/5141
KARAR TARİHİ : 17.03.2014

MAHKEMESİ : İSTANBUL ANADOLU 14. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 06/06/2013
NUMARASI : 2013/84-2013/184

Taraflar arasında görülen davada İstanbul Anadolu 14. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 06.06.2013 tarih ve 2013/84-2013/184 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, davalı şirketin ortağı olduğunu, 11.12.2006 tarihinde yapılan olağanüstü genel kurul toplantısında yönetim ve denetim kurulunun oluşturulduğunu, müvekkilinin bu toplantıya katılmamasına rağmen hazırmış gibi gösterilip adına sahte imza atıldığını, bu sebeple anılan toplantıda alınan tüm kararların yok hükmünde olduğunu, yine yönetim kurulu üyelerinin ibralarına, şirket ana sözleşmesinin değiştirilmesine, şirketin gemi satışı için sadece yönetim kuruluna yetki verilmesine dair kararların alındığı 23.01.2007 tarihli olağan genel kurul toplantısı yaptığını, 11.12.2006 tarihli toplantıda alınan yok hükmündeki kararlara istinaden oluşturulan yönetim kurulu tarafından toplanan 23.01.2007 tarihli kararların da yok hükmünde olduğunu ileri sürerek 11.12.2006 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan tüm kararların ve 23.01.2007 tarihli olağan genel kurul kararı ile alınan ana sözleşme tadil metninin 18’inci maddesinin yok hükmünde olduğunun tespiti ile iptalini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, 3 aylık süre içinde açılmayan davanın zamanaşımına uğradığını, Bakanlık komiseri gözetiminde toplantının icra edildiğini, 23.01.2007 tarihli genel kurulunun da davacıya tebliğ edildiğini, aynı yönetim kurulunun davacının katıldığı sonraki 14.05.2010 tarihli genel kurulda da seçildiğini, davacının kötüniyetli olduğunu, davacının 07.12.2006 tarihli genel kurul toplantısına hiç bir itirazının olmadığını noter huzurunda taahhüt ettiğini, davacının bir çok genel kurulda farklı imzalar kullandığını, genel kurul kararlarının ancak Yasaya, ana sözleşmeye ve objektif iyi niyet kurallarına aykırı olması halinde iptal edilebileceğini savunarak davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre, 11.12.2006 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısına ait pay sahipleri cetvelinde ve 07.12.2006 tarihli genel kurul toplantısına davette bulunan imzaların davacının eli ürünü olmadığı Adli Tıp Kurumu raporuyla tespit edildiğinden 11.12.2006 tarihli genel kurulda alınan kararların yok hükmünde bulunduğu gibi 23.01.2007 tarihli genel kurul toplantısında
da toplantı çağrısının geçersiz olan ilk genel kurulda seçilen yönetim kurulu tarafından yapıldığı, yetkisiz kişi ve organlar tarafından çağrılan 23.01.2007 tarihli olağan genel kurul toplantısının da yok hükmünde olduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile davalı şirketin 11.12.2006 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan tüm kararların ve 23.01.2007 tarihli olağan genel kurul kararlarının yok hükmünde olduğunun tespitine karar verilmiştir.
Kararı, davalı vekili temyiz etmiştir.
1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı vekilinin sair temyiz itirazları yerinde değildir.
2- Dava, genel kurul kararlarının yokluğunun yazılı gereçeyle davanın kabulüne karar verilmiştir.
Her hak gibi genel kurul kararının butlanının ileri sürülmesi de dürüstlük kuralı çerçevesinde mümkündür. (MK 2. md). Mahkemenin, butlanın ileri sürülmesinin dürüstlük kuralına aykırı veya hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olup olmadığını her olay da resen, somut olayın özelliklerini, davacıların gayesini, icapsız olarak geciktirilip geciktirilmediğini incelemesi gerekir. Bu durumda, davanın açıldığı tarih gözönüne alındığında 11.12.2006 ve 23.01.2007 tarihli gerek kurul kararlarının tarihli yokluğunun ileri sürülmesinin MK’nın 2. Maddesine aykırı olup olmadığı tartışılarak bir karar verkmek üzere mahkemece verilen kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda 1 nolu bentte açıklanan nedenle davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi ile hükmün ONANMASINA, 2 nolu bentte açıklanan nedenle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, ödediği temyiz ilam harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 17.03.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.