YARGITAY KARARI
DAİRE : 11. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2013/18125
KARAR NO : 2014/19043
KARAR TARİHİ : 04.12.2014
MAHKEMESİ : İSTANBUL ANADOLU 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ : 20/03/2013
NUMARASI : 2011/1004-2013/148
Taraflar arasında görülen davada İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 20/03/2013 tarih ve 2011/1004-2013/148 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 02.12.2014 günü başkaca gelen olmadığı yoklama ile anlaşılıp hazır bulunan davacı vekili Av. T.. Ş.. dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:
Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirketin 900.068 payının maliki ve 2008-2009-2010 yıllarında yönetim kurulu başkan yardımcısı ve genel müdürü olduğunu, 28/06/2011 tarihli genel kurul toplantısında ibraya ilişkin oylamada yönetim kurulu üyelerinden …’nun, yönetim kurulu başkanı sıfatı da bulunan 900.068 pay sahibi İ.. G..’nun ret oyu ile davacının ibra edilmediğini, oysa 2009 yılında tüm dünyayı etkileyen kriz nedeniyle hafif ticari araç satışlarının durma noktasına gelmesine rağmen, davacının genel müdür olarak çalıştığı dönemde şirketin imalat rekoru kırdığını ileri sürerek, 28/06/2011 tarihli olağan genel kurul toplantısında müvekkili hakkında alınan ibra edilmeme kararının iptalini talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, somut olayda dava konusu genel kurul kararının iptali için gerekli yasal koşulların oluşmadığı, alınan kararda yasanın emredici hükümlerine ve dürüstlük kurallarına aykırılık teşkil edecek herhangi bir durumun da mevcut olmadığı, aksinin de davacı tarafça ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Kararı, davacı vekili temyiz etmiştir.
Dava, davacı yönetim kurulu üyesi tarafından, davalı şirketin 28.06.2011 tarihli genel kurul toplantısında, kendisinin ibra edilmemesine dair alınan kararın iptali istemine ilişkindir.
Dairemizin yerleşmiş uygulamasına göre, bir yönetim kurulu üyesinin kendisinin ibra edilmemesine dair genel kurul kararının iptali davası açabilmesi için bu kararın alındığı tarihten itibaren makul bir süre geçtiği halde aleyhine sorumluluk davası açılmaması gerekir.
Aksi halde yani bir sorumluluk davası açılması halinde, yöneticinin kendisinin ibra edilmemesine dair kararın iptalini istemekte hukuki yararı yoktur. Zira anılan ibra edilmeme kararının yerinde olup olmadığı, açılmış bulunan bu sorumluluk davasında somut nedenleriyle birlikte incelenip değerlendirilecektir. Ancak dava konusu 28.06.2011 tarihli genel kurul toplantısında, davacının ibra edilmemesi kararının yanında, aynı zamanda davacı hakkında sorumluluk davası açılmamasına da karar verildiğinden, somut uyuşmazlık yönünden davacı yönetim kurulu üyesinin işbu davanın açılmasında hukuki yararı bulunmaktadır.
Mahkemece dava konusu genel kurul kararının yasaya, anasözleşmeye ve iyiniyet kurallarına uygun ve yerinde olup olmadığının tespiti için görüşüne başvurulan bilirkişi raporunda, davalı şirketin defterlerinin usulüne uygun olarak tutulduğu, şirkette 2010 yılında önemli ölçüde kar artışı yaşandığı, genel kurul toplantısının yasaya ve anasözleşmeye uygun yapıldığı, iyiniyet bakımından ise takdirin mahkemeye ait olduğu belirtilmiş, mahkemece karar yerinde nedenleri açıklanmadan dürüstlük kurallarına aykırılık teşkil edecek herhangi bir durumun dosya kapsamı itibariyle mevcut olmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Oysa davacı yönetim kurulu üyesinin ibra edilmemesine karar verilebilmesi için bu kararı haklı kılacak nedenlerin de dosya kapsamından anlaşılması gereklidir. Davalı şirket vekili tarafından sunulan cevap dilekçesinde dahi dava konusu kararın şirketin iki ortağının kişisel anlaşmazlığından dolayı alındığı ve davanın şirketin diğer büyük hisseli ortağına ihbarını istedikleri bildirilmiştir. Yine yukarıda değinilen bilirkişi raporunda davalı şirketin defterlerinin kapanış tasdiklerinin usulüne uygun olarak yaptırıldığı, defterlerin usulüne uygun olarak tutulduğu ve şirketin 2010 yılında dikkate değer ölçüde kar elde ettiği tespit edilmiştir. Ayrıca aynı genel kurul toplantısında yönetim kurulu faaliyet raporu, bilanço ve kar zarar cetveli görüşülüp kabul edilmiş, ibra edilmeyen davacının aleyhine sorumluluk davası açılmamasına karar verilmiştir. Tüm bu veriler dava konusu genel kurul kararının keyfi olarak alındığını ve afaki iyiniyet kurallarına aykırı olduğunu göstermektedir.
Bu durum karşısında mahkemece, dava konusu genel kurul kararının iyiniyet kurallarına aykırı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, kararın bu nedenle davacı yararına bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile kararın davacı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 1.100,00 TL duruşma vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davacıya iadesine, 04.12.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.